Gönderen Konu: Menfi tespit davasının reddi hâlinde ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmü içermez  (Okunma sayısı 227 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Özgür KOCA

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 2497
  • Tşk.Sayısı: 141
  • Cinsiyet: Bay
  • Gebze
Forumadalet
Facebook Facebook'da Paylas


T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

ESAS NO   : 2017/8-1873
KARAR NO   : 2021/230           


1. Taraflar arasındaki "takibin iptali" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2.  Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3.  Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
   
I.  İNCELEME SÜRECİ
Borçlu İstemi:

4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.11.2012 tarihli ve 2011/1403 E., 2012/1304 K. sayılı menfi tespite ilişkin ilamının kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini, takipte istenen faize de itiraz ettiklerini ileri sürerek Antalya 15. İcra Dairesinin 2013/8178 E. sayılı icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Alacaklı Cevabı:
5.  Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; kural olarak ilamlı icra takibine başvurmak için bir hükmün kesinleşmiş olmasının gerekmediğini, kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiğini, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 72/5. maddesinin icranın iadesine ilişkin olduğunu, bu hükmün menfi tespit veya istirdat davasının kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu olamayacağı şeklinde yorumlanmasının kanunun lafzına ve amacına aykırı olduğunu, İİK’nın 72/5. maddesinde ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen, menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak, ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklindeki bir yorumun hukuka aykırı olduğunu savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:
6. Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 18.12.2013 tarihli ve  2013/955 E.,  2013/1344 K. sayılı kararı ile; ilamlı icra takibine başvurmak için bir hükmün kesinleşmiş olmasının gerekmediği, kesinleşmeden ilamlı icraya konu olamayan ilamların neler olduğunun kanunlarda açıkça belirtildiği, İİK’nın 72/5. maddesinde ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, yalnızca İİK’nın 40. maddesine paralel olarak menfi tespit davasının borçlu lehine kesinleştiği takdirde icranın iadesi kurumunun uygulanacağını düzenlediği, somut olayda İİK’nın 72/5. maddesinde ilamlı icra takibine ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen, menfi tespit veya istirdat davası sonucu davacı lehine verilecek hükmün kesinleşmesi ile icranın iadesi kurumunun uygulanacağına yönelik düzenlemeden yola çıkarak ilamın kesinleşmesi şartının ilamlı icra takibinde de geçerli olduğu şeklinde bir yorum yapılamayacağı, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun hükmün amacına ve özellikle hakkaniyete aykırı olacağı, takibe konu ilamın icrası için kesinleşmesinin gerekmediği gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 8. Hukuk  Dairesince 14.04.2014 tarihli ve  2014/7010 E.,  2014/6963 K. sayılı karar ile;
“…Şikayetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikayetin reddine karar verilmiştir.

Talep, İİK'nun 41.maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikayete ilişkindir.

6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir.

Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar  (HUMK.443/4 m.),

Mahkümiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi),

Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı),

Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde),

Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2),

Sayıştay kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. madde),

İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1),

Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır.

Somut olayda takip dayanağı ilam “borçlu olmadığının tespitine ve bu takip borcuna ilişkin olarak 6.612,89 TL'nin istirdatına” ilişkin olup, yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında kesinleşmeden takibe konulması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.

Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:
9.  Antalya 2. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 08.07.2015 tarihli  ve  2015/475  E., 2015/670 K. sayılı  kararı ile; önceki gerekçelerle birlikte, icra tehdidi altında gerçekte borçlu olmadığı bir meblağı ödemek zorunda kalmış olan menfi tespit veya istirdat davasının davacısının, yargılama sonucu elde edeceği ilamı kesinleşmeden ilamlı icraya konu edemeyeceği şeklindeki bir yorumun davacının icra takibi yaparken sadece kambiyo senedine dayanması, davalının ise mahkemece verilmiş bir karara dayanarak yeniden takip yapması, bu nedenle davalının daha üstün hak sahibi olduğu düşünülerek, elinde mahkeme kararı bulunan şahsın kambiyo senedine dayanarak takip yapan şahsa rağmen üstün tutulması gereken yararı karşısında korunmasız kalmasının kabul edilemeyeceği, davalının üstün hak sahibi olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10.  Direnme kararı süresi içinde borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
         
II.  UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ilamlı icra takibine dayanak menfi tespit (istirdat) ilamının kesinleşmeden icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
           
III.  GEREKÇE
12. Alacaklının ilamlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilamı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır...." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilam; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilam olmadıkları hâlde yasa gereği "ilam mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilam niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.

13. İlamların icrası ise İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilama veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilamlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yolu ile başvurabilir (İİK'nın 16 ve 41. maddeleri).

14. İlamlı icraya başvurabilmek için kural olarak hükmün kesinleşmiş olması şart değildir.   6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilamın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilam kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinde belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir.

15. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilam, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilamlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, 3. Baskı, Ankara 1993, s. 2222). 

16. Somut olayda, alacaklı M.Ö. tarafından borçlu S K aleyhine 05.09.2013 tarihinde Antalya 15. İcra Dairesinin 2013/8178 E. sayılı dosyasında başlatılan ilamlı icra takibine dayanak Antalya 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.11.2012 tarihli ve 2011/1403 E., 2012/1304 K. sayılı ilamın incelenmesinde; davacının M Ö, davalının S K, dava tarihinin 13.09.2011 olduğu, davacının borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, mahkemece davanın menfi tespit davası olarak nitelendirildiği, ilamın hüküm kısmında “Davanın kabülü ile davacının davalıya Antalya 7. İcra Dairesinin 2009/25793 E. nolu dosyası üzerinden yürütülen takipte davalı tarafından talep edilen 4568,00TL ve ferileri yönünden borçlu olmadığının tesbitine ve bu takip borcuna ilişkin 28.9.2011 tarihinde davacıdan tahsil edilen 6612,89TL’nin davalıdan istirdaten tahsili ile davacıya verilmesine,” karar verildiği, ilamda kesinleşme şerhinin bulunmadığı, şikâyet konusu ilamlı icra takibinde alacaklı tarafından  6.612,89TL istirdaten tahsil, 1.999,13TL işlemiş faiz, 548,16TL vekâlet ücreti, 38,66TL işlemiş faiz, 118,60TL yargılama gideri, 8,36TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 9.325,80TL’nin tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

17. Yukarıda açıklandığı üzere ilamlı icra takibine dayanak ilam menfi tespit- istirdata ilişkin olduğundan uyuşmazlığın çözümünde İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiş olan menfi tespit ve istirdat davalarının açıklanması gerekmektedir.

18. Kendisine karşı ilamsız icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşmiş olsa dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).

19. İİK'nın 72. maddesinin 5. fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (İİK m. 72/6). Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara 2007, s. 803).

20. Kesinleşmeden icraya konulamayacak istisnai düzenlemelerden biri de İİK'nın 72. maddesinin 4 ve 5. fıkralarında yer alan menfi tespit davasına ilişkindir.

21. Menfi tespit davasının reddi hâlinde ilam (İİK m. 36 ve HUMK m. 443/1 anlamında) eda hükmünü içeren bir ilam değildir. İİK'nın 72. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesinde açıkça belirtildiği gibi alacaklının, lehine hükmedilen tazminatı borçlunun gösterdiği teminattan alabilmesi için menfî tespit davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca ilam bir bütün olup, ilamda yer alan eklentiler de aynı kurala tabidir (Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1990 tarihli ve 1990/12-446 E., 1990/564 K. sayılı, 05.10.2005 tarihli ve 2005/12-534 E., 2005/554 K. sayılı kararları).

22. Mahkemece menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi ve kararının kesinleşmesi üzerine, davanın kabulü kararının içeriğine göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan, icra dairesi tarafından, icra kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir (m. 72/5, c.2). Buna göre mahkeme, borçlunun hiç borçlu olmadığına karar vermişse, icra dairesi tarafından, icra tamamen eski hâle iade edilir; mahkeme borçlunun kısmen borçlu olmadığına karar vermişse, icra dairesi tarafından, icra kısmen eski hâle iade edilir. İİK’nın 72/5. maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi icra dairesi tarafından icranın eski hâle iadesi için ayrıca dava açılmasına ve mahkeme hükmüne gerek yoktur. Menfi tespit davası borçlu lehine sonuçlanmadan önce, ihtiyati tedbir kararı (m. 72/3,c.2) istenmediği veya verilmediği için, satış bedeli veya borçlunun icra dairesine ödemiş olduğu para (kısaca, icra veznesindeki para) alacaklıya ödenmiş durumda ise, menfi tespit davasının kabulü kararının kesinleşmesi (ve borçlunun talebi) üzerine icra dairesi, (ayrıca mahkeme hükmüne gerek kalmadan) alacaklıya ödemiş olduğu parayı alacaklıdan zorla geri alarak borçluya öder ve böylece icrayı eski hâline iade eder  (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 382-383).
     
23. Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüşmesi üzerine, mahkemenin davanın kabulüne karar vermesi hâlinde, bu kararın icra takibinde ödenmiş olan paranın borçluya geri verilmesine ilişkin bölümü için, borçlunun ayrı bir ilamlı takip yapmasına olanak ve gerek yoktur. Borçlunun, m. 72/5, c.2 hükmüne göre icranın eski hâle getirilmesini istemesi gerekli ve yeterlidir. Bu hâlde de icranın eski hâle getirilebilmesi için istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (m. 72/5, c.2). Borçlu, İİK'nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasının kabulü kararının faiz, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin bölümü için ilâmlı icra yoluna başvurabilir; fakat, bunun için de, istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (Kuru, s. 390-391). Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 11.02.2020 tarihli ve 2018/8-55 E., 2020/130 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.

24. Borçlu, menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için alacaklıya karşı İİK'nın 72. maddesinin 7. fıkrasına göre istirdat davası açabilir. Borçlu, istirdat davası sonucunda (lehine) almış olduğu ilamı hemen icraya koyabilir (m. 32). Bunun için, ilamın kesinleşmesi şart değildir; çünkü, ilamın konusu bir para alacağıdır (HUMK m. 443/1; İİK m. 36). Fakat, İİK'nın 72/6. maddesi gereğince istirdat davasına dönüşen menfî tespit davasının (yeni hâli ile istirdat davasının) kabulüne ilişkin ilamda yer alan alacak, ilam kesinleşmeden takip konusu yapılamaz (Kuru, s. 399). Hukuk Genel Kurulunun 11.02.2020 tarihli ve 2018/8-55 E., 2020/130 K. sayılı kararında da bu ilkeler vurgulanmıştır.   

 25. Bu açıklamalar ışığında somut olayda mahkemece, davacının borçlu olmadığının tespiti ile dava tarihinden sonra 28.09.2011 tarihinde ödenen 6.612,89TL’nin davalıdan istirdaten ödenmesine karar verildiğinden ilam bu hâli ile İİK’nın 72. maddesinin 6. fıkrasına göre menfi tespit davasından dönüşen istirdata ilişkin ilâmdır.

26. Bu ilâmın icra takibinde ödenmiş olan paranın borçluya geri verilmesine ilişkin 6.612,89TL’lik bölümü için borçlunun ayrı bir ilamlı takip yapmasına olanak ve gerek yoktur. Borçlunun ilamı icra dosyasına ibraz ederek İİK’nın m. 72/5, c.2 hükmüne göre icranın eski hâle getirilmesini istemesi gerekir. Ancak bu hâlde de icranın eski hâle getirilebilmesi için istirdat davasının kabulü kararının kesinleşmesi gerekir (İİK’nın m. 72/5,c.2). İlamda hükmedilen yargılama giderleri ve faiz alacağı ayrı bir ilamlı icra takibine konu edilebilir ise de ilamın fer'ileri de aynı kurala tabi olduğundan ilamın icrası için kesinleşmesi gereklidir.

27. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenler ve yukarıda açıklanan ilave gerekçelerle direnme kararının bozulması gerekir.
           
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;

Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler ve yukarıda açıklanan ilave gerekçelerle BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

 

Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32