Haczin Düşmesi ile Sıra Cetvelindeki Önceliğin Ayrılması

Başlatan Arb. Özgür Koca, 01 Ekim 2026, 16:42:44

« önceki - sonraki »
avatar_Arb. Özgür Koca


Haczin Düşmesi ile Sıra Cetvelindeki Önceliğin Ayrılması

Yargıtay 12. ve 6. Hukuk Dairelerinin Kararları Işığında Haciz Kararı, Tapuya İşlenme, İnfaz ve Kesinleşme Tarihleri


Öz

İcra hukukunda hacizle bağlantılı tarihlerin belirlenmesi, yalnızca işlemlerin kronolojik olarak sıralanmasından ibaret değildir. Haciz talebinin yapıldığı, icra müdürlüğünce haciz kararı verildiği, kararın infaz edildiği, haczin sicile işlendiği ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüştüğü tarihler, incelenen hukuki soruna göre farklı önem taşıyabilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin incelenen kararlarında, taşınmaz üzerindeki haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için icra müdürlüğünce haciz kararı verilmesinin yeterli olduğu; İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ve 110. maddeleri bakımından sürenin başlangıcında tapu siciline şerh tarihinin değil, haciz kararının verildiği tarihin esas alınması gerektiği belirtilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ise sıra cetvelindeki önceliğin belirlenmesinde kesin hacizlerin infaz tarihlerine, ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerine bakılmasını ve hacze iştirak koşullarının ayrıca değerlendirilmesini istemektedir. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.; Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.06.2026 tarihli, 2026/2346 E., 2026/2357 K. sayılı kararı, taşınmaz yönünden bu incelemeyi somutlaştırmaktadır. Daire, sıra cetvelinde haczin tapu kaydına işlendiği tarihi esas alan bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır. Böylece taşınmazdaki sıra önceliği bakımından tapu işlem tarihinin dikkate alınması, incelenen kararlar arasında açık bir dayanak bulmaktadır. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.)

Bu makalede savunulan değerlendirme yöntemi, söz konusu kararların iki aşamalı okunmasına dayanmaktadır: Önce haczin hukuken ayakta olup olmadığı belirlenmeli; ardından paylaştırmaya esas alınabilecek hacizler arasında sıra ve iştirak incelemesi yapılmalıdır. Ancak bu yöntem, dairelerin bütün kararları arasında kesin bir görüş birliği bulunduğu iddiasıyla sunulmamaktadır. Aşağıda incelenen içtihat farklılığı nedeniyle, özellikle karar tarihiyle tapuya işlenme tarihi arasındaki fark sonuca etkiliyse, benimsenen yaklaşım ayrıca gerekçelendirilmelidir.

Anahtar kelimeler: Haczin düşmesi, satış isteme süresi, haciz kararı, haczin infazı, tapuya işlenme tarihi, ihtiyati haciz, kesin hacze dönüşme, sıra cetveli, hacze iştirak.

Kaynak ve kapsam notu: Karar özetlerinde taraf ve vekil adlarına, kimlik bilgilerine, plaka ve parsel bilgilerine yer verilmemiştir. Yargıtay kararlarının tarih, esas ve karar numaraları korunmuştur. İnceleme sunulan karar metinlerine dayanmaktadır; atıf yapılan 30.10.2023 tarihli kararın internet ortamında yayımlanan tam metni ayrıca değerlendirilmiştir. Uygulama örnekleri varsayımsaldır; makalenin değerlendirmeleri ile mahkemelerin gerekçeleri birbirinden ayrılarak aktarılmıştır.






1. Temel Ayrım: Haczin Devamı ile Alacaklılar Arasındaki Öncelik Aynı Sorun Değildir

Bir mal üzerinde birden fazla haciz bulunduğunda iki ayrı hukuki soruya cevap verilmesi gerekir.

İlk soru, belirli bir dosyadan konulan haczin hukuki varlığını koruyup korumadığıdır. Bu aşamada satış isteme süresi, satış talebinin usulüne uygunluğu ve sürenin işlemesini etkileyen nedenler incelenir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin haczedilmezlik şikâyetlerine ilişkin kararlarında, şikâyetin esasına geçilmeden önce İİK'nın 106 ve 110. maddeleri yönünden haczin devam edip etmediğinin araştırılması gerektiği açıkça vurgulanmaktadır. (Yargıtay 12. HD, 12.01.2026, 2025/7391 E., 2026/18 K.)

İkinci soru ise satış bedelinin paylaştırılmasında hangi alacaklının hangi sırada yer alacağıdır. Burada yalnızca haczin mevcut olması yeterli görülmemekte; haczin kesin veya ihtiyati nitelikte olması, infaz ya da kesinleşme tarihi ve başka bir hacze iştirak koşulları birlikte değerlendirilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin yaklaşımı bu ikinci soruya yöneliktir. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Dolayısıyla "haciz tarihi" ifadesi kullanılırken, bu tarihin hangi hukuki sonucun belirlenmesi için araştırıldığı açıklanmalıdır. Satış isteme süresinin başlangıcını tespit etmekle alacaklılar arasındaki önceliği belirlemek, birbirini tamamlayan fakat aynı içerikte olmayan incelemelerdir.

Bu nedenle, sıra cetveli hazırlanırken doğrudan sicilde görünen kayıtların tarih sırasına dizilmesi yerine, önce her haczin hukuki durumunun, sonra da paylaştırmadaki yerinin değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

2. İİK'nın 106 ve 110. Maddeleri Bakımından İncelemenin Çerçevesi

7343 sayılı Kanun ile düzenlenen İİK m.106 sisteminde satış isteme süresi kural olarak hacizden itibaren bir yıldır. Süresinde satış istenmesine rağmen artırmada satılamayan mal için öngörülen ek süre ve satış giderlerinin peşin yatırılması koşulları ayrıca dikkate alınmalıdır. Başlangıçta yatırılan giderin sonradan yetersiz kalmasına ilişkin on beş günlük tamamlama mekanizması, satış talebiyle birlikte gerekli giderin hiç yatırılmamasıyla aynı durum değildir.

İİK m.110 ise kanuni sürede satış istenmemesine veya geri alınan satış talebinin süresinde yenilenmemesine haczin kalkması sonucunu bağlamaktadır. Aynı maddedeki sicil şerhinin terkinine ilişkin düzenleme de haczin hukuken kalkması ile bu durumun sicile yansıtılmasının ayrı işlemler olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, sicilde haciz kaydının bulunması, tek başına haczin hukuken devam ettiğini kanıtlayan kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.

Öte yandan eski tarihli hacizler bakımından uygulanacak hüküm ayrıca belirlenmelidir. İİK Geçici m.18, yeni düzenlemelerin uygulanmaya başlandığı yer ve tarihle bağlantılı geçiş hükümleri içermektedir. Bu sebeple eski bir hacze ilişkin kararda altı aylık satış isteme süresinin uygulanmış olması, aynı sürenin sonraki bütün araç hacizlerinde de geçerli olduğu anlamına gelmez.

Burada haczin niteliği de önemlidir. İİK m.108 uyarınca haczi muvakkat olan alacaklı bakımından satış isteme hakkı ve m.106'daki süreler farklı bir rejime tabidir. Bu nedenle aşağıda açıklanan "haciz kararı tarihi" ölçütü, ihtiyati haciz kararının verildiği günden itibaren her durumda satış süresi işlemeye başladığı şeklinde genelleştirilmemelidir.

3. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin Temel Ölçütü: İcra Müdürlüğünün Haciz Kararı

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 04.06.2026 tarihli, 2025/9704 E., 2026/4086 K. sayılı kararında, incelemenin merkezini oluşturan ilke şu şekilde ifade edilmiştir:



Alıntı Yap"Taşınmazın usulüne uygun olarak haczedildiğinin kabulü için İcra Müdürlüğünce haciz kararı verilmesi yeterli olup, haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için ayrıca tapu siciline şerh verilmesi zorunlu değildir. İİK'nın 106 ve 110. maddeleri uyarınca haczin düşmüş olup olmadığı belirlenirken sürenin başlama tarihi olarak icra müdürlüğünce haciz kararının verilme tarihi esas alınmalıdır."
(Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.)

Bu yaklaşım, satış isteme süresinin başlangıcını sicil işleminin tamamlanmasına bağlamamaktadır. İcra müdürlüğünün haciz kararıyla tapu müdürlüğünün işlem tarihi farklıysa, İİK m.106 ve m.110 yönünden yapılacak hesapta karar tarihi esas alınmaktadır.

Bununla birlikte alacaklının haciz talebi ile icra müdürlüğünün haciz kararı birbirine karıştırılmamalıdır. Dairenin kullandığı ölçüt, yalnızca alacaklının başvuru yaptığı tarih değil, icra müdürlüğünün haciz kararı verdiği tarihtir. Dolayısıyla dosya incelenirken talep dilekçesi, talebin kabulüne ilişkin karar ve sonradan yapılan sicil işlemleri ayrı ayrı belirlenmelidir.

Aynı şekilde bu içtihattan, tapu siciline bildirim veya şerh işleminin bütün hukuki sonuçlar bakımından önemsiz olduğu çıkarılamaz. İncelenen kararların açıkça çözdüğü mesele, haczin geçerliliği ve İİK m.106-110 kapsamında satış isteme süresinin başlangıcıdır. Üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik ve sıra önceliği gibi farklı sorunlar, bu cümleden hareketle kendiliğinden çözümlenmiş sayılamaz.

3.1. Haciz kararı ile tapu işlem tarihinin farklı olduğu somut örnek

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 04.06.2026 tarihli, 2025/9704 E., 2026/4086 K. sayılı kararında haciz kararının tarihi 30.06.2020, tapudaki işlem tarihi ise 06.07.2020 olarak gösterilmiştir. Daire, tapu işlem tarihini değil, haciz kararının verildiği tarihi esas almış; bir yıllık sürede usulüne uygun satış talebi bulunmadığını belirtmiştir. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.)

Kararın önemi, yalnızca genel bir ilke açıklamasından ibaret olmamasıdır. Burada haciz kararı ile tapu işlemi arasındaki tarih farkı somut olarak ortaya konulmaktadır. Sicil işleminin daha sonra yapılmış olması, satış isteme süresinin başlangıcını da aynı ölçüde ileriye taşımamaktadır.

Bu nedenle uygulamada "tapuya haciz şu tarihte işlendiğine göre satış isteme süresi de bu tarihten başlar" biçimindeki otomatik kabul, incelenen 12. Hukuk Dairesi kararının yaklaşımıyla bağdaşmamaktadır.

3.2. Süresinde satış dilekçesi verilmesi tek başına yeterli değildir

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12.01.2026 tarihli, 2025/7391 E., 2026/18 K. sayılı kararında, taşınmaz üzerindeki haciz 23.11.2022 tarihlidir. 21.05.2023 tarihinde satış talep edilmiş olmasına rağmen, tarife gereğince yatırılması gereken avansın ödendiğini gösteren makbuzun dosyada ve UYAP sorgulamasında bulunmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle usulüne uygun bir satış talebinin mevcut olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. (Yargıtay 12. HD, 12.01.2026, 2025/7391 E., 2026/18 K.)

Kararda, şikâyetin yapıldığı tarihte haczin geçerli olduğu; ancak yargılama sırasında bir yıllık süre içinde usulüne uygun satış istenmediğinden haczin düştüğü kabul edilmiştir.

Bu karar, süre denetiminin yalnızca "satış talebi var mı?" sorusuyla tamamlanamayacağını göstermektedir. Satış talebinin tarihi kadar, gerekli giderlerin yatırılıp yatırılmadığı ve bunun dosyadaki ödeme kayıtlarıyla doğrulanıp doğrulanmadığı da önemlidir.

Dolayısıyla sıra cetveli hazırlığı sırasında başka bir dosyadan gelen "satış talep edilmiştir" açıklaması değerlendirilirken, talebin hukuken sonuç doğurabilecek nitelikte olup olmadığı da araştırılmalıdır. Bu, kararın uygulamaya aktarılmasından çıkan bir inceleme gereğidir; yalnızca dilekçenin varlığına dayalı değerlendirme yeterli değildir.

3.3. Aynı dosyadaki farklı hacizler birbirinden ayrılmalıdır

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 24.06.2026 tarihli, 2026/4697 E., 2026/4766 K. sayılı kararında, önceki haciz ile şikâyetten önce konulan son haczin birbirinden ayrılması gerektiği görülmektedir.



Bölge adliye mahkemesi önceki tarihli haciz üzerinden değerlendirme yapmışken, Yargıtay şikâyetten önceki son haczin 02.09.2024 tarihli olduğunu belirlemiştir. 09.12.2024 tarihli şikâyet sırasında bu haciz ayaktadır. Buna karşılık satış talebi bulunmadığından, 05.03.2026 tarihli bölge adliye mahkemesi kararı itibarıyla haciz düşmüştür. Daire, başvurunun başlangıçtan itibaren hukuki yarardan yoksun olduğu kabulü yerine, sonradan konusuz kaldığının gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Yargıtay 12. HD, 24.06.2026, 2026/4697 E., 2026/4766 K.)

Buradan çıkarılabilecek uygulama sonucu, aynı takip dosyasındaki bütün hacizlerin tek bir tarih altında değerlendirilmemesidir. Eski haciz, sonraki haciz ve her birine ilişkin satış işlemleri ayrı ayrı incelenmelidir.

Bununla birlikte kararın konusu, sonraki haczin önceki hacze ait sıra önceliğini koruyup korumadığı değildir. Bu nedenle söz konusu karardan, yeni haczin eski haczin bütün sonuçlarını kendiliğinden devraldığı biçiminde bir sonuç çıkarılamaz.

3.4. Haciz kararından itibaren geçen bütün zaman süreye eklenemez

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 11.06.2026 tarihli, 2026/850 E., 2026/4347 K. sayılı kararı, süre hesabının her zaman kesintisiz takvim hesabıyla yapılamayacağını göstermektedir.

Karara konu olayda haciz 24.03.2022 tarihinde konulmuş; alacaklı İİK m.121 kapsamında başvuruda bulunmuş ve verilen yetki üzerine 22.09.2022 tarihinde ortaklığın giderilmesi davası açmıştır. Daire, ortaklığın giderilmesi davası süresince satış isteme süresinin işlemeyeceğini ve karar henüz kesinleşmediğinden haczin ayakta olduğunu kabul etmiştir. (Yargıtay 12. HD, 11.06.2026, 2026/850 E., 2026/4347 K.)

Dolayısıyla doğru başlangıç tarihini belirlemek, doğru sonuca ulaşmak için tek başına yeterli değildir. Başlangıçtan sonraki dönemde sürenin işlemesini engelleyen hukuki bir neden bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

Bu karar bakımından esas alınması gereken husus, ortaklığın giderilmesi davasının açılması ile kararın kesinleşmesi arasındaki dönemin süre hesabına etkisidir. Karardan, herhangi bir dava açılmasının satış isteme süresini durdurduğu veya dava sonunda kendiliğinden yeni ve tam bir yıllık süre başladığı sonucu çıkarılamaz.

3.5. Sicile kayıtlı araçlarda da karar tarihi esas alınmaktadır

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23.09.2024 tarihli, 2024/2411 E., 2024/7574 K. sayılı kararında, sicile kayıtlı bir traktör üzerindeki haciz incelenmiştir. Daire, haczin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için trafik siciline ayrıca şerh verilmesinin zorunlu olmadığını, İİK m.106-110 bakımından sürenin icra müdürlüğünün haciz kararı tarihinden hesaplanacağını belirtmiştir. (Yargıtay 12. HD, 23.09.2024, 2024/2411 E., 2024/7574 K.)

Somut olayda haciz 18.03.2022 tarihinde konulmuştur. Kararda, o hacze uygulanacak düzenleme uyarınca satış isteme süresi altı ay olarak kabul edilmiştir. Sürenin son günü olan 18.09.2022 tarihinin pazar gününe rastlaması nedeniyle, 19.09.2022 tarihli şikâyet sırasında haczin geçerli olduğu; ancak yargılama sırasında düştüğü değerlendirilmiştir. (Yargıtay 12. HD, 23.09.2024, 2024/2411 E., 2024/7574 K.)

Bu karar iki yönden önemlidir: Sicile kayıtlı araç bakımından da karar tarihi esas alınmakta ve sürenin son gününün resmî tatile rastlaması hesaba katılmaktadır. Ancak karardaki altı aylık süre, somut hacze uygulanan tarihsel düzenlemeye aittir; güncel bütün araç hacizleri için genel süre olarak aktarılmamalıdır.

4. Haczin Düşme Zamanının Usulî Sonuca Etkisi

İncelenen 12. Hukuk Dairesi kararlarında, haczin şikâyetten önce düşmesi ile şikâyet sırasında mevcut olup yargılama devam ederken düşmesi arasında ayrım yapılmaktadır. Özellikle 24.06.2026 tarihli, 2026/4697 E., 2026/4766 K. sayılı karar, başvuru sırasında mevcut olan haczin sonradan düşmesi hâlinde "hukuki yarar yokluğu" yerine "konusuz kalma" değerlendirmesinin önemini ortaya koymaktadır. (Yargıtay 12. HD, 24.06.2026, 2026/4697 E., 2026/4766 K.)

Bununla birlikte karar metinlerinin usulî sonuç bakımından bütünüyle aynı ifadeleri kullandığı söylenemez. 04.06.2026 tarihli, 2025/9704 E., 2026/4086 K. sayılı kararın olay anlatımında haczin şikâyetten önce düştüğü belirtilmesine rağmen, sonuç değerlendirmesinde konusu kalmayan şikâyet hakkında karar verilmesine yer olmadığı ifade edilmiştir. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.)

Bu farklılık, kararların satış isteme süresinin başlangıcı konusundaki açık yaklaşımını değiştirmemektedir. Ancak usulî sonuçlara ilişkin açıklamalar yapılırken, bütün kararların tamamen tek biçimli bir formül benimsediği ileri sürülmemelidir.

Makalenin ana konusu bakımından ortak ve açık nokta şudur: Haczin düşüp düşmediği, icra müdürlüğünün haciz karar tarihi esas alınarak; geçerli satış talebi ve süreyi etkileyen diğer olgularla birlikte incelenmektedir.

5. Sıra Cetvelinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin Ölçütü: İnfaz, Tapuya İşlenme ve Kesinleşme

Haczin hukuki durumunun belirlenmesinden sonra, paylaştırmadaki sıra ve iştirak incelemesine geçilir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 25.06.2026 tarihli, 2026/2729 E., 2026/2847 K. sayılı kararında bu aşamanın temel ölçütü açıkça belirtilmiştir:



Alıntı Yap"Sıra cetveli düzenlenirken kesin hacizlerin infaz tarihlerine, ihtiyati hacizlerin ise kesinleşme tarihlerine bakılır."
(Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Daire, bu cümlenin devamında ilk kesin haczin veya ilk kesinleşen ihtiyati haczin, varsa bunlara iştirak edebilecek hacizlerle birlikte belirlenmesini istemektedir. Ayrıca haciz tarihleri yanında oluşan usulî müktesep hakların da dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla kararın yaklaşımı, bütün kayıtların tek bir tarih sütununa göre sıralanmasından daha kapsamlıdır. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

5.1. Kesin hacizlerde infaz tarihinin belirlenmesi

Kesin hacizler bakımından Dairenin kullandığı kavram "infaz tarihi"dir. Bu ifade, sıranın belirlenmesinde yalnızca alacaklının talep dilekçesinin veya takip dosyasının açılış tarihinin yeterli görülmediğini göstermektedir.

Buna göre sıra incelemesinde, ilgili mal veya hak üzerindeki haczin hangi işlemle ve hangi tarihte uygulandığı somut olarak belirlenmelidir. İnfazın varlığı ve tarihi, dosyadaki işlem belgeleriyle ilişkilendirilmeden yapılan tarih sıralaması, Dairenin öngördüğü incelemeyi karşılamaz.

Taşınmaz yönünden infaz tarihinin belirlenmesinde, haczin tapu kaydına işlendiği tarihi esas alan 03.06.2026 tarihli, 2026/2346 E., 2026/2357 K. sayılı karar ayrıca dikkate alınmalıdır. Bu kararda onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesi, sıra cetvelinin düzenlenmesinde ve haciz tarihinin belirlenmesinde tapu kaydına işlenme tarihini esas almaktadır. Dolayısıyla 25.06.2026 tarihli karardaki genel "infaz tarihi" ölçütü, taşınmaz bakımından bu somut kararla birlikte okunmalıdır. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.; 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Bununla birlikte yeni karar taşınmaz haczine ilişkindir. Buradan hareketle araç hacizleri, üçüncü kişilerdeki alacaklar veya diğer bütün haciz türleri bakımından "infaz tarihi mutlaka sicile şerh tarihidir" şeklinde sınırsız bir genelleme yapılamaz. Taşınmaz için belirlenen ölçüt ile bütün haciz türlerini kapsayan bir kural birbirinden ayrılmalıdır.

5.2. İhtiyati hacizlerde karar tarihi değil, kesin hacze dönüşme dikkate alınmalıdır

Aynı kararda, ihtiyati haczin kesinleşmesi için ödeme emrinin tebliği üzerine ödeme süresinin geçirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buradaki kesinleşme kavramı, kararın bütünlüğü içinde ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi anlamında kullanılmaktadır. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Bu sebeple ihtiyati haciz kararının verildiği tarih, ihtiyati haczin uygulandığı tarih ve kesin hacze dönüştüğü tarih aynı kabul edilmemelidir. Dairenin yaklaşımına göre sıraya ilişkin değerlendirmede yalnızca ihtiyati haciz kararının tarihine bakılması yeterli değildir.

Kesin hacze dönüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği de dosyadaki takip ve tebligat işlemleri üzerinden belirlenmelidir. Kararın verilmiş olmasıyla, bu kararın dayanak oluşturduğu ihtiyati haczin takip sürecindeki hukuki niteliğinin değişmesi farklı olgulardır.

5.3. İştirak hükümleri kronolojik önceliğin yanında ayrıca uygulanır

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, ihtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmalarının, İİK m.268'deki özel durum dışında sonuç doğurmayacağını belirtmiştir. İİK m.268 kapsamında ise ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmeden önce başka bir alacaklının hacziyle karşılaşılması hâlinde, İİK m.100'deki koşullar çerçevesinde kendiliğinden ve geçici iştirak gündeme gelebilir. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Bunun sonucu, "ihtiyati haczi önce olan mutlaka önce ödenir" şeklinde genel bir kural kurulamayacağıdır. Aynı şekilde, ihtiyati haczi henüz kesin hacze dönüşmemiş her alacaklının bütün ihtimallerde paylaştırmanın dışında kalacağı da söylenemez. İştirak imkânı, kendi yasal koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir.

6. 6. Hukuk Dairesi Kararlarının Somut Olaylar Üzerinden Değerlendirilmesi

6.1. İhtiyati haczin kesin hacze dönüşmemesi ve iştirak koşulları

25.06.2026 tarihli, 2026/2729 E., 2026/2847 K. sayılı kararda, sıra cetveline itiraz eden alacaklının ihtiyati haczi 07.03.2016, diğer alacaklının kesin haczi ise 29.12.2015 tarihlidir. İtiraz edenin ihtiyati haczi, sıra cetvelinin düzenlendiği aşamada kesin hacze dönüşmemiştir. İİK m.100 kapsamında verilen bilgi cevabında da takibin kesinleştirilmediği ve işlemin ihtiyati haciz aşamasında kaldığı bildirilmiştir. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Daire, ilk kesin hacizden sonraki tarihli ve henüz kesin hacze dönüşmemiş ihtiyati haczin, somut olayda kendisinden önceki kesin hacze iştirak edemeyeceğini değerlendirmiştir. Bu nedenle itiraz eden alacaklının sıra cetveline itiraz davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Olayda daha önce açılmış bir sorumluluk davası ve 02.04.2007 tarihli ihtiyati tedbir de bulunmaktadır. Ancak bunların varlığı, daha sonra konulan ihtiyati haczin tarihini geriye götüren veya kendiliğinden sıra önceliği sağlayan bir neden olarak kabul edilmemiştir. Kararda, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve kesin haciz farklı hukuki aşamalar olarak ele alınmıştır. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Buradan çıkarılacak sonuç dikkatle sınırlandırılmalıdır. Karar, yalnızca "ihtiyati haciz kesinleşmemiştir" gerekçesiyle bütün ihtiyati haciz alacaklılarını dışlayan genel bir yaklaşım ortaya koymamaktadır. Somut olayda ihtiyati haczin önceki kesin hacizden sonra uygulanmış olması ve iştirak koşullarının gerçekleşmemesi birlikte değerlendirilmiştir.

6.2. Tapuya işlenme tarihinin esas alınması: 03.06.2026 tarihli karar

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 03.06.2026 tarihli, 2026/2346 E., 2026/2357 K. sayılı kararı, genel haciz yoluyla takipte düzenlenen sıra cetveline yönelik şikâyete ilişkindir. Uyuşmazlığın konularından biri, şikâyetçi alacaklının haciz tarihi belirlenirken 01.04.2024 tarihli haciz talebinin mi, cetvelde esas alınan 02.04.2024 tarihli haczin mi dikkate alınacağıdır. Şikâyetçi, haciz talep tarihinin esas alınması ve garameten paylaşıma dâhil edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.; kararın "Şikâyet" bölümü.)

İlk derece mahkemesi, diğer gerekçelerinin yanında, şikâyetçinin haciz tarihinin 01.04.2024 olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bölge adliye mahkemesi ise bu tarih yaklaşımını benimsememiş; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/5375 E., 2023/3538 K. sayılı kararına da atıf yaparak haczin tapu kaydına işlendiği tarihi esas almıştır. Şikâyetçi, haciz tarihinin hatalı belirlendiği iddiasını temyizde de sürdürmüştür. Yargıtay, ileri sürülen nedenleri bozma sebebi saymayarak bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır. (Aynı kararın "İlk Derece Mahkemesi Kararı", "İstinaf", "Temyiz" ve "Karar" bölümleri.)

Onanan bölge adliye mahkemesi gerekçesinin Yargıtay ilamındaki aktarımında şu ifade bulunmaktadır:



Alıntı Yap"sıra cetvelinin düzenlenmesinde ve haciz tarihinin belirlenmesinde gözetilecek tarihin tapu kaydına haczin işlendiği tarih olduğu"
(Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.; "IV. İstinaf" bölümü.)

Bu ifadenin karar içindeki yeri önemlidir. Söz konusu açıklama, bölge adliye mahkemesi gerekçesinin aktarımıdır; Yargıtay da bu kararı onamıştır. Dolayısıyla doğru atıf, "Yargıtay, tapuya işlenme tarihini esas alan bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır" şeklinde kurulmalıdır. İlamın yapısı göz ardı edilerek, aktarılan her cümle Yargıtayın ayrıca kaleme aldığı bağımsız bir gerekçe gibi sunulmamalıdır.

Kararın makalenin ana konusu bakımından sonucu açıktır: Taşınmazın sıra cetvelindeki haciz önceliği belirlenirken, yalnızca haciz talebinin daha önce yapılmış olması yeterli kabul edilmemiş; tapu kaydına işlenme tarihi esas alınmıştır. Bu nedenle taşınmazlar bakımından sıra tarihinin sicil işlemiyle ilişkilendirilmesine artık yalnızca ihtiyatlı bir olasılık olarak değil, somut bir onama kararıyla desteklenen yaklaşım olarak yer verilmelidir.

Karar metninde 01.04.2024 tarihi haciz talep tarihi olarak aktarılmaktadır. Bu tarihin ayrıca icra müdürlüğünün haciz kararı tarihi olduğu, metinde açıkça gösterilmeden varsayılamaz. Böylece talep tarihi ile karar tarihi arasındaki ayrım bu kararda da korunmalıdır.

6.2.1. Haczin tapuya işlenmesi, mülkiyetin tesciliyle karıştırılmamalıdır

Kararda İİK m.94/2 kapsamında satışa konu taşınmazın tescil işlemlerinin yaptırılmasından da söz edilmektedir. Ancak sıra tarihine ilişkin gerekçede esas alınan işlem, haczin tapu kaydına işlenmesidir. Taşınmazın borçlu adına tescil edilmesiyle haciz kaydının tapuya işlenmesi, karar içinde farklı bağlamlarda ele alınmaktadır. Bu nedenle "tescil tarihi esas alınır" ifadesi tek başına kullanıldığında doğabilecek belirsizlikten kaçınılmalı; hangi sicil işleminin kastedildiği açıkça yazılmalıdır. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.; "IV. İstinaf" bölümü.)

6.2.2. Cetvelin iptal edilmiş olması, talep tarihinin benimsendiği anlamına gelmez

Aynı uyuşmazlıkta, taşınmazın tescili sırasında yapılan bazı ödemelerle haciz ve satış giderlerinin satış bedelinden öncelikle karşılanması da tartışılmıştır. Bölge adliye mahkemesi, somut olayda İİK m.94/2 kapsamında yapılan tescil işlemleriyle bağlantılı hâl rüsumu ve tapu harcı ödemeleri ile satış giderlerini değerlendirmiş; bunların öncelikle karşılanması gerektiği gerekçesiyle de sıra cetvelinin iptaline karar vermiştir. Bu hüküm Yargıtay tarafından onanmıştır. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.)

Bu nedenle kararın yalnızca "sıra cetveli iptal edildi" sonucuna bakılarak, şikâyetçinin haciz talep tarihine ilişkin görüşünün kabul edildiği söylenemez. İptalin giderlere ilişkin gerekçesiyle haciz tarihine ilişkin değerlendirme ayrı ayrı okunmalıdır. Aynı şekilde, bu somut gider değerlendirmesinden bütün vergi ve harçların her durumda satış bedelinden öncelikle ödeneceği şeklinde sınırsız bir sonuç çıkarılamaz.

6.3. Atıf yapılan 2023 kararı: Süre hesabına da yansıyan yaklaşım farklılığı

Yeni kararda atıf yapılan 30.10.2023 tarihli, 2022/5375 E., 2023/3538 K. sayılı kararın yayımlanan tam metninde, haciz müzekkeresi 11.07.2016'da yazılmış, haciz 20.07.2016'da tapuya işlenmiştir. Satış 29.06.2017'de istenmiş, avans 18.07.2017'de yatırılmıştır. Daire, tapuya işlenme tarihini esas alarak satış isteminin süresinde ve haczin ayakta olduğunu kabul etmiştir.

Bu karar, tapu tarihini yalnızca sıra karşılaştırmasında değil, haczin devamına ilişkin süre değerlendirmesinde de kullanmaktadır. Dolayısıyla 12. Hukuk Dairesinin karar tarihini esas alan yaklaşımıyla bütün kararların sorunsuz biçimde uzlaştırıldığı ileri sürülemez. Önerilen iki aşamalı yöntem, bu farklılığı görünmez kılmamalıdır. (Yargıtay 6. HD, 30.10.2023, 2022/5375 E., 2023/3538 K. Bu alt bölüm, yeni ilamda atıf yapılan kararın dış kaynak üzerinden ayrıca incelenmesine dayanmaktadır.)

7. İki Dairenin Kararları Nasıl Birlikte Kullanılmalıdır?

İncelenen kararların sistematik okunmasından hareketle önerilebilecek yöntem aşağıda gösterilmiştir. Tablo, farklı inceleme sorularını ve dayanak kararları ayırmaktadır; bütün dairelerce kabul edilmiş tartışmasız bir ortak kuralı temsil etmemektedir.



İncelenen hukuki sorunEsas alınacak ölçütTamamlayıcı inceleme
İİK m.106-110 bakımından haczin düşüp düşmediği12. Hukuk Dairesinin yaklaşımıyla icra müdürlüğünün haciz karar tarihiUygulanacak süre, usulüne uygun satış talebi, giderler ve süreyi etkileyen nedenler
Kesin hacizlerin sıra cetvelindeki genel öncelik ölçütü6. Hukuk Dairesinin yaklaşımıyla infaz tarihiHaczin hukuki durumu, iştirak ve ilgili öncelik hükümleri
Taşınmaz üzerindeki haczin sıra cetvelindeki tarihi03.06.2026 tarihli onama kararında benimsenen tapu kaydına işlenme tarihiTalep ve karar tarihinden ayrım; ilgili tapu işlem kaydının incelenmesi
İhtiyati hacizlerin sıra cetvelindeki durumuKesin hacze dönüşme tarihiİİK m.100 ve m.268 kapsamında iştirak koşulları


Bu çerçeve, 12. Hukuk Dairesinin süre başlangıcına ilişkin yaklaşımı ile 6. Hukuk Dairesinin sıra, tapuya işlenme ve iştirak ölçütlerinin birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.; Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.; 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

İşlevsel ayrım ile içtihatların tamamen uzlaştırılması aynı şey değildir. Haczin hukuki devamı ile alacaklılar arasındaki önceliği ayrı başlıklarda incelemek yararlıdır. Ancak 6.3. bölümde açıklanan farklılık nedeniyle, iki dairenin bütün kararlarının bu ayrımı aynı biçimde benimsediği söylenemez. İki tarih arasında kalan bir satış talebi veya gider ödemesi söz konusuysa, süre hesabında hangi yaklaşımın neden esas alındığı özellikle açıklanmalıdır.

Bu çalışmada savunulan uygulama yaklaşımı şu şekilde ifade edilebilir:

Haczin düşmesi incelenirken, 12. Hukuk Dairesinin yaklaşımı benimseniyorsa icra müdürlüğünün haciz karar tarihi esas alınmalıdır. Sıra incelemesinde ise 6. Hukuk Dairesinin kararları doğrultusunda kesin hacizlerin infaz tarihleri; taşınmazlar bakımından haczin tapuya işlenme tarihi ve ihtiyati hacizler bakımından kesin hacze dönüşme tarihi, iştirak koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bu iki incelemede esas alınan tarihler somut olayda aynı güne denk gelebilir. Farklı tarihlerin bulunduğu hâllerde ise hangi işlemin hangi hukuki sonucu doğurduğu ayrıca gerekçelendirilmelidir.

8. İİK m.140 ve Kanuni Önceliklerin Saklı Tutulması

Sıra cetvelinin düzenlenmesi yalnızca hacizler arasındaki kronolojiye indirgenemez. İİK m.140, alacaklıların sıralanmasında m.206'ya gönderme yapmakta; ilk üç sıraya kayıt bakımından haciz talebi tarihine ilişkin özel bir düzenleme içermektedir.

Bu nedenle 6. Hukuk Dairesinin "infaz ve kesinleşme tarihi" ölçütü, kanuni sıralama ve iştirak hükümlerini ortadan kaldıran tek başına yeterli bir formül olarak kullanılmamalıdır. Daire de incelediğimiz kararında, tarih karşılaştırmasının yanında İİK m.100 ve m.268 koşullarının değerlendirilmesini açıkça istemektedir. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Buradaki ilk üç sıraya kayıtla ilgili haciz talebi tarihi, bütün hacizler arasındaki önceliğin istisnasız talep tarihine göre belirleneceği anlamına gelmez. Nitekim 03.06.2026 tarihli kararda şikâyetçinin İİK m.140'a dayanarak talep tarihini öne çıkaran iddiasına rağmen, tapuya işlenme tarihini esas alan hüküm onanmıştır. Bu sonuç, m.140'taki özel düzenlemeyi ortadan kaldırmaz; onun bütün hacizlere uygulanacak genel bir tarih kuralına dönüştürülmesini de haklı kılmaz. (Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K.)

Dolayısıyla önce haczin hukuki durumu, ardından hacizler arasındaki öncelik ve iştirak ilişkisi, son olarak da uygulanması gereken kanuni sıra hükümleri birlikte ele alınmalıdır.

9. Uygulama Örnekleri ve Dosya İnceleme Yöntemi

9.1. Süre hesabında karar tarihi ile tapu tarihinin farklı sonuç vermesi

Tamamen varsayımsal bir örnekte, taşınmaz hakkında haciz kararının 04.03.2024, tapu işlem tarihinin 12.03.2024, satış talebinin ise 07.03.2025 olduğunu kabul edelim. Uygulanacak sürenin bir yıl olduğu, sürenin işlemesini etkileyen bir neden bulunmadığı ve daha önce geçerli satış talebi yapılmadığı varsayımında, tapu işlem tarihine göre hesap yapılması talebi süresinde gösterebilir. Oysa incelenen 12. Hukuk Dairesi yaklaşımında başlangıç 04.03.2024 olacağından sonuç değişecektir. Bu örnek, kararın süre başlangıcına ilişkin ilkesinin uygulanmasını göstermektedir. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.)

Aynı mal üzerinde başka hacizler bulunması hâlinde ise bu hesap, tek başına sıra cetvelini oluşturmaz. Önce ilgili haczin hukuki durumu belirlenir; bundan sonra diğer hacizlerin infaz veya kesin hacze dönüşme tarihleri ve iştirak koşulları karşılaştırılır.

Bu varsayımda ulaşılan sonuç, 12. Hukuk Dairesinin yaklaşımının uygulanmasına aittir. Makalenin 6.3. bölümünde açıklanan görüş farkı göz önünde bulundurulduğunda, farklı tarih hesabının sonucu değiştirdiği dosyada bu mesele ayrıca gerekçelendirilmelidir.

9.2. İki geçerli kesin haciz arasında taşınmazdaki sıra önceliği

Tamamen varsayımsal ikinci bir örnekte, A alacaklısının haciz kararının 01.04.2024'te verildiğini, haczinin 04.04.2024'te tapuya işlendiğini; B alacaklısının haciz kararının 02.04.2024'te verildiğini, haczinin ise 03.04.2024'te tapuya işlendiğini kabul edelim. Her iki haczin de hukuken devam ettiği, alacakların aynı türde olduğu ve sonucu değiştiren iştirak veya kanuni öncelik bulunmadığı varsayılmaktadır.

12. Hukuk Dairesinin süre yaklaşımı uygulandığında A bakımından 01.04.2024, B bakımından 02.04.2024 tarihleri ayrı ayrı dikkate alınır. Buna karşılık taşınmazdaki kronolojik sıra önceliği, 6. Hukuk Dairesinin 03.06.2026 tarihli kararındaki ölçüte göre değerlendirildiğinde, tapuda daha önce işlenen B haczi öne geçer. A'nın haciz kararının daha önce verilmiş olması, bu varsayımda sıra önceliğini tek başına sağlamaz. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.; Yargıtay 6. HD, 03.06.2026, 2026/2346 E., 2026/2357 K. esas alınarak oluşturulmuş varsayımsal örnek.)

Bu örnekteki sonuç bütün dağıtım hesabının yerine geçmez. Varsayım dışında kalan bir iştirak, imtiyaz veya başka bir kanuni öncelik varsa sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

9.3. İİK m.100 cevapları ile tapu kayıtlarının birlikte incelenmesi

Bu içtihatlardan hareketle önerilebilecek dosya inceleme yöntemi, tek bir "haciz tarihi" alanıyla yetinmemektir. Haciz talebi, haciz kararı, infaz, sicil işlemi, ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi, satış talebi ve gider ödeme tarihleri ayrı başlıklarda gösterilmelidir.

Özellikle İİK m.100 kapsamında bilgi istenirken, "haciz devam etmektedir" veya "takip kesinleşmiştir" gibi sonuç bildiren açıklamaların dayandığı işlemler de belirlenmelidir. Nitekim 6. Hukuk Dairesinin incelediği olayda, ilgili dosyadan verilen bilgi cevabının ihtiyati haczin henüz kesin hacze dönüşmediğini ortaya koyması sonuca etkili olmuştur. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Taşınmazlar bakımından tapuya işlenme tarihi, ilgili kayıt ve işlem bilgisiyle doğrulanmalıdır. İİK m.100 cevabında yalnızca "haciz tarihi" yazılmışsa, bunun haciz kararı mı yoksa tapuya işlenme tarihi mi olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Tarihlerin farklı olması tek başına cevaplardan birinin yanlış olduğunu göstermez; farklı işlemler ifade ediliyor olabilir. Bu, incelenen kararlardan hareketle önerilen belge denetimidir.

Kesin hacze dönüşme tarihi açıkça bildirilmemişse, eksiklik tahminî bir tarih yazılarak giderilmemelidir. Takip ve tebligat işlemleriyle dayanak belgeler belirlenmeli; bilgi eksikliği ile hukuki değerlendirme birbirinden ayrılmalıdır. Aynı şekilde satış talebi ve avans yönünden yalnızca sonuç bildiren cevaba değil, ilgili işlem ve ödeme kayıtlarına bakılmalıdır.

Bu yaklaşımın amacı daha fazla tarih toplamak değil, her tarihin hangi hukuki değerlendirmede kullanıldığını görünür kılmaktır. Böylece süre hesabına esas alınan tarih ile sıra önceliğine esas alınan tarih gerekçesiz biçimde birbirinin yerine kullanılmaz.

10. Sonuç

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin incelenen kararları, İİK'nın 106 ve 110. maddeleri bakımından haczin düşüp düşmediği araştırılırken icra müdürlüğünün haciz karar tarihinin esas alınmasını öngörmektedir. Taşınmaz haczinin geçerliliği ve tamamlanmış sayılması için ayrıca tapu siciline şerh verilmesi şartı aranmamakta; aynı yaklaşım incelenen sicile kayıtlı araç haczi kararında da benimsenmektedir. Ancak süre hesabı, geçerli satış talebi, giderlerin yatırılması ve sürenin işlemesini etkileyen nedenlerden bağımsız yapılmamaktadır. (Yargıtay 12. HD, 04.06.2026, 2025/9704 E., 2026/4086 K.; Yargıtay 12. HD, 23.09.2024, 2024/2411 E., 2024/7574 K.; Yargıtay 12. HD, 11.06.2026, 2026/850 E., 2026/4347 K.)

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 25.06.2026 tarihli, 2026/2729 E., 2026/2847 K. sayılı kararı ise sıra cetvelinde kesin hacizlerin infaz tarihlerinin, ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihlerinin esas alınmasını; ilk hacze iştirak koşullarının ayrıca incelenmesini istemektedir. Bu yaklaşımda, ihtiyati haczin yalnızca önce konulmuş olması veya alacağın daha önce açılmış bir davaya dayanması, tek başına öncelik sağlamamaktadır. (Yargıtay 6. HD, 25.06.2026, 2026/2729 E., 2026/2847 K.)

Bu kararlar ışığında benimsenebilecek temel yöntem şudur:



Alıntı YapBu makalede önerilen yöntem, önce haczin hukuki durumunun, ardından sıra ve iştirak ilişkisinin incelenmesidir. Süre başlangıcında 12. Hukuk Dairesinin haciz kararını esas alan yaklaşımı; sıra incelemesinde 6. Hukuk Dairesinin kesin hacizlerde infaz, taşınmazlarda tapuya işlenme, ihtiyati hacizlerde kesin hacze dönüşme ölçütleri dikkate alınmalıdır. Ancak somut uyuşmazlıkta sonucu değiştiren içtihat farklılığı ayrıca değerlendirilip gerekçelendirilmelidir.


Yargıtay 6. HD'nin 03.06.2026 tarihli, 2026/2346 E., 2026/2357 K. sayılı karar, taşınmazlar yönünden tapuya işlenme tarihinin sıra incelemesinde esas alınmasını somut olarak desteklemektedir. Bu nedenle taşınmaz bakımından sicil tarihinin önemini belirsiz bırakan değerlendirme yerine, söz konusu onama kararının ortaya koyduğu ölçüte yer verilmelidir. Aynı sonuç, bu karara dayanılarak sicile kayıtlı diğer menkul türlerinde de dikkate alınabilir.

Öte yandan 6.3. bölümde gösterilen yaklaşım farklılığı, işlevsel ayrımın bütün içtihatları uzlaştırdığı iddiasını sınırlandırmaktadır. Analitik bir inceleme yöntemi önermekle, tartışmasız ve tek tip bir Yargıtay uygulaması bulunduğunu ileri sürmek aynı şey değildir.

Sonuç olarak haczin ayakta olup olmadığı ile ayakta olan hacizler arasında hangi alacaklının önce geleceği ayrı sorulardır. Sağlıklı bir sıra cetveli, bu iki soruya ayrı ayrı ve somut işlem belgelerine dayanan cevaplar verilmesiyle oluşturulabilir.




İncelenen Kararlar

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

23.09.2024 tarihli, 2024/2411 E., 2024/7574 K.

12.01.2026 tarihli, 2025/7391 E., 2026/18 K.

04.06.2026 tarihli, 2025/9704 E., 2026/4086 K.

11.06.2026 tarihli, 2026/850 E., 2026/4347 K.

24.06.2026 tarihli, 2026/4697 E., 2026/4766 K.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi

03.06.2026 tarihli, 2026/2346 E., 2026/2357 K.

25.06.2026 tarihli, 2026/2729 E., 2026/2847 K.

30.10.2023 tarihli, 2022/5375 E., 2023/3538 K. — 03.06.2026 tarihli kararda atıf yapılan ve yayımlanmış tam metni ayrıca incelenen karar.

Yukarıdaki inceleme, belirtilen kararların somut uyuşmazlıkları ve gerekçeleriyle sınırlıdır. Bir kararın sonucu, farklı takip ve haciz türlerine gerekçesiz biçimde genelleştirilmemelidir.

Arb. Özgür KOCA
HukukMatik: Bilirkişi Hesap Asistanı
Ödeme ve masraf girişleri ile TL ve Döviz bazlı kademeli borç hesabı...

Benzer Konular (10)