Gönderen Konu: ANONİM ŞİRKET HİSSELERİNİN HACZİ  (Okunma sayısı 255 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Deniz034

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 839
  • Tşk.Sayısı: 16
  • Cinsiyet: Bay
ANONİM ŞİRKET HİSSELERİNİN HACZİ
« : 03 Eylül 2019, 13:06:19 »
Facebook Facebook'da Paylaş Twitter Twitter'da Paylaş


ANONİM ŞİRKET HİSSELERİNİN HACZİ

VE YARGITAY UYGULAMASI

 

 

A- GİRİŞ:

Yasal zorunluluk bulunmamasına rağmen anonim şirket, pay sahipliğini tevsik etmek ya da paylar üzerinde hukuki muamelede bulunmayı kolaylaştır­mak için hisse senedi çıkartabilir.

Hisse senedinde bulunması gerekli olan unsurlar Türk Ticaret Kanunu­nun 413. maddesinde belirtilmiş bulunmaktadır. Buna göre hisse senetlerinde,

– Şirketin Unvanı,

– Esas Sermaye Miktarı,

– Tescil Tarihi,

– Senedin Nevi,

– Senedin İtibari Kıymeti,

belirtilmeli ve senedin şirketi temsile yetkili olanlardan en az ikisi tara­fından imzalanmış bulunması gerekmektedir.

Şayet çıkartılan senet nama yazılı hisse senedi ise o takdirde yukarıda belirtilenlere ilaveten senette hisse senedi sahibinin isim ve ikametgahı ile senet karşılığında ödenmiş olan miktarın da yazılı bulunması zorunludur.

Anonim şirketlerde tedavül şekli bakımından iki türlü hisse senedi bu­lunmaktadır (TTK m. 409):

– Nama yazılı hisse senedi,

– Hamiline yazılı hisse senedi,

Her iki cins senet de kıymetli evrak niteliği taşımakta ve üçüncü şahıslara devredilebilmektedir.

Hamiline yazılı hisse senetlerinin üçüncü şahıslara devri için sadece “teslim” yeterli iken [1], nama yazılı hisse senetlerinin üçüncü şahıslara devri için “ciro” ve “teslim” zorunluluğu bulunmaktadır.

Ancak nama yazılı hisse senetlerine ilişkin devirlerin anonim şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için devir hususunun pay defterine işlenmesi gerekmektedir. [2]

 

B- ANONİM ŞİRKETLERDE HİSSE HACZİ:

1- Hisse Senedi yada İlmuhaber Çıkartmış Olan Anonim Şirketlerde Hisse Senedi Haczi:

a- Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerde Hisse Senedi Haczi:

Bir anonim şirketin nama ya da emre yazılı hisse senedi çıkartmış olması durumunda bu senetlerin ortağın kişisel borçlarından dolayı haczi mümkün bulunmaktadır.

Türk Ticaret Kanunun 145. maddesinin ikinci fıkrasında [3],sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerle, anonim şirketlerde alacaklıların, borç­lularına ait bulunan hisse senetlerini haczettirebilecekleri açıkça düzenlenmiş­tir.

Hisse senetlerinin borçluya teslim edilmiş olması durumunda, icra müdü­rünün şirketten borçluya ait hisseler üzerine haciz konulmasını ya da şirket pay defterine haciz hususunun işlenmesini talep etmesi mümkün değildir. Zira hisse senetleri kıymetli evrak niteliği taşımakta olduklarından, İcra ve İflas Kanunun 88. maddesi gereğince fiilen haczedilerek muhafaza altına alınmaları gerek­mektedir.[4]

Örnek İçtihat:

Anonim şirket tarafından hisse senedi çıkartılmış ise bu senetlerin İİK.nun 88 maddesi gereğince haczedilmesi gerekir. Anonim şirketten haciz konusunda pay defterine şerh verilmesi istenemez.

……. Merci Kararının onanmasını mutazammın 16.11.1995 tarih ve 15782, 16181 sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki şikayetçi vekili tarafından istenmesi üzerine gereği görüşülüp düşünüldü :

İstanbul 6.İcra Müdürlüğü’nün Bakırköy 4.İcra Müdürlüğü’ne gönderdiği talimat yazısında borçlu Sabit Selim Edes’in Ataköy Turizm ve Ticaret A.Ş. nezdindeki hisse senetlerinin haczi, muhafaza altına alınması ve pay defterine işlenmesi istenilmiştir. Talimat uyarınca Bakırköy 4.İcra Müdürü şirket merke­zine gitmiş, şirket yetkilisi hisse senetlerinin borçluya teslim edildiğini , şir­kette borçluya ait hisse senedi bulunmadı­ğını bildirmiştir. Şirkette borçluya ait hisse senedi bulunmadığından talimat uyarınca hisse senetlerinin haczi ile pay defterine işlenmesi için şirkete müzekkere yazılmıştır.

TTK nun 415. ve 416. maddeleri uyarınca anonim şirketlerin çıkarttıkları hamiline veya nama yazılı hisse senetleri cirosu kabil senetlerdendir. İİK.nun 88/1 maddesi uyarınca bu senetlerin icra müdürlüğünce haczedilip icra daire­sinde muhafaza altına alınması zorunludur. Hisse senetleri bulunamadığına göre icra müdürlüğünce şirkete hisse senetlerinin haczi ile pay defterine işlen­mesi yolunda yazı yazılması doğru değil­dir. Şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru değildir.

Şikayetçi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin 16.11.1995 tarih 1995/15782-16181 sayılı onama kararının kaldırılmasına Ba­kırköy 2.İcra Tetkik Mercii’nin 19.09.1995 tarih 1995/1061-1160 sayılı red kararının İİK.nun 366 ve HUMK.nun 48. maddeleri uyarınca BOZULMA­SINA karar verildi.

(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 06.02.1996 tarih, E. 1996/1547, K. 1996/1654)

 

Hisse senetleri borçlunun elinde değil de her hangi bir sebeple (rehin, ve­kalet, vedia vs.) üçüncü şahsın elinde bulunuyor olabilir. Böyle bir durumda senetler, “borçlunun üçüncü şahıs nezdindeki menkul malı” niteliği taşımakta olduklarından İİK.nun 89. maddesinde belirtilen prosedüre göre haczedilmeli­dir.[5]

Örnek İçtihat:

Hamiline yazılı anonim şirket hisse senedi, borçlu ortağın elinde değil de mülkiyetin devri dışındaki bir sebebe istinaden üçüncü şahsın elinde bu­lunuyorsa, İİK.nun 89. maddesi prosedürü ile haczedilebilir.

Taraflar arasındaki şikayet davasının yapılan yargılaması sonunda,ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davacı vekili ile müdahil banka vekilince temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği konuşulup, düşünüldü :

Davacı vekili, müvekkil şirkete borcu olan Ömer’in, Tekstilbank’da bu­lunan hisse senetlerini mal beyanında gösterdiğini, hamiline olan bu hisse se­netlerinin banka borçlarına karşılık rehinli olması nedeniyle fiilen haczedile­mediğini, ancak haciz işle­minin tamamlandığını, buna rağmen düzenlenen sıra cetvelinde dikkate alınmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.

Davalı Deniz vekili; Beyoğlu Üçüncü İcra Müdürlüğü’nün 1995/11962 sayılı dosyasından düzenlenen sıra cetvelinin usul ve yasaya uygun olduğunu, hisse senetleri menkul mal hükmünde bulunması nedeniyle fiilen haczi gerekti­ğini, 89/1 maddesi hükmüne göre, yapılan haczin iştirak imkanı vermediğini belirterek, şikayetin reddini istemiştir.

Alacaklı Tütüncüler Bankası A.Ş. vekili; müvekkili Bankanın borçlu aleyhine yaptığı takipte, borçlunun Tekstilbank A.Ş. nezdindeki hisse senetle­rini 15.11.1995 tarihinde haczettirdiğini, Tekstilbank A.Ş.’den gelen cevapta, daha önce bankanın rehni ve İstanbul 4.İcra Müdürlüğü’nün 1995/9132 sayılı dosyasından haciz konuldu­ğunun bildirildiğini, sıra cetvelinin kanuna aykırı düzenlendiğini ileri sürerek, davacı yanında davaya müdahil olarak kabulü ile sıra cetvelinin iptalini istemiştir.

Mercii Hakimliği’nce; anonim şirketlerin TTK.nun 415. ve 416. mad­de­leri uyarınca çıkarttıkları hamiline veya emre yazılı hisse senetlerinin cirosunun kabil olduğu, bu nedenle İİK.nun 88/1.maddesi uyarınca haczi gerek­tiği,İİK.nun 89/1.maddesine göre haczinin mümkün olmadığı, bu şekilde yapı­lan haczin sıra cetvelinde dikkate alınmayacağı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve müdahale talebinde bulunan alacaklı Tütün­cüler Bankası A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir.

Alacaklı Tütüncüler Bankası A.Ş., İcra Müdürlüğünce düzenlenen ve tebliğ edilen sıra cetveline karşı İİK.nun 142. maddesinde öngörülen sürede itirazda bulunmamıştır. Bu nedenle süresinden sonra yapılan müdahale talebi­nin reddi doğru olup, temyiz itirazları yerinde değildir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti borçluya ait olan anonim şir­ketlerce ihraç olunan hamiline hisse senetlerinin İİK.nun 89.maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi tebliği ile haczedilip edilemeyeceği konusundadır.

Anonim şirketlerin hamiline hisse senetleri eğer borçlunun elinde ise, üçüncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi bakımından İİK.nun 88. mad­desi uyarınca fiilen haczolunarak el konulması ve icra dairesince muha­fazası “haczin geçerlilik” koşuludur. Yasanın öngördüğü bu koşula aykırı­lık, haczin hukuki sonuçlar doğurmasına engel olur ve bu arada hacze iştirak imkanını ortadan kaldırır. Ancak alacağı temsil eden (hamiline veya cirosu kabil) bu senetler mülkiyetin devri dışında herhangi bir hukuksal nedenle (re­hin,vekalet,intifa,vedia gibi) borçludan çıkarak üçüncü şahıslar elinde bu­luna­bilir. Bu durumda belirtmek gerekir ki, senetler İİK.nun 89.maddesinde ifade edi­len “borçlunun üçüncü şahıs elindeki menkul malı” niteliğindedir. Yani burada sözü geçen üçüncü şahıs, hamiline veya cirosu kabil senedin borçlusu olmayıp, rehin, vekalet gibi hukuksal ilişkinin tarafı olan üçüncü şahıstır. Bu nedenle örneğin , takip borçlusuna ait olmakla birlikte üçüncü kişide rehinli bulunan hamiline veya cirosu kabil senetlerin İİK.nun 89.maddesinde yazılı merasim yerine getirilerek ( fiili haciz ve el koyma zarureti olmaksızın) hacze­dilebilir. Bu haciz somut olayda mürtehinin rehine dayalı rüçhaniyeti saklı kalmak üzere (İİK.89/II) geçerli hukuksal sonuçlar doğurur ve hacze iştirak imkanı sağlar. Mercii Hakimliği’nce bu yönler gözetilerek şikayetin kabulü ge­rekirken, yazılı gerekçeyle reddedilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle Tütüncüler Bankası A.Ş.’nin temyiz itirazlarının reddine, iki nolu bentte açıklanan açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına bozulmasına peşin harcın istek halinde iadesine, 28.11.1996 gününde oybir­liği ile karar verildi.

(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 28.11.1996 tarih, E. 1996/6832, K.1996/10663)

 

b- Halka Açık Anonim Şirketlerde Hisse Senedi Haczi ve Takas­bank:

Halka açık bir anonim şirket hissesinin borçlunun elinde bulunuyor ol­ması durumunda her hangi bir sorun yoktur. Böyle bir durumda icra müdürü yukarıda da belirtildiği üzere İİK m. 88 gereğince senetleri fiilen haczederek muhafaza altına alacaktır.

Ancak çoğu zaman bu tür senetlerin borçlunun elinde değil de, tedavül ya da saklama kolaylığı sebebiyle bir aracı kurum ya da İMKB üyesi bir Banka nezdinde açılmış bir hesapta bulunduğu görülmektedir.

Böyle bir durumda hisse senetlerinin ne şekilde haczedileceği konusunda açıklamalara geçmeden önce konu ile ilgili bir kuruluştan Takasbank’tan söz etmekte fayda bulunmaktadır.

1996 yılında kurulan Takasbank, Türkiye’de menkul kıymetlerin takası, saklanması ve uluslararası standartlarda numaralandırılması ile görevlendiril­miş bir sektör bankası olup, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından “Merkezi Saklama Kuruluşu”olarak kabul edilmiştir.

Bankalar ya da aracı kurumlar nezdinde bulunan hisse senetleri fiziki ola­rak ilgili kurumun Takasbank’ta açtırmış olduğu hesabında saklanmaktadır. Başka bir deyişle Takasbank , bireysel yatırımcılara yönelik saklama hizmetle­rini İMKB üyeleri (Bankalar, aracı kurumlar vs.) aracılığıyla vermektedir.[6]

31.05.1997 tarihine kadar saklama hizmetlerinde “müşteri kod numa­rası” sistemi kullanılmakta iken, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından alınan karar gereğince bu tarihten sonra “müşteri ismi” sistemine geçilmiştir.

Bu sistemde aracı kurumlar hesap açtıkları müşterilerine ait kimlik bil­gilerini Takasbank’a bildirmekle yükümlü bulunmaktadırlar. Bu bildirimden sonra, aracı kuruluşun saklama hesabının altındaki numaralı hesap, isme dö­nüştürülmektedir.

Yapılan bu değişiklik ile, hakkında icra takibi yapılan borçluların halka açık bir anonim şirketteki hisselerinin tespiti noktasında büyük kolaylık sağla­mış bulunmaktadır.

Borçlunun halka açık bir anonim şirkete ait hisse senedinin haczi için bu senetlerin saklanmakta olduğu Takasbank’a ya da yatırım hesabının açıldığı ve her türlü alım-satım işlemlerinin yapıldığı İMKB üyesi bulunan Banka yada aracı kuruma İİK m. 89 gereğince haciz ihbarnamesi gönderilmesi yeterli bu­lunmaktadır.[7]

Örnek İçtihat:

Takas ve Saklama Bankası A.Ş., hisse senetlerini yasal düzenleme ge­reği elinde bulunduran üçüncü şahıs konumunda bulunduğundan 6183 sa­yılı yasanın 79. maddesi gereğince ilgili kurama haciz bildirisi gönderilmekle haczedilebilir.

Davacı vekili borçluya ait hisse senetlerini evvelce haciz ihbarnamesi ile hac­zettirdiklerini, satış taleplerinin geçerli haciz bulunmaması nedeniyle red­dedilmesi üzerine, hisse senetlerinin 08.09.1994 tarihinde fiilen Galata Vergi Dairesi tarafından 19.09.1994 tarihinde haczedildiğini, Vergi Dairesinin haczi­nin fiili haciz olmaması nedeniyle geçersiz bulunduğundan, satış bedelinin garameten paylaştırılmasına ilişkin cetvelin hatalı olduğunu hisse senetlerinin 6183 sayılı Yasanın 77. maddesi yerine 79. maddesi uyarınca haczedilmiş ol­masının , fiili haciz bulunmadığından, hacze iştirak imkanı vermeyeceğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.

Davalı vekili, mahcuz mallar paraya çevrilmeden önce haciz konulmuş olması nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 21. maddesi uyarınca satış bedelinin garameten paylaştırılacağını, sıra cetvelinin doğru olduğunu belirterek şikaye­tin reddini savunmuştur.

Mercii Hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre hisse se­netlerinin menkul hükmünde olup, fiilen haczi gerektiğinden sözedilerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık; satışa konu hisse senetleri üzerinde da­valı Vergi Dairesi’nin geçerli bir haczi bulunup bulunmadığı yolundadır. Ga­lata Vergi Dairesinin 13.09.1994 tarihli yazısı ile borçlu Çarmen A.Ş. ne ait hisse senetlerine haciz konulduğu bildirilmiş, bu yazı üzerine de Takas ve Saklama Bankası A.Ş. tarafından borçluya ait hisse senetlerine vergi dairesinin haciz kaydı işlenmiştir.

Mahcuzlar, Takas ve Saklama A.Ş. de bulunan ve borçlu (aracı kurum) Çarmen Menkul Değerler A.Ş. ne ait olan ve borsada işlem görmek üzere üçüncü şahıs anonim ortaklılarca ihraç edilmiş hisse senetleridir. Kural olarak kıymetli evraka bağlanmış ve devri kabil olan mal, alacak ve hakların haczi fiilen el konulması ve muhafazası ile mümkün ise de , haciz ihbarının (yazısı­nın) tebliğ edildiği Takas ve Saklama A.Ş. borçlu olmayıp, mahcuz hisse se­netlerini yasal düzenleme gereğince elinde bulunduran üçüncü şahıs durumun­dadır. Üçüncü şahısların senetlere zilyet bulunması halinde, fiilen senetleri görme ve el koyma zarureti olmaksızın, sadece senetler zikredilerek 6183 sayılı Yasanın 79. maddesi gereğince haciz kararı alınıp, haczin üçüncü şahıslara teb­liği suretiyle haczi mümkündür.

Bu durumda Vergi Dairesinin haczinin satıştan önce olması nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 21. maddesi uyarınca satış bedelinin garameten taksimi gerektiğinden sıra cetveli usulüne uygun olup, şikayetin reddi gerekirken , ya­zılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 21.09.1995 tarih, E. 6663, K.7285)

 

Takasbank nezdinde saklanmakta olan borçluya ait hisse senetleri üze­rinde aracı kuruma ya da üçüncü bir şahsa ait rehin hakkı bulunması, hisse se­nedinin haczini engellememektedir. Böyle bir durumda Takasbank ilgiliye ait hisse senetleri üzerine haczi işleyecek ve durumdan rehin alacaklısını derhal haberdar edecektir.[8]

Şayet aracı kuruma haciz ihbarnamesi gönderilmek suretiyle hisse senet­leri haczedilmiş ise (yatırım hesabı üzerine haciz konulmak suretiyle), aracı kurum Takasbank’tan hisse senetlerini talep edecek ve bir liste halinde bu se­netleri fiilen icra dairesine teslim edecektir.

Takasbank nezdinde haczedilen hisse senetleri, İcra ve İflas Kanununun uygulanması bakımından borçlunun elinde mi yoksa üçüncü şansın elinde mi haczedilmiş sayılacaktır ?

Konu özellikle istihkak davaları açısından önem arzetmektedir. Zira hisse senetlerinin borçlunun elinde haczedilmiş olduğu kabul edilecek olursa İİK.nun 96. ve 97. maddelerinde belirtilen yasal prosedür uygulanacak, borçlu­nun elinde değil de üçüncü şahsın elinde haczedilmiş olduğu kabul edilecek olursa İİK.nun 99. maddesinde belirtilen prosedür uygulanması gerekecektir.

Borçluya ait hisse senetleri yasa gereği Takas ve Saklama Bankası A.Ş.’de saklanmakta olduğundan bu soruya verilecek yanıt, hisse senetlerinin üçüncü şahısta haczedilmiş sayılamayacağıdır. [9]

Örnek İçtihat:

Borçluya ait hisse senetleri yasa gereği borçlu adına Takas ve Saklama A.Ş.’de bulunduğundan , kanun gereği Takas ve Saklama A.Ş. tüm hisse senetlerini bir havuzda topladığından hisse senetleri üçüncü şahısta hacze­dilmiş sayılamaz.

İstihkak iddiasında bulunan S.Y dilekçesinde mezkur mal üzerindeki mülkiyet iddiası ve yapılan hacze itirazı nedeniyle üçüncü şahıs Takas ve Sak­lama A.Ş. nezdinde bulunan mahcuz mallara ilişkin istihkak davası açma yü­kümlülüğünün İİK.nun 99. maddesine göre alacaklıya ait olduğunu ve buna göre işlem yapılmasını talep etmiştir.

Her ne kadar şikayetçi hacizli bulunan Borsa üyesi aracı kurum adına Takas ve Saklama A.Ş.’de bulunan menkullerin kendisine ait olduğunu, malın 3.şahıs Takas ve Saklama A.Ş. nezdinde bulunması sebebiyle istihkak davası açma yükümlülüğünün İİK.nun 99. maddesi hükmüne göre alacaklıya ait bu­lunduğundan buna göre işlem yapılmasını talep etmiş ise de, toplanan deliller­den borçluya ait hisse senetlerinin yasa gereği borçlu adına Takas Saklama A.Ş.’de bulunduğu , kanun gereği Takas Saklama A.Ş.’nin tüm hisse senetle­rini bir havuzda topladığı ve bu nedenle hisse senetlerinin üçüncü şahıs da hac­zedilmiş sayılamayacağı ve icra müdürlüğünce İİK.nun 96 ve 97. maddelerine göre işlem yapılmasında bir usulsüzlük bulunmadığı , bu konuda İcra Tetkik Mercii Hakimliği tarafından karar verildiği anlaşılmış olmakla şikayetin red­dine karar verilmesi gerekmiştir.

(İstanbul 8. İcra Tetkik Mercii Hakimliği 19.01.1995 tarih E. 1996/70 K. 1995/44)

 

 

c- Anonim Şirketin Hisse Senedi Yerine Geçmek Üzere İlmuhaber Çıkarmış Olması Durumunda, İlmuhaberlerin Haczi:

Anonim şirketin hisse senedi çıkartması uzun bir süre alabilir. Böyle bir durumda şirket, hisse senedinin sağlayacağı kolaylıklardan bir an önce faydala­nabilmek için Türk Ticaret Kanunun 413. maddesi gereğince hisse senedi ye­rine geçmek üzere ilmuhaber çıkarabilir.[10]

İlmuhaberlerde bulunması gereken unsurlar aynı hisse senetlerinde ol­duğu gibidir. Nama yazılı olabilecekleri gibi hamiline yazılı da olabilirler.

Her iki tür ilmuhaber de TTK m. 557 anlamında birer kıymetli evrak ni­teliği taşımakta olduklarından, İİK m. 88 gereğince fiilen el konulmak suretiyle haczedilebilecektir. [11]

Örnek İçtihat:

Hisse senedi yerine çıkartılan ilmuhaberler de kıymetli evrak niteliği taşı­makta olduklarından, İİK.nun 88. maddesi hükmüne istinaden fiilen haczedilmeleri gerekir. Şirket pay defterine işlenmek suretiyle yapılan haciz geçerli bulunmamakta­dır.

Taraflar arasında sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması so­nunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi ve gereği konuşulup düşünüldü :

Davacı vekili, müvekkilinin borçlu Önder Menkul Değerler A.Ş.’nin Takasbank A.Ş. nezdindeki ortaklık payının 22.08.1996 tarihinde haczettirdi­ğini ve haczi ortaklık pay defterine yazdırdığını, davalının ilmuhaberleri hac­zettirdiğini önce haciz koyan müvekkiline sıra cetvelinde davalıdan sonra yer verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek sıra cetveline itiraz etmiştir.

Davalı vekili, ortaklık pay defterine konu edilen haczin geçersiz oldu­ğunu ilmuhaberin TTK.nun 557 ve 559. maddelerinde belirtildiği şekilde kıy­metli senetlerden olması nedeniyle İİK.nun 88. maddesine göre haczedilmesi gerektiğini belirterek şika­yetin reddini istemiştir.

Mercii Hakimliği’nce iddia, savunma ve toplanan delillere göre ilmuhaberler kıymetli evraklardan olması nedeniyle İİK.nun 88. maddesi uya­rınca ancak bunlara el koyarak muhafaza altına alınması suretiyle haczedilebi­leceği , davacının haczinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle davanın red­dine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere de­lillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle hisse senedi ye­rine geçmek üzere çıkarılan ilmuhaberin İİK.nun 88. maddesinde öngörülen şekilde haczi mümkün oldu­ğundan bu yönde haczi koyan davalı alacaklının haczine değer verilerek düzenlenen sıra cetvelinde bir usulsüzlük bulunmama­sına göre, davacı vekilinin yerinde görülme­yen bütün temyiz itirazlarının red­diyle usul ve kanuna uygun bulunan Merci kararının İİK.nun 366. maddesi uyarınca onanmasına karar verildi.

(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 20.05.1999 tarih, E. 3101, K.3480)

 

2- Hisse Senedi ya da İlmuhaber Çıkartmamış Olan Anonim Şirket­lerde Hisse Senedi Haczi:

Bilindiği üzere anonim şirketlerde hisse senedi çıkartılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Acaba böyle bir durumda borçlunun bir anonim şirketteki senede bağlanmamış çıplak payının haczi mümkün müdür ?

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, senede bağlanmamış olan bir ano­nim şirket hissesi de senede bağlanmış olanlar gibi üçüncü kişilere devredilebi­lir.[12]

Devir şekli ile ilgili olarak Türk Ticaret Kanununda özel bir düzenleme bulunmadığından, devir işleminin Borçlar Kanununun 162. ve devamı madde­leri gereğince alacağın temliki hükümlerine istinaden yapılması gerekmektedir.

İktisadi değer taşımakta olan, başkasına devri mümkün bulunan ve hakla­rında haczedilemeyeceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmayan hak ve alacakların haczi mümkün olacağına göre, borçlunun bir anonim şirketteki senede bağlanmamış payı da haczedilebilir.

Nihayetinde borçlunun bir şirket nezdindeki hissesinin haczedilebileceği İİK m. 94’de açık olarak belirtilmiş bulunmaktadır.[13]

Örnek İçtihat:

Borçlunun anonim şirketteki senede bağlanmamış olan hissesi İİK.nun 94. maddesi gereğince haczedilir.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkartılması zorunluluğu yoktur. Hisse senedi çıkartılmış ise hisse senetleri İİK.nun 88.maddesi gereğince , çıkartıl­mamış ise A.Ş. hissesi aynı yasanın 94. maddesi gereğince haczedilir. Borçlu­nun anonim şirkette hissesi varsa ve payı temsil eden hisse senetleri çıkartıl­mamış ise İİK.nun 94. maddesi gereğince hisse haczinde yasaya aykırı yön bu­lunmamaktadır. Hisse senedi çıkarılıp çıkarılmadığı araştırılıp hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek gerekir.

Merciice, bu yönde araştırma yapılıp, icra müdürlüğünün işleminin doğru olup olmadığı değerlendirilerek oluşacak sonuca göre pir karar verilmesi gere­kirken eksik inceleme ile sözü edilen kurala aykırı şekilde evrak üzerinde karar verilmesi isabetsiz­dir.

(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 01.11.2001 tarih, E. 16851, K.17585)

 

Böyle bir durumda icra müdürü, yönetim kurulunun TTK m. 326 [14] uya­rınca tutması zorunlu bulunduğu “pay sahipleri defteri”ne haciz hususunu işler ve durumu derhal şirkete ihbar eder. Şirket idaresince herhangi bir itirazda bulunulmaz ya da itiraz reddedilir ise haciz tamamlanmış olur. [15]

Şirket pay defterine işlenen haczin üçüncü şahıs konumunda bulunan anonim şirkete ne şekilde ihbar edileceği konusunda ise gerek İİK.m. 94’de, gerekse yönetmelikte her hangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yüksek mahkeme oy çokluğu ile almış olduğu muhtelif içtihatlarında bu ihbarın İİK m. 89/1 ve 2 gereğince çıkartılacak haciz ihbarnameleri ile müm­kün bulunacağını belirtmektedir.[16]

Örnek İçtihat:

Anonim şirketlerde senede bağlanmamış olan hissenin haczi mümkün­dür. İcra müdürü şirket pay defterine haciz hususunu işler ve İİK.nun 94. maddesi gereğince üçüncü şahıs durumunda bulunan şirkete durumu derhal ihbar eder.

Alacaklı Loral İnternational İnc. Tarafından borçlu Kavala Yatırım A.Ş.’nin 3. şahıs Mikes Mikrodalga Elektronik Sistemler Sanayi ve Ticaret A.Ş.’deki 15/620 pay üzerine 22.09.1994 günü pay defterine işlenmek suretiyle ihtiyati haciz konulmuştur. Ayrıca alacaklı vekili aynı tarihteki talebinde 3. kişi şirkete 89/1 ihbarı çıkarılmasını istemiş icra müdürlüğünce de bu talep uyarınca işlem yapılmasına karar verilmiştir. 3. şahıs Mikes A.Ş. 7 günlük süre içeri­sinde Akyurt İcra Müdürlüğüne vermiş olduğu 28.09.1994 tarihli dilekçesinde “borçlu Kavala A.Ş.’nin şirketten alacağının 7.311.609.280 TL. olduğunu, TTK.nun 145.maddesi gereğince Kavala A.Ş.’ye düşecek kar payı veya tasfiye sonucunda Kavala A.Ş.’ye ödenecek tasfiye bakiyesi tahakkuk ettiği takdirde haciz ihbarnamesinin dikkate alınacağını, İİK.nun 89/2 maddesi uya­rınca itiraz ettiklerini belirtmiştir.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkartılması zorunluluğu yoktur. Hisse senedi çıkartılmış ise bu hisse senetleri İİK.nun menkul satışlarını düzenleyen 88. maddesi uyarınca icra müdürlüğünce haczedilir ve muhafazaya alınır. Hisse senedi çıkartılma­mış ise borçlunun üçüncü kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlanmamış hisse hakları İİK.nun 94. maddesi gereğince icra müdürlüğü tarafından mahalline biz­zat gidilerek ve pay defterine işlenmek suretiyle haciz işlemi yapılabilir. Haciz keyfiyeti de borçlunun hissesini elinde bulunduran 3. şahıslara ihbar edilir. Anonim ve hisseli komandit şirketlerin henüz kıymetli evrak niteliğinde senede bağlanmamış hisselerinin haczinde; İİK.nun 94. maddesi doğrultusunda yapılan tebliğden sonra şirket idaresi “3.şahıs elinde haczedilen mallar” için uygulanması gerekli İİK.nun89/2 ve 3. madde­lerine göre itirazda bulunmamış veya itirazı reddedilmiş ise hisselerin borçlu adına ve hesabına şirket nezdinde ve mamelekinde bulunduğu kesinleşir. 3.kişi şirket, sözü edi­len madde hükmü doğrultusunda itiraz etmiş ise haczedi­len hisse karşılığının şirket nezdinde bulunduğu kesinleşmediğinden satış iş­lemlerine geçilemez. Bu durumda ala­caklının ancak İİK.nun 89/4.maddesi uyarınca tetkik merciine başvurma hakkı vardır. Somut olayda alacaklı vekili 89/1 ihbarı çıkarılması doğrultusunda hacze süresinde itiraz ettiğinden icra müdürlüğünce satış işlemlerinin gerçekleştirilmesi usulsüzdür.

Öte yandan, hisse senetleri henüz kıymetli evraka bağlanmayan anonim şirketleri de içine alan TTK.nun 145/1. maddesi hükümleri gereğince “ortağın şahsi alacaklıları haklarını ancak şirketin bilançosu gereğince ve ortağın hisse­sine düşen kar pa­yından tasfiye halinde tasfiye payından alabileceklerinden” icra müdürünün haczedi­len hisse haklarını kıymetli evraka bağlanmış gibi menkul hükmüne tabi tutarak İİK.nun 88. maddesinde öngörülen şekilde satı­şını da yapması doğru değildir. TTK.nun 145/2 maddesi kıymetli evraka bağ­lanmış başka deyimle hisse senetleri çıkarılmış hisseler için geçerli olduğundan olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.

Ayrıca icra müdürlüğünce haciz tutanağında sadece pay defterindeki borçlunun hissesi karşılığı normal değeri belirtilmiş olup, usulüne uygun kıy­met takdiri yapılma­mıştır.Nitekim , asıl icra dairesi olan Beyoğlu 2.İcra Mü­dürlüğünün 01.12.1995 tarihli kıymet takdiri yapılmasına ilişkin talimatı uya­rınca Akyurt İcra Dairesi’ne 06.12.1995 tarihinde uzman bilirkişiler aracılığı ile kıymet takdiri yapılmasına karar verilmiştir.

Ancak Beyoğlu İcra Tetkik Mercii’nce kıymet takdiri yapılmasına ilişkin karar iptal edildiğinden 11.12.1995 tarihinde satışın devamına karar verilmiştir. Kıymet takdiri hususundaki mercii kararının müstakilen temyiz kabiliyeti ol­madığından bu kararların değerlendirilmesi ihalenin feshi aşamasında müm­kündür.

İİK.nun 360.maddesi hükmü gereğince “ artırma ve ihaleye mütedair ih­tilaflar istinabe olunan icra dairesinin tabi bulunduğu tetkik merciince hallolu­nur”. Bu nedenle kıymet takdiri yapılmasına ilişkin 06.12.1995 tarihli Akyurt İcra Müdürlüğü’nün kararına karşı Akyurt İcra Tetkik Mercii’ne başvurulması gerektiğinden Beyoğlu İcra Tetkik Mercii’nce kıymet takdirinin iptaline ilişkin kararı usulsüzdür. Kaldı ki, bizzat icra müdürlüğünce kıymet takdiri yapılma­dığı kabul edilerek kıymet takdiri yapılmasına karar verilmiş bulunduğundan haciz tutanağındaki pay defterinde belirtilen nominal değerinin tutanağa geçil­mesi satışa esas alınacak gerçek kıymet takdiri olarak kabul edilemez. Nitekim tutanakta icra müdürünün kıymet takdiri yaptığı yolunda bir ibare yoktur. İcra Müdürünün ancak kendi bilgilerine göre kıymet takdiri yapmasının mümkün olması halinde takdiri bizzat kendisi yapabilir. Uzmanlık alanı dışında olan bir hususta İİK.nun 87. maddesi uyarınca bilirkişilere başvurması gerekir. Bu olayda bir anonim şirketin diğer anonim şirketteki hisse haklarının haczi sözkonusu olduğundan ve anılan bu husus icra müdürünün uzmanlık alanı dı­şında kaldığından satışa esas gerçek muhammem bedelin yöntemince uzman bilirkişiler aracılığı ile takdiri yaptırıldıktan sonra satışın gerçekleştirilmesi gerekirken nominal değer esas alınarak hisse haklarının, alacaklı şirkete ihale edilmesi doğru olmadığından merci hakimliğinin ihalede nominal değerin baz alınmasının ihaleye katılımı artıracağı görüşünde de isabet yoktur.

Tüm bu olgular göz önüne alındığında alacaklı ve alıcı vekillerinin karar düzeltme isteminin reddi gerekmesine , düzeltilmesi istenilen Yargıtay ilamıyla buna atıf yapılan merci kararında yazılı gerekçeler ve dosyada mevcut belgeler karşısında alacaklı ve alıcı vekillerinin karar düzeltme isteği yerinde görülme­diği gibi HYUK m.440. maddesinde yazılı dört halden hiçbirine de uymadığın­dan İİK.nun 366. ve HYUK.nun 442. maddeleri uyarınca reddine karar dü­zeltme isteyenden takdiren 100.000 er lira para cezası ile 503.500 er lira ilam harcı alınarak hazineye gelir yazılmasına, 20.11.1996 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

(Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 20.11.1996 tarih, E.12450, K.14776)

 

Örnek İçtihat:

Borçlunun 3. kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlan­mamış hisse hakları İİK.nun 94. maddesi gereğince icra müdürü tarafından mahalline bizzat gidilerek ve pay defterine işlenmek suretiyle haczedilir.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkartılması zorunluluğu yoktur. Hisse senedi çıkartılmış ise bu senetleri İİK.nun menkul satışlarını düzenleyen 88.maddesi uyarınca icra müdürlüğünce haczedilebilir ve muhafaza altına alı­nır. Hisse senedi çıkartılmamış ise borçlunun 3. kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlanmamış hisse hakları İİK.nun 94. maddesi gereğince icra müdürlüğü tarafından mahalline bizzat gidilerek ve pay defterine işlenmek suretiyle haciz işlemi yapılabilir. Haciz keyfiyeti de borçlunun hissesini elinde bulunduran 3. şahıslara ihbar edilir. Anonim ve hisseli komandit şirketlerin henüz kıymetli evrak niteliğinde senede bağlanmış hisselerinin haczinde İİK.nun 94. maddesi doğrultusunda yapılan tebliğden sonra şirket idaresi iti­razda bulunmamış veya itiraz reddedilmiş ise hisselerin borçlu adına ve hesa­bına şirket nezdinde ve mamelekinde bulunduğu kesinleşir. Somut olayda pay senedi çıkartılmadığı ihtilafsız olup icra müdürü 10.12.1999 tarihinde haciz mahallinde kendisine pay defteri ibraz edilemediği için de haciz uygulayama­mıştır. Bir başka deyişle mahallinde ve defter üzerinde ve İİK.nun 94. madde­sine göre yapılmış usulüne uygun bir haciz yoktur. O halde mercice 01.01.2000 tarihli muhtıraya yönelik şikayetin kabulüne ve anılan muhtıranın iptaline karar verilmesi gerekirken istemin reddi isabetsizdir.

(Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 10.10.2000 tarih E.15767 K.14727)

 

Ancak gerek sözkonusu içtihatlara ilişkin muhalefet şerhlerinde ve ge­rekse doktrinde İİK m. 94 gereğince yapılması gerekli bulunan bu bildirimin bir haciz ihbarnamesi şeklinde yapılmasının zorunlu olmadığı, konunun tama­men icra memurunun takdirine bırakılması gerektiği belirtilmiştir.[17]

 

 

Yukarıda Örnek İçtihat Olarak Verilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 20.11.1996 tarih, E. 12450, K. 14776 sayılı Kararına Karşı Üye Yaşar Koru’nun Karşı Oy Yazısı:

Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 13.09.1994 tarihli kararı ile, borçlu Kavala Yatırım A.Ş.nin üçüncü kişi Mikes Mikrodalga Elektronik Sis­temler A.Ş.nezdinde sahibi bulunduğu hisselerin veya hisse senetlerinin hac­zine karar verilmekle; talimat icrası olan Akyurt İcra Müdürlüğü, üçüncü kişi şirket adresinde ve şirket yetkilisi Atilla Nazikoğulu’nun huzurunda pay defte­rinin incelenmesinde, şirketin henüz hisse senedi çıkarmadığının, ilmuhaber de tanzim etmediğinin tespiti üzerine, borçlu şirketin 15.620.000.000 liralık no­minal değerdeki 15620 çıplak payına İİK.nun 94/1 maddesine göre ihtiyati haciz koyar ve haczi deftere işler ve durumu Mikes A.Ş.’nin Mali İşler ve Sözleşmeler direktörü Ali Nazikoğlu’na bildirir. İhtiyati haczin kati hacze dö­nüşmesi sonucunda bu hisseler 13.12.1995 tarihinde yapılan açık artırma so­nucu 111.600.000.000 TL.’ye Destek Elektrik A.Ş.ye ihale edilir.

Dairemiz , ihalenin feshini reddeden merci kararını, kendi içinde çelişki­ler taşıyan görüşle, bir yandan pay senedi çıkarılmayan A.Ş. hisselerinin İİK.nun 94. maddesi gereğince haczedilebileceğini belirtirken diğer yandan yapılan haczin aynı yasanın 88.maddesi gereğince yapıldığı kabul edilerek bu yasaya göre haciz yapılamayacağını vurgulamış; sanki hisse senedi çıkarmışça­sına pay senetlerinin borsa fiyatları saptan­madan satışa çıkartılmasının doğru olmadığından bahisle merci kararını bozmuştur.

Ancak karar düzeltme haczin İİK.nun 94. maddesine göre yapıldığı, ço­ğunluk gö­rüşünde bu defa kabul edilmekle birlikte 89/1. madde tebliğine itiraz olunduğundan haciz edilen şeyin üçüncü kişi nezdinde ve zimmetinde sayıla­mayacağı ileri sürülmüş­tür.

Borçlunun üçüncü şahıslar nezdindeki bir hakkı, İİK.nun 89. maddesine göre veya 94.maddesine göre haczedilir; her ikisine göre haczedilemez. Çünkü, her iki mad­denin konusu da üçüncü kişiler nezdinde haczedilen bir hakkın üçüncü kişiye ihbar edilmesidir. Haczedilen şey, üçüncü kişi nezdindeki bir alacak ise, bu haciz keyfiyeti 89. maddeye göre üçüncü kişiye ihbar edilir. Üçüncü kişi nezdinde haczedilen şey , bir şirket hissesi ise, bu haciz keyfiyeti üçüncü kişi şirkete 94. maddeye göre ihbar edilir. Bu husus 94. maddenin 1.fıkrasının 1.cümlesinin sonunda açıkça belirtilmiştir. Somut olayda , borçlu Kavala A.Ş.nin üçüncü kişi Mikes A.Ş. ‘deki hisselerinin haczedildiği, Mikes A.Ş.’ye ihbar edilmiştir. Nitekim haciz tutanağında “15620 payın tamamına ihtiyati haciz konuldu ve deftere işlendi. Durum mali işler ve sözleşmeler di­rektörü Atilla Nazikoğlu’na bildirildi” denmiştir.

İİK.nun 94/1 maddesine göre , hisse haczinin üçüncü kişiye bildirilmesi için ayrı bir ihbarname gönderilmesi zorunlu değildir. Bu ihbar mahallinde düzenlenen haciz tutanağı ile de yapılabilir,. Çünkü İİK.94/1 maddesine göre yapılacak ihbarın içeriği ve şekli hakkında İİK.nunda ve İİK.nun yönetmeli­ğinde hiçbir hüküm bulunmadığından ihbarın şekli icra memurunun takdirine bırakılmıştır. Açıklanan bu nedenle borçlu Mikes A.Ş.’deki hisselerin haczi İİK.nun 94/1 maddesine uygundur ve geçerlidir.

Çoğunluk görüşünde , bu haciz ile ilgili olarak çıkartılan 89/1 ihbarına itiraz olduğu yolundaki saptama hatalı ve dosya kapsamına aykırıdır. Şöyle ki; ihtiyati haczin uygulanmasına esas alınan Beyoğlu Ticaret Mahkemesinin 13.09.1994 tarihli ihtiyati haciz kararı iki unsuru kapsamaktadır. Birincisi borçlu Tavala A.Ş.nin Mikes Mikrodalga A.Ş.deki sahibi bulunduğu hisseler veya hisse senetlerinin ihtiyaten haczi, ikincisi aynı şirketteki alacağın ihtiyati haczi öngörülmüştür. Nitekim alacaklı da bu ihtiyati haciz kararının içeriğine uygun olarak Akyurt İcra zaptının 1.sahifesinde , 22.09.1994 tarihli talebinde borçlu şirketin sahibi bulunduğu hisseler için hisse senedi bastırılmamış , keza ilmuhaber de tanzim edilmemiş olduğundan borçlu şirketin Mikes A.Ş.’deki tahakkuk etmiş ve edecek alacaklarının borca yetenin haczini istemiştir. İşte çoğunluk görüşünde sözü edilen 89/1 ihbarı bu ikinci seçenek için doldurul­muştur. Bu ihbarın üçüncü kişiye 22.09.1994 tarihinde tebliği üzerine üçüncü kişi Mikes A.Ş. icraya itiraz etmiştir. Yoksa, çoğunluk görüşünde ileri sürül­düğü gibi İİK.nun 94/1 maddesine göre haczedilen çıplak payın haczine bir itiraz yoktur. Dolayısıyla çıplak payların satışına gidilmesinde bir engel bu­lunmamaktadır.

Gerçekten anonim şirkette payın(hissenin) hisse senedine bağlanması zo­runlu değildir. Eğer pay, senede bağlanmamışsa çıplak pay olarak kalır. Esas olan çıplak paydır. Senede bağlanmamış pay da, menkul kıymet hükmündedir, hisse senedi gibi her çeşit işlem konusu yapılabilir, devredilebilir, rehnedilebilir, üzerinde intifa hakkı tanınabilir,haciz edilebilir. Payın hisse se­nedine bağlanması , hakların, borçların ve yükümlülüklerin öz yapılarında ve ileri sürülmesinde hiçbir değişiklik yapmaz. Sadece tedavülün kolaylaştırılma­sını sağlar. (Bk. Prof. Dr. Reha Poroy – Prof. Dr. Ünal Tekinalp – Prof. Dr. Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatifler Hukuku 6. Baskı İstanbul 1995, sayfa 389). Buna göre, hisse senedine bağlanmamış çıplak pay , Ticaret Hu­kuku (maddi hukuk) bakımından tıpkı hisse senedi gibi menkul kıymet hük­mündedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 15.11.1990 E.6/46 K.7294 sayılı kara­rında; ilmuhaber ve pay senedi çıkarılmadığı dönemde eğer ortaklık ana söz­leşme­sinde aksine hüküm yoksa , bir orta­ğın ortaklıktaki payını başkasına satması olanaklı ve yanlar arasında geçerlidir. Yine aynı dairenin 07.03.1994 E.4752/K.1775 sayılı kararında , anonim ortaklığın pay se­nedine bağlanmayan ve çıplak pay adı verilen paylarının satışı olanaklıdır. Bunun için devir iradesi yeterlidir, denmektedir. (Bk. Anonim Şirketler Hukuku, Gönen Eriş Ankara 1995 sahife 530, 539) Çıplak pay icra satışı bakımından da menkul hükmünde­dir.

İİK.nun menkullerin açık artırma ile satışına ilişkin 112/128. maddele­rinde kıymet takdiri ile ilgili bir hüküm yoktur. Kıymet takdiri ile ilgili 128.madde gayrimenkuller ile ilgilidir. Bu nedenle menkul satışlarında yeni bir kıymet takdiri yapılamaz. Menkul mallar İİK.nun 87. maddesine göre haciz sırasında yapılan kıymet takdirine (muhammen kıymete) göre satışa çıkartılır.

…………………………………………………………….

Yukarıda belirtildiği gibi satış İİK.nun 106.maddesi nedeniyle İİK.nun menkul satışına ilişkin 112 ve takip eden maddelerine göre yapılmıştır. Hisse senedi çıkarılmamış olan anonim şirket hisseleri hakkında TTK.nun 145/1 maddesinin uygulanmasına olanak ve gerek yoktur. Çünkü TTK.nun 145/1 maddesi bağımsız olarak devir ve haczedilebilen çıplak anonim şirket hisse senetlerine de teşmil etmek, anonim şirketlere hisse senedi çıkartmamak sure­tiyle ortakların çıplak hisselerini cebri icra satışından kurtarmak sonucunu do­ğurur ki bu İİK.nun sistemine ve amacına aykırı düşer ve kötü niyete prim ve­rir. TTK.nun 145/1 maddesi evleviyetle ve ilave olarak haciz edilecek husus­lara karara bağlamakta çıplak hissenin haczine engel teşkil etmemektedir.

İİK.nun 82. 93. maddesinde ve diğer yasalarda açıkça engellenen husus­lar dı­şında; haciz edilen bir malın satışı çok doğaldır. Yapılan ihale usul ve yasaya uygun olduğundan karar düzeltme isteğinin kabulü ile merci kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne karşıyım.

(Üye Yaşar Koru)

 

Örnek İçtihat Olarak Verilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 20.11.1996 tarih, E. 12450, K.14776 sayılı Kararı ile ilgili Prof. Dr. Ramazan Arslan ve Prof. Dr. Salih Arkan’ın Hukuki Mütalaaları:[18]

TTK m.145 üç fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkra, “bir şirket davam et­tiği müddetçe…” şeklinde başlamaktaysa da, bu fıkra hükmünün tüm ticaret şirketlerini kapsamadığı, aynı maddenin ikinci fıkrasında anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerle ilgili özel bir düzenlemenin yapılmış olmasından açıkça anlaşıl­maktadır. Hangi tür şirketlerin TTK.m.145/1’nin kapsamına girdiğini tespit etmekte yarar vardır.

TTK.m.145/1’de “ bir şirket devam ettiği müddetçe ortaklardan birinin şahsi alacaklıları, haklarını ancak şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kar payından ve şirket fesholunmuşsa tasfiye payından alabilirler” denilmiştir. TTK 145/1’in uygulamada bir anlam ifade edebilmesi için madde metninde yer alan “şirket fesholunmuşsa” ibaresinin, “şirket feshedilmek şartıyle” şeklinde anlaşılması gerekir. (Karayalçın, Ticaret Hukuku, II. Şirketler Hukuku , 2. Baskı Ankara 1973 s.213) Bu madde açısından şirketin feshini isteyebilecek kişi ise , ortağın kişisel alacaklısıdır. Kişisel alacaklıya şirketin feshini talep etme yetkisi sadece kollektif şirketler (TTK m. 191/1), komandit şirketler ( TTK. m. 267) ve limited şirketlerde (TTK. 522/1) tanınmıştır. Bütün bu şirket­lerde ortak özellik ortağın payını serbestçe devir imkanına sahip olmamasıdır. Bir başka deyişle bu şirketler ya tümüyle şahıs şirketi niteliğindedir ya da limited şirkette olduğu gibi bazı yönlerden şahıs şirketi özelliğini taşımakta­dırlar. Bilindiği üzere şahıs şirketlerinde, ortaklar arasında bulunması gereken sıkı bağlılık , güven duygu­sunu, diğer ortakların muvafakati olmadan bir üçüncü kişinin şirkete gir­mesine engeldir. Bu özelliği dikkate alan kanun ko­yucu TTK m. 145/1’de , ilkin şirke­tin feshinin istenmesini ve bundan sonra ortağın kişisel alacaklısının alacağını ortağa düşen tasfiye payından alabilme­sine imkan sağlayan bir düzenleme ge­tirmemiştir. Ortakları arasında şahıs şirketlerinde olduğu kadar sıkı bir bağlılık bulunmayan ser­maye şirketi niteli­ğindeki anonim şirketlerde ise, bir ortağın kişisel alacaklısına şirke­tin feshini istemi imkanı tanınmamıştır. Dolayısıyla TTK m. 145/1’in anonim şirketler hakkında uygulanması söz konusu olamaz. Bu durum karşısında, anonim şir­ketler (ve sermayesi paylara bölünmüş ko­mandit şirketler için özel bir düzen­leme yapılmasına gerek duyulmuş ve TTK m. 145’in II. fıkrası kabil olunmuş­tur. Bu hükme göre , anonim şirketlerde alacaklılar , borçlularına ait hisse se­netlerini haczettirebilirler.

TTK m.145/1 metninden de anlaşılacağı üzere , anonim şirketlerle ilgili genel bir hüküm olmayıp sadece hisse senedi çıkarmış anonim şirketlere uygu­lanabilecek bir hükümdür. Oysa anonim şirketler hukukunda esas kavramın “hisse” olduğu ve TTK’na tabi anonim şirketler yönünden hisse senedi çıkarma zorunluluğunun da bulunmadığı bilinmektedir. TTK’nda, hisse senedi çıkar­mamış olan anonim şirketler yönünden ortağın alacaklılarının ne gibi haklara sahip olduğunu gösteren açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Sadece senede bağlanmamış (çıplak) hissenin de belli bir ekonomik değeri vardır ve hisse her türlü hukuki işlemin konusunu oluşturabilir.

…………………………………………………………………..

Çıplak hissenin nasıl haczedilir sorusunun cevabını ise İİK’nda aramak gerekir. Kanun koyucu İİK m. 94’de bu konuda gerekli düzenlemeyi “ bir ….şirket…. hissesi haczedilirse icra dairesi ikametgahları bilinen ilgili üçüncü şahıslara keyfiyeti ihbar eder…” şeklinde yapmıştır. Bu maddedeki şirket his­sesi ifadesi , hisse senedine veya ilmuhabere bağlanmamış çıplak hisseleri de kapsayacak şekilde anlaşılmalıdır.

Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 20.11.1996 tarihli kararında, haciz kararı­nın üçüncü kişiye ihbarının nasıl şekli konusunda belirsizlik, hatta çelişki bu­lunmaktadır. Karardan, İİK, m. 94’e göre senede bağlanmamış şirket hissesi haczedildiğinde bu durumun üçüncü kişiye İİK m. 89’a göre gönderilecek bir ihbarname ile bildirilmesi ge­rektiği anlamı çıkmaktadır.

Bu görüşün İİK hükümlerine uygun bulunması mümkün değildir. Zira, haciz iş­lemi bir kere yapılır ve ihbar edilir.Olayda Yargıtay’ın da kabul ettiği gibi İİK m.94’e uygun haciz yapılmış ve haciz sırasında hazır bulunan üçüncü kişiye ihbar edilmiştir.

İcra ve İflas Kanunun 94.maddesinde yer alan hüküm “hisse haczi” ko­nusunda özel hüküm sayılabilir. İİK’nun 89. maddesi hükmü ise, “hamiline ait olmayan ve cirosu kabil bir senede müstenit bulunmayan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki menkul bir malı”nın haczi ve bu haczin üçüncü kişiye ihbar edilmesi ile ilgilidir. Olayda senede bağlanma­mış “hisse” haczi yapıldığından İİK m. 94 uygulanmış ve ihbarı da aynı mad­deye göre yapılmıştır. Bu ihbarın İİK m. 89 hükmüne göre yeniden yapılması sözkonusu değildir. Bu ihbarın özel bir şekli yoktur.

Geçerli bir şekilde yapılan, ihbarı da tamamlanan haczin İİK m. 89’a göre üçüncü kişiye bir kez daha ihbar edilmesine gerek yoktur. Çünkü “ihbar” haciz kararından üçüncü kişiyi haberdar etmek için yapılır. İhbar üçüncü kişiye, haczedildiği bildirilen malın (hissenin) kendilerinde olmadığı itirazında bulu­nabilmesi için yapılır. Olayda, haczedilen takip borçlusu hissesinin üçüncü kişide bulunduğu konusunda bir tereddüt olmadığına göre ihbardan beklenen sonuç zaten ortaya çıkmayacaktır.”

(Prof. Dr. Ramazan Arslan – Prof. Dr. Salih Arkan)

 

Kanımca, şirket pay defterine haciz hususunun işlendiğinin üçüncü şahıs konumunda bulunan anonim şirkete bildirilmesinden maksat, haczedilen hisse karşılığının sözkonusu şirket nezdinde bulunduğunu kesinleştirmek ve bu yönde şirkete itiraz hakkı tanımak olduğuna göre, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik yapılacak tüm bildirimleri geçerli olarak kabul etmek gerekmektedir. Hatta pay defterine haciz hususunu işleme için şirket merkezine giden icra mü­dürünün haciz mahallinde tutacağı haciz tutanağı ile de bu bildirimi yapması mümkündür.

Konu ile ilgili olarak akla gelebilecek diğer bir soru da, şirket ana söz­leşmesinde ortaklık hissesinin devri konusunda kısıtlayıcı bir hüküm bu­lunması durumunda, bu hususun hissenin haczini ve cebri icra yolu ile satışını engelle­yip engellemeyeceğidir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, anonim şirket ortağının şirketteki hisse­sini üçüncü şahıslara devretmesi mülkiyet hakkının kullanılması anlamında olup, bu hakkın her hangi bir şekilde kısıtlanabilmesi mümkün değildir.

Ancak bununla birlikte anonim şirketin, hisse devrine ilişkin tasarrufu pay defterine işlemekten imtina ederek devir hususunun şirkete karşı ileri sü­rülebilmesine engel olması olanak dahilindedir.

Böyle bir durumda mülkiyet devralana geçmekle beraber bu husus şir­kete karşı ileri sürülemediğinden payı devralan şahıs ortak sıfatını kazanama­makta ve paya ilişkin hakları kullanamamaktadır. Zira bilindiği üzere çıplak payların ve nama yazılı hisse senetlerinin üçüncü şahsa devir ve temlikinin şirkete karşı ileri sürülebilmesi, yapılan devir işleminin şirket tarafından kabul edildiği anlamı taşıyan pay defterlerine kayıt ile mümkün bulunmaktadır. (TTK. m. 416/2)

İşte kanunkoyucu bu noktada ortaya çıkabilecek keyfiliğe engel olmak için Türk Ticaret Kanunun 418.[19] maddesindeki düzenlemeyi getirmiş bulun­maktadır.

Buna göre hisse devrine ilişkin tasarrufların pay defterine işlenmesinden imtina edilebilmesi için ana sözleşmede yazılı bulunan sebeplerden birinin varlığı gerekmektedir.

Ancak aynı maddenin ikinci fırkasında , “herhangi bir sebep göstermek­sizin dahi pay defterine kayıttan imtina edilebileceği” yönünde ana sözleşmeye konulacak hükümlerin geçerli olacağı belirtilmiştir.

Şirket ana sözleşmesinde bu yönde bir hüküm bulunması halinde nama yazılı pay senedi sahipleri ile çıplak (senede bağlanmamış) pay sahiplerinin, anonim şirketi de bağlayacak şekilde ortaklık hisselerini devredebilmeleri hu­kuken mümkün bulunmamaktadır.

Ancak yapılan tüm bu açıklamalar rızai yoldan yapılan hisse devirleri için geçerli olup, cebri icra yolu ile yapılan devirler bakımından geçerli değil­dir.

Şirket ana sözleşmesinde hisse devrini kısıtlayıcı hükümler bulunsa dahi, borçlu ortağın anonim şirketteki hissesinin haczedilebilmesi ve satışa çıkartıla­bilmesi mümkün bulunmaktadır. Böyle bir durumda anonim şirket kural olarak satış neticesinde oluşan durumu pay defterine işlemek ile yükümlü bulunmak­tadır.(TTK m.418/3)[20]

Ancak bulunla birlikte kanunkoyucu bir anlamda, ana sözleşmeye devir hakkının kısıtlanması ile ilgili olarak hüküm koyabilme serbestisindeki menfa­ati koruma düşüncesiyle, cebri icra yolu ile yapılan satışlar bakımından pay defterine kayıt zorunluluğu kuralına bir istisna getirmiş bulunmaktadır.

Buna göre şirket yönetim kurulu üyeleri ve ortaklar, cebri icra yolu ile satışa konu olan hisseyi borsa değeri üzerinden, borsada işlem görmüyor ol­ması durumunda ise tescil talebi tarihindeki gerçek değeri üzerinden almaya talip oldukları takdirde kayıttan imtina edilebilmesi mümkün bulunmaktadır.

Borçlunun anonim şirketteki çıplak veya senede bağlanmış hissesinin haczi mümkün bulunduğu gibi bilanço gereği o ortağa düşecek olan kar payının veya şirket fesholmuş ise tasfiye payının da haczi mümkün bulunmaktadır. (TTK m. 145/1)

Bu tür bir alacak borçlunun üçüncü şahıs nezdindeki doğmuş ya da doğ­ması muhtemel bir alacağı durumunda bulunduğundan yine İİK m. 89 gere­ğince haczedilmesi gerekmektedir.

 

C- ANONİM ŞİRKET ORTAĞININ KİŞİSEL ALACAKLISININ ŞİRKETİN FESHİNİ TALEP ETME HAKKI

Bu noktada akla gelebilecek diğer bir soru da, TTK m. 145 gereğince borçlu ortağın anonim şirketteki tasfiye payına haciz koyduran takip alacaklısı­nın şirketin tasfiyesini talep etme imkanı bulunup bulunmadığıdır ?

Anonim şirketler bakımından soruya cevap vermeden önce diğer tür şir­ketler bakımından yasal düzenlemeleri hatırlamakta fayda bulunmaktadır.

a- Limited Şirketlerde;

Ortaklardan birinin payını haczettirmiş bulunan takip alacaklıları, TTK m.522[21] gereğince en az altı ay önceden ihbar etmek şartıyla şirketin tasfiyesini mahkemeden talep etme yetkisine sahip bulunmaktadırlar.

Bu yönde yapılacak ihbar üzerine şirket tasfiye haline girecek olursa tas­fiye memuru ortağa düşen tasfiye payını mevcut hacze istinaden icra dairesine vermekle yükümlü bulunmaktadır.

Ancak kanunkoyucu TTK m. 522’de getirilen bu düzenlemeye bir son­raki madde de iki istisna getirmiş bulunmaktadır.

Buna göre; limited şirket veya ortakları takip alacaklısının alacağını faiz ve masraflarıyla birlikte tamamen öderlerse ya da tüm ortaklar hacizli payın icra dairesince açık artırma yolu ile satılmasına ve pay kendisine ihale olunan kimsenin yeni bir ortak olarak şirkete girmesine muvafakat ederlerse şirketin fesih ve tasfiyesi talep edilemez. (TTK m. 523)[22]

b- Kollektif ve Komandit Şirketlerde;

Alacağını ortağın şahsi malvarlığından ya da TTK m. 145 gereği şirket­teki kar payından tahsil edemeyen alacaklı, altı ay öncesinden ihbar etmek ve hesap yılı sonu için hüküm ifade etmek şartıyla şirketin feshini istemeye yetkili bulunmaktadır.(TTK m. 191, TTK m. 267)[23].

Ancak yasa koyucu limited şirketlerde olduğu gibi komandit ve kollektif şirketlerde de takip konusu borcun tamamen ödenmesini, feshe engel sebep olarak düzenlemiş bulunmaktadır. (TTK m. 191/2)

c- Anonim Şirketlerde;

Yukarıda belirtildiği üzere limited şirketler, kollektif şirketler ve koman­dit şirketlerde, şirket ortağının kişisel alacaklısının şirketin feshini talep etme imkanı bulunmasına rağmen, anonim şirketlerde böyle bir imkan bulunma­maktadır.

Böyle bir durumda ortağın tasfiye payı üzerine haciz koydurtmuş bulu­nan alacaklı, ya TTK m. 434’de belirtilen sebeplerden birisinin ortaya çıkma­sını bekleyecek ya da borçlunun anonim şirketteki hissesini satışa çıkartmak suretiyle alacağını tahsil etmeye çalışacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

[1] TTK m.415 “Hamiline yazılı hisse senetlerinin devri şirket veya üçüncü şahıslar hak­kında ancak teslim ile hüküm ifade eder.”

[2] TTK m.416 “Nama yazılı hisse senetleri esas mukavelede aksine hüküm bulunma­dıkça devredilebilir. Devir ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki ;devir,şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder.”

[3] TTK m.145 “Bir şirket devam ettiği müddetçe ortaklardan birinin şahsi alacaklıları, haklarını ancak şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kar payından ve şirket fesholmuşsa tasfiye payından alabilir. Henüz bilanço tanzim edilmemişse alacaklı bilançonun tanzimi neticesinde borçluya düşecek kar ve tasfiye payı üzerine ihtiyati haciz koydurabilir.

   Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerle anonim şirketlerde alacaklılar, borçlularına ait bulunan hisse senetlerini haczettirebilirler.

   Yukarıdaki hükümler borçlu ortakların şirket dışındaki mallarına alacaklıların müra­caat haklarını ihlal etmez”

[4] (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 06.02.1996 tarih, E. 1996/1547, K.1996/1654)

[5] (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 28.11.1996 tarih, E. 1996/6832, K.1996/10663)

[6] Bkz. www.takasbank.com.tr

[7] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 21.09.1995 tarih ve E.1995/6663 K.1995/7285)

[8] (Takasbank A.Ş. 06.06.2002 tarih ve 411 sayılı Genel Mektup);“…Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde,Bankamız’a yetkili mercilerin yazılı ya da fiili haciz talepleri ulaştığında , kimlik/unvan bilgileri verilen borçlu/borçlular hakkında , nezdimizdeki “Müşteri İsmine Saklama” sisteminde ve aynen saklama hesabı bulunup bulunmadığı bazında sorgulama yapılmakta, kıymet bulunması halinde hangi hesap tipinde bulunduğuna bakılmaksızın ( rehinli kıymetlerin haczedilemeyeceğine ilişkin bir kural mevcut değildir) borcu karşılayacak miktardaki kıymet üzerine haciz uygu­lanarak hacizli kıymetler, haciz kararını veren merci adına açılan bir hesapta bloke alınmakta ve durum eşanlı olarak ilgili aracı kuruluşlara faks ve teyit yazıları ile bil­dirilmektedir…” (Bkz.www.takasbank.com.tr)

[9] İMKB Borsa Uyuşmazlıkları Uygulama, Örnek Kararlar ve Mevzuat sf: 474 – İMKB Yayını

[10] TTK m.411 “Nama yazılı hisse senetleri yerini tutmak üzere çıkartılan ilmühaberle­rin nama yazılı olması lazımdır. Bunların devri nama yazılı hisse senetlerinin devrine ait hükümlere tabidir.

   Hamiline yazılı hisse senetleri yerine tanzim olunan nama yazılı ilmühaberler ancak alacağın devri hakkındaki hükümlere göre devrolunabilir. Şu kadar ki; devir şirkete karşı ancak ihbar tarihinden itibaren hüküm ifade eder.”

[11] Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 20.05.1999 tarih E.1999/3100, K.1999/3479

[12] İmregün sf. 352, Çevik sf. 953, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu sf. 389

[13] Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 01.11.2001 tarih E.2001/16851 K.2001/17585

   İİK m. 94/1 “Bir intifa hakkı veya taksim edilmemiş bir miras veya bir şirket yahut iştirak halinde tasarruf edilen bir mal hissesi haczedilirse icra dairesi ikametgahları bilinen ilgili üçüncü şahıslara keyfiyeti ihbar eder.”

[14] TTK m.326/1 “Tacirlerin tutmaya mecbur oldukları defterlerden başka idare meclisi aşağıdaki defterleri de tutmakla mükelleftir.

Pay sahiplerinin ad ve soyadları veya unvanlarıyla ikametgahlarının ve şirketin kurulması anında konan yahut sonradan tedricen çoğaltılan sermayeye tekabül eden paylar için yapılan tediyelerin yazılmasına mahsus(Pay sahipleri defteri)
[15] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 20.11.1996 E. 1996/12450 K. 1996/14776, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 10.10.2000 E. 15767 K. 14727

[16] Bkz. Dipnot 15

[17] Manisa Barosu Dergisi, Sayı 61, sf. 35 vd.

[18] Manisa Barosu Dergisi , Sayı 61, sf. 35 vd.

[19] TTK m.418 “Şirket , devir keyfiyetini esas mukavelede derpiş bulunan sebeplerden dolayı pay defterine kayıttan imtina edebilir.

   Sebep gösterilmeksizin dahi kayıttan imtina olunabileceği şartının esas mukaveleye konması caizdir.

   Hisse senedi karşılığının tamamen ödenmemiş olması halinde şirket teminat ve temi­nat gösterilmediği takdirde kayıttan imtina edebilir.

   Hisse senetleri,miras, karı-koca mallarının idaresine ait hükümler veya cebri icra yoluyla iktisap edilmiş ise teminat istemeyeceği gibi kayıttan imtina olunamaz. Şu ka­dar ki, idare meclisi azaları veya ortaklar bu hisseleri borsa rayici bulunmadığı tak­dirde kayıt için müracaat tarihindeki hakiki değeri üzerinden almaya talip oldukları takdirde kayıttan imtina olunabilir”

[20] Bkz.dipnot 15

[21] TTK m.522 “Ortaklardan birinin iflası halinde iflas idaresi en az altı ay önce ihbar etmek şartıyla şirketin feshini isteyebilir. Ortaklardan birinin payını haczettirmiş olan alacaklı da aynı hakka sahiptir.

   Böyle bir ihbar neticesinde şirket infisah ederek tasfiye haline girerse tasfiye me­murları aleyhine takibat yapılan ortağa düşen tasfiye payını iflas idaresine veya icra dairesine vermeye mecburdur.”

[22] TTK m.523 “İnfisahın tescilinden önce aşağıdaki şartlardan birisi gerçekleştiği tak­dirde şirket fesih ve tasfiye olunamaz:

Şirket veya ortaklar, iflas masasının veya takibatta bulunan alacaklının haklarını öderse,
Payın iflas idaresi veya icra dairesi marifetiyle ve açık artırma yoluyla satılmasına ve pay kendisine ihale olunan kimsenin yeni bir ortak olarak şirkete girmesine diğer bütün ortaklar muvafakat ederlerse.”
[23] TTK m. 191 “Bir ortağın şahsi alacaklısı , borçlunun şahsi mallarından ve kanunun 145 nci maddesi gereğince şirketteki kar payından alacağını alamazsa ,tasfiye so­nunda borçlu ortağa düşecek paya haciz koydurmaya ve altı ay önce ihbar etmek ve hesap yılı sonu için hüküm ifade etmek şartıyla şirketin feshini istemeye selahiyetlidir”

   TTK m. 267/1 “Kollektif şirketlerin infisahına ve tasfiyesine ve ortakların şirketten çıkma ve çıkarılmasına dair olan 185-242 nci maddeler hükümleri komandit şirket­lerde de tatbik olunur.”

 

Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33