Son İletiler

#1
Danıştay 12. Dairesi, memur olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılması gerekmekte iken, anılan Kanun'un 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekerrür hükümleri uygulanarak Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemi hukuka aykırı buldu.

Mahkeme tekerrüre açıklık getirdi

Tekerrür kelime olarak tekrarlama, yineleme anlamına gelmekte olup, belli bir suçun veya kabahatin belli aralıklarla işlenmesi halinde cezanın arttırılarak verilmesine neden olan hukuki bir müessesedir. Bir cezanın tekerrür nedeni ile arttırılarak verilebilmesi için önce bir Kanun maddesinin ihlali nedeni ile bir ceza verilmesi, bu cezanın ilgiliye bildirilmesini müteakip aynı veya benzer fiilin bir daha işlenmesi gerekmektedir.

657 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen ve tekerrür müessesesini düzenleyen maddesinin birinci cümlesinde özel tekerrür, ikinci cümlesinde ise genel tekerrür hali düzenlenmiştir. Buna göre özel tekerrür halinin oluşabilmesi için önceki fiil ile sonraki fiilin aynı nitelikte olması gerekmektedir. Burada her iki fiillin de aynı tür cezayı gerektirmesi önemlidir. Genel tekerrür uygulamasında özel tekerrürden farklı olarak aynı cezayı gerektiren ve fakat mahiyeti farklı olan fiilin üçüncü kez işlenmesi şartı aranmaktadır.

Tebliğ edilmedikçe tekerrüre esas alınamaz


Diğer yandan, tekerrür müessesesi ile amaçlanan, uyması gereken düzenleme ve yasaklara uymamakta ısrar eden kamu görevlisinin ağırlaştırılmış ceza ile cezalandırılmasıdır. Bu nedenle, tekerrür hükmünün uygulanabilmesi için, sonraki fiilin, önceki fiille aynı olması, aynı madde hükmüne göre cezalandırılması veya aynı madde hükmüne göre cezalandırılacak eyleminin üçüncü kez tekrarlanması; bununla birlikte sonraki fiili işlediğinde, kamu görevlisinin ilk disiplin cezasını tebliğ almış olması gerekmektedir.

Dava konusu işlem, yukarıda açıklanan tekerrür şartları yönünden incelendiğinde;

Davacı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Doğu Anadolu Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü Bölge Disiplin Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediğinden bahisle 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmış olup, bu karar davacıya 02/06/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Diğer yandan, davacının iş bu dava konusu edilen disiplin cezasına konu eylemi ise, 05/09/2014 tarihinde gerçekleşmiştir.


Davacının, dava konusu işleme gerekçe olan fiilini işlediği tarihte, tekerrür şartları bakımından, kendisine uygulanmış bir disiplin cezasının olmadığı; diğer bir deyişle olayda genel veya özel tekerrür hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek koşulların oluşmadığı anlaşılmıştır.


T.C.
D A N I Ş T A Y
ONİKİNCİ DAİRE


Esas No : 2018/1685
Karar No : 2022/1227


TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ...Bölge İdare Mahkemesi (Kapatılan) .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.


YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem : Mersin ili Orta Akdeniz Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde memur olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılması gerekmekte iken, anılan Kanun'un 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekerrür hükümleri uygulanarak Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının iptali istenilmiştir.


İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

.... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla; soruşturma kapsamında araca güvenlik mührü tatbik edilen araç şoförü, iş takipçisi, muayene ve tescil memurlarının alınan ifadelerinde açık sevk ile gelen beyannamelerin gümrük işlemlerinde mühür tatbik edilmeyeceğinin beyan edildiği, araç şoförü ve iş takipçisi tarafından gümrük güvenlik mührünü kendilerinin almadığı ve araçlarına tatbik edilmediğinin beyan edildiği, Van Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan araştırma sonucunda ......plaka numaralı tırda yer alan ...sayılı gümrük mührünün sökülmesi üzerine 312,500 paket kaçak sigara yakalandığı, dosyada yer alan ...sayılı gümrük mührünün açık sevk edilen ve ...plakalı çekiciye bağlı olan ... geçici plakalı "yarı römork ile LPG tankı" cinsi eşyaların Afganistan'a ihraç edilmek üzere gelen araca ya da eşyaya tatbik edilmiş gibi transit refakat belgesi ve gümrük mühür takip defterinin davacı tarafından imzalandığı ve doldurulduğu, ancak gümrük uygulamalarında eşyanın özelliği dolayısıyla açık sevk işlemlerde araca ya da eşyaya güvenlik mührünün tatbik edilmediği, eşyanın muayenesini yapan memurun ifadesinden de açık sevk araçlara güvenlik mührünün takılmadığının anlaşıldığı, bu durumda, dava dosyasında yer alan soruşturma raporu ve eklerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacıya isnat edilen fiilin sübuta erdiği görüldüğünden, daha önce aynı fiilden dolayı hakkında verilen disiplin cezasının özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içerisinde tekerrürü nedeniyle davacının fiiline uyan disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:

...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:

Mükerrer mühürlerin daha önce de mevcut olduğu, kendisinin yaptığı işlemlerde de mükerrer mühür durumunun söz konusu olduğu dolayısıyla dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:

Davacının eyleminin sabit olduğundan, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...

DÜŞÜNCESİ:



Tekerrür hükümlerinin yanlış uygulanması gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümleri uyarınca Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yerine Ticaret Bakanlığı hasım mevkiine alınmak suretiyle işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:


Mersin ili Orta Akdeniz Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünde memur olarak görev yapan davacının, 05/09/2014 tarihinde... sayılı gümrük mührünü açık sevkle giden LPG tankerine tatbik etmiş gibi kayıtlara geçirmesine rağmen aynı sayılı mührün 312,500 paket kaçak sigara taşıyan başka bir tırın üzerinden çıkması olayıyla ilgili hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonucunda "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediğinden bahisle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılması gerekmekte iken, anılan Kanun'un 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekerrür hükümleri uygulanarak Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu işlemi tesis edilmiştir.


Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

Diğer yandan, davacı hakkında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Doğu Anadolu Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü Bölge Disiplin Kurulunun 20/05/2015 tarih ve 30 sayılı kararıyla, "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediğinden bahisle 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan disiplin cezasının iptali istemiyle açılan davada; .... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı davanın reddine dair karara karşı temyiz başvurusunda bulunulmadığından anılan kararın kesinleştiği ve davacı hakkında bu disiplin cezası göz önünde bulundurularak tekerrür hükümlerinin uygulanarak bir derece ağır disiplin cezasının verildiği anlaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun, 125. maddesinin (D) bendinin (f) alt bendinde, "Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek," fiili kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; "Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir." hükmü yer almıştır.


HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

657 sayılı Kanun'da düzenlenen tekerrür müessesesi, bu Kanun'a göre cezalandırılan bir fiil veya halin belli aralıklarla işlendiği durumlarda, cezanın arttırılarak bir derece ağır ceza olarak uygulanması anlamına gelmektedir. Kanun'da yer alan düzenlemeye göre tekerrür nedeniyle bir derece ağır ceza verilebilecek iki durum bulunmaktadır:

Tekerrür kelime olarak tekrarlama, yineleme anlamına gelmekte olup, belli bir suçun veya kabahatin belli aralıklarla işlenmesi halinde cezanın arttırılarak verilmesine neden olan hukuki bir müessesedir. Bir cezanın tekerrür nedeni ile arttırılarak verilebilmesi için önce bir Kanun maddesinin ihlali nedeni ile bir ceza verilmesi, bu cezanın ilgiliye bildirilmesini müteakip aynı veya benzer fiilin bir daha işlenmesi gerekmektedir.

657 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen ve tekerrür müessesesini düzenleyen maddesinin birinci cümlesinde özel tekerrür, ikinci cümlesinde ise genel tekerrür hali düzenlenmiştir. Buna göre özel tekerrür halinin oluşabilmesi için önceki fiil ile sonraki fiilin aynı nitelikte olması gerekmektedir. Burada her iki fiillin de aynı tür cezayı gerektirmesi önemlidir. Genel tekerrür uygulamasında özel tekerrürden farklı olarak aynı cezayı gerektiren ve fakat mahiyeti farklı olan fiilin üçüncü kez işlenmesi şartı aranmaktadır.

Diğer yandan, tekerrür müessesesi ile amaçlanan, uyması gereken düzenleme ve yasaklara uymamakta ısrar eden kamu görevlisinin ağırlaştırılmış ceza ile cezalandırılmasıdır. Bu nedenle, tekerrür hükmünün uygulanabilmesi için, sonraki fiilin, önceki fiille aynı olması, aynı madde hükmüne göre cezalandırılması veya aynı madde hükmüne göre cezalandırılacak eyleminin üçüncü kez tekrarlanması; bununla birlikte sonraki fiili işlediğinde, kamu görevlisinin ilk disiplin cezasını tebliğ almış olması gerekmektedir.


Dava konusu işlem, yukarıda açıklanan tekerrür şartları yönünden incelendiğinde;
Davacı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Doğu Anadolu Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü Bölge Disiplin Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, "gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek" fiilini işlediğinden bahisle 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (f) alt bendi uyarınca 1 yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılmış olup, bu karar davacıya 02/06/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Diğer yandan, davacının iş bu dava konusu edilen disiplin cezasına konu eylemi ise, 05/09/2014 tarihinde gerçekleşmiştir.

Davacının, dava konusu işleme gerekçe olan fiilini işlediği tarihte, tekerrür şartları bakımından, kendisine uygulanmış bir disiplin cezasının olmadığı; diğer bir deyişle olayda genel veya özel tekerrür hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek koşulların oluşmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, 657 sayılı Kanun'da düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin koşullar oluşmaksızın davacının bir üst ceza olan Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde tekerrür hükümlerinin uygulanması yönünden hukuka uyarlık görülmemiştir.

Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1.2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

2. Davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA,

3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ...Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 17/03/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
#2
İİK'nun 78.maddesinde; "ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itiraz kaldırıldıktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı, haciz konmasını isteyebilir..." düzenlemesine yer verilmiştir. Borçlu haciz isteyemez.

İİK'nun 36.maddesine bakıldığında, "İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir..." düzenlemesinde taşınmaz haczinden değil taşınmaz rehninden bahsedilmektedir. Ancak, her ne kadar mehil vesikası verilmesine sebep olan taşınmazlar üzerine rehin konmamış haciz konulmuş ise de sonuçta teminatın uygunluğunu denetleyen mahkeme tarafından teminat olarak taşınmazlar kabul edilmiş ve teminat uygunluğu denetimden geçmiştir.

İcra müdürlüğü kendiliğinden veya borçlunun talebiyle hacizlerin taşkın olduğu gerekçesiyle bir kısım hacizlerin kaldırılmasına karar veremez ve bu yetki icra mahkemesine borçlunun ayrı bir taşkın haciz şikayeti sunularak icra mahkemesince kullanılması gerekir.

Bu sebeple davacı/ alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kısmen kabulüne, icra müdürlüğünün haciz kaldırma işleminin iptaline, şikayetçi alacaklının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. (Ankara BAM 18.HD. T:30/12/2021, E:2020/592, K:2021/2594 - Yargıtay 12. HD.T:13/10/2022, E:2022/2525, K:2022/10309)
#3
Bakırköy 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/*** E 2017/*** K elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesi ve ortaklığın giderilmesi davası açılabilmesine  dair yetki kararına dayanarak ortaklığın giderilmesi davası açmış olup ancak yetki belgesinde ortaklığın giderilmesi davasına konu olacak taşınmazların ada ve parsel bilgileri yer almamaktadır. Dava konusu edilen ve Mahkemece satışına karar verilen taşınmazlara ilişkin İcra Mahkemesince ortaklığın giderilmesi davası açılması için verilmiş usulüne uygun ve geçerli bir yetki belgesi bulunmamaktadır. Alacaklıya dava konusu taşınmazlar yönünden dava açmak için İİK.'nun 121. maddesi gereğince icra mahkemesi tarafından verilmiş usulüne uygun yetki belgesi almak için usulüne uygun şekilde kesin süre verilmesi, kesin sürenin sonunda istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın dairemize gönderilmesi... (Sakarya BAM 6. HD.nin T:12/07/2021, E: 2021/370, K:2021/572)
#4
Haciz ve Kıymet Takdiri & Hapis Hakkı İşlemleri / Haciz
Son İleti Gönderen Selcukozdem - 01 Aralık 2022, 08:08:53
Merhaba elimizde borçlunun şirket hissesi var bu hissenin borçluya isabet eden kısmı icradan alacağa mahsuben alacaklıya satılıyor ve ihalenin feshi açılıyor. Şimdi alacaklı vekili diyor ki ticaret sicile ve şirkete müzekkere yaz dosyamız borçlusuna yapılacak ödemelerin dosyamıza gönderilmesi hususunda ve borçlunun muvafakatı alınarak yapılacak herhangi bir işin müdürlüğümüz dosyasına bildirilmesi ve borçluya yapılacak tüm tebligatların müdürlüğünüz dosyasına gönderilmesini isteyin  şeklinde talepte bulunuyor
#5
T.C.
Yargıtay
13. Hukuk Dairesi

Esas No:2014/8324
Karar No:2014/40205
K. Tarihi:15.12.2014



Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, davalılara 3.10.2006 tarihinde manevi tazminat davalarını takip etmek üzere vekaletname verdiklerini, davalıların lehlerine sonuçlanan dava sonrası yanlış takip yaparak kendilerini zarara soktuklarını ayrıca bu dosyanın icra takip dosyasından 15.200,00 TL tahsil ettiklerini fakat bu paranın sadece 3.162 TL sini kendilerine ödediklerini bu nedenlerle davalıları haklı olarak azlettiklerini, icra dosyasından davalılarca tahsil edilen ve kendilerine ödenmeyen miktarın tahsilini istemişlerdir.
Davalılar, 5 sene boyunca davacıların bir çok dosyasını takip ettiklerini ve hiçbir ücret almadıklarını bu nedenle haklı olarak hapis haklarını kullandıklarını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 5.135,10 TL nin 15.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, verilen karar taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Avukatın, vekil olarak borçları dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. V**** *** borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. 2014/8324-40205 "Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, "Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Dava, vekillerce icra dosyasından tahsil edilen paranın ödenmeyen bölümünün tahsili istemine ilişkin olup, davacı ile davalı arasındaki vekalet ilişkisinin 09.03.2011 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacılar davalı tarafından icra takip dosyasından tahsil edilen paraları ödenmediğinden ve yanlış takip açılarak zarara uğratıldıklarından bahisle, azlin haklı olduğunu iddia etmişler ve çekilen paranın tümünü talep etmişler, davalılar ise azlin haksız olduğunu ve bu nedenle 5 yıl boyunca takip edilen biten ve derdest olan tüm dosyalardaki vekalet ücretlerinin hesaplanması ve hapis hakkını kullandıklarının kabulü gerektiğinden bahisle davanın reddini savunmuşlardır. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, bunun sonucuna göre davalıların tahsil edilen 15.200,00 TL nin ne kadarını iade etmesi gerektiğine karar verilebilecektir. Hal böyle olunca, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler ışığında, davalıların yanlış takip açarak davacıları maddi zarara uğrattıkları ve hakettikleri bilirkişiler tarafından da hesaplanan miktarın 2014/8324-40205 çok üstünde bir meblağı uhdelerinde tuttukları anlaşılmaktadır. Ayrıca bu nedenler ve okuma yazma bilmediği anlaşılan davacı Besime' ye de ibraname imzalatmaları nedeniyle barolar birliği dsiplin kurulunca da uyarma cezası aldıkları, mahkemece toplanan tüm deliller göz önüne alındığında davacıların azilde haklı olduğunun kabulü gerekir.

Az yukarıda da değinildiği gibi, Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, "Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Bu itibarla somut olayda alınan bilirkişi raporu ile azil tarihinde bir kısım işlerin bitirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işler üzerinden hesaplama yapılarak ve gerekirse bu hususta yeniden bilirkişi raporu alınarak ulaşulacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken azil tarihinde bitmeyen davalarda hesaplamaya katılarak ulaşılan sonuca göre hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 15.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
#6
Genel İcra Hukuku / İş sahibinin vekalet verdiği a...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 26 Kasım 2022, 00:02:24
İş sahibinin vekalet verdiği avukattan başka bir avukatı daha işe dahil etmek istemesi halinde bu hususun ilk vekalet verilmiş avukata bildirilmesi yükümlülüğüne ilişkin kuralın(Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları 39. madde) iptali.

ÖZET;
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinde, "İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir." kuralına yer verilmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 172. maddesinde ise, iş sahibinin vekalet verdiği avukattan başka bir avukatı daha işe dahil etmek istemesi halinde bu hususun ilk vekalet verilmiş avukata bildirilmesi yükümlülüğünün iş sahibi için öngörüldüğü, ilk avukatın bu duruma muvafakat etmemesi halinde ise taraflar arasındaki güven ilişkisi zedeleneceğinden ilk avukatın bu yöndeki irade beyanına vekalet akdinin kendiliğinden sona ermesi hukuki sonucu bağlanarak yapılacak iş veya hukuki yardım karşılığında taraflarca başlangıçta kararlaştırılan avukatlık ücretinin ödenmesi yükümlülüğünün de iş sahibine yüklendiği anlaşılmaktadır.

Böylelikle ilk avukat, tıpkı iş sahibi tarafından haksız olarak azledilen avukatın hak edeceği vekalet ücretine hak kazanmış olacaktır.

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararları incelendiğinde, dava konusu meslek kuralının, ilk avukatın müvekkilini temsilen baktığı dava veya takip yahut hukuki yardım için göstermiş olduğu çaba ve emeğin karşılığında hak ettiği vekalet ücretinin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:... K:... sayılı kararında da bu durum, tamamen infaz edilen ve hiçbir emek harcanmayan dosyada şikayetçi avukatın alması gereken ücretin tahsil edilmesi şeklinde ortaya çıkan ikinci avukatın eyleminin meslektaşının emeğine saygısızlık ve ilk avukatın emeğinden haksız kazanç sağlanması şeklinde değerlendirildiği görülmektedir.

Buna karşın Avukatlık Kanununda yer alan düzenleme gereği, iş sahibi tarafından ilk avukattan muvafakat istenmesi ile birlikte ilk avukat zaten durumdan haberdar olmakta, muvafakat verilmemesi halinde de vekalet ücretine hak kazanmaktadır.

Bu durumda, dava konusu meslek kuralı ile iş sahiplerinin ilk avukattan muvafakat alma yükümlülüğüne uymadığı haller için ikinci avukata yazılı bildirim yükümlülüğü getirildiği anlaşılmakta ise de; Kanunda öngörülmemiş olan bir yükümlülüğe riayet edilmemesi nedeniyle ikinci avukatın cezalandırılması yoluna gidilmesi sebebiyle cezaların yasallığı ilkesine de aykırılık oluşturan dava konusu meslek kuralında üst hukuk normlarına ve hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Öte yandan dava konusu meslek kuralının, TBB Meslek Kurallarının "İş sahipleri ile ilişkiler" başlığı altında düzenlenmesi, "Meslektaşlar arası dayanışma ve ilişkiler" başlığı altında düzenlenmemiş olması nedeniyle de avukatların birbirleriyle ilişkileri açısından bir ilke belirlenmesi amacına yönelik olmadığı da açıktır.

Davacının "uyarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu kararın onanmasına dair Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının incelenmesi:
Şikayetçi avukat tarafından takip edilen dava dosyalarına yazılı bildirimde bulunmadan vekaletname sunduğu ve duruşmalara katıldığı gerekçesiyle davacı avukata uyarma cezası verilmiş ve bu karar da Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun dava konusu kararı ile onanmış ise de; uyarma cezasının tesisinde dayanak alınan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesi üst hukuk normlarına aykırı bulunarak iptal edildiğinden, davacı hakkında tesis edilen uyarma cezasına ilişkin dava konusu işlemlerde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.




T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE

Esas No : 2018/3442
Karar No : 2022/3149



DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...

DAVALILAR : 1- ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU :
1- ... Barosu'na kayıtlı avukat olan davacının, "uyarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin ... Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu kararın onanmasına dair Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ve;

2- Bireysel işleme dayanak olan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinde yer alan kuralın 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 110. maddesinde sayılan Türkiye Barolar Birliğinin temel görevlerini yerine getirme amacına hizmet edecek nitelik taşımadığı gibi bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden avukatlığın amacı ile de bağdaşmadığı, dava konusu kuralın, Avukatlık Kanununun 34., 76., 110., 134. 172. maddelerine ve Türk Medeni Kanununun 2. maddesine aykırı olduğu, kuralın amacının, eski avukatın takip ettiği dosyalarda ücret almadığı hallerde yeni avukatın işi alması durumunda, eski avukatın alacağına kavuşmasında mesleki dayanışmanın sağlanmaya çalışılması olduğu, bu halde ise yeni avukatın ancak müvekkiline eski avukata ücretin ödenmesi konusunda telkinde bulunabileceği, dolayısıyla yeni avukatın eski avukata yazılı bildirimde bulunmasının somut olarak hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı, yeni avukatın eski avukattan işi alma konusunda muvafakat almasının ise mesleki bağımsızlık gereği düşünülemeyeceği, bu nedenle kuralın günümüz mesleki hayata katkı sağlamadığı, hukuki faydadan uzak olduğu ve hiçbir amaca hizmet etmediği belirtilmiştir.

Dava konusu uyarma cezasına ilişkin işlem yönünden ise, müvekkillerinin önceki avukatla hukuki ilişkilerinin bittiğini beyan etmeleri ve artık bu dosyaların kendisi tarafından takip edilmesini istemeleri üzerine dosyaların düşmesini önlemek amacıyla önceki avukata yazılı bildirimde bulunmaya gerek duyulmadan dosyalara vekaletname sunulduğu, Avukatlık Kanununun 172. maddesinde, yazılı muvafakat alma yükümlülüğünün iş sahibine yüklendiği, iş sahiplerinin de noter onaylı beyanlarından önceki avukatın bu muvafakati verdiğinin anlaşıldığı, davacı avukatın, müvekkillerinin beyanlarına rağmen eski avukattan yazılı muvafakat alınıp alınmadığını sorgulamasının avukat-müvekkil arasındaki güven duygusunu zedeleyebileceği, meslek kuralı ile korunmak istenen hukuki değerin ihlal edilmediği, zira önceki avukatın vekalet ücreti alacağına yönelik müvekkillerine karşı hukuki girişiminin bulunmadığı, şikayet hakkının kötüye kullanıldığı, öte yandan suç ve cezaların yasallığı ilkesi uyarınca, hangi hallerde disiplin cezasının verilebileceği ancak yasada sayılması halinde mümkün olup uyarma cezasına disiplin cezaları arasında yer verilmekle birlikte hangi hallerde verilebileceği Avukatlık Kanununda sayılmadığından dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ve iptali gerektiği ileri sürülmüştür.

DAVALILARIN SAVUNMASI :
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNİN SAVUNMASI : Uluslararası mevzuatta dava konusu Meslek Kuralına benzer nitelikte düzenlemelere yer verildiği (Örneğin Paris Barosu İç Tüzüğü m.9.1.; Alman Meslek Kuralları m.15; Vod Kanunu Meslek Kuralları m.35; Avrupa Birliği Meslek Kuralları m.5.5.), dava konusu düzenlemenin amacının, dava dilekçesinde belirtildiği gibi ilk avukatın alacağına kavuşmasının sağlanması olmayıp bilgilendirme yükümlülüğü, mesleki dayanışma ve düzen gelenekleri ile meslektaşlık hukukunun bir gereği olduğu, aksi durumun davayı takip hakkı bulunan ilk avukatın emeğine saygısızlık oluşturabileceği, avukatlık hukukuna dair muhtelif eserlerde de söz konusu davranışın haksız rekabete yol açan, nezaketsiz tutum ve meslektaşlık hukukuna riayetsizlik olarak nitelendirildiği, üstlendikleri görevi bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmekle yükümlü olan avukatların, mesleki çalışmalarını da kamunun inancını ve mesleğe olan güvenini sarsmamaya özen göstererek yürütmek zorunda oldukları, bu nedenle avukatların ikinci avukat olarak iş kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazı ile bilgi vermek zorunda olduğu, müvekkilinin sözlü beyanının bu yükümlülüğün yerine getirilmesi açısından yeterli olmadığı, somut olayda ise, davacının şikayetçi avukata yazılı bildirimde bulunmadan ikinci avukat olarak dava dosyalarına vekaletname sunduğu, şikayetçi avukatın hazır olduğu duruşmaya katıldığı ve böylelikle dava konusu Meslek Kuralına aykırı hareket ettiğinin sabit olduğu anlaşıldığından tesis edilen dava konusu disiplin yaptırımında hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan Avukatlık Kanununun 172. maddesinde yer alan düzenleme ile dava konusu Meslek Kuralının birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğu, her ne kadar bahsi geçen yasa maddesinde muvafakat alma yükümlülüğü iş sahibine yüklenmiş ise de Meslek Kuralında bunun aksine ikinci avukata yazılı bildirim yükümlülüğü getirilerek mesleki nezaketin ve emeğin korunmasının amaçlandığı, diğer taraftan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının Avukatlık Kanununun 110. ve 117. maddeleri uyarınca görevlendirilen Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilen kurallar olduğu, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde bu kurallara uyma yükümlülüğü getirdiği, aynı Kanunun 134. maddesinde ise bu kurallara uymamanın disiplin suçu oluşturacağı belirtildiğinden suçta ve cezada yasallık ilkesine aykırı bir yönün bulunmadığı belirtilerek haksız açılan davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

... BAROSU BAŞKANLIĞININ SAVUNMASI : Avukatlık Kanununun 110. maddesinde, mesleğin düzen ve geleneklerini korumak, meslek mensuplarının aralarındaki meslek bağını kuvvetlendirmek, uyulması zorunlu meslek kurallarını tespit ve tavsiye etmek, Türkiye Barolar Birliğinin görevleri arasında yer aldığı, Kanunun 76. maddesinde ise, meslek mensuplarının birbirleri ile ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, saygınlığını ve ahlakını savunmak ve korumak, Baroların görevleri arasında sayıldığı, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararlarında, maddenin düzenleme amacının, ilk avukatın ücretini tahsil etmesi konusunda müvekkili ile mutabakat sağlaması amacına yönelik olduğu, bir meslektaşının yerine geçmeyi kabul eden avukatın yazılı olarak meslektaşına haber vermesi, varsa alacağı ücretin tahsiline çalışması, meslektaşlık hukukunun gereği olduğunun ifade edildiği, maddenin uluslararası düzenlemelerde de karşılığının bulunduğu, dava konusu düzenlemede, meslek onuruna ve kamu yararına aykırı bir yönün bulunmadığı, öte yandan sabit olan davacı eylemi ile verilen cezanın orantılı olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemlerin iptali gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, ... Barosuna kayıtlı avukat olan davacının uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin onanmasına ilişkin Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunun ... gün ve E: ..., K:... sayılı kararı ile bu kararlara dayanak olan Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde, avukatların, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlü oldukları, 134. maddesinde, avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, meslekî çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanacağı kurala bağlanmış, aynı Kanunun 135/1. maddesinde ise, uyarma cezasının; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesi olduğu kurala bağlanmıştır.

Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları 39. Maddesinde ise , iş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukatın işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermesi gerektiği şeklindedir.
Dosyanın incelenmesinden ... Barosu avukatı olan davacının , şikayet eden avukatın davacı vekili olarak takip ettiği ...Asliye Hukuk Mahkemesinin ..., ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyalarına 12.05.3015 günü UYAP üzerinden vekaletname sunduğu ve 26.05.2015 günlü duruşmaya katıldığı, şikayetli avukatın yeni vekil olduğunu tarafına bildirmediği gerekçesiyle şikayette bulunması üzerine eyleminin sübuta erdiğinden bahisle uyarma cezası ile cezalandırıldığı ve yapılan itirazın ise reddedilerek cezanın kesinleştiği, davacı tarafından disiplin cezası verilmesine ilişkin işlemin ve dayanağı olan Meslek Kurallarının 39. maddesinin iptali istemiyle bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Meslek Kuralları bir mesleğin uygulanmasında düzeni , çalışma barışını, mesleğe duyulan saygınlığı ve güveni artırmak için ortak bir kabulle ortaya konulmuş kurallar olup iptali istenilen 39. maddede düzenlenen ikinci avukatın işi kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi verilmesi de mesleki dayanışmaya , diğer meslektaşın hukukunu, emeğini, saygınlığını korumaya yönelik olduğu anlaşıldığından bu maddenin iptali isteminde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Davacının uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemine gelince, olayda davacının ilk avukata yazılı olarak bilgi verildiğine ilişkin bir belgeyi dosyaya sunmadığı açık olup diğer iddiaları işlemi kusurlandırmadığından işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davanın gerek Meslek Kuralları 39. maddesinin gerekse davacının uyarma disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 27.04.2022 tarihinde, davacı vekili Av. ... ile davalı ... Barosu Başkanlığı vekilinin gelmediği, diğer davalı Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı vekili ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY:
Av. ... tarafından takip edilen dava dosyalarına Av. ..., Av. ... ve Av. ... tarafından Av. ...'a bildirimde bulunmadan vekaletname sunulduğunun şikayetçi avukat tarafından duruşma tutanakları ile vekalet harç makbuzları da eklenerek 04.06.2015 tarihli dilekçe ile ... Barosu Başkanlığına bildirilmesi üzerine başlatılan disiplin soruşturmasında, ... Barosu Yönetim Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile şikayet edilen avukatlardan sadece Av. ...'ın duruşmalara girdiği ve işlemler yaptığı, diğer avukatların ise hiçbir işlem yapmadığı ve duruşmalara katılmadığı dikkate alınarak Av. ... ve Av. ... hakkında disiplin kovuşturması açılmasına yer olmadığı kararı verilmiş, davacı Avukat ... hakkında ise disiplin kovuşturması açılmıştır. Davacı savunmasında, müvekkillerinin daha önceden açılmış olan davaları takip eden avukatla vekalet ilişkisini sonlandırdıklarını beyan etmeleri üzerine dosyaların takipsiz kalması ve düşmesini engellemek, hukuken yapılması gereken işlemlerin bir an önce yapılmasını sağlamak amacıyla dava dosyalarına vekaletname sunduğunu beyan etmiş, bu hususta davacının savunmasını doğrular nitelikte müvekkillerinin ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 13.06.2017 tarihli beyanlarını da dosyaya sunmuştur. Öte yandan davacının talebi üzerine baro disiplin kurulunca yapılan duruşmada, davacı, meslektaşının muvafakatinin bulunmadığını duruşma sırasında öğrendiğini, müştekinin vekalet ücreti konusunda müvekkillerine yönelttiği herhangi bir icra takibi veya davanın bulunmadığını beyan ettiği görülmüştür.

... Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile TBB Meslek Kurallarının 39. maddesi gereği ikinci avukatın işi kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazı ile bilgi vermesi gerektiği, burada bildirim yükümlülüğünde bulunması gereken kişinin müvekkili değil kendisi olduğu, müvekkilinin ilk avukatla vekalet ilişkisini sonlandırdığına dair beyanının ise bu yükümlülüğü ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle davacının sicil durumu da gözetilerek uyarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karara yapılan itiraz üzerine Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının itirazı reddedilerek Baro Disiplin Kurulu kararının onanması üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

HUKUKİ SÜREÇ :
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 110. maddesinin birinci fıkrasının 16. bendinde, uyulması zorunlu meslek kurallarını tespit ve tavsiye etmek, Birliğin görevleri arasında sayılmış, aynı Kanunun 117. maddesinde ise uyulması zorunlu meslek kurallarını tespit etmek görevi Birlik Genel Kuruluna verilmiştir.

Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları, Genel Kurallar, Yargı Organlarıyla ve Adli Mercilerle İlişkiler, Meslektaşlar Arası Dayanışma ve İlişkiler, İş Sahipleriyle İlişkiler, Avukatların Barolarla ve TBB ile İlişkileri, Yürürlük ve Uygulama Alanı olmak üzere 6 başlıkta ve toplamda 50 madde halinde belirlenerek Türkiye Barolar Birliği'nin 8-9 Ocak 1971 tarihli 4. Genel Kurulu'nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971 tarihli Türkiye Barolar Birliği Bülteni'nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 135. maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; "belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir." şeklinde tanımlanmıştır.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlığın mahiyeti" başlıklı 1. maddesinde, Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. (Değişik 2. fıkra: 02.05.2001 – 4667 S.Kanun/Madde 1) Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder."; "Avukatlığın amacı" başlıklı 2. maddesinde, "Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder. (...)"; "Avukatın Hak ve Ödevleri" başlıklı altıncı kısımda yer alan 34. maddesinde, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler."; "İşin reddi zorunluluğu" başlıklı 38. maddesinde, "Avukat; (...) f) Görmesi istenilen iş, Türkiye Barolar Birliği tarafından tespit edilen mesleki dayanışma ve düzen gereklerine uygun değilse, teklifi reddetmek zorunluğundadır. Bu zorunluluk, avukatların ortaklarını ve yanlarında çalıştırdıkları avukatları da kapsar."; "Baroların kuruluş ve nitelikleri" başlıklı 76. maddesinin birinci fıkrasında, "Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır."; "Disiplin Cezalarının uygulanacağı haller" başlıklı 134. maddesinde, "Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezaları uygulanır."; "Disiplin cezaları" başlıklı 135. maddesinin birinci fıkrasının 1. bendinde, "Uyarma; avukatın mesleğinin icrasında daha dikkatli davranması gerektiğinin kendisine bildirilmesidir."; "Cezaların uygulanma şekli" başlıklı 136. maddesinin birinci fıkrasında, "Bu kanunun avukatların hak ve ödevleri ile ilgili altıncı kısmında yazılı esaslara uymayanlar hakkında ilk defasında en az kınama, tekrarında, davranışın ağırlığına göre, para veya işten çıkarma cezası ve 5 inci maddenin (a) bendinde yazılı bir suçtan kesin olarak hüküm giyme halinde meslekten çıkarma cezası uygulanır."; "Disiplin kurulu kararına karşı itiraz" başlıklı 157. maddesinin yedinci fıkrasında, "Birlik Disiplin Kurulunun, itiraz üzerine verdiği kararlar Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya karar onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı kararları bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu kararlar, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. Şu kadar ki, uyarma, kınama ve para cezasına ilişkin kararlar kesin olup, Bakanlığın onayına tabi değildir." ; "Delillerin serbestçe takdiri, ceza vermenin amacı ve cezadan mahsup" başlıklı 158. maddesinin birinci fıkrasında, "Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu ve barolar disiplin kurulları, gösterilen delilleri, soruşturma ve duruşmadan edinecekleri kanıya göre serbestçe takdir ederler."; aynı maddenin ikinci fıkrasında, "Bu kurullar disiplin cezalarının verilmesinde; avukatlık onurunu, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarını ve itibarını korumak, mesleğin amaç ve gereklerine ve adalete uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak ilkelerini göz önünde tutarlar."; "İş sahibinin işi başka bir avukata vermesi" başlıklı 172. maddesinde ise, "İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatının yazılı muvafakatı ile, başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. İş sahibi, ilk avukatın muvafakatını kendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek talep eder. Avukat bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmiş sayılır. İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde, vekalet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmiyen avukata ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür. İlk avukatın muvafakatı ile işin başka avukatlar tarafından da takibi halinde iş sahibi, ilk avukatın ücretinden kısıntı yapamaz. Bu halde avukatların müvekkile karşı sorumluluğu konusunda 171 inci maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır." hükümlerine yer verilmiştir.

Dava Konusu Meslek Kuralının İncelenmesi:
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinde, "İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir." kuralına yer verilmiştir.

1136 sayılı Avukatlık Kanununun 172. maddesinde ise, iş sahibinin vekalet verdiği avukattan başka bir avukatı daha işe dahil etmek istemesi halinde bu hususun ilk vekalet verilmiş avukata bildirilmesi yükümlülüğünün iş sahibi için öngörüldüğü, ilk avukatın bu duruma muvafakat etmemesi halinde ise taraflar arasındaki güven ilişkisi zedeleneceğinden ilk avukatın bu yöndeki irade beyanına vekalet akdinin kendiliğinden sona ermesi hukuki sonucu bağlanarak yapılacak iş veya hukuki yardım karşılığında taraflarca başlangıçta kararlaştırılan avukatlık ücretinin ödenmesi yükümlülüğünün de iş sahibine yüklendiği anlaşılmaktadır. Böylelikle ilk avukat, tıpkı iş sahibi tarafından haksız olarak azledilen avukatın hak edeceği vekalet ücretine hak kazanmış olacaktır.

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararları incelendiğinde, dava konusu meslek kuralının, ilk avukatın müvekkilini temsilen baktığı dava veya takip yahut hukuki yardım için göstermiş olduğu çaba ve emeğin karşılığında hak ettiği vekalet ücretinin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:... K:... sayılı kararında da bu durum, tamamen infaz edilen ve hiçbir emek harcanmayan dosyada şikayetçi avukatın alması gereken ücretin tahsil edilmesi şeklinde ortaya çıkan ikinci avukatın eyleminin meslektaşının emeğine saygısızlık ve ilk avukatın emeğinden haksız kazanç sağlanması şeklinde değerlendirildiği görülmektedir.

Buna karşın Avukatlık Kanununda yer alan düzenleme gereği, iş sahibi tarafından ilk avukattan muvafakat istenmesi ile birlikte ilk avukat zaten durumdan haberdar olmakta, muvafakat verilmemesi halinde de vekalet ücretine hak kazanmaktadır.
Bu durumda, dava konusu meslek kuralı ile iş sahiplerinin ilk avukattan muvafakat alma yükümlülüğüne uymadığı haller için ikinci avukata yazılı bildirim yükümlülüğü getirildiği anlaşılmakta ise de; Kanunda öngörülmemiş olan bir yükümlülüğe riayet edilmemesi nedeniyle ikinci avukatın cezalandırılması yoluna gidilmesi sebebiyle cezaların yasallığı ilkesine de aykırılık oluşturan dava konusu meslek kuralında üst hukuk normlarına ve hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Öte yandan dava konusu meslek kuralının, TBB Meslek Kurallarının "İş sahipleri ile ilişkiler" başlığı altında düzenlenmesi, "Meslektaşlar arası dayanışma ve ilişkiler" başlığı altında düzenlenmemiş olması nedeniyle de avukatların birbirleriyle ilişkileri açısından bir ilke belirlenmesi amacına yönelik olmadığı da açıktır.

Davacının "uyarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu kararın onanmasına dair Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının incelenmesi:
Şikayetçi avukat tarafından takip edilen dava dosyalarına yazılı bildirimde bulunmadan vekaletname sunduğu ve duruşmalara katıldığı gerekçesiyle davacı avukata uyarma cezası verilmiş ve bu karar da Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun dava konusu kararı ile onanmış ise de; uyarma cezasının tesisinde dayanak alınan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesi üst hukuk normlarına aykırı bulunarak iptal edildiğinden, davacı hakkında tesis edilen uyarma cezasına ilişkin dava konusu işlemlerde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusuTürkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinin İPTALİNE,
2. Davacının "uyarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin ... Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu kararın onanmasına dair Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının İPTALİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
27/04/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.




KARŞI OY :

(X)- Dava, İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat olan davacının, "uyarma cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin ... Barosu Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu kararın onanmasına dair Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu'nun ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ve bireysel işleme dayanak olan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının Anayasa'nın 135. maddesinde belirtilen kuruluş amaçları doğrultusunda mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak ve meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek ahlakı, disiplin ve mesleki düzeni sağlama görevleri bulunmaktadır.

Avukatlık Kanunu'nun 110. maddesinde, baroların çalışmalarını ortak amaca ulaşacak şekilde tasarlayıp mesleğin gelişmesini sağlamak, baro mensuplarının genel menfaatlerini ve mesleğin ahlak, düzen ve geleneklerini korumak, Türkiye barolarını ve mensuplarını birbirine tanıtarak aralarındaki meslek bağını kuvvetlendirmek ve uyulması zorunlu meslek kurallarını tespit ve tavsiye etmek görevleri Türkiye Barolar Birliğine verilmiştir. Yine aynı Kanunun "avukatın hak ve ödevleri" başlıklı 6. kısmında yer alan 34. maddesinde, avukatların, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlü oldukları ifade edilmiştir.

Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesinde, "İş sahibi anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekalet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce, ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermelidir." kuralına yer verilmiştir.

Avukatlık meslek kuralları, avukatlık mesleğinin toplumsal saygınlığını sağlamak, bir avukatta bulunması gereken niteliklerin zaman içerisinde kaybolmaması, korunması ve geliştirilmesi amacıyla getirilen kurallar bütünüdür.

Doktrinde, avukatlık mesleğinin kamusal karakterli olmasının yanında müvekkil ile avukat arasında mevcut bulunan güven ilişkisi nedeniyle özen yükümlülüğü konusunda Borçlar Kanununun vekalete ilişkin hükümlerinin değil, özel hüküm olmaları nedeniyle Avukatlık Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiği ifade edilmektedir. (İyimaya, Ahmet; Avukatlıkta Özen Borcu, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, Ankara 1990, s.291.)

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.05.2015 tarih ve E:2014/16879, K:2015/15258 sayılı kararında da, bu durum "Avukatlık Kanunu ve TBB Meslek Kuralları'ndaki hükümler, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506.maddesinde düzenlenen "vekilin özen borcu''na göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Yani, avukat için 'ağırlaştırılmış özen yükümlülüğü' söz konusudur." şeklinde ifade edilmiştir.

Vekalet sözleşmesinden farklı olarak avukatın özen yükümlülüğü, bazı hallerde sadece müvekkiline karşı üstlenmiş olduğu borç niteliğinden çıkarak başka bir avukata yönelik olarak uyulması gereken bir ilke haline de gelebilmektedir. (Akil, Cenk; "Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Kararları Işığında Avukatın Görevini Özenle Yerine Getirme Yükümlülüğü", Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi; 2(1) 2012, s.14) Bu açıdan bir davada meslektaşından sonra davaya bakmayı kabul eden avukat, meslektaşının ücretini aldığından emin olmalı ve meslektaşının ücretini alması için gerekli önlemi alarak meslektaşını uyarmalıdır.

TBB Meslek Kurallarının 39. maddesinde de ikinci avukata getirilen yazılı bildirim yükümlülüğü ile kendisinden önce vekalet verilen ilk avukatın emek ve çabasına karşı mesleki nezaket göstermek, avukatlık hukukunun düzen ve geleneklerini korumak amaçlandığından, dava konusu meslek kuralında, hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Öte yandan, Avukatlık Kanununun 134. maddesinde, avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlar hakkında bu Kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı ifade edilmiştir.

Somut olayda ise davacı avukatın, müşteki avukatın takip ettiği dava dosyalarına kendisine yazılı bildirimde bulunmadan vekaletname sunduğu ve duruşmalara katıldığı disiplin soruşturma dosyasında yer alan vekalet harç makbuzları, duruşma tutanakları ve davacı avukatın ikrarı ile sabit olduğundan Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 39. maddesine aykırı davranışı sebebiyle sicil durumu da gözetilerek tesis edilen uyarma cezasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği görüşü ile aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.
#7
Genel İcra Hukuku / beyan şerhinin satışa engel te...
Son İleti Gönderen WatchAndLearn - 25 Kasım 2022, 13:53:14
Değerli müdürlerim daha önce Müdürlüğümüz dosyasında borçlunun taşınmazında Sulh hukuk Mahkemesince konulan beyan şerhi bulunduğundan arkadaşlar satışa ve tescile engel olup olmadığını sormuşlar Mahkemede TMK nun 462/1-1. bendi gereğince izin kararı alınmadığı görülmekle cebri icrada s atışının ve tescilinin kısıtlının menfaatine olmayacağından satışa ve tescile engel demiş akabinde alacaklı vekili yeniden   satış talep etti bizde engel olduğundan red ettik. Şimdi Bizim red kararımızı icra mahkemesi kaldırdı satışa başlayacağız ancak neleree dikkat etmeliyim.  cevaplarınız içinteşekkürler.
#8
Tebligat İşlemleri / Asile Tebliğ İşlemi Usulsüz Ol...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 24 Kasım 2022, 16:36:12
Tebligat Kanunu'nun 11, HMK'nin 73, 81, 82, 83, Avukatlık Kanunu'nun 41. maddeleri uyarınca, vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerekir. Anılan bu düzenlemeler gereğince tebligatın vekile yapılması ile yasal süreler işlemeye başlar, yine bu tarihe göre takip kesinleştirilerek takibe devam işlemleri yapılır.

Ne var ki, vekile tebliğ zorunluluğunun bulunması asile tebligat yapılması lüzumunu ortadan kaldırmaz. Şöyle ki, İİK'nin 76. maddesinde mal beyanında bulunmamak suçu, 338. maddesinde düzenlenen hakikate muhalif beyanda bulunma suçu gibi icra-iflas suçlarında borçlunun cezalandırılabilmesi için icra emrinin borçlunun vekiline değil, kendisine tebliğ edilmiş olması gerekir (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, cilt 2, sh: 1280). Cezaların şahsiliği kuralı gereğince borçlu asilin cezai yönden sorumlu tutulabilmesi için icra emrinin borçlu asile tebliği zorunludur.

Somut olayda takip konusu ilamda borçlunun vekilinin yazılı olduğu, buna rağmen icra emrinin vekile tebliğ edilmediği, borçlu asile tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda icra emrinin ASİLE TEBLİĞ İŞLEMİ USULSÜZ OLMAYIP, VEKİLE DE TEBLİĞ EDİLMEMESİ NOKTASINDA TEBLİĞ İŞLEMİ EKSİKLİĞİ söz konusudur. Takibin kesinleştirilmesi için takip talebine ve ilama uygun icra emrinin borçlunun ilamda yazılı olan vekiline tebliği gereklidir. (Antalya BAM 12. HD.nin T:06/04/2022, E:2021/1976, K:2022/930)
#9
Genel İcra Hukuku / İtirazın İptali ile Takibin De...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 24 Kasım 2022, 15:16:33
Yine, icra emrine konu itirazın iptali davası sonucunda verilen karar uyarınca, ilamsız icra takibinin başlatıldığı dosya üzerinden, takipte istenip de mahkemece de takibin devamına karar verilen asıl alacak ve faizi hakkında takibe devam edilmesine engel bulunmadığı, bunun için de icra emri gönderilmesine gerek olmadığı, ancak aynı ilamın fer'ilerinden kaynaklanan alacak ilama dayandığından borçluya aynı dosya üzerinden icra emri düzenlenerek tebliğ edilmesinin gerektiği, bu durumda belirtildiği üzere tüm alacak kalemleri üzerinden icra emri gönderilmesine gerek yok ise de, ilamda hüküm altına alınan asıl alacak ve ferileri yönünden icra emrinin gönderilmesinin de usule aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda, itirazın iptali ilamında belirtilen ve takibin devamına karar verilen "44.683,22 TL asıl alacak, 1.428,49 TL işlemiş faiz 178,96 TL BSM 168,68 TL noter masrafı, 2.151,29 TL gayri nakti alacak olmak üzere toplam 48.610,64 TL alacak yönünden itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına fazlaya dair talebin reddine alacağın %20 si olan 9.722,12 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" şeklindeki hüküm nazara alınarak borçlu hakkında  takibe devam edilmesinde ve bu alacak kalemlerinin icra emrinde belirtilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin  istinaf sebepleri yerinde görülerek istinaf talebinin kabulü ile..... (Kayseri BAM 5. HD.nin T:21/06/2022, E:2022/1166, K:2022/1153 - Kesin Karar)
#10
Genel İcra Hukuku / Birleşen Dosyaya İlişkin Hükme...
Son İleti Gönderen Özgür KOCA - 24 Kasım 2022, 14:54:56
Ayrıca, takibin, dayanak ilama uygun şekilde infazı zorunludur. Alacaklı tarafça takip dayanağı ilamda yazılı alacak ve fer'ilerinden açıkça feragat etmedikçe ilamda hükmedilen, ancak takibe konu edilmeyen alacağın veya faizinin tahsilini -ilamın bölünmezliği ilkesi uyarınca ayrı bir takip başlatması mümkün olmadığından- aynı takip dosyasında talep etmesi gerekir. Ancak, bu halde alacaklı tarafça öncelikle takipte talep etmediği alacak kalemlerine işlemiş eksik faiz miktarlarını hesaplayarak ve oranları ile tarihlerini göstererek aynı takip dosyasında ek takip talebinde bulunmalıdır. Usulüne uygun düzenlenmiş ek takip talebi olmaksızın yapılan başvuru dikkate alınarak müdürlükçe ek icra emri tanzimine olanak bulunmamaktadır.

Somut olayda, aynı taraflar arasında daha önce görülen şikayet davalarında ilamın bölündüğü ve ilama dayalı olarak aynı takip dosyasından takip başlatılması gerektiği tüm davalı alacaklıların tek bir dosyadan ilama dayalı olarak takip yapabileceği gerekçesiyle 2014/9900 ve 9902 esas sayılı takiplerin iptaline karar verilmiş olması karşısında davalı alacaklıların asıl dosya için hükmolunan kalemlere ilişkin olarak halen derdest olan **** 4. İcra Müdürlüğü'nün 2014/9901 esas sayılı takip dosyasından daha önce talep edilmeyen alacak kalemlerine ilişkin olarak ek takip talebinde bulunarak icra emri düzenlettirmesi gerekir.

Bunlara ilaveten somut olayda, dayanak ilam incelendiğinde; iki davanın birleştirildiği, her birinin dava tarihinin farklı olduğu, birleşen davanın ilk dayanak ilamın bozulmasından sonra yapılan yargılama sırasında açıldığı ve asıl dosya ile birleştiği,  mahkemece her bir dava ile ilgili ayrı ayrı hüküm kurulduğu, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden de ayrı hükümler bulunduğu sabittir. Bu durumda davalı alacaklı A.K.'un birleşen dosyaya ilişkin hükmolunan kalemler yönünden ayrı bir takip başlatmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. (Sakarya BAM 8. HD.nin T:01/07/2022, E: 2022/831, K:2022/1255)