İcra ve İflas Kanunu'nun 40. maddesinin 1. fıkrası gereğince takibe dayanak ilamın bozulması ile icra takip işlemleri olduğu yerde durur, bozma kararından sonra icra takip işlemi yapılamaz. Bozma ilamının icra dosyasına sunulmaması bu sonuca etkili değildir. Takibe dayanak ilam 22.06.2016 tarihinde bozulmuş olup, bozma kararından sonra icra müdürlüğünce 23.06.2016 tarihinde haciz talebi kabul edilmiş ve haciz şerhi tapu kaydına 09.12.2016 tarihinde işlenmiştir. Haciz tarihi alacaklının haciz talebinde bulunduğu tarih olmayıp, icra müdürünün haciz talebini kabul ettiği tarihtir. Bu durumda bozma kararı ile duran takipte icra takip işlemi yapılamayacağından, bozma ilamından sonra yapılan icra takip işlemi niteliğindeki haciz işlemi usulsüzdür. Bozma ilamının icra dosyasına sunulmaması bozma kararından sonra yapılan icra takip işlemlerini geçerli hâle getirmez.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; cebri icra hukukuna hâkim olan taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesine göre tarafların takibi etkileyecek vakaları ve delilleri sunması gerektiği, icra organlarının delilleri kendiliğinden araştırmasının mümkün olmadığı, icra müdürünün 13.06.2016 tarihli haciz talebini kabul ettiği, 23.06.2016 tarihinde dahi icra dosyasında İİK'nın 36/1. maddesi kapsamında alınmış bir mehil ve getirilmiş tehir-i icra kararının bulunmadığı, HMK'nın 367/1. maddesi gereğince ilam temyiz edilmiş olsa da takibin devam edeceği, İİK'nın 79 ve 85. maddeleri gereği talep hâlinde icra müdürünün haczi uygulamak zorunda olduğu ve bütün bunlara engel olabilecek İİK'nın 40/1 maddesinde belirtilen bozma ilamının taraflarca getirilme ilkesi gereği borçlu tarafından dosya ibraz edilmediği, bu nedenle 23.06.2016 tarihinde icra müdürünün haczi kabul işleminde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. (Yargıtay HGK T:24.03.2022, E:2018/8-1000, K:2022/373)