Gönderen Konu: BONONUN BAKİYE BEDELİ TAHSİLİNE YÖNELİK İLAMSIZ İCRA TAKİBİ  (Okunma sayısı 69 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Deniz034

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 861
  • Tşk.Sayısı: 17
  • Cinsiyet: Bay
Facebook Facebook'da Paylaş Twitter Twitter'da Paylaş


Hukuk Genel Kurulu         2013/1951 E.  ,  2015/1097 K.
BONONUN BAKİYE BEDELİ TAHSİLİNE YÖNELİK İLAMSIZ İCRA TAKİBİ
İSPAT YÜKÜ
İFA KARİNESİ
İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA İSPAT YÜKÜ
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 88
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 84
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 113
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 290
TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 104

"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara (Kapatılan) 13. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.01.2012 gün ve 2011/262 E. 2012/7 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2012/6367 E. 2012/14309 K. sayılı ilamı ile;
“...Davacı vekili, davalının borçlusu olduğu 13.250.00 TL'lik bonoyu vadesinde ödememesi üzerine sehven bono ile 3.250.00 TL yönünden kambiyo senedine mahsus yol ile icra takibi yapıldığını, davalının bononun asıl miktarından takip yapılmadığını görünce ödemeyi yapıp, bono aslını icra müdürlüğünden aldığını, hata yapıldığının davalıya bildirilmesine rağmen bononun bakiye bedelini ödemediğini, bakiye bedelin tahsili için girişilen icra takibine itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline, takibin devamına, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,13.250.00 TL bedelli bononun 3.250.00 TL olarak icraya konulmasının maddi hata olduğunun kabul edilemeyeceğini, bono metninde bedelin rakam ve yazı ile belirtilmiş olduğunu, davacının bono bedelinin 10.000.00 TL'sini haricen aldıktan sonra kalan 3.250.00 TL'si için icra takibi yapıldığını, borcu kabul beyanında da bulunmadığını bildirerek davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; Borçlar Kanunu'nun 88/son maddesinde "senet borçluya iade edildikten borç sakıt olmuş sayılır” şeklinde karine bulunduğu, somut olayda davalı borçlunun bononun dava konusu bölümünü haricen ödediği, bu nedenle de bononun kısmen takibe konulduğu, takibe konulan bölümünü de ödeyip senedi icra müdürlüğünden aldığını savunduğu halde, senedin kısmi ödeme üzerine davalı eline geçtiği hususunun sabit bulunduğu, davalının ilk takipten önce bononun dava ve takip yapılan kısmını davacı – alacaklıya haricen ödediğini yazılı belge ile kanıtlayamadığı, yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlığa konu bono, 13.250.00 TL tutarlı (rakamı ve yazı ile aynı tutar yazılarak) olarak düzenlenmiş, alacaklı – davacı yan bonoya dayalı olarak 3.250.00 TL asıl alacak istemi ile borçlu – davalı aleyhine 03.11.2010 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yol ile icra takibine başlamış, mahkemeye müracaatla da 3.250.00 TL için ihtiyati haciz isteminde bulunmuş, borçlu – davalının icra takip dosyasından talep olunan bedeli 11.11.2010 tarihinde icra dosyasına yatırması üzerine de icra dosyasındaki bono davalıya iade edilmiş, bunlardan sonra davacı – alacaklı bu kerre işbu davaya konu icra dosyası ile aynı bonodan kaynaklı olarak bakiye 10.000.00 TL alacaklı olduğunu belirtip, davalı aleyhine ilamsız takibe başlamıştır.
Borçlar Kanunu'nun 88. maddesinin son cümlesine göre, kural olarak, belge borçluya geri verildiğinde borç sakıt olmuş sayılır. Diğer bir deyimle borç belgesinin borçluya geri verilmesi borcun ödendiğinin karinesi sayılır. Bu durumda; davacının ilk takibinde ve ihtiyati haciz isteminde 3.250.00 TL için istemde bulunduğu, bononun davalı elinde bulunmasının ifanın karinesi olduğu dikkate alınarak davacının bonodan dolayı bakiye bir alacağı bulunduğunu kanıtlaması gerektiği dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yanılgılı şekilde karar verilmiş olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; kambiyo senetlerine mahsus icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, bono bedeli sehven düşük gösterilerek yapılan takibin davalının takibe konan miktarı ödemesi ile sona erdiği ve bono aslının davalı tarafından alındığını, bononun bakiye bedeli için yapılan takibin ise davalının haksız itirazı ile durduğunu, davalının itirazının borcu olduğuna dair ikrar içerdiği ve davalı tarafından yapıldığı iddia edilen ödemeye ilişkin belge de bulunmadığı gerekçesiyle, davalının itirazının iptali ile kötüniyetli itiraz nedeniyle inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, hem takibin hem de ihtiyati haciz talebinin 3.250 TL üzerinden yapılması nedeniyle bu miktarın hata ile yazıldığını kabul etmenin mümkün olmadığını, davacıya 10.000 TL’nin elden ödenmesi nedeniyle davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmaksızın 3.250 TL üzerinden takip yaptığını, bu durumun aynı zamanda 10.000 TL’nin davacı tarafından alındığının kabulü anlamına geldiğini, ispat yükünün hataen 3.250 TL’lik takip yaptığını iddia eden davacının üzerinde olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 88 nci maddesinde yer alan “senet borçluya iade edildikten borç sakıt olmuş sayılır” karinesi kapsamında yapılan değerlendirmede senedin kısmi ödeme üzerine davalı eline geçtiği hususunun sabit bulunduğu, davalının ilk takipten önce bononun dava ve takip yapılan kısmını davacı/alacaklıya haricen ödediğini yazılı belge ile kanıtlayamadığı, yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece senedin kısmi ödeme üzerine davalı/borçlunun eline geçtiği hususunun sabit bulunduğu; davalının, ilk takipten önce bononun dava ve takip konusu yapılan kısmını davacı/alacaklıya haricen ödediği vakıasını makbuzla ve/veya bono üzerine/arkasına alacaklı tarafından verilen bir açıklama/şerh ile kısmi ifa savunmasını ispat edemediği; takip ve dava tarihinde yürürlükte bulunan HUMK'nun 290. maddesi uyarınca esası belgeye bağlı her nev'i isteklere karşı ileri sürülecek savunmaların yazılı delille ispatı zorunluluğunun bulunduğu, davalının savunmasında yemin deliline de dayanmadığı dikkate alındığında davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık; davalı tarafından tanzim edilen dava konusu bononun bakiye bedelinin tahsiline yönelik ilamsız icra takibine itirazın iptali davasında ispat yükünün ne şekilde belirleneceği, varılacak sonuca göre bononun bakiye kısmının ilk takipten önce davalı borçlu tarafından davacı/alacaklıya haricen ödenip ödenmediği hususunun kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 88 nci maddesi;
“Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda ödenmesi lazım gelen sair borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan etmeksizin bir taksit için makbuz veren alacaklı ondan evvelki taksitleri de tahsil etmiş sayılır. Alacaklı resülmal için makbuz vermiş ise faizlerinide tahsil etmiş sayılır. Senet borçluya iade edildikte borç sakıt olmuş sayılır…” hükmünü haizdir.
Nitekim 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 104 üncü maddesi de aynı yönde düzenleme içermekte olup, anılan madde ile de borç senedi borçluya geri verilmişse, borcun sona ermiş sayılacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere kanun senedin borçluya geri verilmesine bazı sonuçlar bağlamıştır. BK'nun 88 inci (TBK'nun 104 üncü) maddesi uyarınca borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır.
Burada senedin geri verilmesi borcun tamamen ifa edildiği konusunda kanunî bir karine oluşturur. Ancak, burada olağan (adi) bir karine sözkonusu olup, bunun aksi alacaklı tarafından herzaman ispat edilebilir. Alacaklı, senedi borç ifa edilmeden geri verdiğini, borçlunun eline iradesi dışında geçmiş olduğunu veya borçlu tarafından düzenlenmiş bulunduğunu ispat ederse, karine çürütülmüş, senedin borçlunun eline borç ifa edilmeden geçmiş olduğu ispatlanmış olur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Ankara 2015, s:1008).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2004 gün ve 2004/11-209 E. 2004/209 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere 818 sayılı Kanun’un 88 nci maddesi (TBK m. 104) ile getirilen ödemeye ilişkin karinelerin aksi ispat edilebilir. Madde, son cümlesinde senedin aslının iade edilmiş olmasını borcun son bulduğuna ilişkin bir karine olarak kabul etmiştir. Ne var ki alacaklı bunun aksini ispat ederse bu karineye dayanılamaz.
Madde re’sülmal (ana para) için makbuz verilmesi halinde, faizlerin de tahsil edilmiş sayılacağına ilişkin bir karine de getirmekte, bu suretle 818 sayılı Kanun’un 84 ve 113 üncü maddeleriyle bir paralellik kurmaktadır.
Somut olayın incelenmesinde; uyuşmazlığa konu bono (rakam ve yazı ile aynı tutar yazılarak) 13.250.00 TL tutarlı olarak düzenlenmiş, alacaklı–davacı yan bonoya dayalı olarak 3.250.00 TL asıl alacak istemi ile borçlu–davalı aleyhine 03.11.2010 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus yol ile icra takibine başlamış, mahkemeye müracaatla da 3.250.00 TL için ihtiyati haciz isteminde bulunmuş, borçlu–davalının icra takip dosyasından talep olunan bedeli 11.11.2010 tarihinde icra dosyasına yatırması üzerine de icra dosyasındaki bono davalıya iade edilmiş, bunlardan sonra davacı–alacaklı bu kez işbu davaya konu icra dosyası ile aynı bonoya dayalı olarak bakiye 10.000.00 TL alacaklı olduğunu belirterek davalı aleyhine ilamsız takibe başlamış olup davalının itirazı üzerine temyize konu itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, bononun icra dosyasına yapılan ödeme üzerine davalı-borçlunun eline geçtiği; bononun davalı elinde bulunmasının 818 sayılı Kanun’un 88/son maddesi uyarınca ifanın karinesi olduğu, karinenin aksini iddia edenin ispat yükü altında olduğu, buna göre davacı-alacaklının bonodan dolayı bakiye bir alacağı bulunduğunu kanıtlama yükümü altında olduğu gözetilmeksizin ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yanılgılı gerekçe ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
O halde, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici Madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcınnın yatırana geri verilmesine, 27.03.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33