Son İletiler

#1
Hukuk Programları / UYAP Downloader Uygulaması ile...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 10 Mayıs 2022, 02:31:35
UYAP Downloader, İstanbul Barosu Bilgi İşlem Servisi tarafından yapılan Meslektaşlarımızın UYAP üzerinden dava dosyalarını bilgisayarlarına kolaylıkla Tek Tıkla indirmesini sağlayan ve chrome uzantısı olarak dağıtılan ücretsiz bir araçtır.

Uygulamamız UYAP dosyasındaki tüm evrakları, sayfa içerisindeki html koddan ayrıştırarak üst klasör adlarıyla birlikte oluşturarak toplu biçimde sırayla indirmeye başlatmasından ibarettir.

Bu uygulma ile meslektaşlarımız, klasör veya evrak taşımadan kolayca dava dosyalarını bilgisayar ortamında erişebilme imkanına sahip olacaktır.

UYAP Downloader eklentisini google chrome yüklü Windows ve Macintosh bilgisayarlarda aşağıdaki linkten veya google chrome web mağazasından ücretsiz indirebilirsiniz.

UYAP Downloader'ı İNDİR

UYAP Downloader'ı tarayıcınıza eklediğinizde adres barınızın sağ tarafında uygulamamızın logosu oluşacaktır.  Dilerseniz Chrome tarayıcınızın eklentiler bölümünden uygulamayı tarayıcınıza sabitleyebilirsiniz.

UYAP DOWNLOADER'ı KULLANMAK İÇİN;
Avukatımız öncelikle UYAP Avukat Portal'a giriş yapar,

Avukat Portaldan bilgisayarına indirmek istediği dava dosyasını açar,

Evrak sekmesini tıklayıp evrakları ekranda belirdikten sonra,

Adres barının sağında veya eklentiler bölümünde yer alan İstanbul Barosu UYAP Downloader logosuna tıklar,

Açılan pencerede İNDİR tıklanır ve evrakların inmesi beklenir,

İndirilen evraklar bilgisayarınızın indirilenler klasörünün içinde tüm klasör yapısı ile oluşturulur,

Aracımız, sadece UYAP Avukat Portal sayfasında ilgili dosya içerisinde evrak sekmesine giriş yapıldığında kullanılabilir.

İndirme işleminin detayları açılan pencere üzerinde gözükecektir.

UYAP yoğunluğundan kaynaklanan ve o anda indirilemeyen evraklar için tekrar indir imkanı sunulmuştur.

Yoğunluktan etkilenmemek için UYAP Downloader'ı mesai saatleri dışında kullanmanızı tavsiye ediyoruz.

Önemli Not: İstanbul Barosu'nca geliştirilmiş bu uygulamada tüm işlemler kullanıcının bilgisayarında gerçekleşmektedir, dosyalar, evraklar, linkler herhangi bir uzak sunucuya veya uzak bilgisayara kopyalanmaz,verileriniz toplanmaz, indiren kişi dışında hiçbir suretle kaydı tutulmaz.

Rastladığınız hatalar için admin@istanbulbarosu.org.tr adresine geri bildirim yapabilirsiniz.

İSTANBUL BAROSU

UYGULAMAMIZIN EKRAN GRÜNTÜLERİ




#2
Danıştay Onikinci Dairesi, soruşturmacının kademe ilerlemesinin durdurulması cezası teklif etmesi halinde disiplin amirlerinin dosyayı disiplin kurullarına sevk etmesi gerektiği, doğrudan başkaca bir alt ceza vermek suretiyle işlem tesis etmelerinin mevzuata aykırı olduğuna hükmetti!

Dava konusu olayda, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Terör ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Şubesinde tedviren müdür olarak görev yapan davacı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/B-(a) maddesi uyarınca "kınama" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali için dava açmıştır.

Danıştay Onikinci Dairesi; soruşturmacı tarafından teklif edilen cezanın; soruşturma raporunda, davacı ve tanık ifadelerinde, maddi olayın değerlendirilmesinde, olayın tahlilinde veya suç ile ceza arasındaki oran ya da 125 nci maddenin fıkra, bent veya alt bentlerin uygulanmasında eksiklik ve tutarsızlıkların bulunması ve benzeri nedenlerle disiplin amiri tarafından uygun görülmemesi halinde, gerekçeleri de belirtilmek suretiyle, söz konusu raporun soruşturmacıya iade edilmesi ve yeniden soruşturma düzenletildikten sonra, soruşturma raporundaki teklifin "uyarma, kınama, aylıktan kesme" cezası ise, disiplin amirince değerlendirilmesi; söz konusu teklifin "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezası ise işlem dosyası hakkında bir karar verilmek üzere "Bakanlık Disiplin Kurulu"na sevk edilmesi gerektiği; bu usul hükümlerine uyulmadan, davacının, disiplin amiri tarafından doğrudan "kınama" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığına hükmetmiştir.

T.C
DANIŞTAY
ONİKİNCİ DAİRE

Esas No: 2021/1851
Karar No : 2021/1125

KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN
(DAVALI) : Adalet Bakanlığı
VEKİLİ : Av...

KARŞI TARAF (DAVACI : ..

VEKİLİ : ..

İSTEMİN KONUSU : Ankara 9. İdare Mahkemesinin 21/06/2012 tarih ve E:2011/1808, K:2012/898 sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onikinci Dairesinin 22/03/2016 tarih ve E:2016/820 K:2016/1536 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. Maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. Maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ

Dava konusu istem: Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Terör ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Şubesinde tedviren müdür olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/B-(a) maddesi uyarınca "kınama" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 08/07/2011 tarihli işlemin iptali istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Ankara 9. İdare Mahkemesinin 21/06/2012 tarih ve E:2011/1808, K:2012/898 sayılı kararıyla; davacının kademe ilerlemesinin durdurulma cezası ile cezalandırılmasının teklif edilmesi üzerine dosyanın bakanlık disiplin kuruluna havale edilmesi gerektiği, ancak teklifin reddedilmesi halinde dosyanın disiplin amirince incelenebileceği, bu nedenle, muhakkik tarafından teklif edilen kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının doğrudan disiplin amiri tarafından değerlendirilerek, anılan fiilin kınama cezası kapsamına girdiği kanaatine varılarak tesis edilen işlemde yetki unsuru yönünden hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Daire Kararının Özeti : Danıştay Onikinci Dairesinin 22/03/2016 tarih ve E:2016/820 K:2016/1536 sayılı kararıyla; temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI: Davacı hakkında disiplin cezasına neden olayı ile ilgili disiplin soruşturması açıldığı, soruşturma sonucunda davacının üzerine atılı fiili işlediğinin sübuta erdiğinin anlaşılması üzerine davacının eylemine uyan dava konusu disiplin cezası ile cezalandırıldığı, dava konusu işlemde mevzuata aykırı bir yön bulunmadığı, işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ SUAT ŞAHİN'İN DÜŞÜNCESİ: Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince; Danıştay Başkanlık Kurulu'nun 18/12/2020 tarih ve 2020/62 sayılı "Danıştay Dava Daireleri Arasındaki İş Bölümü Kararı" uyarınca Dairemize devredilen dosya incelenerek işin gereği görüşüldü:

Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. Maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. Maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onikinci Dairesinin 22/03/2016 tarih ve E:2016/820, K:2016/1536 sayılı karar kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı hakkında; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Terör ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Şubesinde tedviren müdür olarak görev yapmakta iken, raporlu olduğu günler içerisinde adına fazla çalışma saatleri tahakkuk ettirilerek haksız olarak fazla çalışma ücreti aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma sonucu düzenlenen 4/7/2011 tarihli raporda, isnad edilen fiilin sübuta erdiği belirtilerek disiplin yönünden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/D-(f) maddesi uyarınca "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği, ancak disiplin amiri tarafından davacının eyleminin, yanlışlıktan kaynaklandığı kanaatine varılarak 657 sayılı Kanun'un 125/B-(a) maddesi uyarınca "kınama" cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.

Davacı tarafından, "kınama" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'nün 08/07/2011 tarihli işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/B-(a) maddesinde, "Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kusurlu davranmak" fiili, kınama cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmış; aynı Kanun'un 125/D-(f) maddesinde, "Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiili, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Disiplin Cezası Vermeye Yetkili Amir ve Kurullar" başlıklı 126. Maddesinin birinci fıkrasında, "Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından; kademe ilerlemesinin durdurulma cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulu kararı alındıktan sonra atamaya yetkili amirler, il disiplin kurullarının kararlarına dayanan hallerde Valiler tarafından verilir." hükmüne; üçüncü fıkrasında ise " Disiplin Kurulu ve yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, cezayı kabul veya reddeder. Ret halinde atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası vermekle serbesttirler." hükmüne yer verilmiştir.

657 sayılı Kanun'un "Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri" başlıklı 134. Maddesinde: "Disiplin ve soruşturma işlerinde kanunlarla verilen görevleri yapmak üzere Kurum merkezinde bir Yüksek Disiplin Kurulu ile her ilde, bölge esasına göre çalışan kuruluşlarda bölge merkezinde ve kurum merkezinde ayrıca Milli Eğitim müdürlüklerinde birer Disiplin Kurulu bulunur. Bu kurulların kuruluş, üyelerinin görev süresi, görüşme ve karar usulü, hangi memurlar hakkında karar verebilecekleri ve disiplin amirlerinin tayin ve tespitinde uygulanacak esaslar ile bunların yetki ve sorumlulukları gibi hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmü yer almaktadır.
Anılan Kanun'un 134 üncü maddesine dayanılarak Bakanlar Kurulunun 17/09/1982 tarihli ve 8/5336 sayılı Kararı ile hazırlanarak 24/10/1982 tarihli ve 17848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelikte; Disiplin amirleri'nin uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını vermeye yetkili oldukları; Disiplin kurulları'nın Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası teklifini değerlendirmeye; Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı yapılan itirazları değerlendirmeye yetkili oldukları kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Yukarıdaki açık metinlerine yer verilen mevzuat hükümlerine göre uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin disiplin cezası tekliflerinin hangi amir ve kurul tarafından karara bağlanacağı; karara bağlanan disiplin cezalarının ise, hangi kurullar tarafından onaylanacağı belirlenmiştir. Bu kapsamda disiplin kurullarının ayrı bir ceza tayinine yetkisi olmadığı açık olmakla birlikte, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren eylem nedeniyle yapılan soruşturma sonucu soruşturmacı tarafından önerilen cezayı değerlendirecek olan disiplin kurullarının eylemi sabit görmesi, ancak geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olanlar ve ödül veya başarı belgesi alanlar için bir alt ceza uygulanması yönünde bir kanaate varması halinde; disiplin kurullarının bu yetkilerini kendilerinin kullanacağı, verecekleri kararların da Kanunda belirtilen makamlar tarafından onaylanacağı kuşkusuzdur.

Bakılan olayda, Terör ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Şubesinde tedviren müdür olarak görev yapan davacının 2011 yılı Mayıs Ayında raporlu olduğu günler içerisinde adına fazla çalışma saatleri tahakkuk ettirerek "fazla çalışma cetvelini" bağlı bulunduğu Hakime imzalattırmadan, çalışmadığı halde haksız olarak fazla çalışma ücreti aldığının sabit görülmesi nedeniyle hakkında yürütülen soruşturma sonucu düzenlenen raporda, soruşturmacı tarafından, disiplin yönünden 657 sayılı Kanun'un 125/D-(f) maddesi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesinin teklif edildiği, bu teklifin disiplin amirince soruşturma raporunda içinde yer alan işlem dosyası Bakanlık Disiplin Kuruluna sevk edilmeden, Disiplin Amirince değerlendirilmesi sonucu 2011 yılı Mayıs Ayı Fazla Mesai Cetvelinin .... (davacı) tarafından hazırlanıp imzalandıktan sonra imzalanmak üzere aynı şubede görevli memur .. tarafından yetkili Tetkik Hakimi ...'e imzalatmayı unuttuğu ve imzalanmayan mesai ücreti cetvelinin bütçe şubesine verilmesindeki "kusurlu" davranışın karşılığı eylemin 657 sayılı Kanun'un 125/B-(a) kapsamında bulunduğu kanaatine varılarak disiplin amirince "Kınama" cezası ile cezalandırılmıştır.

Soruşturmacı tarafından teklif edilen cezanın; "soruşturma raporunda, davacı ve tanık ifadelerinde, maddi olayın değerlendirilmesinde, olayın tahlilinde veya suç ile ceza arasındaki oran ya da 125. Maddenin fıkra, bent veya alt bentlerinin uygulanmasında eksiklik ve tutarsızlıkların bulunması ve benzeri nedenlerle" disiplin amiri tarafından uygun görülmemesi halinde, gerekçeleri de belirtilmek suretiyle, söz konusu raporun soruşturmacıya iade edilmesi ve yeniden soruşturma raporu düzenletildikten sonra, soruşturma raporundaki teklifin "uyarma, kınama, aylıktan kesme" cezası ise, disiplin amirince değerlendirilmesi; söz konusu teklifin "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezası ise işlem dosyası hakkında bir karar vermek üzere "Bakanlık Disiplin Kurulu"na sevk edilmesi gerektiği açık olup; bu usul hükümlerine uyulmadan davacının disiplin amiri tarafından doğrudan "kınama" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmaktadır.

Bu duruma göre; İdare Mahkemesi kararında yer verilen iptal gerekçesinde hukuki isabet bulunmamakta ise de, sözü edilen husus, hüküm fıkrası itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

1-Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,

2-Dava konusu işlemin iptaline ilişkin, Ankara 9. İdare Mahkemesinin 21/06/2012 tarih ve E:2011/1808, K:2012/898 sayılı kararının 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesi uyarınca YUKARIDA BELİRTİLEN GEREKÇEYLE ONANMASINA

3-Davalı idare tarafından karar düzeltme aşamasında yapılan yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, 09/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.





#3
İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN, alacaklı tarafından HARİCEN TAHSİL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN ÖDEMELERİN alacaklı tarafça icra dosyasına bildirilmediği sürece, BORÇLUNUN TALEBİ ÜZERİNE BORÇ HESABINDA DİKKATE ALMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Ancak, borçlunun takibin kesinleşmesinden sonraki harici ödeme iddiasının İİK'nın 33/2. maddesi uyarınca her zaman icra mahkemesinde ileri sürülmesi mümkündür. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2019/2011 KARAR NO: 2021/1425-YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2021/10169 KARAR NO:2022/3450


Yukarıdaki karar gereğince alacaklının haricen tahsil talebinde bulunması gerekir. Bulunmaz ise bu aşamada menfi tespit davası açmanız gerekecektir ancak takipten sonra açılan menfi tespit davalarında mahkemece icra takibinin tedbiren durdurulmasına karar verilmeyip mahkeme veznesine yatırılacak % 15 teminat karşılığında icra dosyasına yapılan ödemelerin alacaklıya ödenmemesine karar veriliyor. Böyle bir tedbir kararı sonrası icra takibinin devam etmemesi için icra dosyası borcunun da ödenmesi gerekir.
#4
Tüm üstadlarıma selamlar ile. Sizlere bir sorunumuzdan bahsetmek istiyorum. Biz borçlu tarafız ve alacaklı tarafla Haricen Tahsil işlemi gerçekleştirdik. Ayrıca aramızda bir protokol anlaşma imzalayarak dosyanın kapatılacağına karar verdik. Lakin haricen tahsil yapılmasına rağmen Alacaklı tarafça ''Haricen Tahsille Dosyanın Kapatıldığına'' ilişkin dosyaya bildirimde bulunulmuyor ve dosya kapatılmıyor (faiz vs işliyor). Burada yapabileceğimiz çareler nedir dosyanın kapatılması için, Menfi Tespit Açsak bile mahkemeden çıkan kararda dosyanın kapatılması yönünde bir tedbir alınıyor mu veya icrai bir karar? Yardımlarınızı bekliyorum...
#5
Alıntı yapılan: Özgür KOCA - 05 Ağustos 2016, 00:09:27
T.C.
Yargıtay
23. Hukuk Dairesi
Esas No:2014/6183   Karar No:2015/2209


MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunanlar...... ve ... vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

- K A R A R -
Şikayetçi vekili, müvekkilinin TMSF'nin İştiraki olup, şirketin %75,025 hissesinin TMSF'ye ait olduğunu, şikayete konu alacakların TMSF'den devir ve temlik alındığını, yapılan sıra cetvelinin usul ve yasaya uygun olmadığını, hangi taşınmazlara ilişkin sıra cetveli yapıldığına dair açıklık bulunmadığını, sıra cetvelinde pay ayrılan ...nin haczinin düştüğünü, şikayet olunanların haczi ayakta kabul edilse bile müvekkilinin haczinin kamu haczi olması nedeniyle garameten pay ayrılması gerektiğini, müvekkiline ait alacakların başlangıçta ...emlik edildiğini, TMSF'ye temlik edildiği anda yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesi gereğince kamu alacağına dönüştüğünü, aynı alacakların temlik sözleşmeleriyle müvekkiline temlik edildiğini, BK'nın 168. maddesine göre, temlikle, alacak üzerindeki rüçhan hakkının temlik alana geçtiğini, 6183 sayılı Kanun'da yer alan imtiyazlardan müvekkilinin de yararlandığını ileri sürerek, şikayet olunan ...'nin sıra cetvelinden çıkarılmasını, müvekkili şirketin alacağının kamu alacağına dönüşmesi nedeniyle garameye dahil edilmesi suretiyle sıra cetvelinin yeniden düzenlenmesini talep ve şikayet etmiştir.

Şikayet olunan...vekili, müvekkilinin haczinin düşmediğini, süresinde haciz istenip, satış avansının yatırıldığını, şikayetçinin alacağının imtiyazlı alacak olmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan ... vekili, şikayetçinin garame iddiasını kabul etmediklerini, ancak, müvekkiline tebliğ dahi edilmeyen sıra cetvelinin usulüne uygun olmadığını, birinci sırada bulunan ...'ye ait haczin düştüğünün sıra cetvelinden dahi anlaşıldığını, ikinci sıradaki...'nin bulunduğu yerin de doğru olmadığını, şikayetçinin garameten dahi olsa pay isteme hakkının bulunmadığını, müvekkili bankanın ilk sırada bulunması gerektiğini savunarak, sıra cetvelinin yeniden düzenlenerek, paranın müvekkiline ait ... İcra Müdürlüğü'nün 2010/2170 E. sayılı dosyasına gönderilmesi istemiştir.

Şikayet olunanlar ... ve ... vekili, müvekkili kurumların sıra cetvelindeki yerleri ve paylarının aleyhe değiştirilmesinin mümkün olmadığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Şikayet olunan ...den temlik alan ...vekili, şikayetin reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sıra cetvelinde 1. sırada alacaklı gösterilen ... vekilinin 19.08.2002 tarihli talebi üzerine 21.08.2002 tarihi itibariyle haciz konulduğu, 04.11.2002 tarihinde satış avansının, 20.04.2004 tarihinde ek avansın yatırıldığı, bu nedenle de haczinin düşmediği, şikayetçi alacağının amme alacağı kapsamında olduğu ve 6183 sayılı yasanın 21/ı maddesi uyarınca takip dosyasındaki alacakları nedeniyle ihalesi yapılan taşınmazlar üzerine 28.08.2006 günü itibariyle haciz konulduğu, söz konusu hacizlerin aynı Kanun hükmü uyarınca geçerli olduğu ve garameten paylaşılması gerektiği halde garame uygulanmadan sıra cetveli düzenlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, şikayet olunan... vekili tarafından süresinde usulüne uygun sıra cetveline karşı şikayette bulunulmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle, sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı, şikayet olunanlar ... ... ve ... vekilleri temyiz etmiştir.

Şikayetçi tarafça, TMSF'ye devrolunan...ye ait alacakların ...'den devir ve temlik alındığı, temlik alınan alacaklar yönünden Fona tanınan hak ve yetkilerin kullanıldığı, kamu alacağına dönüşen şikayetçi alacağına pay ayrılması gerektiği ileri sürülerek, sıra cetveli şikayet edilmiştir.

01.11.2005 tarih ve 25983 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 168/A fıkrasında, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve bunu değiştiren tüm kanunların bu kanunun geçici maddesindeki düzenlemeler hariç olmak üzere yürürlükten kaldırdığı belirtilmiştir.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun, geçici 11/1. maddesinde, "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce, 26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri, ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilir." hükmü düzenlenmiştir.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun geçici 11. maddesi gereğince uygulanmasına devam edilen 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesinin ilk cümlesi, "Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. 14 üncü maddenin (6) numaralı fıkrasının (b) bendi ile verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla, Fon kaynakları ile her türlü alacaklarının ve hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bankaların; yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarından, bu ortakların yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya başkalarıyla birlikte elinde bulundurdukları şirketlerden ve iştiraklerinden, yönetim ve denetim kurulu üyeleri, genel müdür ve yardımcıları, kredi komitesi başkan ve üyeleri ile imzaları bankayı ilzam eden memurları ve bunların eş ve çocuklarından olan alacakları ile hisseleri Fona intikal eden diğer bankaların bunlardan olan alacaklarından Fon tarafından devralınanlar ile (7) numaralı fıkranın (b) bendinde belirtilen kişilere ait olup Fon tarafından devralınan alacakların takip ve tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.

Somut olayda, şikayetçi tarafça, bu hükme dayalı olarak fonun her türlü alacağının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olduğu iddia edilmektedir. Oysa, doktrinde ...'nin Türkiye Barolar Birliği Dergisi'nin 2012(101)'de yayınlanan...nin Özel Hukuktan Kaynaklı Alacaklarını Tahsilde Yetkisini Aşması Sorunu" konulu makalesinde de açıklandığı üzere;

Türk İcra Hukuku, ikili bir ayrıma dayanmakta, özel hukuktan kaynaklı alacakların takip usulü 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, amme alacaklarının takip ve tahsil usulü ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'la düzenlenmektedir.

6183 sayılı Kanun'un kapsamını düzenleyen 1. maddesinde özel alacaklar ile amme alacakları ayrılmakta, 6183 sayılı Kanun'un sadece amme alacaklarının tahsilinde uygulanacağı ortaya konulmaktadır. Kanun'a göre, özel alacak- amme alacağı ayrımında esas alınacak iki ölçüt bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Kanun metninde de belirtildiği üzere sadece devlet, il özel idareleri ve belediyelerin amme alacaklısı olabilecekleridir. Bunun dışındaki kuruluşlar, başkaca konularda kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olsalar dahi, amme alacaklısı sayılamazlar.
Bununla beraber çeşitli kanunlarda, devlet, il özel idareleri ve belediyeler dışında kalan kuruluşların alacaklarının tahsilinde de 6183 sayılı Kanunun uygulanacağına yönelik atıflar yapılabilmektedir. Ancak bu tür atıflar sadece diğer kuruluşlara ait alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'da öngörülen cebri icra yollarının kullanılmasına olanak tanımakta, bu kuruluşlara ait alacakları amme alacağı statüsüne sokmamaktadır.

Kaldı ki, bir alacağın salt devlet, il özel idaresi ya da belediye'ye ait olması dahi bu alacağın 6183 sayılı Kanun kapsamında bir amme alacağı olarak tanımlanmasını ya da bu Kanun dairesinde tahsilini sağlamayacaktır. 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre devletin, il özel idarelerinin ve belediyelerin sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan kaynaklanan alacakları 6183 sayılı Kanun'un kapsamına girmemektedir.

TMSF; devlet, il özel idaresi ya da belediye tüzel kişiliği içinde yer almadığına göre, 6183 sayılı Kanun'un 1. maddesine göre, Fon'un her türlü alacağının amme alacağı sayılamayacağının kabulü gerekir. Bununla beraber 4389 Kanun'un 15/3. maddesinin ilk cümlesinin Fon alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'un uygulanacağı yönündeki düzenlemesi, Fonun hiçbir ayrım yapılmadan tüm alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.

Kamu gücünü kullanan –devlet- dahil olmak üzere hiçbir kuruluşun –sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme dahil- tüm alacaklarını 6183 sayılı Kanun dairesinde tahsil yetkisi bulunmazken, TMSF'nin her türlü alacağında 6183 sayılı Kanun'u kullanması mümkün müdür? sorusu haklı olarak zihinlere takılmaktadır. "Fon alacağı" birbirini bütünleyen iki kelimeden oluşan bir kavram olarak görüldüğünde ve 6183 sayılı Kanun'un lafzı ve ruhu da gözetildiğinde ise "fon alacağı" kavramının TMSF'nin tüm alacaklarını kapsamayacağı sonucuna ulaşılacaktır.
Gerçekten 4389 sayılı Kanun'un 15/3 maddesinin ilk cümlesi Kanun'un diğer maddelerinden bağımsız bir biçimde okunduğunda, ilk olarak Fonun her türlü alacağının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasına izin verildiği izlenimini doğurmaktadır. Oysa, Kanun'un sistematik yorumu halinde durum farklıdır. Özel hukuk kaynaklı alacakların 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilmek istenmesi 5411 ve mülga 4389 sayılı kanunlara aykırıdır. 4389 sayılı Kanun'da, "fon alacağı" özel bir kavram olarak düzenlenmiş ve fon alacağı statüsüne giren alacakların 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilebileceği hüküm altına alınmıştır.

4389 sayılı Kanun'un 15/7-b bendinde "Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiş, diğer anlatımla banka hâkim ortakları ve yöneticilerinin usulsüz kredilerle bankaların içini boşaltması ile doğan alacakların Fon alacağı sayılacağını hükme bağlanmıştır.

Kaldı ki, 4389 sayılı Kanun'da 5020 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle, Fon alacağı yanında 15/a maddesi hükmü ile ayrıca bir de "hazine alacağı" kavramı ihdas edilmiş, böylelikle Fon birimlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, dolanlı işlemlerle bankalardan boşaltılan kaynakların 6183 sayılı Kanun dairesinde Hazine tarafından da takip edilebilmesine imkan tanınmıştır. "Hazine alacağı" kavramını getiren düzenlemede, sadece muvazaalı işlemlerle elde edilen ya da edindirilen banka kaynaklarından bahsedilmekte, batık bankalarla muvazaalı bir işlem yapmamakla birlikte, bu bankalara kredi borcu olan kişilerden olan alacakların hazine alacağı olarak nitelendirilmediği de dikkat çekmektedir.

4389 sayılı Kanun'da 6183 sayılı Kanun dairesinde takip edilebilecek başkaca fon alacaklarından da söz etmek mümkündür. Örneğin, 15/2. maddesi hükmünde sözü geçen Fon tarafından kesilen para cezaları ya da bankaların ödemek zorunda oldukları sisteme giriş payları bu kapsamda değerlendirilebilir.

4389 sayılı Kanun'u, 15. maddesi dışında ilga eden 5411 sayılı Kanun'da da, aynı yaklaşım sürdürülmektedir. 5411 sayılı Kanun'un 101, 108 ve 130. maddelerinde Fonun kaynak ve alacakları sayılmıştır. Buna göre, Kanun'un 101. maddesiyle bankaların fona ödemeleri gereken katılma paylarının, Kanun'un 108. maddesiyle, el konulan bankaların hâkim ortakları ve bunların yöneticilerine yöneltilecek takiplerin, 130. maddesiyle de idari para cezaları, mevduat ve katılım sigorta primlerinin ve kamu hukukundan doğan sair kalemlere ilişkin takiplerin 6183 sayılı Kanun'a göre takip edileceği düzenlenmiştir.

Böylelikle TMSF'ye devredilen bankaların tüm alacakları aynı hukuksal statüye alınmamış, banka hâkim ortağı, yöneticisi veya bunların yakın eş ya da çocukları olmayan üçüncü şahıs borçluların özel borçları için 6183 sayılı Kanun'un uygulanması düzenlenmemiştir. Bir başka anlatımla, hangi kalem alacakların "fon alacağı" sayılacağı 4389 sayılı Kanun'la belirlenmiş, banka hâkim ortağı üst düzey yöneticisi veya bunların eş ya da çocuğu olmayan ve dolanlı işlemlere dayanmayan üçüncü kişilere ait borçların Fon alacağı sayılacağına ilişkin hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Buna rağmen, adi bir borç niteliği taşıyan ve banka hâkim ortağı yöneticisi ve bunların eş ya da çocuklarına ait olmayan borçların da fon alacağı gibi tahsil edilmek istenmesi hukuken doğru bir usul değildir.

Konuyu 6183 sayılı Kanun perspektifinden de ele almak mümkündür. 6183 sayılı Kanun'un "Kanunun Şumulü (kapsamı)" başlıklı 1. maddesi açık bir biçimde sözleşmeden, haksız fiilden ve haksız iktisaptan doğan kamu alacaklarının 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilemeyeceğini vaz etmektedir.

4389 sayılı Kanun'un 15/7-b bendinde yer verilen banka kaynaklarının dolanlı işlemlerle banka hakim ortakları ve yöneticileri tarafından yapılan muvazaalı işlemlerle boşaltılması halinde, bu işlemler görünüşte bir sözleşmeye dahi dayansa, gerçek mahiyetleri farklı olduğundan, TMSF'ye bu kısım alacakların 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil yetkisi tanınmasında hukuka aykırılık yoktur. Gerçekten, dolanlı işlemlerle elde edilen bu kısım haksız kazançlar hukuken geçerli sayılabilir bir sözleşmeye dayanmayacağı gibi, bu şekilde elde edilen haksız kazançlar 4389 sayılı Kanun'da yapılan açık atıfla 6183 sayılı Kanun dairesinde tahsil edilebilir.

Oysa hiçbir dolanlı işlem olmaksızın batık bir bankadan aradaki kredi sözleşmesi gereğince kredi kullanan borçlunun bu borcunun bir sözleşmeden doğduğu açıktır. Dolayısıyla batık bankanın Fona intikal etmesi ile beraber alacaklı sıfatının kamuya geçmiş olması, bu alacağın 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil edilebileceği sonucunu doğurmayacaktır. Bir başka anlatımla, bir sözleşme kaynaklı alacak, eğer 4389 sayılı Kanun'da sayılan dolanlı bir işlem niteliği taşımıyorsa amme alacağı niteliği kazanamaz.

Fon'un her türlü alacağının amme alacağı kabul edilmesi halinde banka kaynaklarının dolanlı işlemlerle kullanılmasında hiçbir dahli olmayan herhangi bir bankadan otomobil ya da ihtiyaç kredisi almış kişilerin de 6183 sayılı Kanun'a göre takip edileceği gibi bir sonuç çıkar. Bir başka anlatımla, Fonun her türlü alacağının 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil etmek istenmesi, halen faaliyette olan herhangi bir banka yerine örneği...tan kullanılan (otomobil, ihtiyaç ya da konut) kredi nedeniyle borçlu olan ancak banka hakim ortakları ya da bunların yöneticisi eş ya da çocuğu olmayan herhangi bir kişi ya da şirketi, dolanlı işlemler yaptığı belirlenen banka hakim ortakları ile aynı kefeye sokmaktadır.

Üstelik bankalara borçlu olan çok sayıda kredi müşterisinin borç miktarının ihtilaflı olması, bu kişilerin aslında sorumlu bulunmadıkları tutarları 6183 sayılı Kanun'a göre ödemek durumunda kalmaları sonucunu doğurabilir. Gerçekten bir bankanın özellikle faiz hesabını hatalı yaparak müşterisini olması gerekenden daha fazla borçlu kabul etmesi ve bu bankanın daha sonra Fona intikal etmesi halinde, aslında hukuk mahkemelerinde çözülmesi gereken ihtilaf, bu alacağın Fon tarafından temlik alınması ile birden bire kamusal nitelik kazanacak ve esası itibariyle ilgisi olmadığı halde idari yargının incelemesine konu olacaktır. Özel hukuk kurallarına göre cereyan etmiş ve özel hukuk kurallarına göre çözülmesi gereken bir ilişkinin taraflardan birinin birden bire kamuya dönüşerek, borç iddiasının kamu hukuku kurallarına göre çözülmesi hukuk güvenliği açısından da kabul edilemez.

Bu durumda TMSF'nin batık bankaların hakim ortak, yönetici ve bunların eş ve çocukları dışındaki kişilerden olan alacakları Fon alacağı kapsamına girmemekte, özel hukuk kaynaklı bu alacakların tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'u değil, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerini uygulaması gerekmektedir.

Doktrinde yer alan bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir. Nitekim, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3. maddesinin ilk cümlesinin yazılış şeklinden de hisseleri Fona intikal eden bankaların alacaklarının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olacağının öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kanun koyucu, Fonun kimden olursa olsun her türlü alacağının 6183 sayılı Yasa'ya tabi olması gerektiği amacında olsa idi, anılan madde hükmünde geçen "her türlü alacaklarının" ibaresinden sonra gelen "ve" ibaresinin yerine, "veya" ibaresini kullanması, "ve" ibaresinden sonra konumları ve sıfatları belirtilen kişi ve şirketlerden olan alacaklar ile ilgili sınırlamalara yer vermemesi gerekirdi. Bu durumda, Fon'un konumları ve sıfatları belirtilen anılan kişi ve şirketlerden olan her türlü alacağı fon alacağı sayılmak istenmiştir.

Bu şekilde yorum yapılması halinde anılan maddenin yazılış şekline kendi ve Yasa'nın bütünlüğü içerisinde doğru anlam yüklenmiş olacaktır.

Somut olayda, şikayetçinin TMSF'den temlik aldığı Fon alacağının 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15/3.maddesi kapsamında Fon alacağı niteliğinde olmadığı anlaşılmakla mahkemenin aksi yöndeki kabulü doğru olmamıştır.

Öte yandan, İİK'nın 142. maddesinde, cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği düzenlenmiş olup, bu madde hükmü ile sıra cetveline itiraz hakkı takip alacaklılara tanınmış ise de her alacaklı bu hakkı haiz değildir. YHGK'nın 05.03.2008 tarih ve 19-161 E., 213 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, sıra cetveline itiraz eden alacaklının icra takibinin ve buna bağlı olarak geçerli bir haciz işleminin bulunması gerekir. Sıra cetveline yönelik itirazda bulunma yetkisi, bu itiraz üzerine düzenlenecek yeni sıra cetveline girme hakkı bulunan alacaklılara tanınmıştır. Bir diğer ifade ile bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczi ya da rehni bulunmayan alacaklının, sıra cetvelinin iptalini istemekte de hukuki yararı yoktur. Sıra cetveli bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibariyle haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenir. Aksi halde satış bedelinden pay ayrılamayacağından, adı geçenlerin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, İİK'nın 142/1. maddesine göre, "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebilir." Anılan hükümde yer alan "alakadarlar" ifadesi, kural olarak borçluyu değil, şikayet eden alacaklıdan sıra itibariyle önce olan ve pay ayrılan alacaklıları ifade eder. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara, diğer bir deyişle, kendisine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan alacaklılara yöneltilmelidir.

Bu durumda mahkemece, şikayetçinin alacağının dayanağı olan icra dosyaları incelenerek, şikayetçinin bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczi olup olmadığı, haczi mevcut ise süresinde satış isteyip istemediği, haczinin ayakta olup olmadığı, başka bir deyişle İİK'nın 106. ve 110. madde koşullarının bulunup bulunmadığı araştırılarak, öncelikle şikayetçinin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararının olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.Şikayetçinin, bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczinin bulunmadığı veya düştüğünün belirlenmesi durumunda, HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından şikayetin usulden reddine karar verilmelidir.

Şikayetçinin, sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki kararının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise, şikayet olunan Türkiye Halk Bankası A.Ş.'ye sıra cetvelinde pay ayrılmadığından, şikayetçinin anılan şikayet olunana karşı şikayette bulunmakta hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek, şikayetin bu şikayet olunan yönünden usulden reddine karar verilmelidir.

Mahkemece, açıklanan yönler üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bozmaya uyulması halinde şikayetçinin bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerinde haczinin bulunduğu ya da haczinin ayakta bulunduğunun belirlenmesi durumunda, şikayetçinin alacağının kamu alacağı olmadığı gözetilerek ve diğer şikayet olunanlar yönünden kararın temyiz edilmesiyle oluşan usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayet olunanlar ..., ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün anılanlar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
#6
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                  
ESAS NO    : 2021/4220
KARAR NO: 2021/5004
   


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu Mahmut Küpeli tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi .......... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 

Bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile  takipte; borçluların, icra mahkemesine başvurusunda,  bono üzerindeki imzanın kendilerine ait olmadığını ileri sürülerek imzaya ve borca itiraz ettikleri, İlk derece mahkemesi'nce, borçlulardan  H.K. yönünden imzaya itiraz kabul edilirken, M.K. yönünden imzaya itirazın reddine karar verildiği, borçlu M.K. tarafından iş bu karara karşı istinaf  başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun  esastan reddine karar verildiği görülmüştür.

Dava ve takip ehliyeti, kişinin kendisi veya temsilcisi aracılığıyla bir davada veya takipte usul veya takip işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan bütün gerçek veya tüzel kişiler, dava ehliyetine de sahiptir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, bazı istisnai hallerde dava ve takip ehliyetine sahiptirler. Bu durumlar dışında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, dava ve takip ehliyeti yoktur. İstisnai haller dışındaki dava ve takiplerde, kanuni temsilcileri tarafından temsil olunurlar.

Somut olayda, borçlu M.K.'nin, .......... 2 Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.05.2008 tarih 2008/145 esas 2008/498 karar sayılı ilamı  ile TMK.nun 407. maddesi gereğince vesayet altına alındığı, vesayet kararından sonra 27.11.2017 tarihinde doğrudan kısıtlı borçlu taraf gösterilerek icra takibine başlandığı görülmektedir.
 
Vesayet altına alınma kararından sonra başlatılan takipte, kısıtlıyı vasisi temsil edeceğinden ve kısıtlı adına itiraz ve şikayet haklarını vasi kullanacağından, doğrudan kısıtlı borçlu hakkında takip yapılamaz Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de re'sen gözetilmesi gerekir.
   
O halde, mahkemece, yukarıda açıklanan nedenle takibin iptali gerekirken, davanın reddine  karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18 Hukuk Dairesinin 2028/2003 Esas 2020/934 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,  Sivas 1. İcra Hukuk Mahkemesi 'nin 2017/503 Esas - 2018/322 karar sayılı kararının resen BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, bozma nedenine göre borçlunun temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 18.05.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
#7
Katma Değer Vergisi Kanunu'na göre, katma değer vergisine tabi olan müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar, memurlukça açık artırma usulü ile yapılmaktadır. Satışın yapıldığı yer, müzayede mahalli durumundadır. Verginin alınması için, satış nerede yapılırsa yapılsın açık artırma ile yapılması yeterlidir. Satışın yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana gelmekle, kesin satış bedeli de verginin matrahını teşkil etmektedir. Satış kesinleşmeden, katma değer vergisi borcunu ödeme yükümlülüğü doğmaz (İzmir BAM 12.HD.nin T:15/02/2017 E:2017/231, K:2017/355 [Kesin karar]).

------------------------------------


3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde; "Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler Katma Değer Vergisine tâbidir" hükmü yer almaktadır. Aynı Kanun'un 1. maddesinin (d) bendinde ise; müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların Katma Değer Vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

"Katma Değer Vergisi Kanunu'na göre, katma değer vergisine tâbi olan müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar, memurlukça açık artırma usulü ile yapılmaktadır. Satışın yapıldığı yer, müzayede mahalli durumundadır. Verginin alınması için,  nerede yapılırsa yapılsın satışın açık artırma ile yapılması yeterlidir. Satışın yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana gelmekle, kesin satış bedeli de verginin matrahını teşkil etmektedir. Satış kesinleşmeden, katma değer vergisi borcunu ödeme yükümlülüğü doğmaz." Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 25/05/2017 tarih,  2016/32516 Esas ve  2017/8136 Karar sayılı kararı (Gaziantep BAM 12.HD.nin T:27/11/2019, E:2019/287, K:2019/2329, Yargıtay 12.HD.nin T:14/10/2020, E:2020/649, K:2020/8596 sayılı Onama)


------------------------------------


3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde; "Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir." düzenlemesi yer almaktadır. Aynı Kanun'un 1/3-(d) bendinde, müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış olup; 15 ve 48 seri no'lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri'nin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde ise; cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye gibi nedenlerle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde; müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay'ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında katma değer vergisi alınmakta olup, Katma Değer Vergisi Kanunu'nda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki katma değer vergisi alımı, Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır.
       
Mal ve hizmetlere uygulanacak katma değer vergisi oranları, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 28. maddesine dayanılarak hazırlanan Bakanlar Kurulunun Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın birinci maddesinde belirlenmiştir. Söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı'nın 1/1-a maddesi uyarınca; ekli (I) ve (II) sayılı listelerde yer alanlar hariç olmak üzere,vergiye tabi  teslim ve hizmetler için uygulanacak katma değer vergisi oranı %18 olarak tespit edilmiş olup; anılan karara ekli (I) sayılı listenin 8. sırasında yer alan nitelikteki motorlu taşıtlar için %1 oranında katma değer vergisi alınacaktır.

Yine, KDV Kanununun, Sosyal ve Askeri Amaçlı İstisnalarla Diğer İstisnalar başlıklı  17/4-l maddesinde, Varlık Yönetim Şirketlerinin belirli hallerde KDV 'den muaf tutulduğuna ilişkin düzenleme mevcuttur.

Katma Değer Vergisi Kanunu'na göre, katma değer vergisine tabi olan müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar, memurlukça açık artırma usulü ile yapılmaktadır. Satışın yapıldığı yer, müzayede mahalli durumundadır. Verginin alınması için, satış nerede yapılırsa yapılsın açık artırma ile yapılması yeterlidir. Satışın yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana gelmekle, kesin satış bedeli de verginin matrahını teşkil etmektedir. Satış kesinleşmeden, katma değer vergisi borcunu ödeme yükümlülüğü doğmaz (Bursa BAM 6.HD.T:08/07/2020, E:2020/609, K:2020/1216 [Kesin Karar])



İİK'nun 111/a Maddesi Kapsamında Yapılan Rızaen Satışlarda KDV ve Damga Vergisi alınmayacağına dair görüşümüz için TIKLAYINIZ
#8
Alıntı yapılan: Özgür KOCA - 15 Ekim 2020, 21:35:34T.C
YARGITAY
4.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2001/009470
KARAR NO: 2002/000764
KARAR TARİHİ: 24.01.2002


İCRA MEMURUNUN KUSURU (İHALENİN FESHEDİLMESİNE SEBEBİYET VEREREK 3. KİŞİNİN ZARARINA SEBEP OLUNMASI)
ZARAR
TAZMİNAT

İcra memuru yasal düzenlemelerle belirtilen satış öncesi yapılan mahalli ilan tutanaklarının olup olmadığı, üzerinde ipotek bulunan taşınmazın satış bedelinin rüçhanı olan bu alacağı karşılayıp karşılamadığı üzerinde durmadan satış işlemini gerçekleştirmiştir. Kusurlu davranışı ile daha sonra ihalenin feshedilmesine ve ihale bedeli ile sair masrafları yatıran davacının zarara uğramasına yol açmıştır. Şu durumda mahkemece zarar kapsamı belirlenerek sonucuna göre karar verilmemiş olması hatalıdır.

(2004 s. İİK. m. 5, 114, 115, 129)

Davacı Ali Keleş vekili Avukat Emrah Baydar tarafından, davalı Adalet Bakanlığı aleyhine 13.9.2000 gününde verilen dilekçe ile icra İflas Kanunu'nun 5. maddesinden kaynaklanan icra memurunun kusur nedeniyle uğranılan zararın gideriminin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 16.5.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Maddi Tazminata yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Dava, icra takibi sonucu satılan taşınmazı satın alan davacının anılan taşınmazlarla ilgili açılan ihalenin feshi davasının satışı yapan Akyurt İcra Müdürünün kusurlu davranışı nedeniyle kabul edilmesi sonucu yatırdığı ihale bedeli ve masrafları geç alması ve bir kısmını da hiç alamaması nedeniyle zarara uğradığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davalı cevabında, davacının zararını kanıtlaması gerektiğini, ihale bedelini geri aldığını ifade eden davacının yatırmış olduğu damga vergisi, tellaliye bedeli ve dosya masraflarını talep etmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, manevi tazminatın bu davada uygulama yeri bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının icra müdürünün usulsüz işlemleri nedeniyle İcra Tetkik Merciine şikayet etme hakkına haiz olduğu, yapılan işlemlerin usulsüz olduğunu bilmesi gerektiği, davacının da kusurlu olduğu, kanunu bilmemenin mazeret sayılmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından davacının Akyurt İcra Müdürlüğünün 1995/141 talimat sayılı dosyasında ihale ile satın aldığı (1) parsel sayılı taşınmazla ilgili icra takibi borçlusu tarafından Akyurt İcra Tetkik Merciine açılan 1997/3 esas ve 1997/6 karar sayılı dosyasında Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozmasına uyularak ihalenin feshine karar verilmiştir. Anılan 12. Hukuk Dairesi bozma ilamında "satış dosyasında yöntemince mahalli ilan tutanaklarının mevcut olmadığı, taşınmazın tapu kaydında 83 milyar TL'lık ipotek bulunduğu, 51.907.700.000 TL muhammen bedelli taşınmazın 1. arttırmada 39.800.000.000 TL'ye satıldığı; rüçhanı olan alacakları karşılayıp karşılamadığının araştırılmadan ve rüçhanı olan alacakları ve masrafları karşıladığı kesin olarak saptanmadan ipotek miktarını karşılamayan bir bedelle satış yapılmasının doğru olmadığı" belirtilmiştir.

İcra dairesindeki satışa dair uygulanacak esaslar İcra İflas Yasası'nın 114, 115 ve 129. maddelerinde düzenlenmiştir.

Dava konusu olayda icra memuru yasal düzenlemelerle belirtilen satış öncesi yapılan mahalli ilan tutanaklarının olup olmadığı, üzerinde ipotek bulunan taşınmazın satış bedelinin rüçhanı olan bu alacağı karşılayıp karşılamadığı üzerinde durmadan satış işlemini gerçekleştirmiştir. Kusurlu bu davranışı ile daha sonra ihalenin feshedilmesine ve ihale bedeli ile sair masrafları yatıran davacının zarar uğramasına yol açmıştır. Şu durumda mahkemece zarar kapsamı belirlenerek sonucuna göre karar verilmelidir.

Anılan yön gözetilmeden yazılı gerekçeyle verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Temyiz olunan kararın (2) nolu bentte gösterilen nedenle maddi tazminat istemi yönünden BOZULMASINA, manevi tazminat yönünden temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.1.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
#9
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
10. HUKUK DAİRESİ


DOSYA NO   : 2018/321
KARAR NO   : 2018/343
TARİHİ          : 06/03/2018



Diğer taraftan; İİK.nun 22. maddesine göre ;" Şikayet ,icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz."

İcra Mahkemesine şikayette bulunulması halinde cebri icraya devam olunur. Yani her ne sebeple olursa olsun şikayette bulunulması icrayı durdurmaz. İcranın durması için mahkemece bu yönde bir karar verilmesi gerekir.(İİK. Şerhi- M.Oskay-C.Koçak-Doç.dr.A.Deynekli-A.Doğan-C:1 syf: 390)

İcra müdürü ancak, İcra ve İflas Kanunu'nda kendisine tanınan yetkileri kullanabileceğinden, anılan yasada yer almayan bir yetkiyi kullanamaz. İcra ve İflas Kanunu'nda da icra müdürünce ihtiyati tedbir kararı verilebileceği hususunda bir düzenleme bulunmadığına göre (Benzer mahiyette Y.12. HD.nin  2014/35391 E. 2015/9109 K. sayılı içtihadı.), icra müdürünün  ".......... 1.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/368 Esas sayılı  dosyasından   verilecek  karara kadar (  karar  sonucuna  göre) Axa Siğorta A.Ş  nin  dosyaya  yapacağı  ödeme ve/veya  ödemelerin  alacaklıya  ödenmemesine, ödeme yapılması halinde  ödeme yapılan paranın  dosyada bekletilmesine" şeklinde karar verme yetkisi bulunmamaktadır.

O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Bu nedenlerle davacı-alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.nun 353/1-b-2. Maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, açıklanan nedenlerle şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
#10
İcra Hukuku ve Yargı Kararları / İcra Mahkemesince Verilen Tedb...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 22 Nisan 2022, 12:58:40
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
10. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO   : 2020/2427
KARAR NO   : 2021/213
TARİHİ          : 28/01/2021



"Hemen belirtmek gerekir ki, HMK'nın 341/1 maddesinde ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği de düzenlenmiş ise de,  İİK.nun 22. maddesi; "Şikayet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz" hükmünü düzenlemiş olup, İcra mahkemesi, borçlunun itiraz ve şikayet dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaate göre iddiaları ciddi görmesi halinde şikayetle ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir. Bu maddeye göre icra mahkemesince takibin geçici olarak durdurulması yönünde verilen karar, HMK'nun 389 ve müteakip maddeleri kapsamında olmayıp, İcra ve İflas Kanununda özel olarak düzenlenmiş, takip hukukuna özgü bir karardır. Bu nedenle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394.maddesinin olayda uygulanma imkanı yoktur. (emsal karar; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2014/5447 E 2014/11969 K sayılı kararı)

Kaldı ki, mahkemece verilen takibin tedbiren durdurulmasına ilişkin karar, yukarıdaki emsal Yargıtay içtihadından da anlaşılacağı üzere şikayet ile ilgili karar verilene kadar geçerli bir karardır. Mahkemece, anılan karar şikayetle ilgili esas hükümle birlikte verilmiş olması sebebiyle verildiği an itibariyle zaten hüküm doğurmayacak niteliktedir."