Gönderen Konu: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar  (Okunma sayısı 1308 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Özgür KOCA

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 2261
  • Tşk.Sayısı: 136
  • Cinsiyet: Bay
  • Gebze
Forumadalet    Facebook Facebook'da Paylaş Twitter Twitter'da Paylaş


TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI
(İİK. m.277-284)

Av. Talih Uyar
(9 Eylül Ünv. Huk. Fak. E. Öğr. Görv.)
 

İ Ç İ N D E K İ L E R



«TASARRUFUN İPTALİ DAVASI» DİLEKÇESİ
ÖRNEĞİ....................................................................................... :       9


Av. TALİH UYAR’IN MAKALE ve İNCELEME

YAZILARI................................................................................... :   187
 
Av. TALİH UYAR’IN ESERLERİ............................................. :   224
 



«TASARRUFUN İPTALİ DAVASI»(1) DİLEKÇESİ*

Ö r n e ğ i

(İİK. mad.277-284)



ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE(2)
                                                                                    İ Z M İ R(3)

(İhtiyati haciz istemi vardır)(4)

Davacı(5)........................ :  Ahmet Haklı (İnönü Cad. No: 412, K: 4 - İZMİR) [TC:.........]

Vekili............................ :  Av. Ali Yıldırım (Akdeniz Cad. No: 1, K: 2 - İZMİR)

Davalılar(6)................... :  1− Ülker Yılmaz (Gazi Osman Paşa Cad. No: 10/2 - İZMİR)

....................................... .. 2− Basri Borçsever (Fethi Bey Cad.No:210, K: 3 - İZMİR)

....................................... .. 3− Ümit Borçsever (442 Sok. No: 12/3 - İZMİR)

Konusu(7)...................... :  Borçlu Basri Borçsever tarafından davalı Ümit Borçsever’e ve onun tarafından da diğer davalı Ülker Yılmaz’a yapılan −dava konusu taşınmazla ilgili− satış işleminin «müvekkil bakımından iptali»(8) ile «müvekkilimize dava konusu taşınmaz üzerinde icra yetkisi verilmesi» isteminden ibarettir.

Harca esas değer(9)...... :

− O L A Y −

Davalılardan Basri Borçsever, müvekkilim Ahmet Haklı’ya olan 01.02.2015 tanzim ve 04.04.2015 vâde tarihli bonoda yer alan (40.600,00) lira borcunu ödemediği için hakkında İzmir 2. İcra Dairesinde (2016/14200 sayılı dosya ile) takip yapılmış ve takip sırasında 18.01.2016 tarihinde haczedilen mallarının satışı neticesinde, müvekkilimin alacağından (10.600,00) lirası ödenmiş ve kalan (30.000,00) lira alacağı için kendisine 20.03.2016 tarihinde «kat’i aciz belgesi» verilmiştir.

Yapılan araştırmada, davalı-borçlu Basri Borçsever’in, (150.000,00) lira kıymetindeki, İzmir Gürçeşme mevkii, 3451 kütük, 345 ada ve 45 parselde kayıtlı taşınmazını «torunu» Ümit Borçsever’e 20.06.2014 tarihinde(10) (50.000,00) liraya sattığı, Ümit Borçsever’in de aynı taşınmazı −yapılan işlemin iptale tâbi olduğunu bilen− eniştesi Ülker Yılmaz’a 15.08.2014 tarihinde (60.000,00) liraya sattığı öğrenilmiştir.

Yukarıda belirtilen tasarruflar,(11) İİK. mad. 277 vd. maddelerine ve özellikle İİK. mad. 278/1 gereğince «iptale tâbi» olduğundan, bu tasarrufların iptali için mahkemenize başvurmak gerekmiştir.

Deliller......................... :  İzmir 2. İcra Dos. No: 2014/14200

Hukukî sebepler......... :  Tapu kaydı, Nüfus kaydı, şahit vs.(12)

Sonuç ve istem............ :  Belirttiğimiz nedenlerle, yargılama yapılarak(13) a) Dava konusu taşınmazla ilgili iki satış işleminin de «müvekkil bakımından iptalini» ve «dava konusu taşınmaz üzerinde müvekkilime cebri icra yetkisi tanınmasını»(14), b) İİK. mad. 281/II gereğince, dava konusu taşınmazın kaydına ihtiyati haciiz konulmasını,(15) c) Masraf ve vekalet ücretinin(16) davalılara yüklenmesini, saygıyla vekaleten dilerim. 15.04.2016(17)

Davacı Vekili

Av. Ali Yıldırım


(1) Hakkında «haciz» işlemine girişilen (iflâsta; «iflâs kararı verilen» (İİK. mad. 165, 191/I) borçlunun tasarruf yetkisi, bu tarihten itibaren kısıtlanır.

I- «Haciz»den (ve «iflâs kararı»ndan) önce, malları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilen borçlular, henüz alacaklıların -haciz ve iflâs yolu ile- takibine hedef olmadan, onlardan «mal kaçırmak» (yani, onların hakkında yapacağı takibi semeresiz bırakmak) amacı ile, malvarlığının tamamını ya da bir kısmını, bir takım «hileli» işlemlerle (yani, bedelsiz olarak ya da çok ucuz bedelle) başkalarına (özellikle, yakınlarına, kendisinin bu amacını bilen arkadaşlarına) devredebilirler ya da bedelini kendisi ödeyerek yakınları üzerine taşınır/taşınmaz mal satın alarak malvarlığını azaltabilirler…

İşte, bu gibi kötü niyetli borçluların «mal kaçırmak kasdı ile» yaptıkları bu tür işlemlerden zarar gören alacaklıları korumak amacı ile, onlara iptal davası denilen bir dava açma hakkı tanınmıştır.

İptal davası; «borçlunun alacaklılarına zarar veren bazı tasarruflarını -davacı alacaklı bakımından, onun alacağı ölçüsünde- hükümsüz hale getirmeye yarayan bir dava»,[1] «borçlunun alacaklısını zarara sokmak kasdıyla malvarlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla dava açarak tekrar borçlunun malvarlığına geçmesini sağlayan dava»[2] şeklinde tanımlanabilir.

Bu davanın amacı, borçluların henüz tasarruf yetkilerinin kısıtlanmamış olduğu dönemde (yani; «haciz»den ve «iflâs kararı»ndan önce) alacaklılarından mal kaçırmak kasdı ile, kötü niyetle yapmış oldukları hukukî işlemleri, davacı alacaklı bakımından hükümsüz sayarak, borçlunun malvarlığından uzaklaştırdığı (çıkardığı) dava konusu mal üzerinde, alacaklının -sanki, bu mal halâ borçluya aitmiş gibi- cebri icra yolu ile alacağını elde etmesini -bu malın haciz ve satışını isteyerek- sağlamaktır.

İptâl davasına ilişkin İİK. mad. 277 vd.’da her ne kadar ısrarla, «butlan»dan yani «hükümsüzlük»den bahsedilmekte ise de, burada maddi hukuk anlamında ne mutlak ve ne de nisbi bir hükümsüzlük söz konusu değildir.[3] Hukukta «iptal» kavramı ile iki farklı şey belirtmek istenir: «İptâl yenilik doğuran hakkının kullanılmasıyla ya zaten daha baştan geçersiz bir hukukî işlemin geçersizliği kesinleştirilir (örneğin; TBK. mad. 28, 39) (geniş anlamda iptâl edilebilirlik) ya da baştan beri geçerli olan bir hukukî işlem sonradan geçmişe etkili olarak geçersiz kılınır (örneğin; TBK. mad. 182/III, 281, 286/II, 287, 615; MK. mad. 148, 504, 557, 560) (dar anlamda iptâl edilebilirlik).[4] Alacaklılara -iflâs halinde; iflâs masasına- tanınan iptâl davası ne -az önce belirtilen- «geniş» ve ne de «dar» iptâl edilebilirlik gurubuna (kategorisine) sokulamaz. Çünkü, İİK. mad. 277 vd.’da öngörülmüş iptâl davasının amacı ve sonucu; dava konusu malı, sadece «cebri icra takibi bakımından» sanki borçlunun malvarlığında kalmışçasına, sadece nisbi bir güç ve etkiyle alacaklıların -iflâsta; iflâs masasının- takip (el uzatma) alanına sokmaktır. Bu niteliği ile söz konusu iptâl hakkı, bir «yenilik doğurucu» hak olmayıp, kuruluşunda baştan aşağı geçerli bir hukukî işlemi, cebri icra alanına özgü kalma koşuluyla, tasfiye etmeye yönelik bir «nisbi talep hakkı»dır.[5] İptâl davasının, davacı-alacaklı lehine sonuçlanması halinde, dava konusu mal tekrar borçlunun malvarlığına (mülkiyetine) dönmez. Yani, borçlunun yapmış olduğu hileli işlem «maddi hukuk bakımından» iptâl edilmez, hükümsüz hale getirilmez. Sadece yapılan hileli işlem «alacaklı bakımından» hüküm ifade etmez. Alacaklı yapılan işleme -örneğin; satışa, kurulan ipoteğe vb.- rağmen, o malı sattırarak alacağını alır. Eğer alacaklının alacağı ödendikten sonra geriye para artarsa, bu, borçluya değil, borçlu ile hukukî işlemde bulunan (davalı) üçüncü kişiye verilir. Başka bir deyişle, tasarrufun maddi hukuk anlamında iptâli söz konusu olmadığından, iptâl davasının kazanılması halinde, alacaklı; dava konusu mal sanki borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış gibi, onu haczettirip sattırır ve satış bedelinden alacağının ödenmesini isteyebilir. Ancak, iptal edilen tasarruf konusu mal sadece davacı-alacaklının takibi bakımından, borçlunun malvarlığında farzedildiğinden, takip sonucunda -satış bedelinden- geriye bir şey artarsa, bu borçluya değil, lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye verilir. Eğer, burada, «tasarrufun maddi hukuk anlamında iptâli» söz konusu olsa idi, artan paranın borçluya verilmesi gerekirdi.

Yüksek mahkeme, çeşitli içtihatlarında «tasarrufun iptali davasının amacı» hakkında;

√ «Tasarrufun iptâli davasının amacının ‘borçlunun haciz veya iflâstan önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarruflarının geçersiz olmasını ya da iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını, dolayısıyla alacaklının o mal üzerinde cebri icraya devamla alacağının tahsilini sağlamak’ olduğu»[6]

√ «Tasarrufun iptali davasının ‘borçlunun, alacaklısını zarara uğratmak kasdıyla, malvarlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla, bunlarca tekrar borçlunun malvarlığındaymış gibi, alacaklı tarafından paraya çevrilmesini sağlayan bir dava’ olduğu»[7]

√ «Davacının iptal davası açmaktaki amacının “borçlunun yaptığı -’satış’, ‘bağış’, ‘kira’ vb. şeklindeki- işlemin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak, alacağına kavuşmak” olduğu»[8]

√ «Tasarrufun iptâli davalarının amacının ‘davaya (tasarrufa) konu mal üzerinde alacaklıya -takip konusu alacak ve eklentileriyle sınırlı olarak- cebri icra yoluyla alacağını almak yetkisinin verilmesi’ olduğu»[9]

√ «İptâl davalarının maksadının (İİK’nun 278, 279 ve 280. maddelerde yazılı borçlunun borcun doğumundan sonra yaptığı -mevcudunu azaltmaya yönelik- tasarrufların butlanına hükmettirmek) olduğu»[10]

√ «Tasarrufun iptâli davasının amacının ‘borçlunun haciz veya iflâstan önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarruflarının geçersiz olmasını ya da iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını, dolayısıyla alacaklının o mal üzerinde cebri icraya devamla alacağının tahsilini sağlamak’ olduğu»[11]

√ «Tasarrufun iptali davasında davacının amacının; borçlunun malvarlığındaki şeylerden bir veya birkaçını yürütmekte olduğu icra takibi içine alarak, icra dairesi tarafından satılmasını sağlamak ve alacağına kavuşmak olduğundan, davacının dava dilekçesindeki nitelendirmesine bakılmaksızın İİK’nun 277 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan ‘tasarrufun iptali’ davasına ilişkin hükümlerin mahkemece doğrudan doğruya uygulanarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekeceği»[12]

√ «İptâle tabi tasarrufların, borcun doğumundan sonra, alacaklının cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisini ortadan kaldırmayı amaçlayan tasarruflar olduğu»[13]

√ «Tasarrufun iptali davasının amacının ‘borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarrufların iptali’ni sağlamak olduğu»[14]

√ «İptal davasının amacının; borçlunun -satış, bağış, ipotek, temlik vb. gibi- yaptığı tasarrufun (işlemin), davacı alacaklı bakımından iptal etmek (hükümsüz hale getirmek) ve böylece davacı alacaklının dava konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla alacağını alabilmesini sağlamak olduğu»[15]

şeklinde vurgulamıştır...

Ayrıca belirtelim ki, Federal Mahkeme de, öteden beri aynı hususları, «...iptal davası ile, yalnız davacı ve sadece o, alacağını tahsil ve sanki iptali istenen muamele hiç yapılmamış ve mal borçlunun malvarlığından hiçbir zaman çıkmamış gibi, tasarruf konusu malı haczettirmek ve paraya çevirtmek hakkına sahip olur...»,[16] «...iptâl davasının hedefi, davayı açan alacaklıya, elde edilen mallardan hakkını almayı temin etmektir. Şayet dava kabul olunursa, muamele tamamen iptâl olunmamakla beraber, davacıya karşı hüküm ifade etmez ve çıkar sağlamış olan davalı bunu iadeye mecbur olur...»[17] şeklinde belirtmiştir...

II- Borçlunun, alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile yaptığı -ve iptâl davasına konu olan- işlemlerin «hukukî niteliği»nin ne olduğu doktrinde tartışmalıdır.[18] Teorik tartışma, özellikle, borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile yaptığı işlemlerin «inançlı bir devir» mi yoksa, «muvazaalı bir devir» mi olduğu konusunda gündeme gelmiştir. Bir görüşe göre;[19] «alacaklının mal kaçırmak amacı ile yaptığı işlemler ne muvazaa nedeniyle ne de Borçlar Kanununun 20 nci (TBK.’nun 27.) maddesi gereğince hükümsüzdürler. Çünkü, mal kaçırmak suretiyle alacaklılara zarar verilmesi, ahlak ve adaba aykırı sayılmamış, sadece bu tür devirler bazı özel hükümlere tâbi kılınmakla yetinilmiştir... Bu tür işlemlerin, ilke olarak ‘muvazaalı’ değil ‘inançlı işlem’ kabul edilmesi gerekir...»[20] Diğer bir görüşe göre[21] ise, «borçlu tarafından, alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile yapılan işlemleri muvazaalı olarak nitelemek gerekir...»

Doktrindeki bu görüş ayrılığı uygulamayı da etkilemiş, Federal Mahkeme[22] kimi kararlarında birinci görüş doğrultusunda açıklamada bulunmuşken, Yargıtay -olayın özelliğine göre- alacaklılardan mal kaçırma amacı güden işlemlerin, kimi kez «inançlı bir devir»[23] kimi kez de «muvazaalı bir devir»[24] olduğunu vurgulamıştır...

III- Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı gibi iptâl davası, «dava konusu malın aynına ilişkin bir aynî dava olmayıp kişisel bir dava»dır.[25] Yani bu dava sonunda, tasarrufa konu mal, alıcı (veya devir alan)nın malvarlığından çıkarılarak, tekrar borçlunun malvarlığına geri verilmez. Tasarrufa konu mal, yine alıcı (veya devir alan)ın malvarlığında kalmakla beraber, davayı kazanan davacı-alacaklı, o malı haciz ettirip sattırma ve satış bedelinden alacağını alma imkanını elde etmiş olur.

Yüksek mahkeme, iptal davalarının bu niteliğini, çeşitli içtihatlarında; «tasarrufun iptali davaları, borçlanan bir şahsın daha sonra yaptığı tasarruflarla borcunu ödeyemeyecek derecede malvarlığını azaltması halinde, yapılan bu tasarrufların alacaklıya karşı geçersiz sayılması ve temlike konu malın borçlunun malvarlığına iade edilmeden, o mal üzerinde icra takibi ile alacağın tahsiline imkan veren ve takip hukuku içinde yer alan ‘şahsi’ bir davadır...», «iptâl davaları ‘ayni’ nitelikte dava olmayıp, borçlu tarafından yapılan tasarrufun alacaklıya karşı bâtıl olduğunun tesbitine ilişkindir...»[26] «tasarrufun iptali davasının hukuki yönü ile ‘ayni dava’ olmayıp ‘şahsi dava’ olduğu»[27] şeklinde belirtmiştir.

Federal Mahkeme de «iptâl davası, aynî bir dava değildir, yani bu dava ile, iptâli istenen tasarruf ile oluşmuş (kazanılmış) aynî hakkın hiç bir zaman oluşmadığına dair karar verilmesi istenmez... iptâl davası hakkı, niteliği itibariyle kişiseldir, aynî değildir...»[28] şeklinde, bu davanın ‘aynî’ bir dava olmayıp, ‘kişisel’ bir dava olduğunu vurgulamıştır.

İptâl davasının aynî bir dava olmayıp, kişisel bir dava olmasından -uygulamada önem taşıyan- şu sonuçlar doğar:

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından, davanın konusu taşınmaz mal dahi olsa, özel yetki hükmü olan -ve taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkemenin yetkili olduğunu belirten- HMK’nun 12. maddesi iptâl davalarında uygulanmaz yani bu durumda dahi yetkili mahkeme HMK. mad. 5’e (ve kimi kez de, HMK. mad. 16’ya) göre belirlenir.[29]

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından, davanın değeri, iptal konusu tasarrufun kıymetine göre değil, «alacaklının elindeki aciz belgesinde gösterilen ödenememiş (açık) alacak miktarı ile iptal konusu tasarrufun kıymetinden daha az olanına göre» saptanır.

Bu kıstasa (ölçüte) göre belirlenen değer; iptâl davasına bakacak «görevli mahkeme»[30]yi saptamada, bu davada alınması gereken «peşin harç» ile «karar ve ilâm harcı»nı[31] ve dava sonunda hükmedilecek «avukatlık ücreti»ni hesaplamada önem taşır.

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından, iptâl isteminin kabul edilmesi halinde, «dava konusu tasarrufun tümünün iptâline» değil, «takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak (takip konusu alacak ve -faiz, masraf gibi- eklentilerine yetecek oranda) tasarrufun iptaline» karar verilir.[32]

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından iptâl konusunun taşınmaz mal olması halinde, iptâl isteminin kabul edilmesi halinde, «...davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu (trafik) kaydının iptaline ve borçlu adına tesciline» şeklinde değil, «taşınmaza ilişkin -satış, bağış, ipotek vb.- işleminin iptaline ve davacı alacaklıya dava konusu taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisinin tanınmasına...»[33] şeklinde karar verilir.

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından, bu dava sonucunda verilen karar, kesinleşmesi beklenmeden uygulanır.[34] Çünkü, bu dava sonucunda verilen kararlar, HMK. mad. 367/2 hükmünün kapsamı içine girmez.

√ İptâl davası aynî bir dava olmadığından, davalının iflâs etmesi halinde, davacı dava (tasarruf) konusu malı, iflâs masasından çıkaramaz. Çünkü bu durumda, davacının sadece iflâs masasına karşı bir «iflâs alacağı» söz konusu olur.[35]

IV- Buraya kadar «iptâl davasının hukukî niteliği» ve «amacı» hakkında yaptığımız açıklamalar, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında (ki) Kanun -mad. 24-31- uyarınca, kamu alacağından dolayı açılan iptal davaları için de aynen geçerlidir. Bu davalar da, İcra ve İflâs Kanunundaki iptâl davaları ile aynı «hukuki nitelikte»dirler ve aynı «amacı» güderler.[36] [37]

Yüksek mahkeme bu davaların amacı hakkında;

√ «6183 sayılı Kanuna göre açılan tasarrufun iptali davalarının amacının, bu kanunun 27, 28, 29 ve 30. maddelerinin hükümsüz saydığı tasarrufların iptali ile kamu alacağının tahsil edilmesini sağlamak olduğunu»[38]

√ «İptal davası sonucunda verilen iptal kararının amacının, ‘borçlunun tasarrufuna konu teşkil eden mallardan alacaklı kamu idaresinin alacağını tahsil olanağını sağlamak’ olduğunu»[39]

√ «6183 sayılı Kanunun 24 vd. maddelerinde düzenlenmiş bulunan tasarrufun iptali davalarının amacının ‘borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarrufların butlanına hükmettirmek’ olduğunu»[40]

√ «6183 sayılı Kanundan kaynaklanan tasarrufun iptali davalarının amacının -‘Hazine alacağının tahsiline engel olmak için yapılan tasarrufların iptali ile bu tasarruflar nedeniyle üçüncü şahısların elde ettiği bedellerin kendilerinden tahsili’- başka bir deyişle ‘Hazine alacağının tahsilini önlemek için yapılan tasarrufların butlanına hükmettirmek, bu yolla yapılan işlemin iptali ile davacı idarenin dava konusu mal üzerinde cebri icra hakkını sağlamak’ olduğunu»[41]

√ «6183 sayılı Kanundan kaynaklanan tasarrufun iptali davalarının maksadının ‘davacı Hazineye alacağı ile sınırlı olarak, borçludaki alacağını cebri icra yoluyla almasını sağlamak’ olduğunu»[42]

√ «6183 sayılı Kanun uyarınca (mad. 24 vd. göre) açılan iptal davalarının amacının ‘dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmeden, o taşınmaz üzerinde icra takibinin devamını sağlamak’ olduğunu»[43]

√ «6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılan davaların amacının, ‘borçlunun kötüniyetli tasarruflarının, kamu alacağının tahsiline yetecek miktardaki kısmının, kamu idaresi bakımından hükümsüz olacağına, kamu idaresini bağlamayacağına hükmetmek’ olduğunu»[44]

belirtmiştir.

(2) İİK. mad. 281’de, iptâl davasının sadece «mahkemede» görüleceği belirtilmiştir. Şu halde, iptâl davasının, asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir.

a) Haciz yolu ile takipte; iptal davası asliye hukuk mahkemesinde görülür.[45]

İptâl davası «asliye hukuk» mahkemesi yerine «icra mahkemesi»nde açılırsa, icra mahkemesince; «dava dilekçesinin görev yönünden reddine ve istek halinde dosyanın görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine» şeklinde karar verilmesi gerekir.[46]

İptal davaları, niteliği itibariyle ticari dava olmadığından, ticaret mahkemelerinin işbölümüne (iş alanına) girmez. Bu nedenle, bu davalara ticaret mahkemelerinde bakılamaz.[47] [48] Nitekim; yüksek mahkeme; bir yerel mahkemenin “… toplanan delillere göre TTK.’nun 5. maddesi uyarınca davanın mutlak ticari davalardan olması veya her iki tarafın tacir ve açılan davanın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunması halinde, açılan davaların asliye ticaret mahkemelerinin görevi içinde olacağı, açılan davanın ise İİK.’dan kaynaklanan tasarrufun iptali istemine ilişkin olup ticari davalardan olmadığı, davanın takip borçluları ile satın alan üçüncü kişiler yönünden birlikte görülmesi gerektiği, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle ‘mahkemenin görevsizliğine, dava tarihi nazara alınarak HMK.’nun 20. maddesi gereğince dosyanın tebliğden itibaren iki hafta içinde başvuru halinde İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine’” ş e k l i n d e  vermiş olduğu karar Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nce onanmıştır. [49]

6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 5/(3) maddesi ile “asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin -“iş bölümü ilişkisi’ olmayıp- ‘görev ilişkisi’ olduğu kabul edilmiş olduğu”ndan, bundan böyle tasarrufun iptali davalarının asliye hukuk mahkemesi yerine ticaret mahkemesinde açılması halinde, ticaret mahkemesince -davalı tarafın ‘iş bölümü itirazı’nda bulunması beklenmeden- re’sen  g ö r e v s i z l i k  k a r a r ı  verilmesi gerekecektir. Bu husus 6102 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde yüksek mahkemece de bu konuya ilişkin içtihatlarda açıkça vurgulanmıştır. [50]

Keza, iptal davaları, kredi sözleşmesine dayalı bir dava niteliğini taşımadığından, bu davalara tüketici mahkemelerinde de bakılamaz.[51]

Bu davalara ne aile mahkemelerinde[52] ve ne de iş mahkemelerinde[53] bakılamaz...

Yine iptal davaları, Bankalar Kanunu’ndan kaynaklanan davalar niteliğinde olmadığından -5411 sayılı (yeni) Bankacılık Kanunu’nun 142. (ve yürürlükten kalkmış olan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 14/5-d) maddesi uyarınca- bu davalara ticaret mahkemelerinde bakılamaz…[54]

İptal davalarına, ancak istihkak davalarına karşı «karşılık dava» şeklinde açılmış olmaları halinde (İİK. mad. 97/XVII), icra mahkemelerinde bakılabilir.[55] Buna karşın, «karşılık dava» olarak açılmayıp, ayrı (müstakil) olarak açılan iptal davalarına, icra mahkemelerinde bakılamaz…[56]

İptal davalarına bakma konusunda genel mahkemeler[57]-yani; asliye hukuk mahkemeleri- görevli olup görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemece doğrudan doğruya gözetilir…[58]

b) İflâs yolu ile takipte; iptâl davası asliye hukuk mahkemesinde açılır. Ancak;

aa- İptâl davası, istihkak davasına karşı İİK. mad. 97/XVII hükmüne göre «karşılık dava» olarak açılmışsa, o zaman, iptâl davasına da icra mahkemesinde bakılır.[59]

bb- İptâl davası, «sıra cetveline itiraz davası» (İİK. mad. 235) şeklinde açılmışsa, o zaman bu davaya «iflâsa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesinde» bakılır.

Ayni şekilde, iflâs idaresinin, «sıra cetveline itiraz davası»na karşı açacağı iptâl davası da ticaret mahkemesinde görülür.[60]

6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılacak olan iptâl davalarının görev yönünden nerede açılması gerekeceği, yasanın 24. maddesinde[61] «umumî mahkemeler» olarak belirtilmiştir olduğundan, bu davaların, aynî bir dava olmadığı hatırlanarak, -İİK.na göre açılan iptâl davaları gibi- asliye hukuk mahkemesinde açılması gerekecektir…[62]

Bu konu ile ilgili olarak ayrıca belirtelim ki; SGK. prim ve diğer alacaklarının tahsili için -6183 sayılı Kanun’a göre- borçlular hakkında yapılacak takipler nedeniyle, SGK. tarafından açılacak iptal davalarına, -5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 101. maddesi uyarınca- «alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer (il) iş mahkemesi» görevlidir.[63]

(3) İcra ve İflâs Kanununda bu konuda açık bir hüküm bulunmadığından, HMK.’nun genel hükümleri gereğince, iptâl davası; davalı-borçlu ya da üçüncü kişinin ikametgahının bulunduğu yerde (HMK. mad. 7) açılabilir.[64]

I- Haciz yolu ile takiplerde açılan iptal davalarında ve iflâs yolu ile takiplerde açılan iptal davalarında, «davalı» iki kişi olduğundan,[65] dava bunlardan birinin ikametgâhının bulunduğu yerde açılabilir (HMK. mad. 7).[66]

Bu dava, aynî bir dava olmayıp kişisel bir dava olduğundan[67] [68] konusu taşınmazlara ilişkin olsa bile, yine HMK. mad. 12 uygulanmaz, yani, «taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi» yetkili değildir.[69] [70]

Ancak; İİK. 277 vd. dayalı tasarrufun iptali davasının yargılama sırasında davacı tarafından ıslah yolu ile TBK. 19’a dayalı tapu iptali ve tescil davasına dönüştürülmüşse dava ‘taşınmazın aynına ilişkin bir dava’ haline gelmiş olur ve HMK.nun 12. maddesi gereğince, «taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkeme» yetkili olur.[71]

İptâl davasında, eğer «iptâli istenen tasarrufun alacaklıları zarara sokmak kasdıyla yapıldığı» (ve bu nedenle, ‘haksız fiil’ oluşturduğu) iddia ediliyorsa, «tasarrufun (haksız fiilin) yapıldığı yerde» (HMK. mad. 16) de iptâl davası açılabilir.[72]

İptal davası «yetki sözleşmesinde öngörülen yetkili mahkemede»[73] -örneğin; takip dayanağı bono’da[74] Genel Kredi Sözleşmesinde ya da Müşterek Borçluluk ve Müşterek Müteselsil Kefalet Taahhütnamesinde öngörülen yerde (HMK. mad. 17’de öngörülen koşuların oluşması şartıyla ve özellikle iki tarafında tacir olması halinde)-[75] açılabilir.

Ayrıca belirtelim ki; «yetki sözleşmesi» genel yetkili mahkemenin davaya bakma yetkisini -kural olarak- ortadan kaldırmaz.[76] «Bono»da yazılı olan «özel yetki kaydı», bono borçlusu olmayan diğer davalılar için bağlayıcı olamaz.[77]

Yetki itirazında bulunan (davalı) tarafın -HMK. mad. 19 uyarınca- yetkili mahkemeyi de bildirmesi gerekir.[78]

Mahkeme davalının “yetki itirazı”nın kabul edilmesi halinde «mahkemenin yetkisizliğine ve dosyanın talep halinde yetkili ... mahkemesine gönderilmesine...» şeklinde[79] karar verilmesi gerekir.

Tasarrufun iptali davalarında mahkemece -davalı tarafından yetki itirazında bulunulmamış olması halinde- doğrudan doğruya «yetkisizlik kararı» verilemez[80]

Yüksek mahkeme «yetki» konusunda,

√ «Tasarrufun iptali davalarının genel yetki kurallarına göre davalının ikametgahı mahkemesinde görüleceğini (HMK 6. mad.), davalılar birden fazla ise davanın, davalılardan birinin yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceğini (HMK. 7. mad.), tarafların tacir olması halinde ise aralarında yazılı yetki sözleşmesi varsa sözleşmede yetkili gösterilen yer mahkemesinin de HMK.nın 17. maddesine göre yetkili olacağını»[81]

√ «Basit yargılama usulüne tabi davalarda (tasarrufun iptali davalarında) ‘yetki itirazı’nın iki haftalık ‘cevap süresi’ içinde yapılması gerekeceğini»[82]

√ «6100 sayılı HMK’nun 17, 18, 7. maddeleri gereğince davalı borçlunun davacı banka ile yapılan sözleşmede kefil olduğu, tacir sıfatını taşımadığı, bu nedenle sözleşmedeki yetki kuralının borçlu hakkında geçersiz olduğu, borçlu tacir sıfatını taşısa idi dahi borçlu ile yapılan yetki sözleşmesinin sözleşmenin tarafı olmayan diğer iki davalı hakkında hüküm doğurmasının düşünülemeyeceği, aksi yöndeki yorumun 17.maddenin ilk cümlesine aykırılık oluşturacağı, 7.maddeye göre birden fazla davalının yer aldığı davalarda davanın davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkemede bakılması gerektiğini»[83]

√ «Davalılar arasındaki ‘organik bağ’ nedeniyle dava konusu tasarrufun İİK. 280/I. madde gereğince iptal edilmesi gerekeceği, davalılar arasında yasadan kaynaklanan zorunlu dava arkadaşlığı olup yetki itirazının birlikte yapılmış olması gerekeceğini»[84]

√ «Davalı üçüncü kişi ile davalı-borçlu arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan yalnız bir davalının ileri sürdüğü yetki itirazının hukuki sonuç doğurmayacağını»[85]

√ «HUMK. 17. (şimdi; HMK. 14/I.) maddesi uyarınca; şubenin işleminden kaynaklanan tasarrufun iptali davasının, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceğini»[86]

belirtmiştir.

II- «İptâl davasının nerede açılabileceği» hakkında, yukarıdaki açıklamalar, 6183 sayılı Yasa uyarınca, kamu alacağından dolayı açılan iptâl davalarında da aynen geçerlidir[87]

6183 sayılı Kanunda da -İİK.’nunda olduğu gibi- «iptâl davalarının nerede açılabileceği» hakkında özel bir hüküm bulunmadığından, bu kanuna göre açılacak olan iptâl davalarının nerede açılabileceği sorunu HMK.’nun genel hükümlerine (HMK. mad. 9; 17) göre çözümlenecektir.[88]

6183 sayılı Kanun uyarınca açılmış olan iptâl davasında, “yetki itirazı»nın kabul edilmesi halinde mahkemece «dava dosyasının, davalının bildirdiği yetkili mahkemeye gönderilmesi» gerekir.[89]

SSK.’nun prim ve diğer alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Kanuna göre borçlular hakkında yapılacak takipler nedeniyle SSK. tarafından açılacak tasarrufun iptali davalarında alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yerdeki (ildeki) iş mahkemesi yetkilidir.[90]

(4) Hakim, iptâl edilmesi istenen tasarruf konusu mallar hakkında davacının istemi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir (İİK. mad. 281/II).

a) Genel hükümlerden (İİK. mad. 259) farklı olarak, burada ihtiyati haciz kararı alabilmek için güvence göstermek zorunlu değildir. «Güvence gösterilmesine gerek bulunup bulunmadığını ve miktarını» hakim takdir eder. Ancak, davanın konusu, İİK. mad. 283/II gereğince, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malların değerine ilişkinse, güvence gösterilmesi zorunludur (mad. 281/II).

Gerçekten, İİK. mad. 259/I-III’de;

«İhtiyatî haciz isteyen alacaklı hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 87 nci maddesinde yazılı teminatı vermeye mecburdur. Ancak alacak bir ilâma müstenid ise teminat aranmaz. Alacak ilâm mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkeme teminata lüzum olup olmadığını takdir eder.»

denilmişken, İİK. mad. 281/II’de;

«Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın lüzum ve miktarı mahkemece takdir ve tâyin olunur. Şu kadar ki, davanın elden çıkarılmış mallar yerine kaim olan kıymete taallûku halinde, teminat göstermeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez.»

denilmiştir.

Görüldüğü gibi; davacı-alacaklının «ihtiyati haciz» talebini yerinde bulan mahkemenin, bu kararı verirken -İİK. mad. 259/I’den farklı olarak- davacı-alacaklıdan mutlaka teminat gösterilmesini istemesi gerekmemektedir.[91] Bu husus maddenin -538 sayılı Kanuna ait- Hükümet Tasarı Gerekçesinde «iptal davası neticesinde cebri icraya konu teşkil etmesi istenilen mallar üzerinde alacaklıya doğrudan doğruya ihtiyati haciz vazedebilmek yetkisi tanınmış ve bu hususta teminat iraesi dahi mecburi olmaktan çıkarılarak, bu cihet mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Vaktinde verilecek bir haczi ihtiyati kararının, bir takım hallerde üçüncü şahsın haksız mukavemetini kırmaya yardım edeceğini tahmin etmek caizdir...»[92]  ş e k l i n d e  ifade edilmiştir... Mahkeme «teminatın lüzum (yani, teminat gösterilmesi gerekip gerekmediğini) ve miktarını» tayin edecektir. Bunun için ö n c e mahkemenin «teminat gösterilmesine gerek bulunup bulunmadığını» değerlendirmesi, ondan s o n r a da, eğer «teminat gösterilmesine gerek görürse» o zaman «ne kadar (ne miktarda) teminat gösterilmesini» (HMK. mad. 87/(1) -%10, %15, %20 oranında gibi- kararlaştıracaktır.

Mahkeme neye göre -yani; hangi hususları inceleyerek- teminata gerek bulunup bulunmadığına karar verecektir? Kanımızca; mahkeme «yaklaşık ispat kurallarına göre»[93] [94] hem davacı-alacaklının alacağının varlığına ve miktarına ve hem de özellikle dava konusu tasarrufun iptali gereken bir tasarruf olduğuna kanaat getirmiş olmalıdır. Örneğin;

√ «Dava konusu tasarrufun borçlu ile üçüncü dereceye kadar -neseben veya sıhren- hısımları arasında yapılmış bir (ivazlı) tasarruf olduğunun»[95]

√ «Dava konusu tasarrufun tapuda gösterilen değeri ile gerçek değeri arasında bir mislinden fazla bir fark bulunduğunun»[96]

√ «Dava konusu tasarrufun ‘para veya mutad ödeme vasıtaları’ndan başka bir ödemeye ilişkin olduğunun»[97]

√ «Dava konusu tasarrufun ‘vâdesi gelmemiş bir borç için yapılan ödeme’ye ilişkin olduğunun»[98]

√ «Malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin, ‘borçlunun içinde bulunduğu mâli durumu ve alacaklılarına zarar verne kasdını bildiği ya da bilebilecek durumda’ olduğunun (TMK. mad. 3), örneğin;

√√ «Taraflar arasında ‘organik bağ’ bulunduğunun -örneğin; borçlu ile üçüncü kişinin şirket (tüzel kişi) olup, ortaklarının ve/veya yöneticilerinin aynı kişiler (ya da yakın akbaralar) olması halinde, borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin ‘borçlunun malvarlığını ve zarar verme kasdını’ bildiği farzedilerek, mahkemece dava konusu işlemin -davacı alacaklı bakımından- iptaline karar verileceğinden, borçlu ile üçüncü kişi arasında böyle bir organik bağ bulunduğunun»[99]

√√ «Borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin iddia ve savunmalarında ‘hayatın olağan akışına aykırılık’ bulunduğunun»[100]

√√ «Borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin aynı işkolunda (sektörde) faaliyet gösterdiklerinin»[101]

√√ «Borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişi arasında ‘ticari ilişki’, ‘iş arkadaşlığı’, ‘iş ortaklığı’ bulunduğunun»[102] vb.

saptanması halinde, yargılama sonucunda mahkemece «tasarrufun iptaline» karar verileceğinden, yukarıdaki durumlarda, davacı-alacaklının  i h t i y a t i  h a c i z  talebinin teminatsız yerine getirilmesi gerekir.

Buna karşın, «dava konusu tasarrufun, davacı alacaklının alacağının doğumundan önce yapılmış olduğu»nun -dosya (dava dilekçesi) içeriğinden- anlaşılması halinde, yargılama sonucunda, açılmış olan tasarrufun iptali davası reddedileceğinden[103] mahkemece «teminat karşılığında dahi» davacı-alacaklının talebini kabul edip ihtiyati haciz kararı vermemesi gerekir...

b) Davacı-alacaklının, İİK. mad. 281/II, c:1’deki açık hüküm nedeniyle  d a v a  d i l e k ç e s i’nde «ihtiyati haciz» talebinde bulunması, mahkemece de -«ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir» ya da «ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz» değil- -davacı-alacaklının talebinin yerinde bulunması halinde- «ihtiyati haciz kararı» verilmesi gerekir.

Ancak,  u y g u l a m a d a  maalesef kimi kez davacılar -«ihtiyati haciz» yerine- ihtiyati tedbir talebinde bulunmakta, kimi kez de mahkemeler -dava dilekçesinde «ihtiyati haciz» istenmiş olmasına rağmen- ihtiyati tedbir kararı vermektedirler. İleride «sıra cetveli» yapıldığında, ihtiyati tedbir kararlarına sıra cetvelinde yer verilmediği»nden, bu uygulama davacı-alacaklı için hak kaybına sebebiyet vermektedir. Bu hatalı uygulama nedeniyle, yüksek mahkeme[104] -çok isabetli olarak- «tasarrufun iptali davasında davacı tarafından ‘ihtiyati tedbir’ talep edilmiş olsa dahi, bu talebin ‘ihtiyati haciz’ talebi niteliğinde olduğunu, bu nedenle mahkemece ‘ihtiyati tedbir’ değil ‘ihtiyati haciz’ kararı verilmesi gerekeceğini» belirtmiştir.

c) U y g u l a m a d a kimi mahkemeler davacı-alacaklının talebi üzerine yazdıkları ihtiyati haciz kararını -doğru olarak- davacı alacaklıya vermekte ve davacı alacaklı bu kararı, davasını dayandırdığı icra dosyasına ibraz edip, icra müdürlüğü vasıtasıyla dava konusu taşınmaz/taşınır üzerine ihtiyati haciz kararını uygulamaktadırlar. Kimi mahkemeler ise -dava konusu taşınmaz hakkında- yazdıkları ihtiyati haciz kararını doğrudan doğruya Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirip, taşınmazın tapu kaydına «ihtiyati haciz kararını doğrudan doğruya Tapu Sicil Müdürlüğüne bildirip, taşınmazın tapu kaydına «ihtiyati haciz şerhi» işlenmesini istemektedirler. Mahkemelerin bu şekilde ihtiyati haciz kararı Tapu Sicil Müdürlüklerine uygulatmaları, ileride dava sonuçlanıp mahkemece «davanın kabulüne» karar verilmesi ve davacı-alacaklının dava konusu taşınmazın önce kıymet takdirini isteyip sonrada satılmasını icra dairesinden istemesi halinde sorun yaratmakta ve icra daireleri -icra dosyasından, dava konusu taşınmazın kayıtları üzerine konulmuş ihtiyati haciz bulunmadığından- alacaklının talebini yerine getirmekte tereddüt etmektedirler. Bu nedenle, mahkemelerin verdikleri «ihtiyati haciz kararı»nın uygulanması için doğrudan doğruya Tapu Sicil Müdürlüklerine «ihtiyati haciz müzekkeresi» göndermeyip yazdıkları ihtiyati haciz kararını davacı-alacaklıya verip «kendi takip dosyalarına bu kararı ibraz ettirip, ihtiyati haciz kararını icra dairesi vasıtasıyla uygulatmaları» daha isabetli olacaktır.

ç) Mahkemece, «davacı-alacaklının ihtiyati haciz kararını alabilmesi için  t e m i n a t  yatırması» öngörülmüş ve gereken teminat yatırılmışsa, davacı-alacaklı bu teminatını ne zaman geri alabilir? Kanımızca, bu konuda Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin «Teminatların iadesi» başlıklı 59. maddesi kıyasen uygulanmalı[105] ve bunun için «tasarrufun iptali davası» sonucunda verilen kararın kesinleşmesi ayrıca beklenmemelidir...

d) İptal davası açmış olan davacı-alacaklı, dava dilekçesinde (ya da daha sonra) ‘ihtiyati haciz’ den başka ‘ihtiyati tedbir’ kararı verilmesini isteyebilir.[106]

e) İİK. mad. 281/II uyarınca verilen «ihtiyati haciz kararı» ne zaman ve ne şekilde kesin hacze dönüşür? İİK. mad. 264/III burada kıyasen uygulanacak mıdır? Doktrinde[107] tartışmalı olan bu konu hakkında yüksek mahkeme «İİK. 281/II’de düzenlenmiş olan ihtiyati haczin, İİK. 257 vd.’daki ihtiyati hacizden farklı olduğunu, davayı kazanan davacı alacaklının İİK. 181/II kapsamındaki ihtiyati haczin dayanağı olan ilamı bir aylık süre içinde, icra dairesine ibraz etmesinin zorunlu bulunmadığını (İİK. mad. 264/III hükmünün burada uygulanmayacağını)»[108] «tasarrufun iptali davası sırasında verilen ihtiyati haczin ‘tasarrufun iptali kararı’ ile kesin hacze dönüşmüş olacağını»[109] belirtmiştir...

U y g u l a m a d a k i önemi nedeniyle ayrıca belirtelim ki; mahkemenin «tasarrufun iptaline, davanın kabulüne» karar verdiği tarihte, daha önce tapuya konulan ihtiyati haciz, kendiliğinden kesin hacze dönüşmüş olduğundan, davacı-alacaklının -ayrıca, mahkemenin kararının kesinleşmesini beklemeden- bu tarihten itibaren bir yıl içinde (İİK. mad. 106, 110) satış avansını da yatırarak satış talebinde bulunması gerekir. Aksi taktirde, bir yıl geçince koydurduğu haciz düşer...

Yüksek mahkeme ayrıca; «tasarrufa konu taşınmazlar üzerine ‘ihtiyati haciz konulmasına’ ilişkin mahkemece verilen karara yönelik ‘itirazın reddine’ dair ara kararının temyiz edilebileceğini»[110] isabetle belirterek, bu tür temyiz taleplerini incelemektedir...

Yüksek mahkeme, tasarrufun iptali davaları sırasında -İİK. mad. 281/II uyarınca- verilen ihtiyati hacizler ile ilgili olarak;

√ «İİK. 277 vd. maddeleri gereğince açılmış olan tasarrufun iptali istemine ilişkin davada ihtiyati haciz mahiyetindeki tedbir kararının İİK. mad. 281/2’ye uygun bulunduğunu»[111]

√ «İİK.nın 281/2 maddesi uyarınca iptale tabi tasarruflar hakkında ihtiyati haciz kararı verilebileceğinden, dava dilekçesinde her ne kadar ihtiyati tedbir talep edilmiş ise de hukuki nitelendirme hakime ait olduğundan talebin, ihtiyati haciz talebi olarak nitelendirilmesi gerekeceğini»[112]

√ «Tasarrufun iptali davalarında davacı tarafça ihtiyati tedbir talep edilse dahi davacının taşınmazın aynına ilişkin bir davası olmadığından ihtiyati tedbir talebinin, İİK’nun 281/2. maddesi uyarınca istenen ihtiyati haciz yönünden değerlendirilmesi gerekeceğini»[113]

√ «Davanın İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu, aynı yasanın 281/2. maddesinde bu davalara ilişkin ihtiyati haczin düzenlendiği, ihtiyati tedbirin ancak taraflar arasında çekişmeli olan dava konusu hakkında verilebileceği, tasarrufun iptali davalarında; yapılan tasarrufun iptali halinde alacaklının alacağı miktarda, alacağına kavuşmasını sağlayıcı bir etkisi bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin taşınmazın kaydı üzerine tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekeceğini»[114]

√ «Tasarrufun iptali davalarında verilen ihtiyati tedbirin İİK.’nun 281.maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz mahiyetinde olduğunu»[115]

√ «Tasarrufun iptali davası sırasında mahkemece ‘dava konusu hisseler’in satış ve devrinin önlenmesi amacıyla, %15 teminat karşılığında, İİK. 281/II uyarınca ‘ara kararı’ ile verilmiş olan tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararının, ‘ihtiyati tedbir’ niteliğinde olduğu, bu kararın infazına yönelik şikayetlerin icra mahkemesince değil kararı veren mahkemece inceleneceğini»[116]

√ «Tasarrufun iptali davasının kabulle sonuçlanması halinde, alacaklı tarafından başlatılacak bir icra takibi olamayacağından, ‘dava konusu taşınmazlar üzerine konmuş olan ihtiyati haczin (ihtiyati tedbirin) kararın kesinleşmesine (ya da; kararın kesinleşmesinden bir ay sonrasına) kadar devamına’ karar verilemeyeceğini»[117]

√ «İptâl davasına bakan mahkemenin, tasarrufa konu mallar bakımından ihtiyati haciz kararı verebileceğini»[118]

√ «Tasarrufun iptali davası sırasında alınan ihtiyati haczin de davanın kazanılması ve İİK. 100/1 maddesindeki şartların gerçekleşmesi halinde, diğer hacze iştirak hakkı vereceğini»[119]

√ «Davacı-alacaklının, tasarrufun iptali davasına ilişkin dava dilekçesinde ‘ihtiyati haciz’ kararı verilmesini istemiş olmasına rağmen, mahkemece -İİK’nun 281/II hükmüne rağmen- ‘ihtiyati tedbir’ kararı verilmiş olması halinde, bu ‘ihtiyati tedbir kararı’nın, ‘ihtiyati haciz kararı’ gibi değerlendirilerek, düzenlenen sıra cetvelinde, lehine ihtiyati tedbir kararı verilmiş olan alacaklıya da pay ayrılması gerekeceğini»[120]

√ «Tasarrufun iptali davalarının birden fazla açılmış olması halinde, hacze iştirak sorununun İİK.’nun 268 ve 100. maddelere göre çözümlenmesi gerekeceğini; İİK.’nun 281. maddesi uyarınca uygulanan ihtiyati haczin, iptal davasının kabulü ile kesin hacze dönüşeceğini»[121]

√ «İİK. 281/II uyarınca, tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmaz (lar) hakkında verilen ‘ihtiyati haciz kararı’, ‘ihtiyati tedbir’ niteliğinde olduğundan, bu karara yönelik itiraz (ve ‘haczin kaldırılması talebi’)nin, kararı veren mahkemeye yapılması gerekeceğini»[122]

belirtmiştir.

(5) İptâl davasının ”kimler tarafından” açılabileceği, İİK. mad. 277’de, ”kimlere karşı” açılabileceği ise İİK. mad. 282’de düzenlenmiştir.[123]

İptâl davasını kimlerin açabileceği -yani, bu davada kimlerin “davacı sıfatı”nı taşıyabileceği- bu maddede -sayılarak (tahdidi olarak)- belirtilmiştir. Burada belirtilen kişilerin dışındakilerin dava açma hakkı yoktur.

İptâl davasının haciz ya da iflâs yolu ile takipte açılmış olmasına göre, “davacılık sıfatı”nı ayrı ayrı incelemek gerekir:

a) Haciz yolu ile takiplerde;

I-aa) Kesin (kat’i) aciz belgesi (İİK. mad. 143; 105/I) sahibi alacaklı açabilir.[124]

bb) Geçici aciz belgesi (İİK. mad. 105/II) sahibi alacaklı açabilir.[125]

(Yukarıdaki  i k i  d u r u m d a; borçlu hakkında alacaklı tarafından yapılmış birden fazla icra takibi varsa, alacaklı her icra takibi için ayrı ayrı aciz belgesi alarak iptal davası açabilir. Ayrıca, alacaklı bir icra takibinde aldığı aciz belgesine dayanarak, hakkında aciz belgesi almadığı icra takibine konu ettiği alacağı için iptal davası açamaz. Keza alacaklı, başka bir alacaklının almış olduğu aciz belgesine dayanarak, kendisi ayrıca aciz belgesi almadan, kendi alacağı hakkında iptal davası açamaz…)[126]

cc) Ayrık olarak, kendisine karşı İİK. mad. 97/XVII’ye göre açılan[127] “istihkak davası”nda, alacaklı; aciz belgesi sunmadan[128] “karşılık dava” olarak da iptâl davası açabilir.[129]

Hemen belirtelim ki; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi[130] -daha önce, bu konuda verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesi[131] ve Hukuk Genel Kurulu[132] gibi- “dava açarken veya daha sonra yargılama/temyiz/karar düzeltme aşamasında” aciz vesikası ibraz edilmemesi halinde, davanın görülemeyeceğini kabul etmesine rağmen yakın zamana kadar, yerel mahkemelerce bu konuda verilen kararları temyizen incelemiş bulunan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi -” muvazaa nedenine dayalı iptâl davaları”nın- “aciz vesikası ibraz edilmesine gerek kalmadan görülebileceği”ni kabul etmekteydi…[133]

Bugün tüm “tasarrufun iptali davalarına ilişkin olarak yerel mahkemelerce verilen kararları incelemekte olan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi “TBK.’nun 19. maddesine dayanılarak açılmış olan muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında” aciz belgesi aramamaktadır.[134]

Bilindiği gibi, “kesin (kat’i) aciz belgesi”, haciz edilen malların paraya çevrilmesi sonunda, alacağını kısmen ya da tamamen alamamış olan alacaklıya verilen bir belgedir (İİK. mad. 143/I).[135] Ayrıca “borçlunun hiç haczi kâbil malı bulunmadığını saptayan haciz tutanağı” (İİK. mad. 105/I) “kesin aciz belgesi hükmünde” olduğu gibi,[136] “borçlunun bulunan ve haciz edilen mallarının icra dairesince takdir edilen kıymetlerine göre, borcu karşılamayacağını belirten haciz tutanağı” (İİK. mad. 105/II) da “geçici aciz belgesi” yerine geçer.[137]

Yüksek mahkeme kimi kararlarında[138] “haciz tutanağında ‘borçlunun haczi kabil malının bulunmadığını’ ya da ‘borçlunun borcu karşılayacak yeterli malının bulunmadığının’ belirtilmiş olması halinde, bu tutanağın aciz vesikası’ sayılacağını (niteliğinde olacağını” belirtmişken, kimi kararlarında[139] “haciz tutanağında ‘borçlunun başka haczi mümkün malları bulunmadığının belirtilmemiş olması halinde, bu tutanağın ‘aciz belgesi’ niteliğini taşımayacağını” belirtmişti... Bugün, “tasarrufun iptali” davaları sonucunda verilen kararları temyizen inceleyen 17. HD.[140] -isabetli olarak- bu şekilde karar vermekten vazgeçmiştir. Çünkü borçlunun adresindeki haciz sırasında “borçlunun başka haczi kabil malı bulunup bulunmadığı” kolaylıkla saptanamayacağından, haciz tutanağında bunun belirtilmemiş olması, haciz tutanağının (geçici) aciz belgesi sayılmaması sonucunu doğurmamalıdır...

Borçlunun sadece evinde (ya da işyerinde) yapılan hacizde “haczedilebilecek malına rastlanamaması” halinde tutulan tutanak “aciz belgesi” niteliğini taşımayacağı gibi, icra müdürlüğünün borçlunun taşınmazlarına haciz konulması isteğiyle gönderdiği yazıya “borçlunun taşınmazlarının bulunmadığı” şeklinde cevap veren tapu müdürlüğünün bu yazısı da “geçici aciz belgesi” niteliğini taşımaz. Çünkü, aynı borçlunun belki, takip konusu borcu karşılayacak bankada parası, ev veya (ve) işyerinde taşınır malı bulunabilir...

Yüksek mahkeme, tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davanın bir “ön şartı” olan aciz belgelerine (vesikalarına) ilişkin olarak;

-“Aleyhine açılan tazminat davası henüz sonuçlanmadan hükmedilecek tazminatın tahsili engellemek amacıyla davalının muvazaalı olarak yaptığı satışların iptali istemiyle açılan davanın ‘tazminat davasının derdest olması ve davacıların gerçek bir alacağının, kesinleşmiş icra takibinin, aciz belgesinin bulunmadığı’ gerekçesiyle reddine karar verilemeyeceğini; muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek olmadığını; hakimin taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini yaparak uygulanacak yasa maddelerini bulmakla görevli olduğunu; muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasında (BK. mad. 18, şimdi; TBK. mad. 19), mahkemece davacılar tarafından açılan tazminat ve ceza davasının sonucu beklenerek davacıların alacaklı olduğunun belirlenmesi halinde, satış işlemlerinin danışıklı olup olmadığının araştırılması, davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları tespit edildiği takdirde hükmedilen tazminatın tahsili için İİK. mad. 283/1-2 kıyasen uygulanarak tapu ve trafik sicil kaydının iptaline gerek olmadan (davalı dördüncü kişinin iyiniyetli olduğu belirlendiği takdirde, İİK. mad. 283/2’de dikkate alınarak) davacıların alacaklarını alabilmeleri için dava konusu taşınmazlar ve aracın haczi ve satışı konusunda davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesi gerekeceğini»[141]

-“Tasarrufun iptali davalarının, elinde kat’i veya geçici aciz vesikası bulunan alacaklılar tarafından açılabileceğini, yani aciz halinin mevcut olmasının, davanın görülebilme koşulu olduğunu, bu hususun mahkemece re’sen gözetilebileceğini”[142]

-“Mahkemece, talimatla yapılan haciz işleminin yeterli olduğu kabul edilmiş ise de borçlunun tutuklu olduğu dönemde yapılan bu haciz işleminin takip dosyasındaki taşınmazlarla birlikte değerlendirildiğinde geçici aciz belgesi niteliğinde olduğunun söylenemeyeceğini, aciz halinin mevcut olup olmadığının mahkemece re’sen gözetileceğini”[143]

-“İİK’nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarında davacı alacaklı tarafından kesin veya geçici aciz belgesinin ibraz edilmesi gerekeceğini, bu belgenin temyiz aşamasında, hatta karar düzeltme aşamasında dahi ibraz edilmesinin mümkün olduğunu”[144]

-“Takip dosyasında bulunan haciz tutanağının İİK.’nun 105. maddesi uyarınca geçici aciz belgesi niteliğinde olmasına rağmen, borçlu tarafından ibraz edilen tapu kayıtlarında gösterilen taşınmazların borcu karşılar nitelikte olmasına, dosyada kati (İİK. mad. 143) aciz belgesinin bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekeceğini”[145]

-“Tasarrufun iptali davası açmanın koşullarından birinin kati veya geçici aciz belgesi sunmak olduğunu, mahkemece davacının sunduğu aciz belgesinin iptali halinde geçici aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının sunulması gerekeceği aksi halde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verileceğini”[146]

-“Dosya arasında bulunan haciz tutanağının borçlunun taşınmış olduğu adreste tutulmuş olması ve borçlunun başka bir adreste oturduğunun anlaşılması halinde geçici aciz belgesi niteliğinde olmadığını, açılan tasarrufun iptali davasının dava şartı yokluğundan reddi gerekeceğini”[147]

-“Yapılan hacizde borçlunun yurt dışında olduğu beyan edildiğinden, borçlu hakkında bilinen adresinde haciz yapılamayacağı anlaşıldığından ve borçlunun hisseli taşınmazları haczedilip kıymet takdirleri yapılmış ve yapılan kıymet takdirleri sonucu bulunan meblağların ise satışın yapılacağı dosyadaki borcu dahi karşılamayacağı açık olduğundan, kesin aciz belgesi niteliğinde olmasa da, icra müdürlüğünün yazısına göre borçlunun, davacının alacağına yeter malının bulunmadığı ve borçlunun, belirlenen malları dışında mal edindiği de ileri sürülmediğine göre, davalı borçlunun aciz halinin oluştuğunun kabul edilmesi gerekeceğini”[148]

-“İcra dosyasında geçici veya kesin aciz belgesi bulunmadığının anlaşılması halinde, davacı alacaklıya borçlu adına düzenlenmiş geçici veya kesin aciz belgesi sunması için makul bir süre verilmesi, aksi halde iptal davasının ön şart yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekeceğini”[149]

-“Borçlunun ödeme emri tebliğ edilen adresine haciz işlemi için gidildiğinde bu adresten ayrıldığının, belirlenen yeni adreslerinde de bulunmadığının ve borçluya ait haczi kabil malına rastlanmadığının haciz tutanağı ile belirlenmiş olması halinde bu durumu belirleyen haciz tutanaklarının aciz vesikası niteliğinde kabul edilmesi gerekeceği; ancak borçluya miras yolu ile intikal eden taşınmaz ve araç bulunduğunun icra dosyasından anlaşılması halinde, bunların kıymetinin borca yeter olup olmadığı hususunun araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceğini- Aciz vesikasının davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi temyiz aşamasında hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında da alınıp ibraz edilebileceğini”[150]

-“Dairenin yerleşmiş içtihatları ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun içtihatları uyarınca; borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyorsa, saptanan ve bilinen adreslerinde yapılan hacizlerde icraca borçlunun haczi kabil malının bulunup bulunmadığı tespit edilmemişse ‘aciz hali’nin gerçekleşmiş sayılacağını”[151]

-“Borçlunun haczi kabil malının bulunmaması halinde durumu tespit eden haciz zaptı, geçici aciz belgesi niteliğinde olup; borçlunun annesinin hazır olduğu haciz işleminde borçluya ait haczi kabil mal bulunmadığını, bunun dışında taşınmaz, araç ve mevduat haczine yönelik işlemlerin sonuçsuz kalması nedeniyle borçlunun aciz halinin gerçekleştiği kabul edilerek, borçlunun yerleşim yerine gidildiğinde dava konusu aracın satış tarihinden sonra borçlunun kullanımında olduğunun belirlenmiş olması bakımından, aracın satıldığı davalı kişinin borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla hareket edebilecek kişilerden olduğu kabul edilerek tasarrufun iptaline karar verilmesinin gerekeceğini”[152]

-“Davacılar tarafından kesin aciz belgesi ibraz edilmese de icra dosyasına sunulan mal beyanı içeriğinden borçlunun yeterli malvarlığı olmadığı, yapılan hacizlerde de borçlunun sürekli adresini değiştirdiği bu nedenle de yapılan hacizlerden sonuç alınamadığını, ayrıca tapu sicil müdürlüğünden ve trafik tescil şube müdürlüğünden de borçlunun taşınmazını ve aracını sattığı da bildirilmiş olduğundan borçlunun aciz halinin gerçekleştiğinin kabulü gerekeceğini”[153]

-“Tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için kati ya da geçici aciz belgesinin bulunmasının gerekeceğini; bu belgenin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında hatta hükmün Yargıtay’ca onanması veya bozulmasından sonra bile sunulabileceğini; alacaklı-davacının her takip dosyası için borçlunun yapmış olduğu tasarruflarla ilgili belli bir miktar sınırlaması olmaksızın alacağını tahsil edinceye kadar iptal davası açabileceğini”[154]

-“Borçlunun %95 hissedarı olduğu şirketin tasfiye payı ve bu şirket adına kayıtlı on dört aracın bulunduğu anlaşıldığından, mahkemece ‘davalının aciz halinde bulunmaması’ nedeniyle verilen red kararında bir usulsüzlük bulunmadığını”[155]

-“Temyizen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce incelenecek olan ‘muvazaa’ (BK. 18; şimdi; TBK. mad. 19) iddiasına dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davalarına, davacı tarafından ‘aciz belgesi’ ibraz edilmese dahi bakılması (sonuçlandırılması) gerekeceğini”[156]

-“Davalı borçlunun haczedilen taşınmaz ve araçlarının değerleri tesbit edilerek, aciz halinin varlığı saptanmadan tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılamayacağını”[157]

-“İptal edilen aciz vesikasından sonra davacının, tekrar aciz vesikası alarak iptal davası açabileceğini”[158]

-“İptâl davasının açılabilmesi için, alacaklının elinde ‘kesin’ ya da ‘geçici aciz belgesi’ bulunmasının zorunlu olduğunu, bunun ‘iptâl davasının ön şartı’ olduğu, bu hususun mahkemece doğrudan gözetileceğini”[159]

-“Dosyada mevcut belgelerden borçlunun taşınmaz mallarına ve bankalarda mevduatına rastlanamaması ve borçluya ait çeşitli adreslerde yapılan hacizlerde borcunu karşılayacak taşınır malının bulunmadığının saptanması halinde, düzenlenen haciz tutanaklarının ‘geçici aciz belgesi’ hükmünde sayılacağını”[160]

-“Davalı borçlunun haczedilen taşınmaz ve araçlarının değerleri tesbit edilerek, aciz halinin varlığı saptanmadan tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılamayacağını”[161]

-“Davalı borçlu şirketin yerleşim yerinde haciz işlemi yapıldığına ilişkin takip dosyasında veya dava dosyasında haciz tutanağının bulunmadığından, adına kayıtlı taşınmaz ve taşıtların bulunmasına karşın, borca yeter olup olmadığı belirlenmediğinden ve davacı tarafından dosyaya kati aciz belgesi ibraz edilmediğinden davalı borçlu şirket yönünden açılan davanın reddedilmesi, buna karşın; diğer borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, saptanan ve bilinen adreslerinde icraca yapılan hacizlerde borçlunun haczi kabil malının bulunmadığının anlaşılmış olması veya tespit edilen mallarının borca yeter olmadığı belirlenmiş ise bu takdirde aciz halinin gerçekleşmiş sayılacağını”[162]

-“Yargıtay’ca verilen bozma kararından sonra aciz vesikasının ibraz edilmesi halinde, iptal davasının görülebilme koşulu olan bu hususun tamamlandığının kabul edileceğini”[163]

-“Aciz belgesi ibraz etmenin, tasarrufun iptali davalarında davanın görülebilme koşulu olduğunu, mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulacağını ve bu belgenin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasından hatta hükmün Yargıtay’ca onanmasından/bozulmasından sonra ya da karar düzeltme aşamasında bile sunulabileceğini”[164]

-“Haciz tutanağında ‘borçlunun haczi kabil malının bulunmadığının’ ya da ‘borçlunun borcu karşılayacak yeterli malının bulunmadığının’ belirtilmiş olması halinde, bu tutanağın ‘aciz vesikası’ sayılacağını (niteliğinde olacağını)”[165]

-“Borçlunun mal beyanı dilekçesinde bildirdiği taşınmazlarının, borcu karşılayıp karşılamadığı, dolayısı ile borçlunun aciz halinde olup olmadığı araştırılmadan karar verilemeyeceğini”[166]

-“Borçlunun malvarlığı üzerinde çok miktarda haciz bulunması ve borçlarını ödeyememiş olmasının, aciz halinin varlığını ve mal kaçırma niyetinin bulunduğunu göstereceğini”[167]

-“İcra müdürlüğünce düzenlenmiş olan ‘geçici aciz belgesi’ başlıklı belgenin ‘yok’ hükmünde olacağı, çünkü ne İİK’nda ve ne de İİK. Yönetmeliği’nde, icra müdürlüğüne böyle bir belge düzenleme yetkisinin verilmemiş olduğunu”[168]

-“İcra dairesince düzenlenmiş olan ‘geçici aciz belgesi’nin iptali için icra mahkemesine başvurulması gerekeceğini”[169]

-“İcra dosyası içeriğinden (tapu idaresinden ve trafik bürosundan ve bankalardan haciz teskerelerine verilen cevaplardan), haciz tutanaklarının içeriğinden borçlunun mal beyanında belirttiği mallarının borcu karşılamaya yeterli olmadığının anlaşılması halinde, borçlunun aciz halinde olduğunun kabulü gerekeceğini”[170]

-“Mahkemece verilen süre içinde aciz belgesinin ibraz edilmemesi nedeniyle, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesinden sonra aciz belgesinin ibraz edilmesi halinde, red kararının bozularak yeni duruma göre karar verilmesi gerekeceğini”[171]

-“Mahkeme tarafından ‘aciz belgesi’ sunması için davacıya kesin mehil verilebileceğini”[172] [173]

-“Davacı tarafından ibraz edilen aciz belgesinin mahkemece iptal edilmiş olması ve haci
« Son Düzenleme: 09 Ocak 2021, 00:54:55 Gönderen: Forum AdaLet »
ÖzGüR'lüğü anladıkça ona daha az sahip olursun...

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #1 : 08 Ocak 2021, 23:46:01 »
-“Davacı tarafından ibraz edilen aciz belgesinin mahkemece iptal edilmiş olması ve haciz tutanakları ‘geçici aciz belgesi’ niteliğini taşımaması halinde, açılan iptal davasının reddine karar verilmesi gerekeceğini”[174]

-“Borçlunun ev ve işyeri adreslerinde tutulan haciz tutanaklarında ‘borçlunun bu adreslerden ayrılmış olduğu’nun belirtilmiş olması ve tapu, trafik ve bankalara yazılan müzekkerelere verilen cevaplardan ‘borçlunun, borcuna yetecek malvarlığının bulunmadığı’nın anlaşılması halinde, düzenlenen tutanakların ‘geçici aciz belgesi’ niteliğinde sayılacağını”[175]

-“İcra mahkemesinin kararı ile iptâl edilmiş olan kesin aciz vesikasına dayanılarak tasarrufun iptâli davası açılamayacağını”[176]

-“İcra müdürlüğünce verilen (düzenlenen) aciz belgesinin, şikayet yoluyla icra mahkemesince iptâl edilmedikçe geçerliliğini koruyacağını ve tasarrufun iptâli davasına bakan mahkemece -gerek doğrudan doğruya ve gerekse davalının savunması doğrultusunda- aciz belgesinin geçerliliğinin tartışılamayacağını (araştırılamayacağını)”[177]

√ “Davacı tarafından ‘kesin aciz vesikası’ sunulmamış olan durumlarda, borçlunun aciz halinde olup olmadığı araştırılarak, aciz halinde olduğu saptanmadan yargılamaya devam edilemeyeceğini”[178]

√ “Tasarrufun iptali davalarında, her icra takibi için ayrı ayrı aciz vesikası ibraz edilmesi gerekeceğini”[179]

√ “Borçlunun kendisine ait taşınmazı ile, borçluya intikal edecek taşınmazlar üzerinde bulunan hacizler nedeniyle davacının alacağını tahsil edemeyeceğinin -dosyadaki kıymet takdiri raporu ile mal beyanı ve haciz tutanaklarından- anlaşılması halinde, borçlunun aciz halinde olduğunun kabulü gerekeceğini”[180]

√ “Borçlunun halen oturduğu ve dava dilekçesinin tebliğ edildiği adresinde herhangi bir haciz işlemi yapılmadan, daha önce boşalttığı adresinde düzenlenen haciz tutanağının, İİK. 105’de ifade edilen ‘geçici aciz belgesi’ niteliğinde sayılamayacağını”[181]

√ “Davacı-alacaklı tarafından dosyaya ‘kesin aciz belgesi’ sunulmamış olmasına rağmen, borçlunun tesbit edilen tüm adreslerinde yapılan haciz işlemlerinde tutulan haciz tutanaklarında ‘borçlunun, borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığı’nın belirlenmiş olması halinde, haciz tutanaklarının İİK’nun 105. maddesinde öngörülen ‘geçici aciz belgesi’ yerine geçeceğini”[182]

√ “Borçlunun mevcut malvarlığı, karşısında aciz halinde olup olmadığı, dosyada mevcut haciz tutanaklarının geçici aciz belgesi niteliğinde kabul edilip edilmeyeceği tartışılmadan açılan tasarrufun iptali davasının görülemeyeceğini”[183]

√ “Fiili haciz yapılmadan ve aciz belgesi sunulmadan açılan tasarrufun iptali davasının reddedileceğini; aciz belgesinin, karar keşinleşinceye kadar her zaman mahkemeye sunulabileceğini”[184]

√ “İptâl davasında, davacının aciz belgesi sunamaması halinde mahkemece ‘...dava şartı yerine getirilmemiş olması nedeni ile açılan davanın reddine...’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini”[185]

√ “Borçlunun haciz konulan traktör, motosiklet ve hisselerinin değerinin, davacının alacak miktarı karşılayacak durumda bulunmaması ve borçlunun evinde yapılan menkul haczi sırasında tutulan tutanağının, İİK’nun 105. maddesinde öngörülen “aciz vesikası” niteliğinde bulunması halinde, açılan tasarrufun iptali davasının dinlenmesi gerekeceğini”[186]

√ “Davalı borçlunun haczedilen taşınmaz ve araçlarının değerleri tespit edilerek, aciz halinin varlığı saptanmadan tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılamayacağını”[187]

√ “Aciz halinde bulunmayan borçlu hakkında tasarrufun iptali davası açılamayacağını”[188]

√ “‘Geçici aciz vesikası’na (İİK. 105/II) dayanılarak “açılan tasarrufun iptali davasının zamanaşımını kesmeyeceğini”[189]

√ “İptâl davasından önce veya iptâl davası sırasında davacı ‘aciz vesikası’ ibraz etmemiş dahi olsa, borçlunun malvarlığı olarak bildirdiği taşınmazların üzerinde pek çok sayıda haciz bulunduğu ve bir kısmının ipotekli olması, alacaklının sırasının ise arkalarda bulunuyor olması halinde, borçlunun aciz halinde olduğunun kabul edilerek, açılan iptâl davasına bakılması gerekeceğini”[190]

√ “Haciz sırasında, borçlunun ödeme taahhüdünde bulunması üzerine, alacaklı vekilinin haciz yapılmasını istememesi halinde, bu durumu belgeleyen haciz tutanağının ‘aciz belgesi’ niteliğini taşımayacağını”[191]

√ “Borçluya mirasbırakanından kalan taşınmazlardaki hisselerinin değerleri bilirkişi marifetiyle tesbit ettirildikten sonra, borçlunun borcunun karşılanıp karşılanmadığı dolayısı ile aciz halinin gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini”[192]

√ “Mahkeme dosyasına sunulmuş olan ‘haciz tutanağı’nın, İİK’nun 105/II. maddesinde belirtilen ‘geçici aciz belgesi’ niteliğinde bulunmaması halinde, davacı alacaklıya ‘aciz belgesi’ ibraz etmesi için süre verilmesi gerekeceğini”[193]

√ “Üzerine alacaklı tarafından haciz konulan borçluya ait çeşitli taşınmaz ve araçlardaki hisselerin değerleri tesbit edilmeden (dolayısı ile borçlunun aciz halinde bulunup bulunmadığı saptanmadan) icra dairesince düzenlenen ‘haciz tutanağı’nın ‘aciz belgesi’ niteliğinde kabul edilemeyeceğini”[194]

√ “Dava konusu tasarrufun İİK. 277 ya da BK. 18’e (şimdi; TBK. 19’a) göre terditli (kademeli) olarak iptâlinin istenmiş ve mahkemece HUMK. 76 (şimdi; HMK. 33) uyarınca davanın İİK. 277 vd. göre açılmış iptâl davası olarak algılanmış olması halinde, ‘aciz vesikası bulunmamış olması nedeniyle davanın reddine’ dair verilen kararda isabetsizlik bulunmadığını”[195]

√ “Takipte taraf olmayan üçüncü kişilerin, borçlu hakkında düzenlenen aciz vesikasının şikayet yolu ile iptâlini isteyemeyeceğini”[196]

√ “‘Aciz hali’nin gerçekleşmesi, tasarrufun iptâli davasının ‘dava şartı‘ olduğundan, mahkemece davacı-alacaklıya, ‘kesin aciz vesikası’ ya da ‘geçici aciz vesikası yerine geçecek haciz tutanağı’ ibraz etmesi için mehil verilerek, sonucuna göre hüküm kurulması gerekeceğini”[197]

√ “‘Aciz vesikası’ olarak kabul edilemeyecek bilirkişi raporuna dayanılarak, borçlunun aciz halinde olduğunun kabul edilemeyeceğini”[198]

√ “‘Haciz işlemi yapıldığı’ yazılı olmayan haciz tutanaklarının, İİK. 105 anlamında ‘geçici aciz belgesi’ niteliğini taşımayacağını”[199]

√ “Tasarrufun iptâli davasının dinlenebilmesi için, ‘borçlu hakkında alınmış kesin bir aciz vesikasının bulunması’ veya ‘yapılan haciz işleminin İİK. 105 anlamında geçici aciz belgesi niteliğinde olması’ ya da ‘tasarrufun iptâli davasının İİK. 245 uyarınca iflas idaresi’ yahut ‘İİK. 255/III uyarınca kendilerine yetki verilen alacaklılar’ tarafından açılmış olması gerekeceğini”[200]

√ “Dosyada mevcut belgelerden borçlunun taşınmaz mallarına ve bankalarda mevduatına rastlanamaması ve borçluya ait çeşitli adreslerinde yapılan hacizlerde borcunu karşılayacak taşınır malının bulunmadığının saptanması halinde düzenlenen haciz tutanaklarının ‘geçici aciz belgesi’ hükmünde sayılacağını”[201]

√ “‘Geçici aciz vesikası’ndan bahsedebilmek için, borçlu hakkında yapılan haciz işlemi sonunda, borçlunun borcunu karşılayacak -haczedilenler dışında- malı bulunmadığının haciz tutanağında belirtilmiş olması gerekeceğini; ‘kesin aciz vesikası’nda ise; alacağının tamamını -yapılan satış sonucunda- alamamış olan bir alacaklının bulunması gerekeceğini”[202]

√ “Sadece borçlunun maaşının haczi için çalıştığı kuruma yazı yazılmakla yetinilmiş ve haciz için başka bir işlem yapılmamış olması halinde, borçlunun ‘aciz halinde olduğu’nun kabul edilemeyeceğini”[203]

√ “Borçlunun mevcut olduğu anlaşılan taşınmazlarına kıymet takdiri yapılıp satışa çıkarılmadan ve borcu karşılayıp karşılamadığı anlaşılmadan, düzenlenen haciz tutanağında, ‘borçlunun haczi kâbil taşınır malının bulunmadığı’nın belirtilmiş olmasının, borçlunun aciz halinde bulunduğunu göstermeyeceğini”[204]

√ “Diğer borçluların aciz halinin gerçekleşmemiş olmasının, tasarrufun iptâli davasının davalısı olan borçlu lehine dikkate alınabilecek bir husus olmadığını”[205]

√ “Yapılmış olan hacze itiraz edilmesi üzerine haczin icra mahkemesince iptâl edilmiş olması halinde, ‘geçici aciz belgesi’nin varlığından söz edilemeyeceğini (ve açılan tasarrufun iptâli davasının görülemeyeceğini)”[206]

√ “Davalı-borçlu limited şirket adına kayıtlı araçlara, icraca kıymet takdiri yapılarak, haczedilen diğer taşınır mallarla birlikte değerlendirilerek, takip konusu alacak ve eklentilerini karşılayıp karşılamayacağını ve davalı borçlunun aciz halinin gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olarak saptanmadan iptâl davasının görülemeyeceğini”[207]

√ “İcra mahkemesince, borçluya, babasının vefatı üzerine kendisine intikal eden taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi davası açabilmesi için yetki verildiğinin anlaşılması üzerine, ‘ortaklığın giderilmesi davası sonucu, borçluya intikal eden taşınmazın alacağı karşılayıp karşılamayacağı, dolayısıyla borçlunun aciz halinin gerçekleşip gerçekleşmediği’nin araştırılması gerekeceğini”[208]

√ “Borçlunun haczedilen mallarının borcunu karşılamaması halinde, mal beyanında ‘taşınır/taşınmaz hiçbir mal bulunmadığını’ belirtmiş olan borçlunun bu beyanı karşısında, haciz tutanağının ‘geçici aciz belgesi’ niteliğini taşıyacağını”[209]

√ “İcra müdürlüğünce ‘borçluya geçici aciz belgesi verilmesine’ dair kararın, takibe taraf olmayan üçüncü kişi tarafından şikayet konusu yapılamayacağını”[210]

√ “Borçlunun ‘hiç malı bulunmadığına’ dair icra memurluğuna yaptığı mal beyanının ‘aciz belgesi’ niteliğinde sayılamayacağını”[211]

√ “‘Tasarrufun iptâli’ne karar verilebilmesi için, borçlunun aciz halinde olması, başka bir anlatımla ‘haczedilenler dışında borcu karşılayacak başka malının bulunmaması’ gerekeceğini”[212]

√ “Davacı alacaklının kendi alacağı (takip dosyası) ile ilgili olarak aciz belgesi almadan, başka alacaklının (veya aynı alacaklının başka bir dosyasından) aldığı aciz belgesine dayanarak, iptâl davası açamayacağını”[213]

√ “‘İİK. 105. uyarınca icra müdürlüğünce düzenlenmiş olan haciz tutanağı’nın ‘geçici aciz belgesi’ sayılıp sayılmayacağının mahkemece değerlendirileceğini”[214]

√ “İptâl davasına dayanak teşkil eden takip dosyasındaki ödeme emrinin iptâline karar verilmiş olması halinde, davacı-alacaklının ibraz ettiği aciz belgesinin geçersiz hale geleceğini”[215]

√ “‘Alacaklı tarafından bildirilen adresin, borçluya ait olmaması nedeniyle haciz yapılamadığını’ belirten tutanağın ‘geçici aciz belgesi’ niteliğinde kabul edilemeyeceğini”[216]

√ “Kollektif şirket hakkında alınan aciz belgesinin, alacaklıya, kollektif şirket ortakları hakkında iptâl davası açma hakkı vermeyeceğini”[217]

belirtmiştir.

II- Burada, alacaklıya ‘iptâl davası’ açma hakkı veren ‘haciz tutanağı’ “kesin haciz”e ilişkin olan haciz tutanağıdır. Bu nedenle;

aaa- Geçici haciz[218] tutanağı (İİK. mad. 69/I), “geçici aciz belgesi” yerine geçmez.

bbb- İhtiyati haciz tutanağı, borçlunun hiçbir malının bulunmadığını tesbit etse dahi, ihtiyati haciz, kesin hacze dönüşmedikçe, bu tutanağa dayanılarak iptâl davası açılamaz.[219] [220]

Yüksek mahkeme[221] “borçlunun adresini gizlemesi (bildirmemesi) nedeniyle ihtiyati hacizin kesin hacze dönüşmemiş olması halinde, açılmış olan tasarrufun iptâli davasının hemen reddedilmeyerek, ihtiyati haczi, icrai (kesin) hacze çevirmesi için alacaklıya süre verilmesi gerekeceğini” belirtmiştir...

ccc- “Rehin açığı belgesi”ne[222] (İİK. 152) dayanılarak da iptâl davası açılamaz.[223] [224]

Uygulamadaki önemi nedeniyle şu hususu da belirtelim ki, iptâl davasına bakan mahkemede, “aciz belgesinin yetersizliği ve geçersizliği” davalı tarafından tartışma konusu yapılamaz.[225] [226] Doktrinde[227] “aciz belgesi düzenlenmesi (İİK. mad. 143) veya aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlenmesi (İİK. mad. 105) icra dairesinin bir işlemi olduğundan, ‘aciz belgesinin geçersiz olduğu’ ancak şikayet yolu ile (İİK. mad. 16) icra mahkemesinde ileri sürülebilir ve aciz belgesinin iptali talep edilebilir (iptal davasına bakan mahkeme aciz belgesinin geçersiz olduğuna ilişkin iddiayı inceleme görevine sahip değildir)” denilmiş olmasına rağmen, uygulamada daha çok icra müdürlüğünce düzenlenen “kesin aciz belgeleri” (İİK. mad. 143) iptal davasına bakan mahkemelerde tartışılmamakta, fakat mahkemeye “geçici aciz belgesi” (İİK. mad. 105/II) yerine geçmek üzere sunulan haciz tutanakları’nın “gerçekten ‘geçici aciz belgesi’ niteliğinde olup olmadığı” mahkemelerce (ve Yargıtay’ca) tartışılmaktadır.[228]

Ancak, bu belgenin iptâli için şikayet yoluna (icra mahkemesine) başvurulmuşsa, iptâl davasına bakan mahkemece, şikayetin sonuçlanması “bekletici sorun” yapılır.[229]

İptâl davası açabilmesi için, alacaklının “aciz belgesi”ne sahip olması niçin istenmektedir? İptâl davası, alacaklının alacağını, kısmen ya da tamamen borçlunun malvarlığından -onun, alacaklılarına zarar vermek amacı ile mallarını kaçırmış olması nedeniyle- sağlayamadığı durumlarda açılabilen bir dava olduğundan, alacaklı “borçlusunun aciz halinde olduğunu” ancak aciz belgesi ile kanıtlayabildiğinden, iptâl davası açan alacaklının, icra müdürlüğünden alacağı “aciz belgesi”ni “İİK. mad. 143, 105/I” (ya da; geçici aciz belgesi hükmündeki “haciz tutanağını” “İİK. mad. 105/II”) mahkemeye -ileride belirteceğimiz gibi; “dava dilekçesi” ile birlikte ya da yargılama sona erinceye kadar- sunması gerekir...

III- Davacının “aciz belgesi”ne sahip olması, iptâl davasının “dinlenme koşulu” (dava şartı) dur.[230] [231] Bu nedenle, davacının, dava dilekçesine “aciz belgesi”ni de eklemesi uygun olur.[232] Mahkemenin, kendiliğinden, davanın açıldığı tarihte bu dava koşulunun gerçekleşmiş olup olmadığını kendiliğinden araştırması gerekir.[233] [234] Burada karşımıza şöyle bir sorun çıkabilir: Davacı -alacaklı, mahkemece, dava henüz “aciz belgesinin dava açılmadan önce alınmamış olması” nedeniyle red edilmeden, bir “aciz belgesi” alır ve bunu mahkemeye sunarsa ne şekilde karar verilecektir? Doktrinde ileri sürülen -bizim de katıldığımız- görüşe göre,[235] bu durumda başlangıçtaki “dava koşulu” noksanlığı ortadan kalkmış olacağından mahkemenin artık davaya bakması gerekir, çünkü hüküm sırasında “dava koşulu” tamamdır. Başka bir deyişle, dava koşulları, dava açılmasından, hükmün verilmesine kadar var olmalıdır. Davanın dışında, bir dava koşulunun noksan olduğu tesbit edilirse dava esasa girmeden (usulden) red edilir. Fakat, bu ihmal edilmiş olup da, bu dava koşunun noksan olmasına rağmen, esasa girişilmiş ve dava sırasında, o dava koşulu noksanlığı ortadan kalkmış (giderilmiş) ise, hüküm anında, bütün dava koşulları tamam olduğundan, davanın esası hakkında karar verilir. Yani, dava “dava koşullarının başlangıçta noksan olduğu” gerekçesiyle usulden red edilmez. İptâl davası, borç ödemeden aciz belgesi alınmadan önce açılırsa, dava koşulu noksandır. Fakat, davacı-alacaklı, iptâl davasından sonra aldığı aciz belgesini mahkemeye verirse, bununla dava koşulu tamamlanmış olacağından, mahkemenin davaya bakması gerekir.

Diğer bir görüşe göre[236] ise; dava koşullarının, davanın açıldığı tarihte var olması gerekir. Dava tarihinde, davacı aciz belgesi almamışsa, açtığı iptâl davası red edilmelidir.

Davacı-alacaklının mahkemeye sunacağı “aciz belgesi”nin, davanın açıldığı tarihte “borçlunun aciz halinde olduğunu” ortaya koyması gerekir.[237] [238] Eğer, mahkemeye sunulan “aciz belgesi” borçlunun, davanın açılmasından sonraki tarihte aciz halinde bulunduğunu” belirtiyorsa, bu durumda davanın “esasa girilmeden” (usulden) red edilmesi gerekir. Ancak uygulamada -yüksek mahkemenin son (yeni) içtihatlarında- bu kurala titizlikle uyulduğu söylenemez.[239]

Yüksek mahkeme önceleri (iptâl davalarına ilişkin kararları temyizen incelediği dönemde, kimi kararlarında; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi[240] [241] (ve Hukuk Genel Kurulu[242] [243]) ikinci görüşü benimsemişken, yakın zamana kadar iptâl davalarına ilişkin kararları temyizen inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi[244] ve bugün bu kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi bu görüşten ayrılarak, “aciz belgesinin dava açılmadan önce alınmış olmasının zorunlu olmadığını, davadan önce veya davadan sonra[245] başlamış bir icra takibine dayalı olarak, davadan sonra da düzenlenmiş olabileceğini (ve duruşmanın bitmesine kadar, hatta Yargıtay incelemesi aşamasında veya Yargıtay bozmasından sonraki duruşmalarda da mahkemeye ibraz edilebileceğini)”[246] belirtmiştir...

 

IV- a) Buraya kadar ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, mahkemeye aciz belgesi sunmak, iptâl davalarının dinlenebilmesi için bir ön şart ise de, bu zorunluluk eğer özel bir kanun hükmü ile kaldırılmış ise, o zaman kendisine bu olanak tanınan alacaklılar, “aciz belgesi” ibraz etmeden, iptâl davası açabilirler. Örneğin; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca; TMSF tarafından[247] Fon (kamu) Bankaları tarafından[248] Fon’a devredilen Bankalar tarafından,[249] RTC Varlık Yönetim A.Ş. tarafından,[250] sermayesinin yarısından fazlası kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan ya da hisselerinin çoğunluğu üzerinde bu kurum ve kuruluşların idare ve temsil yetkisi bulunan bankalar tarafından[251] Türkiye Vakıflar Bankası A.O. tarafından,[252] açılan iptâl davalarında “aciz belgesi” aranmaz...

b) İstihkak davasına karşı «karşılık (mukabil) dava» olarak açılan iptal davalarında da (İİK. mad. 97/XVII) -istihkak davasına karşı haczi yaptırmış olan alacaklı- «aciz belgesi» sunmadan dava konusu tasarrufun iptalini isteyebilir.[253]

c) İflâs idaresi tarafından açılan iptal davalarında da aciz belgesi aranmaz (İİK. mad. 187, 226, 277/2).[254]

ç) 6183 sayılı Kanuna göre açılan iptal davalarında da aciz belgesi aranmaz.[255]

d) Ayrıca; muvazaa nedenine dayalı olarak açılan tasarrufun iptâli davaları hakkında verilen kararları yakın zamana kadar temyizen incelemiş olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi[256] ile bugün tüm «tasarrufun iptali davaları»na ilişkin kararları incelemekte olan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi[257] de, bugüne kadar hiç sapma göstermeden oluşturduğu içtihatlarında ”davacı-alacaklı tarafından açılmış veya açılacak alacak (tazminat) davasını ve yapılacak icra takibini sonuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli borçlu davalı ile diğer davalı üçüncü kişi arasında yapılmış olan danışıklı (muvazaalı) mal kaçırmaya yönelik hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptâli için de -TBK. 19’a dayalı olarak- iptâl davası açılabileceğini, bu davanın dinlenebilmesi için, davacı-alacaklının ayrıca ‘aciz belgesi’ ibraz etmesine gerek bulunmadığını”, “davacı-alacaklı tarafından ‘kendisine borçlu olan davalı ile diğer davalı üçüncü kişi arasındaki işlemin, danışıklı (muvazaalı) olduğu, kendisini alacağından yoksun bırakmak amacıyla yapılmış olduğu’ ileri sürülerek TBK. 19 dayanılarak iptâl davası açılabileceğini, bu davanın dinlenebilmesi için, davacı-alacaklının ayrıca ‘aciz belgesi’ne dayanmak zorunda olmadığını” belirtmiştir...

Buraya kadar incelenen, iptâl davası açabilmek için “aciz belgesi”ne sahip olma koşulu, 538 sayılı Kanunun hazırlık çalışmaları sırasında -1965 yılında- kaldırılmak istenmiş[258] ve bu istek Hükümet Tasarısına girmişse de, Millet Meclisi Adalet Komisyonu bu değişikliği benimsememiş ve istek böylece kanunlaşamamıştır.[259]

V- Davacının, iptâl davası açabilmek (ya da açtığı davanın görülmesini sağlayabilmek) için -kural olarak-[260] aciz belgesi alıp, mahkemeye vermek zorunda olması, borçlu hakkında, -iptal davası açılmadan  ö n c e  veya iptal davasından  s o n r a  (dava sırasında)-[261] alacaklı tarafından icra takibi yapılmış olmasını zorunlu kılmaktadır. Gerçekten, “aciz belgesi” -ya da “aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağı” -icra takibi sırasında ya da icra takibi sonunda verildiğinden, borçlusu hakkında icra takibinde bulunmamış olan alacaklıya, “aciz belgesi” verilmesi düşünülemez.

 

Bu nedenle tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için “dava tarihinden  ö n c e  veya  s o n r a”[262] [263] (yargılama sırasında) davacı-alacaklı tarafından yapılmış ve kesinleşmiş bir  i c r a  t a k i b i  bulunması gerekir.[264] [265]

İptal davası mutlaka bir icra takibine dayalı olarak açıldığı ve dava sonucunda davacıyı haklı bularak “davanın kabulüne” karar verecek duruma gelen mahkemenin “davacı-alacaklının .... sayılı icra takibine konu alacağını eklentileri ile birlikte karşılayacak miktarla sınırlı olarak dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde davacı-alacaklıya cebri icra yetkisi (haciz ve satş isteme yetkisi) tanınmasına....” ş e k l i n d e karar vermesi gerekeceğinden[266] yargılama sona ermeden, davacı-alacaklı tarafından davalılardan borçlu hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerekir.

Ayrıca, mahkemece tasarrufun iptali davası sonucunda karar verilebilmesi için, alacaklı tarafından takip konusu yapılmış olan  a l a-    c a ğ ı n da kesinleşmiş olması gerekir.[267] [268]

Bu nedenle; davacı-alacaklı, davalı-borçlu hakkında örneğin; senetsiz veya bir adi senede dayalı olarak takip yapmış ve 7 günlük “itiraz süresi” içinde borçlu tarafından -icra dairesine başvurularak- ödeme emrine (takip konusu borca ya da imzaya) itiraz edilememişse hem takip ve hem de alacak kesinleşmiş olur. Alacaklı, böylece kesinleşmiş olan icra takibine (ve takip konusu alacağına) dayanarak tasarrufun iptali davası açabilir... Yapılmış olan bu takibe karşı borçlu tarafından süresi (7 gün) içinde “icra dairesi”ne başvurularak itiraz edilmişse, alacaklının bu itirazı hükümsüz hale getirmek amacıyla “itirazın iptali” için “mahkeme”ye[269] [270] ya da “itirazın kaldırılması” için “icra mahkemesi”ne başvurmuş olması halinde, bu başvuruların sonucu, tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece “bekletici mesele” yapılarak verilecek kararların kesinleşmesinden sonra davanın sonuçlandırılması gerekir.[271] [272]

Eğer alacaklı, bir kambiyo senedine dayalı olarak borçlusu hakkında takip yapmış ve borçlusu “5 gün” içinde -icra mahkemesine başvurarak- “borca” (İİK. mad. 168/5) ya da “imzaya” (İİK. mad. 168/4)  i t i r a z  etmemiş; “beş (İİK. 168/3) ya da 7 gün (İİK. mad. 168/I) içinde” şikayet yoluna başvurmamışsa  t a k i p  kesinleşir. Eğer borçlu belirtilen süreler içinde ödeme emrine itiraz ya da şikayette bulunmuşsa, icra mahkemesince “itirazın (ya da; şikayetin) reddine” karar verilince  t a k i p  kesinleşir. Fakat bu durum, tasarrufun iptali davasının mahkemece sonuçlandırılması için yeterli değildir. Ayrıca takip konusu a l a c a ğ ı n da kesinleşmiş olması gerekir. Bunun için de icra mahkemesinin vermiş olduğu “itirazın/şikayetin reddine” ilişkin kararın da kesinleşmiş olması gerekir.

Eğer alacaklı, bir ilama dayalı olarak takipte bulunmuşsa; borçlunun İİK. mad. çerçevesinde icra mahkemesine başvurup -5 gün içinde- “itfa”, “imhal”, “zamanaşımı” ya da “borçlu olmadığı” itirazında bulunmaması ya da bu itirazının reddedilmesi ile (yahut; İİK. mad. çerçevesinde “icra mahkemesi”ne başvurup şikayette bulunmaması ya da bu şikayetin reddedilmesi ile) yapılmış olan  t a k i p  kesinleşir. Bu kararların kesinleşmesi ile de  a l a c a k  kesinleşir.

Keza; borçlu tarafından takip, takip konusu borç hakkında menfi tesbit davası açılmışsa, “bu davanın reddine” dair verilen kararın kesinleşmesi ile de takip konusu  a l a c a k  kesinleşmiş olur. Tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece borçlu tarafından açılmış olan bu “menfi tesbit davası”nın sonucu “bekletici mesele” yapılır.[273]

Tasarrufun iptali davasına bakan mahkemenin, yargılamayı sonuçlandırıp “davanın kabulü”ne dair karar verebilmesi için, davadan    ö n c e  veya davadan  s o n r a  borçlu hakkında açılmış bir icra takibinin bulunup bulunmadığını araştırıp; a) Hem  i c r a  t a k i b i n i n  b) Ve hem de icra takibine konu  a l a c a ğ ı n  kesinleşmiş olduğunu saptaması gerekir.

Buna karşın alacaklı, davalı-borçlu hakkında -ne tasarrufun iptali davasından  ö n c e  ve ne de dava  s ı r a s ı n d a- hiçbir icra takibi yapmadan,[274] muhtemel alacağı için[275] tasarrufun iptali davası açamaz...

Yüksek mahkeme, “icra takibinin kesinleşmiş olması” koşulu ile ilgili olarak;

√ “Tasarrufun iptali davalarında davacının kesinleşmiş bir alacağı olmasının dava şartı olduğunu”[276]

√ “Tasarrufun iptali davasında varlığı zorunlu bulunan icra takibinin, dava tarihinden önce yapılmış olması bir zorunluluk olmadığından icra takibinin dava tarihinden sonra yapılabileceği, önemli olan yargılama aşamasında borçlu hakkında icra takibinin varlığı olduğunu”[277]

√ “Tasarrufun iptali davasının açıldığı gün (ya da daha sonra) icra takibinin başlatılmasının mümkün olduğu, böyle bir durumda mahkemece ‘davacı tarafından yapılmış bir icra takibi bulunmadığı’ gerekçesi ile ‘iptal davasının reddine’ karar verilemeyeceği, mahkemece davanın esasına girilerek iptal koşullarının oluşup oluşmadığının incelenerek bir karar verilmesi gerekeceğini”[278]

√ “İptal davasının açılabilmesi koşullarından birinin de, kesinleşmiş bir alacağın bulunması olduğunu”[279]

√ “İcra mahkemesince zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, davacı tarafından İİK. mad. 33a/2 uyarınca, yedi gün içinde dava açılmaması halinde, geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceğinden, mahkemece tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceğini- Borçludan aldığı malı elden çıkaran davalıdan, elden çıkardığı tarihteki gerçek bedelin, alacak ve fer’ileriyle sınırlı olmak üzere tahsiline hükmolunacağı nazara alınarak taşınmazın dördüncü kişiye geçişi için davacıdan talebi sorularak bu kişinin davaya dahil edilmesi halinde delilleri toplanıp yargılamaya devam ile bir hüküm verilmesi gerekeceğini- Davacının takibe konu ettiği çeklerin keşide tarihlerinin iptali istenen tasarruftan çok sonra olduğu nazara alınarak, davacının alacağın daha önce doğduğuna dair delilleri mahkemece sorulmadan karar verilemeyeceğini”[280]

√ “Davacı alacaklılarının, ayrı ayrı alacakları nedeniyle farklı dosyalardan takip yapmış olmaları halinde aralarında ‘zorunlu takip arkadaşlığı’ değil ‘ihtiyari takip arkadaşlığı’ var sayılacağını; dava koşullarının her takip dosyası bakımından ayrı ayrı araştırılması gerekeceğini”[281]

√ “İptâl davasının açılabilmesi için, davacı-alacaklının davalı-borçlu hakkında icra takibi yapmış, bu takibin -davadan önce veya dava sırasında- kesinleşerek, davacının davalıda gerçekleşmiş bir alacağının bulunmasının zorunlu olduğunu”[282]

√ “İptâl davalarında, ‘davacının davalıda bir alacağının bulunmasının’ ve ‘davacının borçlu hakkında yaptığı icra takibinden bir sonuç elde edememiş olması’nın ön koşul olduğunu”[283]

√ “Alacaklı sıfatı ile borçlu ve onunla işlemde bulunan 3. kişi aleyhine açılan ‘borçlunun 3. kişiye yaptığı muvazaalı satış işleminin iptali’ davasında, icra takibinin kesinleşmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda takip konusu alacağın da kesinleşmesi gerekeceğinden, borçlu tarafından alacaklıya karşı açılıp devam eden olumsuz tespit davasının sonucunun, iptal davası için ‘bekletici mesele’ oluşturacağını”[284]

√ “Borçlunun, hakkında yapılan -ilamsız- takibe itiraz etmiş ve alacaklı tarafından “itirazın iptali davası” açılmış olması halinde, tasarrufun iptali davasında, itirazın iptali davasının kesinleşecek sonucunun ‘bekletici mesele’ yapılması gerekeceğini”[285]

√ “İptal davasının dayandığı icra takip dosyasında, borçluya gönderilen ödeme/icra emrinin, Tebligat Kanunu’nun hükümlerine uygun olarak borçluya tebliğ edilip, takibin kesinleşmiş olması gerektiğini”[286]

√ “Davalı-borçlu hakkında yapılmış bir icra takibi bulunmaması halinde, açılmış olan davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini”[287]

√ “Borçluya karşı yapılmış olan icra takibi hakkında, İİK. 71 uyarınca icra mahkemesince ‘icranın geri bırakılması’ kararı verilmişse, mahkemece ‘tasarrufun iptali davasının reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[288]

√ “Tasarrufun iptali davalarında ‘borçlu hakkında yapılmış olan icra takibinin kesinleşmiş olması’nın, davanın ön koşulu olduğunu”[289]

√ “Tasarrufun iptali davasının dayanağını teşkil eden takipte -kesinleşen mahkeme kararı ile- borçlunun alacaklıya borçlu bulunmadığının (borçlunun, borçlu olmadığının) saptanmış olması halinde, açılmış olan tasarrufun iptali davasının red edilmesi gerekeceğini”[290]

√ “Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, alacaklı tarafından, davalı-borçlu aleyhine yapılmış bir icra takibi bulunması gerektiğini”[291]

√ “Takip dayanağı nafaka ilamının kısmen bozulmuş olmasının -davacının alacağının kısmen de olsa mevcut sayıldığı durumların- davanın reddine neden olmayacağını”[292]

√ “Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için; ‘davacının davalı-borçluda gerçek bir alacağının bulunması’, ‘borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması’, ‘iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması’ ve ‘borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunması’nın gerekli olduğunu”[293]

√ “Muhtemel bir alacak için tasarrufun iptali davası açılamayacağını”[294]

√ “Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, öncelikle kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerektiğini, yapılmış olan icra takibinin icra mahkemesince iptal edilmiş olması halinde, tasarrufun iptali davasının da reddedilmesi gerekeceğini”[295]

√ “İcra takibinin, takip tarihinde ölü olan kişiye karşı yapılmış olması halinde, usulüne uygun bir takip bulunmadığından, bu takibe dayalı olarak iptâl davası açılamayacağını”[296]

√ “İptâl davasının dinlenebilmesi için varlığı zorunlu bulunan icra takibinin, dava tarihinden önce yapılmış olmasının gerekmediğini, yapılan yargılama aşamasında icra takibin bulunmasının, davanın dinlenebilmesi için yeterli olduğunu”[297]

√ “Takip konusu borca, borçlu tarafından itiraz edilmiş olması üzerine alacaklı tarafından ‘itirazın iptâli davası’ açılmamış ya da ‘itirazın kaldırılması’nın istenmemiş sadece borçlu tarafından açılmış olan menfi tesbit davası reddedilmiş ise, ‘icra takibinin kesinleştiği’ kabul edilerek açılmış olan tasarrufun iptâli davasına bakılamayacağını”[298]

√ “İcra takibinin, iptâl davasının açılmasından sonra kesinleşmiş olmasının, davanın incelenmesine engel teşkil etmeyeceğini”[299]

√ “Borçlunun, kambiyo senetlerine mahsus -örnek: 10- ödeme emrine itiraz etmiş olmasının, takibin kesinleşmediğini göstermeyeceğini (ve buna dayalı olarak alacaklının ‘iptâl davası’ açabileceğini)”[300]

√ “Borçluya ödeme emri tebliğ edilmeden (takip kesinleşmeden) haciz yapılmış olduğunun saptanması halinde, alacaklının açtığı iptâl davasının reddedilmesi gerekeceğini”[301]

belirtmiştir...

VI- Açılmış olan tasarrufun iptali davasında, “takip konusu alacağın kesinleşmesi” için, bazı davaların sonuçlarının mahkemece «bekletici mesele» yapılması gerekir. Yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili olarak;

√ “Muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin davalarda, davacının zararının, dolayısı ile de, alacak hakkının ‘desteğinin ölüm gününde’ doğmuş sayılacağı, bu davada davacının borçlu hakkında icra takibine geçmiş olmasına ve onun hakkında aciz belgesi almış olmasına gerek bulunmadığı ancak davacının açmış olduğu tazminat davasının sonucunun beklenerek tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılması gerekeceğini”[302]

√ “Alacaklı sıfatı ile borçlu ve onunla işlemde bulunan 3.kişi aleyhine açılan ‘borçlunun 3. kişiye yaptığı muvazaalı satış işleminin iptali’ davasında, icra takibinin kesinleşmesi yeterli olamayıp, aynı zamanda takip konusu alacağın da kesinleşmesi gerekeceğinden, borçlu tarafından alacaklıya karşı açılıp devam eden olumsuz tespit davasının sonucunun, iptâl davası için ‘bekletici mesele’ oluşturacağını”[303]

√ “Tasarrufun iptâli davasının dinlenme koşullarından birisinin de ‘takip konusu alacağın kesinleşmiş olması’ gerektiğinden, takip konusu borca, itiraz edilmiş olması ve alacaklı tarafından ‘itirazın iptali davası’ açılmış olması (ya da; icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılması’nın talep edilmiş olması) halinde, mahkemece bunların sonucunun (kesinleşmesinin) “bekletici mesele” yapılması gerekeceğini”[304]

√ “‘İtirazın iptali davaları’nın, tasarrufun iptali davalarında ‘bekletici mesele’ olarak kabul edilmesi gerektiğinden, bu iki davanın birleştirilerek birlikte görülemeyeceğini”[305]

√ “Tasarrufun iptâli davasının ‘tazminat davası’ nedeniyle açılmış olması ve mahkemece hükmedilmiş olan tazminatın Yargıtay’ca bozulmuş olması halinde, tazminat davasının kesinleşmesi beklenmeden tasarrufun iptâli davasının sonuçlandırılamayacağını”[306]

√ “Mahkemece icra (ödeme) emrinin davalı-borçluya tebliğ ettirilmesi ve böylece takibin kesinleşmesi beklenerek, sonucuna göre, tasarrufun iptâli davası hakkında karar verilmesi gerekeceğini”[307]

√ “Davalı-borçlu tarafından yapıldığı anlaşılan ‘aciz belgesinin iptali’ konusundaki şikayetin sonucunun, iptâl davasında ‘bekletici mesele’ yapılması gerekeceğini”[308]

belirtmiştir.

VII- Mahkeme, açılan iptâl davasını, aciz belgesi sunulmamış olması nedeniyle red ederse, “...dava şartı yerine getirilmemiş olması nedeniyle, açılan davanın reddine...” şeklinde karar vermelidir.[309] Davacı-alacaklının açtığı iptâl davası, “aciz belgesi” olmadığı için reddedilirse, aynı alacaklı, alacağı aciz belgesine dayanarak, ikinci kez iptâl davası açabilir.[310]

Keza, davacının mahkemeye sunduğu aciz vesikası icra mahkemesince iptal edilir ve açtığı tasarrufun iptali davası bu nedenle red edilirse, davacı yeni bir aciz vesikası olarak tekrar tasarrufun iptali davası açabilir.[311]

İptâl davası, birden fazla “aciz belgesi sahibi alacaklı” tarafından, birlikte açılabilir. Çünkü, dava, her biri için aynı sebepten doğmaktadır (HMK. mad. 57/c).[312] Yüksek mahkeme[313] [314] “aynı şirkette çalışan işçilerin, işçilik alacağından dolayı açtıkları dava sonunda aldıkları ilama dayalı takipteki alacaklarının ödenmemesi üzerine ‘birlikte’ tasarrufun iptali davası açabileceklerini” belirtmiştir.

İİK.nun 277 vd maddelerine göre açılan tasarrufun iptâli davalarında, davalı üçüncü kişinin “borçlu ile alacaklı arasındaki icra takibinin muvazaalı olduğunu” ileri sürmesi halinde, mahkemece bu iddianın incelenmesi gerekir. Çünkü iptâl davasının dinlenebilirlik koşullarından birisi de “tasarrufta bulunan kişinin ‘borçlu’ durumda olması”, başka bir deyişle alacaklının gerçekten ‘alacaklı’ sıfatını taşımasıdır.[315] [316]

Bu durumda, “davacı-alacaklının alacağın muvazaalı olduğunu” davalı-üçüncü kişinin ispat etmesi gerekir.

VIII- İptâl davası açma hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan değildir. Bu hak, miras, devir (temlik)[317] ya da yasal halefiyet yolu ile sonradan aciz belgesine sahip olan kimseye de geçer.[318]

b) İflas yolu ile takiplerde “davacı”;

İptâl davası, «iflas idaresi» tarafından -aciz belgesi sunulmadan- açılır (İİK. mad. 187, 226, 277/2).[319]

Ancak, iflas idaresi, bu davayı açmak istemezse, iptâl davası, kendisine -İİK. mad. 245 uyarınca- “dava hakkı devir olunan alacaklı” tarafından açılır.[320]

Haciz sahibi alacaklı tarafından açılmış olan iptâl davası devam ederken -yargılama sırasında- borçlunun iflas ettiğinin anlaşılması halinde, davaya iflas idaresince devam edilir (İİK. mad. 187, 194).[321]

İflas kapandıktan sonra ise, iptâl davasını açma hakkı, iflâs idaresine aittir (İİK. mad. 255). Elinde “aciz belgesi” bulunan -yani ‘iflâs açığı belgesi’ne dayanan- alacaklı sadece bu aciz belgesine dayanarak -haciz yolu ile takipten farklı olarak- iptâl davası açamaz. Bunun için, alacaklıya bu dava hakkının İİK. mad. 255/III, 245 uyarınca devredilmiş olması gerekir.

Buna karşın, bir iflâs alacaklısı, başkasının sıra cetveline kabul edilen alacağına, bu alacağı doğuran tasarrufun İİK. mad. 278-280’e göre “iptâle tâbi olduğu” gerekçesiyle itiraz etmek istiyorsa (İİK. mad. 235/II), bu halde, İİK. mad. 245’e göre kendisine yetki verilmemiş olsa bile, alacaklı “sıra cetveline itiraz davası” adı altında, ayrıca iptâl davası açabilir.[322]

“Terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi”nde kimin tasarrufun iptâli davası açabileceği konusunda kanunda bir açıklık bulunmamaktadır. Doktrinde bu durumda “tasarrufun iptâli davası açma hakkının iflâs idaresi görevini yapan tasfiye memuruna ait olduğu” ifade edilmiştir.[323]

c) 6183 sayılı Kanuna göre açılan tasarrufun iptâli davalarında “davacı”;

6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı, kimlerin “iptâl davası” açabileceği adı geçen kanunda -İİK. mad. 277’e benzer bir şekilde- gösterilmediği halde, kime karşı bu davaların açılabileceği, kanunun 25. maddesinde[324] -İİK. mad. 282’ye paralel şekilde- düzenlenmiştir.

6183 sayılı Kanunda, kamu alacağından dolayı iptâl davasını kimlerin açabileceği açıkça düzenlenmemişse de, gerek doktrinde[325] ve gerekse Yargıtay içtihatlarında, bu davaların, “vergi, resim, harç, ceza kovuşturmalarına ait yargılama giderleri, vergi cezası, para cezası ile bunların gecikme zammı ve faiz gibi eklentileri ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinden doğan alacaklar ile bunların takip masrafları” (6183 sayılı K. mad. 1) olarak nitelenen kamu alacaklarını, borçlularından tahsil edememiş olan;

aa) Devlet,

bb) İl özel idareleri,

cc) Belediyeler,

dd) Çeşitli özel Kanunlarda (örneğin; 5411 s. Bankacılık K.’nun 132. maddesinde; 5302 s. Sosyal Güvenlik K.’nun 37/III. maddesinde; 5510 s. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası K.’nun 88/16. maddesinde) nitelikleri belirtilen alacakların tahsili için kendisine takip yetkisi tanınan kurum ve kuruluşlar,

tarafından açılır.[326]

Uygulamada, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Sosyal Güvenlik Kurumu, Vergi Dairesi Müdürlüğü, Maliye ve Gümrük Bakanlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı adına Vergi Dairesi Müdürlüğü, Vergi Dairesi Müdürlüğüne izafetle Maliye Hazine, Maliye Hazinesini temsilen Mal Müdürlüğü vb. tarafından iptâl davalarının açıldığı görülmektedir...

Belirtilen ve kısaca “kamu idareleri” diye isimlendirebileceğimiz kurum ve kuruluşların iptâl davası açabilmeleri için,

1- Borçlu hakkında -tasarruf tarihi itibariyle (önce)[327]- doğmuş olan kamu alacağının kesinleşmiş[328] [329] ve ödeme tarihi geçmiş (muaccel olmuş) bulunmalıdır.

Kamu alacağı, borçlusuna tebliğ edilip onun tarafından süresinde (7 gün) itiraz olunmaması veya yaptığı itirazın vergi mahkemesince reddedilmesi ile kesinleşir (6183 s. K. mad. 58). SGK.’nun prim ve diğer alacaklarının tahsili için bu Kurumun “tahsil dairelerince düzenlenip gönderilmiş olan “ödeme emri”ne karşı borçlu, yedi gün içinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer -“vergi mahkemesi”nde değil- iş mahkemesinde dava açabilir. Borçlu belirtilen “yedi gün” içinde borca itiraz etmez ya da iş mahkemesinde açmış olduğu dava reddedilirse, hakkındaki icra takibi kesinleşmiş olur.

Eğer alacaklı (kamu idaresi/kurumu), borçlunun ödeme emrine karşı açtığı dava sonuçlanmadan (verilecek karar kesinleşmeden) tasarrufun iptali davası açmış olursa, mahkemece “borçlunun açtığı davanın sonucu (verilecek kararın kesinleşmesi)” bekletici mesele yapılmalıdır.[330] [331]

Kamu/kurum alacağı için “tahsil dairesi” yerine “icra dairesi”nde yapılan icra takibine dayanılarak açılan tasarrufun iptali davası -ortada geçerli bir icra takibi bulunmadığı için- reddedilir...[332]

Yüksek mahkeme[333] “kamu alacağının en geç yargılama sırasında ve hükümden önce kesinleşmiş olmasını” açılmış olan tasarrufun iptâli davasının görülmesi için yeterli saymıştır. Başka bir deyişle, “kamu alacağının dava açılmadan önce kesinleşmiş olması” gerekmemekte ve açılmış olan tasarrufun iptâli davasının reddine neden olmamaktadır...

Ayrıca önemi nedeniyle belirtelim ki, ihtiyaten tahakkuk ettirilen ve hakkında ihtiyati haciz kararı verilip uygulanan kamu alacakları için -kesinleşip, ödeme günü gelmemiş olduğu için- iptâl davası açılamaz.[334]

Yüksek mahkeme bu konuyla ilgili olarak ayrıca;

√ «6183 sayılı AATUHK’nun 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin davaların dinlenebilmesi için borçlu hakkındaki takibin kesinleşmiş olması gerekeceği, davacı tarafından davalı borçlu hakkında düzenlenen ödemeye çağrı mektubu, ödeme emri ve bunlara istinaden düzenlenen ihtiyati haciz kararlarının kesinleşmiş mahkeme kararı ile ortadan kaldırıldığından davanın, dava koşulu yokluğundan reddine karar verileceğini»[335]

√ «Tasarrufun iptal davasında davacı alacaklının (2006 yılı Ocak ayından 2008 Aralık ayına kadar olan döneme ilişkin) vergi borcundan kaynaklanan alacağı hesaplanırken, vadesi geçen vergi borcu miktarının esas alınmasının hatalı olacağını- davacının alacak ve ferilerinin vade tarihine göre değil asıl alacağın; borcun doğduğu tarih, gecikme faizinin ise vade tarihine göre hesaplanması gerektiğinden bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı, ek rapor veya yeni bir hesap uzmanı bilirkişiden 2006 yılı ocak ayından iptale konu tasarruf tarihine kadar olan idare alacağı ve fer’ileri konusunda rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini»[336]

√ «Kamu alacağından dolayı açılan tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için borçlu hakkındaki takibin kesinleşmiş olması gerekeceğini; borçlu tarafından kendisine gönderilen ödeme emrinin iptali için vergi mahkemesinde dava açılmış olması ve bu konuda verilen kararın henüz kesinleşmemiş olması halinde, verilecek kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekeceğini»[337]

√ «6183 sayılı Kanunun 24 vd. maddelerine göre tasarrufun iptali davası açılabilmesi için öncelikle kesinleşmiş ve muaccel hale gelmiş bir kamu alacağı bulunması gerektiğinden, borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmiş ve bu ödeme emrinin kesinleşmiş olması zorunlu olduğundan borçlu tarafından gönderilen ödeme emri üzerine idare mahkemesinde ödeme emrinin iptali için dava açılmışsa bu davanın kesinleşecek olan sonucunu tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece bekletici mesele yapılması gerekeceğini»[338]

√ «Tasarrufun iptali davasında, “tasarruf tarihi itibariyle” doğmuş olan vergi borcunun miktarının (borç aslı+ferilerinin) saptanması gerekeceğini»[339]

belirtmiştir…

2- Kesinleşen kamu alacağı için, -tasarrufun iptali davasından önce veya dava sırasında- icra takibi yapılmış olmalı ve icra takibi de -süresinde itiraz edilmemesi yahut itirazın kaldırılması suretiyle- kesinleşmiş olmalıdır.

Yüksek mahkeme,

√ «6183 sayılı Kanunun 35. maddesine göre limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklılarından, sermaye payları oranında doğrudan doğruya sorumlu iseler de bunun için şirket ortağı hakkında kamu idaresince yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibi bulunması gerekeceğini bu hususun kamu idaresi tarafından sorumlu ortak hakkında açılacak olan tasarrufu iptali davasında ‘dava şartı’ olduğunu»[340]

√ «Limited şirket ortaklarının -6183 s. Kanunun 4369 sayılı Kanunla değişik 35. maddesi uyarınca- şirketten tahsil imkanı bulunmayın kamu alacaklarından, sermaye payları oranında sorumlu olduklarından, bu kişilerin ortağı bulundukları şirketin vergi borcunu -kendilerine ödeme emirlerinin tebliğine rağmen- ödememek için kendilerine ait taşınmazları üçüncü kişilere satmaları halinde, bu satış işlemleri hakkında iptal davası açılabileceği; ortak hakkında yapılması gereken icra takibinin dava esnasında da yapılabileceğini»[341]

ifade etmiştir.

3- Borçlu; a) Süresi içinde veya hapsen tazyikine rağmen “mal beyanında” bulunmamış olmalıdır veya b) “Malı bulunmadığını” bildirmiş olmalıdır yahut c) “Beyan ettiği malların borcunu ödemeye yetmeyeceği” anlaşılmış olmalıdır (mad. 27; 29).

Belirtilen bu durumlar, “borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde bulunduğuna” karine sayılmıştır.

4- Borçlu, malvarlığını azaltacak bir tasarrufta bulunmuş olmalıdır.[342]

Borçlu tarafından yapılmış, kamu alacağının tahsilini engeller nitelikte bir tasarruf (mal ya da hak devri) yoksa, açılan tasarrufun iptali davasınında reddedilmesi gerekir.

5- Ödenmemiş olan kamu borcu bir sermaye şirketine (anonim şirkete yada limited şirkete) ait ise;

Anonim şirketlerde “ödenmeyen  k a m u  b o r ç l a r ı n d a n dolayı” kim ya da kimlerin sorumlu olduğu öncelikle ‘Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu’ kenar başlığı altında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun mükerrer 35. maddesinin 1. fıkrasında;[343]

“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların vakıflar cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.”

ş e k l i n d e düzenlenmiştir.

Ayrıca; “anonim şirketlerin ödenmeyen  v e r g i  b o r ç l a r ı n- d a n  dolayı, kanuni temsilcilerin sorumluluğu” 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 10. maddesinin 1 ve 2. fıkrasında,[344]

“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların vakıflar cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır...”

ş e k l i n d e düzenlenmiştir.

Bu konuda özel düzenlemenin yapıldığı diğer bir Kanun da 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 88. maddesinin 20. fıkrasıdır.[345] Burada da “İşveren tarafından sigorta primleri ve diğer alacakların haklı bir sebep olmaksızın süresi içinde ödenmemesi halinde tüzel kişiliği haiz işverenler ile birlikte kanuni temsilcilerin Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları;”

“Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumludur”

ş e k l i n d e düzenlenmiştir.[346]

Yine bilindiği gibi;  a n o n i m  ş i r k e t l e r  6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunun 329. (6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunun 269.) maddesine göre; kural olarak şirket borçlarından dolayı bizzat kendileri bütün malvarlığı ile sorumludur.  P a y  s a h i p l e r i  ise sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile şirkete karşı sorumludur. Bu sorumluluk dışında, pay sahiplerinin, şirketin özel hukuk ve kamu borçlarından dolayı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin durumu ise pay sahiplerinden farklıdır. Anonim şirketlerde “kanuni temsilci” sıfatına sahip olan yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri gibi şirketin özel hukuk borçlarından sorumlu olmamakla birlikte, belli şartların varlığı halinde, vergi, sigorta primi gibi kamu borçları nedeniyle sorumlulukları mevcuttur.

Kamu alacağının esas sorumlusu anonim şirket tüzel kişisi olduğundan, bu alacak şirket adına tahakkuk eder. 6183 sayılı kanun hükümleri çerçevesinde anonim şirket hakkında takip başlatılır, az önce belirtilen 6183 sayılı kanunun mükerrer 35. maddesine göre kanuni temsilcilere (yönetim kuruluna) müracaat edilebilmesi için; yapılan takip sonucunda kamu alacağını, anonim şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekir. Kamu alacağı, borcun asıl yükümlüsü olan anonim şirketten istenmedikçe, yönetim kurulu üyelerine başvurulamaz. Bu durumda, yönetim kurulunun kamu borçlarından sorumluluğu fer’i nitelikte olup ikinci derece sorumludur.[347]

6183 sayılı kanunun 3. maddesine göre “tahsil edilemeyen kamu alacağı” terimi ‘kamu borçlusunun anılan kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda, haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen malvarlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin kamu alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen kamu alacağını’ ifade etmektedir.

“Tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağı” terimi ile de ‘kamu borçlusunun haczedilen mal varlığına adı geçen kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin kamu alacağını karşılamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen kamu borçlusundan anılan kamu alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip işlemlerinin herhangi bir aşamasında kamu borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan kamu alacağı’ anlatılmak istenmiştir.

Anonim şirketlerde; esas sözleşme ile atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur. Bu şirketler, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Yönetim kurulu şirketin yürütme ve temsil organıdır. Dolayısıyla, anonim şirketlerin kanuni temsilcisi yönetim kuruludur. Ancak yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilcilik sıfatını, üyelikle değil, temsil yetkisi ile kazanırlar. Nitekim TTK.’nun 370/II maddesinde “yönetim kurulunun, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebileceği, ancak bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisine sahip olması gerektiği” ifade edilmiştir. Bu hüküm çerçevesinde 6183 sayılı kanunun mükerrer 35. maddesi uygulamasında kanuni temsilci, temsil yetkisi verilmiş kişi ya da kişiler olacaktır. Yönetim kurulu üyelerine şirketi temsile yönelik herhangi bir yetki verilmemesi halinde söz konusu üyeler şirketin ödenmeyen kamu borçlarından sorumlu tutulamayacaktır. Tekrar belirtmek gerekir ki; temsil yetkisi üçüncü kişilere devredilmiş olsa da yönetim kurulu üyelerinden en az birisinin yönetim kurulu bir üyeden oluşuyorsa bu kişinin, şirketi temsil yetkisine sahip olması zorunludur. Bu arada, yönetim kurulu üyesinin gerçek veya tüzel kişi olması, sorumluluğu etkilemeyecektir. Tüzel kişi olması halinde sorumluluk, tüzel kişi adına hareket eden temsilciye değil, tüzel kişinin kendisine ait olacaktır.

Bu çerçevede, kamu alacağının anonim şirketin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde, şirketin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi mal varlığından takip ve tahsil cihetine gidilmeden önce;

a- Temsil yetkisinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığı tesbit edilmelidir:

√ Şirketi temsil yetkisinin murahhas üyeye/üyelere ve/veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakıldığının anlaşılması durumunda; kamu alacağı sadece bunlardan takip ve tahsil edilecektir. Yönetim kurulu üyesi olmasına karşın, temsil yetkisi bulunmayan diğer üyelerin ise kamu borcundan dolayı herhangi bir sorumluluğu olmayacaktır.

√ Eğer temsil yetkisi kimseye devredilmemiş ise; yönetim kurulu üyelerinin tamamı kamu borcundan müteselsilen sorumlu olacaktır.

b- Kimliği belirlenen anonim şirket temsilcileri hakkında -‘anonim şirketten kısmen veya tamamen tahsil edilemeyen’ veya ‘tahsil edilemeyeceği anlaşılan’  v e r g i  s i g o r t a  p r i m i  gibi kamu alacakları için- kamu idaresince (Vergi Dairesi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından) icra takibi yapılıp kendilerine ödeme emri gönderilmesi gerekir.

Bu husus gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay/Danıştay içtihatlarında çok açık biçimde ifade edilmiştir.

U y g u l a m a d a k i önemi nedeniyle şu hususu da belirtelim ki; limited şirketlerden tahsil edilemeyen amme alacaklarının -6183 s. K.’nun 35. maddesi uyarınca- limited şirket ortaklarından, sermaye payları oranında talep edilebilmesi ve yine anonim şirketlerden tahsil edilemeyen kamu (vergi) alacaklarının, anonim şirketin kanuni temsilcilerinden -6183 s. K.’nun mükerrer 35. maddesi uyarınca- talep edilebilmesi için önce anonim/limited şirket hakkında -6183 s. K. hükümlerine göre- takip yapılması, bu takibin kesinleşmesi sonucunda, takip konusu kamu (vergi) alacağının şirketten tahsil edilememesi -yani, yapılan haciz işlemlerinin sonuçsuz kalması- ve ondan  s o n r a, şirket hakkında yapılmış olan takibin şirketin kanuni temsilcilerine (anonim şirketlerde)/ortaklarına (limited şirketlerde) yöneltilip, bu kişilere  ö d e m e  e m r i  gönderilip, takibin bunlar yönünden de kesinleşmesi gerekir... Buna karşın, 5510 s. SGK.’nun 88/(20) fıkrası uyarınca işveren tarafından ödenmemiş olan prim ve diğer alacakların şirket üst düzey yöneticilerinden tahsili için ö n c e işveren (şirket) hakkında takip yapılıp, takip konusu prim vs. diğer alacakların ondan tahsil edilememesi üzerine şirketin üst düzey yöneticilerine önceki takibin yöneltilmesi gerekmemekte ve doğrudan doğruya SGK. tarafından, hem işveren (şirket) ve hem de hakkında birlikte -aynı takip dosyasında, aynı ânda- takip yapılabilmektedir.[348]

Bu konu ile ilgili olarak uygulamada önem taşıyan şu hususa da değinelim; kamu idaresinin, iptâl davası açabilmesi için -İİK.’na göre açılan iptâl davalarında olduğu gibi- aciz belgesi alıp, bunu mahkemeye sunması zorunlu mudur? Bu konunun doktrinde, tartışmalı olduğunu görüyoruz. Gerçekten, bir görüşe göre,[349] Devlete (kamu idarelerine), özel kişilerden farklı bir ayrıcalık tanınamaz. 6183 sayılı 24 ve onu izleyen maddelerine göre iptâl davası açılabilmesi için, tahsil dairesinin tüm yasa yollarını uygulamasına rağmen, alacağını alamadığını öncelikle kanıtlaması zorunlu ve gerekli sayılmalıdır. İdare, borçlunun bu durumunu “aciz fişi” ile (6183 s. K. mad. 75) veya borçlunun haczi mümkün başka malı olmadığını belirten “haciz tutanağı” ile kanıtlayabilir. Ancak, 6183 sayılı Kanunun 27 ve 29/I. maddesindeki durumlar, borçlunun ödeme güçsüzlüğü içinde bulunduğuna karine sayıldığından, bu durumda alacaklı kamu idaresinin ayrıca aciz belgesi sunmasına gerek kalmaz... Katıldığımız diğer bir görüşe göre[350] ise, iptâl davasının görülebilmesi için, alacaklı kamu idaresinin ayrıca kesin ya da geçici aciz belgesi alıp, bunu mahkemeye sunmasına gerek yoktur. Yakın zamana -Şubat/2007- kadar tasarrufun iptâli davaları hakkında mahkemelerce verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi[351] ve bugün aynı kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi[352] içtihatlarında, ikinci görüşü benimseyerek “kamu alacağından dolayı idarenin borçlu hakkında aciz belgesi almadan iptâl davası açabileceğini” belirtmiştir...

Tasarrufun iptali davasında “tasarruf tarihi itibariyle” doğmuş olan vergi borcunun miktarı (borç aslı+fer’ileri) saptanır…[353]

Alacaklı kamu idaresinin, iptâl davası açabilmesi için, kamu alacağının, iptâl konusu tasarruftan önce doğmuş olması zorunlu mudur? Ya da başka bir deyişle, alacaklı kamu idaresi, borçlunun iptâl (dava) konusu tasarrufundan sonra doğan alacağı için, borçlunun daha önce yaptığı tasarrufların iptâlini isteyebilir mi? Bir görüşe göre[354], davacı kamu idaresinin alacağı, borçlunun iptâl (dava) konusu tasarrufundan önce doğmuş olmalıdır. Eğer, tasarrufun yapıldığı tarihte, vergiyi doğuran olay henüz ortaya çıkmamışsa, süre ne olursa olsun, işlemin iptâli dava edilemez. Çünkü, üçüncü kişi, borçlunun malvarlığını görerek ve vergiyle (kamu borcuyla) bir ilgisi olmadığını düşünerek, onunla işlemde bulunmuştur. Özel hukukta da durum aynıdır. Aksi halde, kişiler arasındaki güvensizlik, hukuksal ilişkilerde de duraksamalar yaratılır... Buna karşın, katıldığımız diğer bir görüşe göre[355], Hükümet Gerekçesinde de ifade edildiği gibi, ileride doğacak kamu borçlarını ödeyemeyecek derecede malvarlığını önceden azaltan kişinin, yaptığı bu tasarrufların kamu idaresine karşı geçersiz sayılması, kamu yararı yönünden gerekli görülmüştür. Kanun tasarının TBMM’de görüşülmesi sırasında bu konu tartışılmış ve “kamu alacağını doğuran olayın doğumundan önce yapılan tasarrufların maddenin kapsamı dışında bırakılması”na ilişkin teklif (öneri) reddedilmiş ve kanun bugünkü şekliyle kabul edilmiştir. Bütün bu nedenlerle, 6183 sayılı Kanuna göre yapılan icra takiplerine dayalı iptâl davalarında, “alacağın tasarrufun yapıldığı tarihten önce veya sonra doğması” önem taşımaz.

Yüksek mahkeme[356] de, bu konudaki içtihatlarında birinci görüşe katılmıştır...

Kamu alacağından dolayı iflasın açılmasından sonra -borçlunun, iflastan önceki dönemde alacaklılarından mal kaçırmak amacı ile yaptığı bağışlama ve hileli tasarrufların iptâli için- iptâl davası, “iflas idaresi” veya -onun masa adına dava açılmasında yarar görmediği durumlarda- “kendisine dava açma hakkını devrettiği kamu idaresi” tarafından açılır.[357]

(6) I- 538 sayılı Kanun ile -1965 yılında- yapılan değişiklik sonunda, iptâl davalarında borçlunun da «davalı» olarak gösterilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Daha önce, böyle bir zorunluk olmadığı halde uygulamada «borçlunun da davalı olarak gösterilmesi gerektiğine» Yargıtay kararlarında[358] işaret edilmiş olduğu gibi, doktrinde de bu görüşü savunan yazarlar[359] vardı...

538 sayılı Kanun ile
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #2 : 08 Ocak 2021, 23:46:56 »
538 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, bu konudaki duraksamalara son verilmiş ve «borçlu»nun da -diğer davalılarla birlikte- davalı olacağı kabul edilmiştir.[360] [361]

II- a) Haciz yolu ile takipte açılan iptâl davalarında, aşağıdaki kimselerin davalı olarak gösterilmesi gerekir:

aa) «Asıl borçlu» ve «iptâl konusu tasarruftan yararlanan üçüncü kişi» (yani; «borçlu» ve «borçlu ile iptâl konusu işlemi yapan veya kendisine borçlu tarafından bir ödemede bulunulan kimse») (İİK. mad. 282, c:1).[362]

Burada, «iptâl konusu tasarruftan yararlanan üçüncü kişi»nin yani «borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişi»nin aleyhine iptâl kararı verilebilmesi için; İİK. mad. 278’e dayanılan durumlarda davalı        - üçüncü kişinin kötüniyetli olması gerekmediği halde, İİK. mad. 279’a dayanılan durumlarda «lehine tasarrufta bulunulan davalı üçüncü kişinin borçlunun durumunu bilmesi» (İİK. mad. 279/II) gerektiği gibi, İİK. mad. 280’e göre açılan iptâl davalarında da «davalı üçüncü kişinin borçlunun durumunu ve zarar verme kasdını bilmesi ya da bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunması» (İİK. mad. 280/I) gerekir...

Hemen belirtelim ki; «borçluya ait taşınmazı vekaleten başkasına satan kişi (vekil)», açılan iptâl davasında «davalı» olarak gösterilemez.[363]

bb) Asıl borçlu ve iptâl konusu tasarruftan faydalanan kimsenin «mirasçıları»[364]. Açılan iptal davalarında, «mirasçılar»ın, iptâl davasında «davalı» olarak yer alabilmesi için, kendilerinin kötüniyetli bulunmaları gerekmez. Ancak, üçüncü kişinin bilgisinin arandığı durumlarda (İİK. mad. 279, 280), bu bilgi mirasçılar bakımından değil, miras bırakan bakımından aranmalıdır.[365]

Yüksek mahkeme, «mirasçıların, iptâl davalarında ‘davalı’ olarak gösterilmeleri» konusu ile ilgili olarak;

√ «Tasarrufun iptali davalarının, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağını, dava şartı olan taraf teşkili sağlanmadan davaya devam olunamayacağını»[366]

√ «Borçlu miras bırakanın mirasının en yakın bütün mirasçıları tarafından reddedilmiş olması halinde mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi için yasal prosedürün uygulanması, sonuçlandırıldığı takdirde mirası reddedilen borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile açılmış olan tasarrufun iptali davasına devam edilmesi ve buna göre taraf teşkili sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerekeceğini»[367]

√ «Borçlunun mirasçısı olan davalıların, dava açılmadan önce mirası reddetmiş olmaları halinde, açılmış olan iptâl davasının ‘husumet nedeniyle’ reddedilmesi gerekeceğini»[368]

√ «Tasarrufun iptâli davası devam ederken, davalı-borçlunun (borçluların) ölüp, mirasçılarının da mirası reddetmesi halinde, durumun sulh mahkemesine bildirilerek, mirasın iflâs kurallarına göre tasfiyesinin sağlanması ve mahkemece mirası reddeden mirasçılar için bir temsilcisi atanarak, onun huzurunda davaya devam edilmesi gerekeceğini»[369]

belirtmiştir.

Devlet, MK. mad. 501 gereğince mirasçı olursa, iptâl davası onun aleyhine de açılır.[370] Örneğin; borçlunun iptâl konusu tasarrufu yaptıktan sonra ölmesi ve mirasçılarının da mirası reddetmesi halinde, iptâl davasının, «borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişi» (alıcı) ile Hazine aleyhine açılması gerekir.[371]

cc) «Asıl borçlu» ve «kötüniyetli dördüncü kişi»ler (İİK. mad. 282, c:2).[372] Buradaki «dördüncü kişi»lerden maksat; «lehine borçlu tarafından tasarrufta bulunulmuş olan -iptâle tâbi- tasarrufu borçludan devralmış olan kişi»lerdir.[373] Bu kişilere karşı iptâl davası açabilmesi için, bu kişilerin kötü niyetli olduklarının -davacı alacaklı tarafından- ispat edilmesi gerekir.[374] «Dördüncü kişilerin kötüniyetli olduğu» davacı alacaklı tarafından her türlü kanıtla -«tanık» dahil- ispat edilebilir.

Eğer, açılan iptâl davasında, yukarıda belirtilen kişiler «birlikte» davalı olarak gösterilmemişse, örneğin, dava sadece «borçlu» ya da «üçüncü kişi»ye karşı açılmışsa, davanın hakkında dava açılmamış olan diğer kişiye de yöneltilmesi -daha doğrusu, bu kişilerin de davaya katılmalarının sağlanması- için süre verilmesi gerekir. Yani bu durumda, yeniden dava açılması gerekmeksizin, dava dilekçesinin, davada daha önce «davalı» olarak gösterilmemiş olan fakat gerçekte «davalı» olarak yer alması gereken kişi (ya da kişilere) tebliğ edilmek suretiyle, tüm davalıların önünde duruşmaya devam edilmesi gerekir. Yüksek mahkeme de bu çözüm doğrultusunda içtihatta bulunmuştur.[375] Ancak, kimi kararlarında, bu durumda; «... mahkemece, öncelikle davacıya, -davada ‘davalı’ olarak gösterilmemiş olan- borçlu hakkında da dava açması için mehil verilmeli, açılacak davanın birleştirilmesinden sonra esas hakkında karar verilmelidir...»[376] şeklinde bir çözüm önermişse de, bu çözüm şekli, diğeri kadar pratik olmadığı için uygulamada çok tercih edilmemektedir.

Yukarıda belirtilen durumlarda, borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi (ve iptâle tâbi tasarruf konusu mal veya haklı üçüncü kişiden devralmış olan kötüniyetli dördüncü kişi) -şekli anlamda- «zorunlu dava arkadaşı» durumundadır.[377] [378] Bu nedenle, mahkeme, bu kişilerin açılmış olan iptâl davasında «davalı» olarak gösterilmiş olup olmadığını kendiliğinden araştırır.[379]

 

Yüksek mahkeme;

√ «Borçlu ile lehine tasarrufta bulunduğu kişi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan bu hususun mahkemece res’en gözönünde bulundurulması gerekeceğini»[380]

√ «İİK.’nun 282. maddesine göre borçlu ve borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, davada taraf gösterilmeyen borçlu için taraf teşkili sağlanıp deliller toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceğini»[381]

√ «İİK’nun 282. maddesi hükmü gereğince tasarrufun iptali davalarında, davalı olarak borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğundan, taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilemeyeceğini»[382]

√ «Tasarrufun iptali davalarında takip borçlusu yasal hasım konumunda olduğundan, davalı olarak gösterilmese de karşı dava dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini gösterir uyarılı davetiye ile duruşmaya davet edilip savunmasını yaparak delillerini sunabilme olanağının kendisine tanınması, bundan sonra toplanacak delillere göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekeceğini»[383]

√ «İptale konu tasarruf ile açılan tasarrufun iptali davası arasında İİK mad. 284’de öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süreden fazla bir sürenin geçmiş olması halinde davanın reddi gerekeceğini- Tasarrufun iptali davasının borçlu ve borçlu ile işlem yapan üçüncü kişiye karşı açılması gerekeceğini (İİK. mad. 282), olayda davalı olarak gösterilen kimse hakkında yapılmış bir icra takibi bulunmadığı gibi adı geçen davalı tarafından yapılan bir tasarruf işlemi de bulunmadığından, bu davalı yönünden davanın husumet nedeniyle reddi gerekeceğini»[384]

√ «Takip borçlusunun tasarrufun iptali davalarında mecburi dava arkadaşı olarak yasal hasım konumunda olduğunu (İİK mad. 282), tasarrufun iptali dava dilekçesinin borçluya tebliğ edilmemesinin ve borçlunun sadece birleşen istihkak davası nedeni ile duruşmaya çağrılmasının savunma ve adil yargılanma haklarını ihlal edeceğini»[385]

√ «Dava konusu aracın, yargılama sırasında dava dışı dördüncü kişiye satılmış olması halinde, davacıya bu kişiyi davaya dahil edip etmeyeceği sorularak, davanın bedele dönüşüp dönüşmediğinin saptanması gerekeceğini»[386]

√ « ‘Taraf teşkili’ kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece kendiliğinden gözetileceğinden, aralarında ‘zorunlu dava arkadaşlığı’ bulunan ‘borçlu’ ya da ‘üçüncü kişi’nin açılan davada davalı olarak gösterilmemiş olması halinde, bu kişiye usulüne göre dava dilekçesi tebliğ edilip, kendisine savunma olanağı tanınmadan tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılamayacağını»[387]

√ «İptâl davasında, ‘borçlu’ ve ‘borçlu ile hukuki ilişkide bulunan üçüncü kişiler’, ‘kötüniyet sahibi üçüncü (dördüncü) kişiler’ ve ‘bunların mirasçıları’nın, ‘zorunlu dava arkadaşı’ durumunda olduğu, mahkemenin bu kişilerin ‘davalı’ olarak gösterilmiş olup olmadığını kendiliğinden araştıracağı ve eğer ‘davalı’ olarak gösterilmemişlerse, kendilerine dava dilekçesi gönderilerek davaya dahil edilmeleri için davacıya süre verilmesi gerekeceğini»[388]

belirtmiştir.

Buna karşın; «borçlu» ile «dördüncü kişi» (yani üçüncü kişi ile işlemde bulunan, borçlu ile doğrudan doğruya işlemde bulunmamış olan kişi) arasında da «zorunlu dava arkadaşlığı» bulunduğu doktrinde[389] [390] ileri sürülmesine rağmen, yüksek mahkeme bu durumda «ihtiyari dava arkadaşlığı»nın bulunduğu kabul edilmektedir.[391]

Yüksek mahkeme, bu konu ile ilgili olarak;

√ «‘Borçlu’ ile hukuki işlemde bulunan ‘üçüncü kişi’ arasında ‘zorunlu dava arkadaşlığı’ bulunmasına rağmen ‘borçlu’ ile ‘dördüncü kişi’ arasında ‘ihtiyari dava arkadaşlığı’ bulunduğundan, davacının takibi olmadığı halde, mahkemece kendiliğinden, ‘dördüncü kişinin de davaya dahil edilmesi’ konusunda, davacıya süre verilemeyeceğini»[392]

√ «Dava konusu taşınırı/taşınmazı ‘borçlu’dan değil de borçlu ile işlemde bulunan ‘üçüncü kişi’den devir (satın) almış olan kişilerin (dördüncü kişilerin), tasarrufun iptâli davalarında ‘ihtiyari dava arkadaşı’ konumunda olduklarını, bu kişilerin kötüniyetli olduğunu kanıtlayabilen davacıların bu kişileri açtığı davada ‘davalı’ olarak gösterebileceğini veya daha sonra haklarında ayrı dava açıp, diğer (önceki) dava ile birleştirebileceğini (yoksa davacıların açmış oldukları davaya ‘dahili dava’ yoluyla bu kişileri dahil edemeyeceğini)»[393] [394]

belirtmiştir.

İptâl davasında, borçlu ile diğer davalı birlikte hareket etmezlerse, örneğin; biri kararı temyiz eder diğeri etmezse ne olacaktır? Bu konuda da doktrinde görüş ayrılığı belirtmiştir. Bir görüşe göre[395] davalıların birlikte hareket etmesi gerekir. Biri tek başına hükmü temyiz edemez. Diğer bir görüşe göre[396] ise, birinin temyizinin sonucundan diğeri de yararlanır. Yüksek mahkeme;[397] «tasarrufun iptali davalarında davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, zorunlu dava arkadaşları usul işlemlerini hep birlikte yapmak zorunda olduklarından, ilk itirazlardan sonra ‘yetki itirazı’nın da davalılarca birlikte ileri sürülmesi gerekeceğini, yalnız bir veya birkaç davalı yanca ileri sürülen yetki itirazının sonuç doğurmayacağını» belirtmiştir...

Maddede; «iptâl davasının iyiniyetli üçüncü şahısların haklarını ihlâl etmeyeceği» belirtildiğinden,[398] lehine tasarruf yapılan kimse, iptâl konusu bu tasarrufla iktisap ettiği malı, iyiniyetli yani tasarrufun iptâl konusu olduğunu bilmeyen bir «dördüncü kişi»ye devretmişse, iyiniyetli olan bu «dördüncü kişi» aleyhine iptâl davası açılamaz. Buna karşın dördüncü kişi kötüniyetli ise, aleyhine iptâl davası açabilir.

Yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili olarak ayrıca;

√ «Davacının, dördüncü kişiye karşı da iptal istemini yönelterek ‘onun kötüniyetli kişi olduğunu’ iddia ve ispat etmek hakkına sahip olduğunu»[399]

√ «Tasarrufun iptali davasının, kötüniyetli dördüncü kişiler aleyhine de açılabileceğini»[400]

√ «Hakkında tasarrufun iptali davası açılan dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunun davacı alacaklı tarafından isbat edilmesi gerekeceğini»[401]

√ «Yalnız bedel farkının taşınmazı borçludan satın almayan son malik açısından başka delillerle desteklenmediği sürece iptal nedeni olarak kabul edilemeyeceğini»[402]

√ «Dava konusu malların üçüncü kişi tarafından elden çıkarılmış olması halinde, mahkemece davacıdan ‘davasını dördüncü kişilere yöneltip yöneltmeyeceği’ hususunun sorularak ve dördüncü kişinin davaya dâhil edilmesi durumunda delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi, davanın dördüncü kişiye yöneltilmeyip bedele dönüşmesi halinde ise, İİK 283/II maddesi uyarınca davalı üçüncü kişinin, dava konusu malları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değerleri oranında tazminatla sorumlu tutulması gerekeceğini»[403]

√ «Tasarrufun iptali davalarının ‘borçlu’, ‘borçlu ile hukuki işlemde bulunan veya borçlunun ödeme yaptığı kişiler’ ile ‘bunların mirasçıları’na ve ‘kötüniyetli dördüncü kişiler’e karşı açılabileceğini»[404]

√ «Doğrudan doğruya borçlu değil de, borçlunun sattığı kişiden dava konusu taşınırı/taşınmazı satın almış olanlar (4. kişiler) hakkında iptâl davası açılabilmesi (ve yargılama sonunda iptâl kararı verilebilmesi) için ‘bu kişilerin kötüniyetli olduklarının, davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması’ gerekeceğini»[405]

√ «İyiniyetli dördüncü kişilere (dava konusu taşınırı/taşınmazı, borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişiden devir (satın) almış olan kişilere) karşı iptal davası açılamayacağını, ivazlar arasında aşırı (fahiş) farkın varlığının tek başına dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunu göstermeyeceğini, bu durumun ancak diğer delillerle birlikte ‘takdiri delil’ niteliğini taşıyacağını»[406]

√ «Tasarrufa konu malın, üçüncü kişi tarafından elden çıkarılmış olması halinde, davacıya ‘dördüncü kişiye davaya dahil edip etmeyeceği’nin sorulması gerekeceğini»[407]

√ «Dava konusu taşınmazı/taşınırı borçludan satın alan kişinin, borçlunun muhasebecisi olması halinde, ‘iyiniyetli’ kabul edilerek, hakkındaki davanın reddedilemeyeceğini»[408]

√ «Kötüniyetli dördüncü kişiler aleyhine de iptâl davası açılabileceğini, dava devam ederken ve alacaklının koydurduğu tedbir/ihtiyati haciz tapu kaydında mevcutken ve bu bilgiler satışa ilişkin akit tablosunda açıkça belirtilmişken, davalı dördüncü kişilerin, taşınmazın ve borçlunun durumunu, kendilerine taşınmazı satan kişinin borçlunun annesi olduğunu bilmediklerinin kabul edilemeyeceğini»[409]

√ «Taşınmazın halen adına kayıtlı bulunan kişinin, kendiliğinden harcını da yatırarak davaya katılmış olması halinde, açılan davanın husumet yönünden reddedilemeyeceğini»[410]

belirtmiştir.

Lehine «borçlu» tarafından iptâle tâbi tasarruf yapılan «üçüncü kişi», aleyhine iptâl davası açıldıktan sonra tasarruf konusu mal ya da hakkı «dördüncü kişi»ye devreder ve bu dördüncü kişi de kötüniyetli ise, davacı «iptâl davasını, dördüncü kişiye yöneltebileceği» (HMK. mad. 125/1a) gibi, iptâl davasına, «üçüncü kişiye karşı tazminat (bedel) davası olarak devam edilmesini» (İİK. mad. 283/II) de isteyebilir (HMK. mad. 125/1b).[411]

Davacı-alacaklı, iyiniyetli üçüncü kişiden, kötüniyetle iktisapta bulunan kimseye karşı da kanımızca iptâl davası açılabilir.[412] [413]

Ancak, dava konusu tasarrufun tarafı olmayan kişi aleyhine tasarrufun iptali davası açılamaz…[414]

b) İflâs yolu ile takipte iptâl davası sadece;

aa- İptâle tâbi tasarruftan faydalanan (yani, borçlu ile iptâl konusu işlemi yapan veya kendisine borçlu tarafından bir ödemede bulunulan) üçüncü kişiler,

bb- Ve, varsa; kötüniyetli dördüncü kişiler,

cc)- (a) ve (b) deki kimselerin mirasçıları, aleyhine açılabilir.

«Borçlu» iflâs etmiş olduğundan, iptâl davasında «davalı» olarak gösterilemez, «iflas masası»nı temsilen «iflas idaresi»nin ‘davalı’ olarak gösterilmesi gerekir...

Yüksek mahkeme,[415] «İflâs masası alacaklılarının, bir iddianın takibi hakkını herhangi bir alacaklıya -İİK. 245 uyarınca- devretmiş olmasının, ‘iflâs idaresi’nin davada taraf olma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı, bu durumda mahkemece ‘davanın husumet (iflâs idaresi) yönünden reddine’ karar verilemeyeceğini» belirtmiştir...

c) «6183 sayılı Kanun’a göre açılan iptâl davalarında»

6183 sayılı Kanun’a göre, kamu alacağından dolayı iptâl davalarının kimlere karşı açılacağı, bu kanunun 25. maddesinde- İİK. mad. 282’ye paralel şekilde düzenlenmiş olduğundan, yukarıda -§a. başlığı altında- yaptığımız açıklamalar burada da aynen geçerlidir.

6183 sayılı Yasa’nın 25. maddesinde her ne kadar, «hakkında iptâl davası açılacak kişiler» (yani; davalılar) arasında ‘borçlu’[416] öngörülmemişse de, İcra ve İflâs Kanununa göre açılan iptâl davalarında olduğu gibi, bu kanuna göre açılacak olan iptâl davalarında da ‘borçlu’ -‘zorunlu dava arkadaşı’ olarak- davada, «davalı» olarak gösterilmelidir.[417] Yüksek mahkeme[418] de bu hususu, içtihatlarında «6183 sayılı Kanun uyarınca kamu alacağından dolayı açılan iptâl davalarında yasada ‘borçlu’nun da ‘davalı’ gösterileceği belirtilmemişse de, tasarrufun iptâline dair verilecek karardan, borçlu da etkileneceğinden, bu davalarda ‘borçlu’nun da ‘davalı’ olarak gösterilmesi, eğer gösterilmemişse, ‘zorunlu dava arkadaşı’ durumunda bulunan borçluya da dava dilekçesi ve davetiye gönderilerek davaya dahil edildikten sonra, davanın sonuçlandırılması gerekir» şeklinde belirtmiştir.

Eğer tasarrufun iptali davası 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35 ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca “kanuni temsilci” sıfatıyla tüzel kişinin (örneğin; anonim ve limited şirketin) ödenmeyen kamu borcundan sorumlu olan kişiler aleyhine açılmak isteniyorsa, bu borcun ödenmesinden sorumlu olan kanuni temsilci (ler) hakkında, kamu idaresi tarafından -asıl borçlu tüzel kişi hakkında yapılmış olan- icra takibinin bu kanuni temsilciye de -6183 sayılı Kanun’un 54. maddeleri uyarınca- yöneltilerek yani bu kanuni temsilciye de ödeme emri gönderilip, onun hakkında bu takibin kesinleşmesi sağlanmış olmalıdır.[419] [420]

Kanuni temsilciye herhangi bir ödeme emri tebliğ edilip, hakkında sorumlu olduğu kamu borcundan dolayı icra takibi yapılmadan ve bu takip kesinleşmeden, alacaklı kamu idaresinin alacağını tahsil etmesini önlemek amacıyla “mallarını kaçırdığı” iddiasıyla kendisine karşı ‘tasarrufun iptali davası’ açılamaz.

Yüksek mahkeme bu konu ile ilgili -yani; «davalı» sıfatı ile- ilgili diğer içtihatlarında;

√ «‘Kötü niyetli 4. kişi olduğu’ kanıtlanamayan davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini»[421]

√ «Ölü kişi aleyhine takip yapılamayacağı gibi (Not: yeni HMK.’nun 124/(4) maddesi uyarınca, bugün ölü kişi aleyhine yapılmış olan takibin mirasçılarına yöneltilmesi mümkün olduğundan, bu içtihat önemini yitirmiştir) mirası reddeden mirasçılar aleyhine de takip yapılamayacağını, bu durumda, MK. 612 uyarınca ‘terekenin resmi tasfiyeye konu olup olamayacağı’nın da araştırılması gerekeceğini»[422]

√ «6183 sayılı Kanun uyarınca açılan iptâl davalarında -İİK. 277 vd. göre açılan iptâl davalarında olduğu gibi- ‘zorunlu dava arkadaşı’ durumunda olan tüm ilgililerin (‘borçlu’ ve ‘borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü kişiler’in ve bunların mirasçılarının) davalı olarak gösterilmesi, eğer gösterilmemişse, bu kişilerin de davaya dahil edilmelerinin sağlanması gerekeceğini»[423]

√ «Kamu alacağından dolayı tasarrufun iptali davalarının -6183 s.K. 25 ve İİK. 282/II uyarınca- ‘borçlu’, ‘borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler’ ile ‘bu kişilerin mirasçıları’na ve ‘kötüniyetli dördüncü kişiler’e karşı açılacağını»[424]

√ «Kendisine karşı tasarrufun iptali davası açılabilecek olan -6183 s.K.’nun 25. maddesinde bahsedilen- «kötüniyetli üçüncü kişiler»den maksadın «iptal davasına konu malı borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla temlik ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişiler» olduğunu»[425]

√ «Yöneticisi olduğu anonim şirketin vergi borcunu ödetmeyen kişinin -şirket hakkında yapılan takibin semeresiz kalmasından sonra- sahip olduğu taşınmazdaki hissesini kardeşine satması halinde, bu satışa yönelik açılan iptal davasının kabulü gerekeceğini»[426]

√ «Limited şirket ortaklarının -6183 s. Kanun’un 4369 sayılı Kanun’la değişik 35. maddesi uyarınca- şirketten tahsil imkanı bulunmayan kamu alacaklarından, sermaye payları oranında sorumlu olduklarından, bu kişilerin ortağı bulundukları şirketin vergi borcunu -kendilerine ödeme emirlerinin tebliğine rağmen- ödememek için kendilerine ait taşınmazları üçüncü kişilere satmaları halinde, bu satış işlemleri hakkında iptâl davası açılabileceğini»[427]

√ «Limited şirket ortaklarının «ödenmemiş olan şirketin kamu borçlarından dolayı» -sermaye payları oranında- 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca, limited şirket temsilcilerinin de, Vergi Usul Kanunu’nun 10/II ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca- sorumlu olduklarını»[428]

√ «Dava konusu taşınırı/taşınmazı, ‘borçlu’dan değil de borçlu ile işlemde bulunan ‘üçüncü kişi’den devir (satın) almış olan kişilerin (dördüncü kişilerin), 6183 sayılı Kanun’a göre açılan tasarrufun iptâli davalarında (da) ‘ihtiyari dava arkadaşlığı’ konumunda oldukları, bu kişilerin kötü niyetli olduğunu kanıtlayamayan davacının, açtığı iptâl davasında bu kişileri de ‘davalı’ olarak göstermeyebileceğini»[429]

√ «Anonim şirketlerin ödenmiş vergi borçlarından; anonim şirketin kanuni temsilcileri’nin (şirket esas sözleşmesi ile temsile yetkilendirilmiş veya kaynağını esas sözleşmeden alan yetki ile idare meclisi ya da genel kurulca temsil selahiyeti verilmiş kişi veya kişilerin, eğer şirket esas sözleşmesinde bu şekilde görevlendirmeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmuyorsa, tüm yönetim kurulu üyelerinin müştereken ve müteselsilen) sorumlu olacağını»[430]

√ «İptâl tâbi tasarruf konusu taşınmazı (taşınırı) doğrudan borçludan satın almamış olan ve kötüniyeti isbat edilmemiş olan dördüncü kişi aleyhine iptâl davası açılamayacağını»[431]

√ «213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3505 Kanun ile değişik 10. maddesi uyarınca, tüzel kişilerin yasal temsilcilerinin, tüzel kişinin ödenmeyen vergi borçlarından sorumlu olduğunu»[432]

√ «Borçlunun iflâs etmiş olması halinde, dava dilekçesinin bir örneğinin iflâs idaresine gönderilerek, davacıya dahil edilmesi gerekeceğini»[433]

√ “Şirket mal varlığından, şirketin vergi borcunun tahsil edilememesi halinde Vergi Usul Kanun’un 10. maddesi gereğince şirket yönetim kurulu üyesinden bu borcun istenebilmesi için öncelikle kendisine hakkında icra takibi yapılıp kendisine ödeme emri gönderilmesi gerekeceğini”[434]

√ “Sermaye şirketlerinin ödenmeyen kamu borçlarından dolayı kanuni temsilcilerinin Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ve limited şirket ortaklarının ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca sorumlu oldukları, bu kişilere, anılan maddeler uyarınca başvurulabilmesi için haklarında önce takip yapılıp bu takibin, kesinleşmesinden sonra takip konusu kamu borcunun ödenmemesi halinde bu kişilerin yaptıkları tasarrufların iptali için -iptal koşullarının olup oluşmadığı araştırılarak- tasarrufun iptali davası açılabileceğini”[435]

belirtmiştir.

(7) İİK. mad. 277/I’de; iptâl davasının, «İİK. 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarruflar nedeniyle açılabileceği» belirtilmiştir (İİK. mad. 277).

I- Maddede kullanılmış bulunan «tasarruflar» sözcüğünün hatalı olduğu doktrinde[436] belirtilmiştir. Gerçekten, borçlunun «İİK. mad. 277 anlamında iptâl edilebilen tasarrufları» sadece «malvarlığındaki bir hakka doğrudan etki yaparak, o hakkı başkasına nakleden veya sınırlayan, külfet yükleyen veya değiştiren veya sona erdiren hukukî işlemler» olarak tanımlanan[437] tasarruf işlemleri (tasarrufi muameleler)nden ibaret bulunmadığı gibi, tasarruf işlemlerinin ancak bir bölüm olarak dahil olduğu ve doktrinde[438] «hukukî bir sonuç doğurmak üzere yapılan irade beyanları» olarak tanımlanan «hukukî işlem»lerden ibaret değildir. Bu madde gereğince iptâli söz konusu olanlar, «hukukî işlem» kavramından daha geniş olan, onu da içeren ve doktrinde[439] «kendisine hukuk düzenince hukukî bir sonuç bağlanmış olan beşeri (insan) fiilleri» olarak tanımlanan hukukî fiiller’dir.[440] Nitekim kaynak yasanın Almanca metninde, bu konuda «tasarruf» değil «hukukî fiil» kavramı yer almaktadır.[441] Bu nedenle, İİK. mad. 277 vd. geçen «tasarruf» kavramını, «hukukî işlem»leri, «hukukî fiil»leri de içerir şekilde, en geniş anlamıyla kabul etmek gerekir.[442] Örneğin, borçlunun «protesto çekmemesi», «haksız bir ödeme emrine itiraz etmemesi», «zamanaşımı def’inde bulunmaması», «davayı kabul etmesi», «davadan feragat etmesi», «yeminden çekinmesi», «kanun yoluna başvurmaktan kaçınması», «hukukî işlem» olmadığı halde birer «hukukî fiil» sayılır ve iptal davasına konu yapılabilir.[443] Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi;[444] «borçlunun anlaşmalı olarak hakkında icra takibine geçen alacaklının» yaptığı takibe itiraz etmemesi yani ‘itirazdan kaçınması’ halinde, bu davranışa karşı, asıl alacaklıların iptal davası açabileceğine» karar vermiştir. Yargıtay’da, «borçlunun ‘muvazaalı olarak kardeşine borçlanıp kendisi hakkında takip yaptırıp, taşınmazlarını haciz ettirmesi işleminin, iptal davasına konu edilebileceğini»[445] belirtmiştir.

Şu halde, borçlunun gerek «dava dışındaki», gerek -sulh, feragat, kabul gibi- «icra takibi içindeki» en geniş anlamı ile hukukî işlemleri, iptâl davasına konu olabilecektir.[446] Kısaca, borçlunun; alacaklıları aleyhine malvarlığını azaltıcı nitelik taşıyan her türlü -en geniş anlamı ile- hukukî işlemleri, iptâl davasına konu olabilir.

İptal davasına konu olan işlemler -kural olarak- maddi hukuk bakımından tamamen geçerli olan ve alacaklıları zarara sokan işlemlerdir. Örneğin, «devredilen şirket hisseleri»,[447]«bedeli borçlu tarafından ödenip üçüncü kişi adına kayıt ve tescil edilen şeyler»,[448] «alacağın temliki»,[449]«devredilen miras hisseleri»,[450]«tapuya şerh verilerek güçlendirilen satış vaadi sözleşmeleri»,[451] «satılan taşınmazlar»,[452] «boşanma protokolü uyarınca devredilen taşınır ve taşınmazlar»,[453] «havale işlemleri»,[454] «parası borçlu tarafından verilerek eşi (oğlu vs.) adına tescil ettirilen taşınır/taşınmazlar»,[455] «borçlunun malvarlığının artışını önleyen işlemler»,[456] «borçlunun, aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasını kabul etmesi»,[457] «borçlunun, miras bırakandan kalan taşınmazlardan pay istemeyip, kendisine intikal edecek payları kardeşlerine devretmesi işlemi»,[458] «borçluların, mirasın reddi konusundaki işlemleri»,[459] «kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler»,[460] «nam-ı müstear konusu işlemler»,[461] «adi ortaklığın feshine ilişkin sözleşme»,[462] «borçlu tarafından yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi»[463], «tapuya şerh verilmiş kira sözleşmeleri»,[464] «borçlunun, üçüncü kişideki alacağını kızına devretmesi işlemi»[465] hakkında iptal davası açılabileceği gibi, borçlunun «bir taşınır ya da taşınmaz malın başkasına bağışlaması»nın, «borç ikrarında bulunması»nın,[466] [467] «ticari işletmesini üçüncü bir kişiye devretmesi»nin, «ödeme emrine itiraz etmemesinin»nin,[468] «takibe konu borcu kabul etmesi»nin[469] [470] vs. iptali için, «iptal davası» açılabilir.

Yüksek mahkeme[471] «borçlunun iptale tabi tasarruflarının üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiş olduğunu, ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarrufların sınırlı olarak sayılmamış olduğunu, kanunun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak, hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmış (İİK. md. 281) olduğunu, bu yasal nedenle de, davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkemenin bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verilebileceğini» belirtmiştir...

II- Buna karşın;

a) «Maddi hukuk» (TBK. mad. 27) bakımından hükümsüz olan işlemler hakkında, iptâl davası açılmasına gerek yoktur.[472] Çünkü, bu gibi durumlarda, tasarruf konusu mal ya da hak, borçlunun malvarlığından çıkmamıştır. Hükümsüz olan bu tasarrufa dayanarak, üçüncü kişinin «istihkak davası» açması halinde (İİK. mad. 97; 228) davalı alacaklı (iflâsta; iflâs masası) savunma yoluyla «hükümsüzlük iddiası»nı ileri sürebilir. Buna karşın, alacaklı (İİK. mad. 99) ya da iflâs idaresinin, üçüncü kişiye karşı açtığı istihkak davasında, davacı-alacaklı ya da iflâs idaresinin, «üçüncü kişinin o malı hükümsüz bir tasarruf sonucunda ele geçirdiğini ve bu nedenle, malın borçluya ait olduğunu» kanıtlaması gerekir. Görüldüğü gibi, aslında ayrı nitelikte davalar olmalarına rağmen gerek «istihkak davası»nın ve gerekse «iptâl davası»nın amacı aynı olup, bu da alacaklılarına zarar vermek isteyen borçlunun tasarruflarına karşı alacaklıları korumaktadır.[473] Bu amaca, istihkak davasında, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan tasarrufun hükümsüz olması nedeniyle, «malın borçlunun malvarlığından çıkmadığı» iptâl davasında da, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tasarrufun geçerli olduğu, malın böylece borçludan üçüncü kişinin malvarlığına geçtiği ancak, bu tasarrufun İİK. 278 vd. göre iptâle konu olduğu, bu nedenle davacı - alacaklının (iflâsta; iflâs masasının) «mal borçlunun malvarlığındaymış gibi, cebri icra yolu ile, o malın bedelinden alacağını almak yetkisine sahip olduğu» iddia edilerek ulaşılır.

b) Takip hukuku bakımından hükümsüz olan (İİK. mad. 191/1, 290) işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek yoktur.[474] Çünkü, bu durumda, tasarruf konusu mal ya da hak, borçlunun malvarlığından çıkmamıştır.

c) «Muvazaalı işlem»ler (TBK. mad. 19) hakkında iptâl davası açılmasına gerek olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Bu konuda «iptâl davası açılmasına gerek bulunmadığını» ileri sürenler bulunduğu gibi, «iptâl davası açılabileceğini» kabul edenler de vardır.

«Muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek bulunmadığını» ileri sürenlere göre;[475] İİK. 277 vd. göre iptâl davasına konu olan tasarruflar geçerli tasarruflar’dır. İşlemin muvazaalı olması halinde, işlem konusu taşınır/taşınmazın mülkiyeti borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişiye geçmemiş olduğundan, bu durumda iptâl davası açılamaz. Şeklen üçüncü kişinin üzerinde gözüken örneğin; aracın, taşınmazın alacaklı tarafından haciz ve satışının istenmesi gerekir...

Muvazaalı işlemler hukuki sonuç doğurmadığından, «iptâl davası»na değil «istihkak davası»na konu yapılabilir: Eğer, muvazaalı tasarrufa konu yapılmış olan mal, borçlunun elinde bulunduğu için üçüncü kişi, «istihkak davası» açarak (İİK. mad. 97) ‘malın kendisine ait olduğunu’ ileri sürerse, davalı-alacaklı veya iflas masası, «muvazaa» iddiasını -tıpkı «hükümsüzlük» iddiası gibi- davaya vereceği cevapta ileri sürebilir. Eğer mal üçüncü kişinin elinde bulunduğu için (İİK. mad. 99), alacaklı ya da iflas masası, üçüncü kişiye karşı «istihkak davası» açmak zorunda kalmışsa, bu davada alacaklı veya iflas masasının ‘üçüncü kişinin, o malı muvazaalı bir işlem sonucunda ele geçirdiğini’ ileri sürmesi ve bunu kanıtlaması gerekir. Bir işlemin muvazaalı olmasından dolayı iptâli, TBK’nun 19. maddesi mümkündür. Zira, muvazaada, malvarlığı devri muvazaalıdır ve bu hali ile de devir gerçekten arzu edilmiş değildir. Bu nedenle de, İİK. mad. 277 vd. eden hükümlerin uygulanmasına ihtiyaç ve zaruret yoktur. Burada, İİK. mad. 277 vd. hükümlerinin uygulanamamasının nedeni, muvazaalı işlemler ile borçlu malvarlığı dışına çıkarılmış gibi görünen malların, yine borçlu malvarlığında kalmış olması ve bu nedenle de alacaklıların müdahale alanı dışına çıkarılmamış olmasıdır... Bu bakımdan, «muvazaa iddiası» ile «tasarrufun iptâli davası”nın bir arada bulunması mümkün değildir...

«Muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceğini» kabul edenlere göre[476] borçlunun muvazaalı tasarrufları hakkında İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davası ya da TBK. mad. 19’e göre muvazaalı işlemin hükümsüzlüğünün tesbiti için dava açılabilir.

Muvazaa davasının iptâl davasını bertaraf ettiği kabul edilecek olursa, İİK’nun 277 vd.’da öngörülen iptâl davasının pratik öneme kaybolmuş olur ve bu yorum şekli borçlu ile borçlunun mal kaçırma fiiline katılan kötü niyetli üçüncü kişileri koruyucu bir sonuç yaratacağından hukuk mantığı ile bağdaşamaz.

Bu görüşlerden hangisi daha doğrudur ve uygulamada benimsenmektedir? Konunun daha iyi değerlendirebilmesi için «muvazaa» hakkında şu hususların açıklanması yararlı olacaktır. Bilindiği gibi, «tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına» muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir.[477] Başka bir deyişle, muvazaa; «açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri halde, âkitlerin (tarafların) kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hali»[478] «tarafların üçüncü kişiler aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmaları»dır.[479]

Bu tanımlardan da anlaşıldığı gibi, «muvazaalı bir hukuki işlem»den bahsedilmek için; a) Tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, b) Üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, c) Taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır.

Tüm «muvazaalı işlemler»de; a) Üçüncü kişileri aldatmak için yapılmış «görünürdeki işlem», b) Görünürdeki işlemin taraflar arasında hüküm ifade etmeyeceğini tesbit eden «muvazaa anlaşması» bulunur. Bu öğeleri içeren muvazaaya «mutlak (=âdi=basit) muvazaa» denilir.[480] Bu muvazaada; taraflar aslında aralarında hukuki işlem yapmadıkları halde üçüncü kişileri yanıltmak ve onlara karşı bir işlem yapmış gibi görünmek amacı ile görünüşte bir işlem yapmışlardır. Örneğin; alacaklıların icra takibinden kurtulmak için, bir borçlu, mallarını bir arkadaşına devreder ve «bu devrin gerçekte aralarında hiç bir hukukî sonuç doğurmayacağı» borçlu ile arkadaşı arasında kararlaştırılırsa «mutlak muvazaa» söz konusu olur... Eğer taraflar arasında yaptıkları bir işlemi, kendi gerçek iradelerine uymayan ve sırf üçüncü kişileri yanıltmak için yaptıkları başka bir işlemin altına gizlemişlerse, bu tür muvazaaya «nisbî (mevsuf) muvazaa» denilir.[481] Bu muvazaa türünde, görüldüğü gibi, «görünürdeki işlem» ve «muvazaa anlaşması» yanında ayrıca -tarafların gerçek iradelerine uygun- bir «gizli işlem» bulunur. Örneğin; taraflar gerçekte «bağışlama» yapmak istedikleri halde, bunu «satış sözleşmesi» biçiminde yaparlar. Böylece, görünürdeki işlem «satış» olduğu halde, gizli işlem «bağışlama»dır.

Tarafların üçüncü kişileri yanıltmak için, muvazaalı olarak yaptıkları (görünürdeki) işlemin -bu konuda Borçlar Kanununda açık bir hüküm olmamakla beraber- «hükümsüz (bâtıl) olduğu» gerek doktrin[482] ve gerekse Yargıtay[483] tarafından öteden beri duraksamasız belirtilmiştir. Hükümsüzlüğün nedeni, taraflarca açıklanan beyanların, onların gerçek iradelerine uymaması, başka bir deyişle bu beyanların «irade beyanı» niteliği taşımamasıdır... Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü taraflarca ileri sürülebileceği gibi, bunu ileri sürmede hukuki yararı bulunan üçüncü kişiler (örneğin; işlemde bulunan kimsenin alacaklıları) tarafından da ileri sürülebilir. Hakim de, muvazaayı kendiliğinden dikkate alır. Ayrıca, muvazaa iddiası, taraflarca herkese karşı ileri sürülebilir. Ancak; a) TBK. mad. 19/II uyarınca, yazılı borç ikrarına dayanarak muvazaalı alacağı iktisap etmiş olan iyiniyetli (MK. mad. 3) üçüncü kişilere karşı borçlu; muvazaa iddiasında bulunamaz. b) Muvazaalı bir sözleşme gereğince bir malı devralan kimse, emin sıfatıyla zilyet durumunda olduğundan, ondan iyiniyetle o malı iktisap eden kimsenin iktisabı korunur (MK. mad. 990) ve ona karşı muvazaa iddiasında bulunulamaz. c) Muvazaalı sözleşme ile mülkiyeti devredilen bir taşınmaz ise, görünürde malik lehine olan tapu kaydına, iyiniyetle güvenerek, ondan o taşınmazı iktisap eden kimsenin bu iktisabı korunur (MK. mad. 1023) ve ona karşı muvazaa iddiası ileri sürülemez.

Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü -taraflarca ve üçüncü kişilerce- def’i olarak ileri sürülebileceği gibi[484] bu konuda -taraflarca ve üçüncü kişilerce- bir davada da açılabilir.[485] Bu davada, yapılan görünürdeki işlemin, «muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunun tesbiti» istenir. Bu dava hukukî niteliği bakımından bir «menfi tesbit davası»dır.

Görünürdeki (muvazaalı) işlem, belirtildiği şekilde «hükümsüz» olur ve belirtilen sonuçları doğururken, görünürdeki işlemin altında (gizli) bir işlem varsa -yani, bir «nisbi muvazaa» söz konusu ise- bu gizli işlem, tarafların gerçek iradelerine uygun olduğu için, genel ve (şekil) koşulları yerine getirilerek yapılmış ise, geçerli olur.[486]

Buraya kadar -konumuz bakımından önem taşıdığı için- niteliğini belirtmeye çalıştığımız «muvazaalı işlemler» hakkında, İİK. mad. 277 vd. göre «iptâl davası açılamayacağı» doktrinde[487] genellikle belirtilmesine rağmen, kanımızca -biraz sonra değineceğimiz Yargıtay’ın bu konudaki içtihatlarındaki görüşe de katılarak- «muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceğini- kabul eden görüş[488] daha doğrudur.

«Muvazaa davası» -daha doğrusu; yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu belirtmek için açılan tesbit davası- ile «iptâl davası» güttükleri amaç bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da, gerçekte, nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbirinden farklıdırlar. «İptal davası»da, borçlunun tasarruf işlemlerinden zarar gören -ve elinde «aciz vesikası» bulunan- alacaklılar tarafından açılabilir. Ancak, «iptâl davası», borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerinin -davacı bakımından- hükümsüz olduğunu tesbit ettirmek için açıldığı halde, «muvazaa davası»nda, borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tesbiti istenir... «İptal davası... aynî olmayıp kişisel (şahsi) bir dava olduğu halde, «muvazaa davası» ayni bir davadır ve sonunda muvazaa kanıtlanırsa, dava konusu mal, borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış hale gelir. Taşınmaza ilişkin muvazaa davalarında, hakim «tapu kaydının da (borçlu adına) düzeltilmesine» karar verir. «Muvazaa iddiası» zamanaşımına bağlı olmadan ileri sürülebildiği halde[489] [490] «iptâl davası»nın, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde açılması gerekir (İİK. mad. 284).

«Muvazaalı tasarrufun hangi tarihte yapıldığı» önem taşımamasına -ve bu nedenle; az önce belirttiğimiz gibi her zaman muvazaa iddiasının ileri sürülebilmesine rağmen; «iptâl konusu tasarrufun İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davası sonucunda iptâl edilebilmesi için, davacı alacaklının alacağının doğumundan sonra yapılmış olması» öteden beri Yargıtayın yerleşmiş içtihatları ile istenmektedir...

Aynı amaca yönelik bulunmakla beraber, nitelikleri, koşulları birbirinden farklı olan bu davalar karşısında, alacaklıların durumu ne olmalıdır?

Kanımızca, borçlunun muvazaalı bir işlemde bulunduğunu öğrenen alacaklı, dilerse İİK. mad. 277 vd. göre «iptâl davası» dilerse TBK. mad. 19’e göre «muvazaa davası» (daha doğrusu, yapılan işlemin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğu konusunda tesbit davası) açabilmelidir. Alacaklının, muvazaalı işlem hakkında «iptal davası» açamayıp, «muvazaa davası» açması gerektiğini savunmak, teorik esaslara uygun olmakla beraber, özellikle, muvazaa davalarında, «muvazaa iddiasının isbatı» konusunda alacaklılar çok güç durumda kalabilir. Gerçekten, «muvazaanın üçüncü kişilerce isbatında yazılı delile gerek yok ve bu konuda tanık dinletilebilirse»de[491] alacaklı, muvazaa iddiasını kanıtlayabilmek için tanık beyanından da yararlanmıyor olabilir. Halbuki, iptal davasında davacı - alacaklı, borçlunun muvazaalı işlemi hakkında tanık dinletmeden de -dava konusu işlemin, kanunun öngördüğü belirli kimseler arasında veya belirli süreler içinde yapılmış olduğunu (İİK. mad. 278, 279, 280) kanıtlamak suretiyle- kendi yararına, tasarrufun iptali konusunda, mahkemeden bir karar alabilir.

Davacı - alacaklı, «muvazaa»yı her türlü kanıtla isbat edebilecek durumda ise, «muvazaa davası» açabileceği gibi, «iptâl davası»da açabilir. Ancak, iptâl davası süreye bağlı olduğundan (İİK. mad. 284) eğer davacı - alacaklı, bu süreyi geçirmişse ya da iptâl davasına konu ettiği tasarruf, İİK. mad. 278, 279 ve 280’deki bir ve iki yıllık sürelerden daha önce yapılmışsa, davacı - alacaklının «muvazaa davası» açması gerekir. Çünkü, bu dava, zamanaşımına bağlı olmadığından, her zaman açılabilir.

Eğer davacı - alacaklı, açtığı «muvazaa davası»nı kazanırsa, mahkemeden alacağı ilâmı, icra dairesine sunarak, dava konusu taşınmazın -borçlunun borcundan dolayı- haczedilmesini isteyebilir. Ayrıca «iptâl davası» açmasına gerek yoktur.[492]

Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan anlaşıldığı gibi, davacı - alacaklının, borçlunun yaptığı muvazaalı tasarrufun iptâlini isteyebilmesine karşı çıkmamak gerekir. Aksi takdirde, «muvazaalı olan, dolayısı ile hükümsüz olan hiç bir hukukî sonuç doğurmamış olan bir işlemin iptâli istenemez» gerekçesiyle, alacaklıların bu dava hakkından yararlanamayacakları ileri sürülürse, borçluların uygulamada sık sık başvurdukları pek çok muvazaalı işlemlere göz yumulması gerekir. Örneğin; borçlu, alacaklılarının muhtemel icra takibinden etkilenmemek ve mallarının haczini önlemek için, bir yakınına muvazaalı olarak borç senedi verip, maaşına haciz koydurursa ya da bir taşınmazı üzerine muvazaalı borç ikrarında bulunup ipotek kurdurursa, gerçek alacaklıları bu tasarrufların «muvazaalı olduğunu» nasıl kanıtlayacaklardır? Eğer bu gibi durumlarda «alacaklılar, iptal davası açamasınlar, çünkü ortada geçerli bir tasarruf yoktur, muvazaa davası açsınlar» denilirse, muvazaanın isbatı konusundaki güçlük -hatta, imkansızlık- nedeniyle, borçluların kötüniyetli davranışı ödüllendirilmiş olur. Halbuki, bu gibi durumlarda borçlulara «iptal davası» açma olanağı da tanınırsa, alacaklılar hiç olmazsa, İİK. mad. 278-280’de öngörülen durumların varlığını -örneğin; borçlu ile işlemde bulunan kimsenin, borçlunun İİK. mad. 278/III-1’de öngörülen hısımı ya da evlatlığı olduğunu veya kurulan ipoteğin İİK. mad. 279/III-1’deki bir yıllık süre içinde kurulmuş olduğunu- kanıtlamak suretiyle, borçlunun muvazaalı olarak yaptığı tasarrufu iptal ettirerek, bu tasarruftan etkilenmeyebilirler...

Veya, belirtilen durumlarda «iptâl davası açılamaz yahut iptâl davası açılmasına gerek yoktur, çünkü muvazaalı tasarruflar hiçbir hüküm doğurmadığından, bu işleme konu mal ve alacaklar borçlunun malvarlığı dışına çıkmamış olduğundan alacaklı bunları haciz ettirip, sattırarak -gerekirse istihkak davası açarak- alacağına kavuşabilir» şeklinde düşünülürse; borçlu tarafından muvazaalı olarak başkasına devredilmiş (ya da üzerinde ipotek kurulmuş uzun süreli kira şerhi verilmiş) taşınmaz ya da sicile kayıtlı (kara, deniz ve hava taşıtları vb. gibi) taşınırlar hakkında alacaklının -yapılan devir ya da ipotek işlemini yok sayarak- «haciz» ve «satış» işlemini yürütmesi teknik olarak mümkün değildir. «Bu gibi durumlarda ‘İİK. mad. 94/II uyarınca alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğünce tasarruf konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine haciz konulabileceği’ konusundaki görüşün uygulamada benimseneceğini sormadığımız gibi İcra ve İflâs Kanunu hükümlerini öteden beri çok dar yorumlayan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin de bu görüşe sıcak bakacağını sanmıyoruz...

Alacaklıların «muvazaa nedeni»ne dayanarak İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davası açamamalarını istemek teorik esaslara uygun olmakla beraber bu görüş uygulamada özellikle taşınmazlara ve sicile kayıtlı taşınırlara ilişkin muvazaalı işlemlerden kaynaklanan tüm sorunları çözememektedir...

Sonuç olarak, borçlunun malvarlığını azaltmak (mal kaçırmak) amacıyla yaptığı muvazaalı işlemlerden zarar gören alacaklı dilerse özel hüküm niteliğindeki İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davası, dilerse genel hüküm niteliğindeki TBK. mad. 19’a göre muvazaa davası açabilir.[493] [494] İİK. mad. 277 vd.’da düzenlenmiş «iptâl davası», genel hükümlere (TBK. mad. 19) göre «muvazaa davası» açılmasını önlemez.[495] Ayrıca davacı-alacaklı bu konuda mahkemede terditli (kademeli) dava da açabilir (HMK. mad. 111 vd.). Yani; borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarruflardan zarar gören alacaklı, açtığı davada önce «işlemin muvazaalı olduğunun tesbiti ile buna göre hüküm kurulmasını» (yani; borçlunun yaptığı işlemin hükümsüzlüğünün, hiç yapılmamış olduğunun tesbitini), bu (muvazaa) iddiasının kabul edilmemesi halinde ise «İİK. mad. 277. vd. göre tasarrufun iptâline karar verilmesini» talep edebilir. Ya da önce «İİK. mad. 277 vd. göre tasarrufun iptâlini» bu kabul edilmediği taktirde «muvazaa nedeniyle hükümsüzlüğün tesbitine karar verilmesini» isteyebilir. Davacı birinci halde «ispat yükünün gereğini yerine getirmeme ihtimalini dikkate alarak, ikinci halde ise «iptâl sebeplerine ilişkin objektif koşulların gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle» terditli (kademeli) talepte bulunur.[496]

Hatta doktrinde[497] bu davaların birbirinden farklı olmaları nedeniyle, aynı anda ayrı ayrı açılarak görülebileceği, bu durumda «derdestlik itirazı»nda bulunulamayacağı ve birisinde verilen kararın diğeri için «kesin hüküm» teşkil etmeyeceği ancak, «muvazaa davası» sonuçlanıp karar kesinleştiğinde, «iptâl davası»nın konusuz kalacağı ileri sürülmüştür...

Yargıtay’ın «muvazaa nedenine dayalı iptâl davaları» konusundaki tutumu nedir?

Yerel mahkemeler tarafından İİK. 277 vd. dayanılarak açılan davalar sonucunda verdikleri kararlar, yakın zamana kadar temyizen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından incelenmekteyken (daha önce bu kararlar Yargıtay İİD. ve 12. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından inceleniyordu) 1.2.2007 tarihli Yargıtay Başkanlar Kurulu Kararı ile 29.1.2007 tarihinden itibaren Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından incelenmeye başlanmıştır.[498] Ayrıca, «muvazaa (TBK. mad. 19) nedenine dayalı iptâl» (veya «iptâl ve tescil) istemleri hakkında yerel mahkemeler tarafından verilmiş olan kararlar öteden beri -«haksız fiil»den kaynaklanmaları nedeniyle- temyizen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından incelenmekteyken; Yargıtay Başkanlar Kurulunun 21.01.2013 tarihli kararı[499] ile «tüm TBK. 19’dan kaynaklanan muvazaa davaları» Yargıtay 17. Hukuk Dairesince temyizen incelenmeye başlamıştır.

Bu Dairelerin (ve Dairelerin kararlarına karşı yerel mahkemelerce «direnme kararı» verilmesi üzerine, uyuşmazlığı çözümleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun) olaya bakış açısı farklı olmuştur.

Gerçekten;

A) Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;

√ « ‘Cironun muvazaaya dayalı olduğu’nun, iptâl davasına konu yapılabileceğini»[500]

√ «Borçlunun yaptığı temlik işleminin muvazaaya dayandığı ileri sürülerek iptâl davası açılabileceğini»[501]

√ «Muvazaalı borç ikrarlarının, iptâl davasına konu edilebileceğini»[502]

B) Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;

√ «Muvazaalı borç ikrarının (borçlanmanın) iptâl davasına konu olabileceğini»[503]

√ «Muvazaalı taşınmaz devir işlemi hakkında iptâl davası açılabileceğini»[504]

belirtilmişken;

C) Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarının bir kısmında «muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceğini» bir kısmında ise «iptâl davasının geçerli tasarrufları için sözkonusu olabileceğini, muvazaalı tasarruflar için iptâl davası açılamayacağını» aşağıda sunulduğu şekilde belirtmiştir.

aa) √ « ‘Muvazaalı’ borç ikrarı ve takip hakkında İİK’nun 277 vd. göre iptâl davası açılabileceğini»[505]

√ « ‘Borçlunun muvazaalı olarak diğer davalı üçüncü kişiye borçlandığı’ ileri sürülerek, bu borç senedinin iptâli istemiyle İİK. 277 vd. göre dava açılabileceğini»[506]

√ «Muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceğini»[507]

√ « ‘Borçlunun ‘muvazaalı olarak kardeşine borçlanıp, kendisi hakkında takip yaptırıp taşınmazlarını haciz ettirmesi’ işleminin iptâl davasına konu edilebileceğini»[508]

bb) √ «Tasarrufun iptâli davalarının kanun uyarınca geçerli tasarruflar için sözkonusu olabileceğini, başka bir deyişle muvazaalı olmayan, geçerli satışların tasarrufun iptâli davasının konusunu teşkil edebileceğini»[509]

√ «İİK. 277 vd. göre iptâl davası açma hakkının, genel hükümlere göre (BK. 18, şimdi; TBK. 19) muvazaa davası açılmasını engellemeyeceğini»[510]

belirtmiştir.

D) Bugün iptâl davası hakkında verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;

√ «Davacıların amacı kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri taşınmazlar üzerine muvazaalı icra takibi sonucu konulan hacizlerin kaldırılmasını sağlamak olduğundan, olaylara uygulanacak kanun hükmünü bulmak ve vakıaların hukuki sebebini tayin ederek kanunları kendiliğinden uygulamakla görevli olan hakimin somut olayı değerlendirirken, uygulanacak kanun hükmü olarak davacılar tarafından yapılan bir icra takibi bulunmaması nedeniyle -daha özel nitelikteki- İİK. mad. 277 vd.na göre değil, maddi olguya uygun BK. mad. 18’e (şimdi; TBK. mad. 19’a) göre inceleme yapması gerekeceğini»[511]

√ «Bedeli borçlu tarafından ödenerek alınan malın borçlunun isteği ile üçüncü kişi adına kayıt ve tescil ettirmesi işleminin ‘tasarruf işlemi’ olarak iptal davasına konu olabileceğini»[512]

√ «Alacaklı tarafından, icra takibi sonucunda alacağı karşılayarak malı bulunmayan borçlunun yaptığı araçların satışına ilişkin tasarruf hakkında, muvazaa nedeniyle tasarruf iptali davası açılabileceğini»[513]

√ «Borçlu hakkında açtığı tazminat (alacak) davası devam ederken, borçlunun kendisine ait taşınmazı, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla başka bir kişiye satması üzerine, alacaklı tarafından BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine dayanılarak -aciz belgesi ibraz edilmeden ve beş yıllık İİK.’nun 284. maddesindeki hak düşürücü süre geçmiş olsa bile- ‘tapu iptali ve tescil davası’ açılabileceğini»[514]

√ «Borçlu müteahhit hakkında yaptığı icra takibinde, borçluya ait mal bulamadığı için alacağını tahsil edememiş olan alacaklının, borçlu müteahhidin yaptığı inşaatta kendisine düşen ancak tapuda kendi adına kayıtlı bulunan dairelerin (dükkanların) üçüncü kişilere arsa sahipleri tarafından satılması tasarrufu hakkında İİK.’nun 277. vd. göre ‘tasarrufun iptali davası’ açılabileceği gibi, BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine dayalı olarak ‘muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası’ da açılabileceğini, alacaklının bu konuda bir ‘seçimlik hakka’ sahip olduğunu»[515]

√ «Alacaklı tarafından, icra takibi sonucunda alacağı karşılayacak malı bulunmayan borçlunun yaptığı araçlarının satışına ilişkin tasarruf hakkında, muvazaa nedeniyle tasarrufun iptali davası açılabileceğini»[516]

√ «Borçlu hakkında açtığı tazminat (alacak) davası devam ederken, borçlunun kendisine ait taşınmazı, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla başka bir kişiye satması üzerine, alacaklı tarafından BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine dayanılarak -aciz belgesi ibraz edilmeden ve beş yıllık İİK.’nun 284. maddesindeki hak düşürücü süre geçmiş olsa bile- ‘tapu iptali ve tescil davası’ açılabileceğini»[517]

√ « Davacı vekili borçlu davalının parasını ödeyerek satın aldığı aracı kendisi adına tescil ettirmesi gerekirken muvazaalı olarak diğer davalı şirket adına tescil ettirdiğini öne sürerek buna ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiş olduğundan mahkemece borçlu davalı şirketin tüm sicil kayıtları üzerinde inceleme yapılarak borçlu davalı şirketin durumunun tesbit edilmesi, şirket ortağı ve diğer yetkili müdürü ile borçlu arasındaki ilişkinin ne olduğunun saptanması, davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak dava konusu aracın satışı ile ilgili kayıt olup olmadığı, satışla ilgili olarak şirketten yapılan ödeme bulunup bulunmadığının belirlenmesi, borcun kaynağı olan sözleşmede sözü edilen satış sonucu alınan paranın şirket kayıtlarında yer alıp almadığının irdelenmesi gerekeceğini»[518]

√ « Davacının davasını özellikle BK.nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine dayalı olarak açtığını bildirmesi ve dava açma hakkını muvazaa yönünde tercih etmiş olması karşısında, mahkemece davanın BK.nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesindeki genel muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil istemi doğrultusunda değerlendirilmesi, tarafların iddia, savunma ve delillerinin bu yönde incelenip sonuçlandırılması gerekeceğini»[519]

√ « Muvazaalı borç ikrarının (ve icra takibinin) iptâli için dava açılabileceğini»[520]

√ «‘Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki icra takibinin kendi alacağının tahsilini önlemeye yönelik olduğu’ iddiası ile davacı-alacaklı tarafından açılmış olan ‘alacağın muvazaalı olduğunun tesbiti ve takibin iptaline karar verilmesi’ istemini içeren davanın ‘tasarrufun iptali’ (İİK. 277 vd.) değil ‘muvazaanın iptali’ (BK. 18, şimdi; TBK. 19) davası olduğunu; bu davada, davacı tarafından davalı-borçlu hakkında açılmış olan ‘tazminat davası’nın kesinleşmesi beklenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini»[521]

√ «Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlemin ‘muvazaa nedeniyle’ iptalinin istenebileceğini»[522]

√ «İptal davalarının ‘borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için ‘açıldığını’ muvazaa davalarının ise ‘borçlunun yaptığı tasarrufi işlemin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi’ amaçladığını, İİK. 277 vd.’da düzenlenmiş olan iptal davası açma hakkının, davacının genel hükümlere göre muvazaa nedenine dayalı dava açmasına engel teşkil etmediğini»[523]

√ «Mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak yapılan satışın iptalinin istenebileceğini, bu durumda İİK. 278, 279 ve 280. maddelerde öngörülen iptal sebeplerinin araştırılması gerekeceğini»[524]

√ «Muvazaaya dayalı olarak tasarrufun iptâli davası açılabileceğini, muvazaalı işlemin dışında kalan davacı-alacaklının, muvazaa iddiasını her türlü delille isbat edebileceğini»[525]

√ «Muvazaalı borç ikrarının (ve icra takibinin) iptâli için dava açabileceğini»[526]

√ «‘Tasarrufun iptâli davası’ ile ‘muvazaa (BK. 18, şimdi; TBK. 19) nedeniyle tapu iptâli ve tescil davası’nın terditli olarak açılabileceğini, muvazaa hukuki nedenine dayalı davalarda zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin söz konusu olmadığını»[527]

√ «Muvazaa nedenine dayalı iptâl davaları» ile «İİK. 277 vd. dayalı iptâl davaları» arasında sadece güttükleri «amaç» bakımından bir benzerlik bulunmadığı; İİK. 277 vd. dayalı iptâl davalarının «borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış olan bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için» açıldığı, buna karşın muvazaa davalarının ise «alacaklı ve borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi» amaçladığı, bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının icra takibine geçmesine ve aciz belgesi almasına gerek bulunmadığı sadece davacının, danışıklı (muvazaalı) işlemde bulunmuş olan kişide bir alacağının bulunmasının yeterli olduğu, İİK’nun 277 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan iptâl davası açma hakkının, davacının genel hükümlere (BK. 18, şimdi; TBK. 19) dayanarak «muvazaa davası»nı açmasına engel teşkil etmediği, davacının muvazaa iddiasını kanıtlaması durumunda, iddianın dava konusu taşınmazın aynına ilişkin olmayıp, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu gözetilerek, dava sonucunda İİK’nun 283/I. maddesinin benzetme yoluyla (kıyasen) uygulanarak «iptâl ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesi» yönünde hüküm kurulması gerekeceğini»[528]

√ «Davacı-alacaklının dilerse BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine göre, dilerse İİK’nun 277 vd. göre ‘muvazaa sebebiyle’ iptâl davası açabileceğini; HMK’nun 33. maddesine göre ‘bir davada ileri sürülen maddi olgu ve bulgulara göre yasa maddelerini bulmak ve davanın hukuki nitelendirmesi yapmanın hakimin doğrudan görevi olduğunu»[529]

belirtmiştir.

E) Yakın zamana -21.01.213 tarihi Yargıtay Başkanlar Kurulu kararına kadar[530] «muvazaa nedenine dayalı tasarrufun» davaları hakkında yerel mahkemelerce verilen kararları temyizen incelemiş olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu konudaki içtihatlarında;

√ «İİK. 277 vd. ve BK. 18’e (şimdi; TBK. 19’a) göre ‘muvazaa’ nedeniyle iptal davası açılabileceğini»[531]

√ «Danışıklı (muvazaalı) olan bir hukuki işlem ile üçüncü kişiye zarar verilmesinin, ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğu, üçüncü kişinin danışıklı (muvazaalı) işlem ile haklarının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için, onun danışıklı işlemde bulunanda bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı işlemin yapılmış olması gerektiğini»[532]

√ «BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine dayalı tasarrufun iptali davalarında, İİK’nun 277. maddesinde düzenlenen koşulların aranmayacağını»[533]

√ «Muvazaalı icra takibinin iptâli için iptâl davası açılabileceğini»[534]

√ «Davacı alacaklı tarafından ‘kendisine borçlu olan davalı ile diğer davalı üçüncü kişi arasındaki işlemin, danışıklı (muvazaalı) olduğu, kendisini alacağından yoksun bırakmak amacıyla yapılmış olduğu ileri sürülerek BK. 18’e (şimdi; TBK. 19’a) dayanılarak iptal davası açılabileceğini, muvazaanın, onlara karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğinde olduğunu, bu davanın dinlenebilmesi için, davacı-alacaklının ayrıca ‘aciz belgesi’ne dayanmak zorunda olmadığı, davadan muvazaanın varlığının anlaşılması halinde, İİK. 283/1’e göre ‘iptal ve tescil olmaksızın taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğine’ karar verilmesi gerekeceğini»[535]

√ «Muvazaanın ‘tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmaları’ olduğunu, muvazaa iddiasının her zaman ileri sürülebileceğini (bu durumda zamanaşımının ya da hak düşürücü sürenin söz konusu olmayacağını)»[536]

√ «Muvazaalı işlemler (haciz, satı
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #3 : 08 Ocak 2021, 23:47:55 »
√ «Muvazaalı işlemler (haciz, satış, ipotek vs.) hakkında iptâl davası açabileceğini»[537]

√ «Danışıklı (muvazaalı) işlem nedeniyle, hakları zarara uğratılan üçüncü kişilerin, bu danışıklı (muvazaalı) işlemin geçersizliğini ileri sürebileceklerini, çünkü danışıklı (muvazaalı) bir hukuki işlemin onlara karşı işlenmiş bir ‘haksız fiil’ niteliğinde olduğu, ‘desteklerini öldüren’ davalının (ya da ‘trafik kazasında yaralanmasına neden olan’ davalının veya ‘boşanma davasına bağlı olarak açılan maddi/veya manevi tazminat davalarında, boşandığı eşinin’) diğer davalıya-kendilerine tazminat ödememek için- yaptığı danışıklı (muvazaalı) satış işleminin iptâli istemiyle davacılar (alacaklılar) tarafından açılan iptâl davasında, davacıların açtıkları tazminat (ya da ceza) davasının sonucunun beklenilmeden, davacıların davalıdan ne kadar alacaklı olduğu belirlenmeden, iptâl davasının sonuçlandırılamayacağını»[538]

√ «İİK. 277 vd. göre ‘tasarrufun iptâli davası’ açılabilmesi için, davacının davalıdaki alacağından dolayı yaptığı icra takibinin kesinleşmiş olması ve bu takip (ler) sonucu alacaklının ‘aciz belgesi’ne dayanması gerekirse de, davacı-alacaklı tarafından açılmış veya açılacak alacak (tazminat) davasını sonuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli borçlu-davalı ile diğer davalı üçüncü kişi arasında yapılmış olan danışıklı (muvazaalı) mal kaçırmaya yönelik hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptâli için de -BK. 18’e (şimdi; TBK. 19’a) dayalı olarak- iptâl davası açılabileceğini, bu davanın dinlenebilmesi için, davacı-alacaklının ayrıca ‘aciz belgesi’ ibraz etmesine gerek bulunmadığını»[539]

√ «18 yaşını henüz doldurmuş birinin, satın alma tarihine çok yakın tarihlerde yapılmış olan kira sözleşmeleriyle gelir sağlayacağının ve bu gelirle 4.865.000.000 TL bedelle taşınmaz satın alacağının kabulünün hayatın olan akışına ters düşeceğinden, davacının, davalı borçlu hakkında, alacağının tahsili için yaptığı icra takibinden sonra, davalı borçlu ile diğer davalı kızı arasındaki satışın muvazaalı olduğu sonucuna varılarak açılan iptâl davasının kabulü doğrultusunda karar verilmesi gerekeceğini»[540]

belirtmiştir.

F) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun da bu konuda kesin bir tavır sergilemediğini -özellikle kararların gerekçe bölümünde- kimi kez «muvazaalı işlemler hakkında iptâl davası açılabileceği»[541] kimi kez ise «iptâl davasının geçerli tasarruflar için söz konusu olabileceğini, muvazaalı işlemlerin iptâl davasına konu olamayacağını»[542] ifade ederek, bu konuda çelişkili kararlar vermiştir...

Burada, muvazaa nedenine (TBK. 19) dayalı ‘iptâl’ (ya da «iptâl ve tescil») istekleri hakkında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin -kimi kez oyçokluğu kimi kez de oybirliği ile- oluşturduğu ve yıllardır hiç sapma göstermeden aynı doğrultuda devam eden içtihatlarının[543] isabetli olup olmadığına da değinmek istiyoruz. Yüksek mahkeme bu içtihatlarında «davacı alacaklının, herhangi bir aciz vesikası ibraz etmeden hatta alacağının kesinleşmesini beklemeden, borçlu hakkında açtığı teminat/alacak davası devam ederken ‘borçlunun üçüncü kişilerle muvazaalı işlemlerde bulunduğunu’ -örneğin; taşınır/taşınmaz mallarını başkalarına devrettiğini/sattığını/üzerinde ipotekler kurduğunu/kaydına uzun süreli kira sözleşmelerin iptâlini isteyebileceğini, bunda hukuki yararı bulunduğunu, çünkü borçlunun üçüncü kişilerle yaptığı bu tür muvazaalı işlemlerin ‘haksız eylem’ niteliğinde bulunduğunu, ancak bu tür davalarda davacının asıl amacı davalı-borçludaki alacağını tahsil etmek olduğundan, -davacı dilekçesinde ‘tapu (trafik) kaydının iptâli ile tekrar davalı borçlu adına tescilini’ istemiş dahi olsa- davacıyı haklı bulan mahkemenin -İİK. mad. 283 hükmünü kıyasen uygulayarak- tapu ya da trafik kaydının iptâline (ve tekrar borçlu adına tesciline) gerek kalmaksızın (dava konusu taşınmazların tesciline gerek kalmaksızın) ‘dava konusu taşınmazların/taşınırların haciz ve satışını isteyebilmesi’ yönünde hüküm kurulması gerekeceğini» oyçokluğu ile belirtirken, bu içtihatların «karşı oy» yazısında «İİK. 277 vd. göre iptâl davası açabilmek için ‘alacağının kesinleşmesi’ne ve ‘aciz vesikası’ olması gereken davacı alacaklının bunları yerine getirmeden, açtığı tazminat/alacak davasında ‘alacak veya tazminatın doğum tarihine yakın tarihlerde borçlunun üçüncü kişilerle muvazaalı işlemlerde bulunarak malvarlığını kaçırdığını’ ileri sürüp, bu işlemlerin iptâlini istemeyeceği, eğer buna olanak tanınırsa, İİK. 277 vd. maddelerinin uygulama alanı kalmayacağı, çünkü herkesin alacak/tazminat istemli davalarında -davanın sonuçlanmasını, alacağının kesinleşmesini beklemeden, borçlu hakkında aciz vesikası almadan- iptâl isteminde bulunarak amacına kolaylıkla ulaşabileceği, bu davaların hem «yasal dayanağı»nın bulunmadığı hem de bu aşamada davacının -henüz alacağı kesinleşmediği için- dava açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı, ayrıca davacının asıl alacak ve tazminat davasını kaybetmesi halinde, davalıların (borçlu ve üçüncü kişilerin) tasarruf haklarının kısıtlanmış olmasından doğacak zararlarının kimin tarafından karşılanacağının bir sorun olarak ortaya çıkacağı» ileri sürülmüştür...

Kanımızca, alacaklı -alacağı kesinleşmeden, borçlu hakkında aciz vesikası almadan- borçlu hakkında açtığı  t a z m i n a t  ya da  a l a-      c a k  d a v a s ı  devam ederken «borçlunun, üçüncü kişilerle muvazaalı işlemlerde (TBK. mad. 19) bulunarak, mallarını kaçırdığını» ileri sürerek açtığı davada haklı görülmesi halinde, mahkemece muvazaalı işlem iptâl edilip, dava konusu taşınmaz/sicile kayıtlı taşınır tekrar borçlu adına tescil edilmelidir. Burada, İİK. mad. 277’deki koşulları yerine getirerek dava açmamış olan davacıya -bu koşulların yerine getirilmesi halinde uygulanabilecek olan- İİK. mad. 283’e göre «dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde haciz ve satış isteyebilme yetkisi» verilmemelidir... Davacının amacının, «yaptığı/yapacağı icra takibi sonucunda alacağını tahsil etmek olanağına kavuşmak» olması, davacının istemi doğrultusunda TBK. mad. 19’e göre karar verilmesine engel teşkil etmemelidir.[544]

Bugün -«muvazaa nedenine dayalı» tasarrufun iptali davaları dahil- tüm «tasarrufun iptali davaları» sonucunda yerel mahkemelerce verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi de aynı görüşte olup, «borçlu hakkında açtığı  t a z m i n a t  (a l a c a k)    d a v a s ı  devam ederken, borçlunun kendisine ait taşınmazı (taşınmazları), alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla başka kişilere satması üzerine, alacaklı tarafından TBK.’nun 19. maddesine dayanarak –aciz belgesi ibraz etmeden ve beş yıllık İİK.’nun 284. maddesindeki hak düşürücü süre geçmiş bile olsa- ‘tapu iptali ve tescil davası’ açılabileceğini»[545]

d) «Nam-ı müstear» ile gizlenmiş işlemler hakkında iptâl davası açılabilir.[546]

Sözlük anlamı «bir kişinin, sanat, edebiyat, ticaret hayatında yahut faaliyette bulunduğu herhangi bir işte, kimliğini gizlemek için seçtiği ad»[547] olan -ve uygulamada «mehlâs» ya da «takma ad» da denilen- nam-ı müstear durumunda, borçlu çeşitli nedenlerle -özellikle, konumuz bakımından, alacaklılarından mal kaçırmak amacı ile- «kendi adını gizleyerek, yapmak istediği hukuki işlemi bir başkasına, kendi hesabına» yaptırır.[548]

Borçlunun adını gizleyerek, borçlu hesabına ancak kendi adına hareket ederek üçüncü kişilerle işlemde bulunan bu kişiye nam-ı müstear denilir.

Uygulamada, borçlunun gerçekte kendi adına satın almak üzere bedelini ödediğini bir taşınmazı veya aracı, alacaklılarından kaçırmak amacı ile yakınları adına tescil ettirmiş olması halinde, tasarruf (hukukî işlem) dışarıdan üçüncü kişiler arasında yapılmış görünmesine rağmen, gerçekte bedeli borçlunun malvarlığından çıkmış fakat karşılığı, borçlunun arkasına gizlendiği kişinin malvarlığına girmiştir.[549]

Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda bu kurumu düzenleyen açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, gerek doktrinde[550] ve gerekse -aşağıda belirteceğimiz gibi- Yargıtay içtihatlarında; -biraz sonra belirteceğimiz gibi- «nam-ı müstear iddialarının dinlenebilir» olduğu kabul edilmektedir.

Kanımızca tüm nam-ı müstear vasıtasıyla işlem yapılan durumlarda İİK. 277 vd. göre iptâl davası açılabilir.[551] [552]

Yüksek mahkeme -eski tarihli- bir kararında «borçlu kocanın, borcunu ödememek amacıyla kendisine ait (parasını ödeyerek/satın aldığı) aracı, trafikte karısı adına tescil ettirmesi olayının nam-ı müstear demek olduğunu, İİK. 277 vd. göre değil, BK. 18’e göre iptâli gerekeceğini»[553] vurgulamışken daha sonraki kararlarında;

√ «6183 s. AATUHK’nun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlı ücreti tutarının maktu olarak belirlenmesi gerektiğini; davalı borçlunun, dava konusu araçları parasını kendi vererek diğer oğlu adına satın almasına ilişkin tasarrufların, namı müstear şeklinde muvazaalı yapıldığı gerekçesi ile iptal edilebileceğini, borçlunun oğlunun tasarrufların yapıldığı sırada gerek sigortalılık başlangıcı gerekse işe başlama tarihi nazara alındığında, iptale tabi tasarrufların bedelini ödeyebilecek ekonomik güce sahip olduğunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, borçlunun mamelekinden çıkan para ile üçüncü kişinin malvarlığına giren artışların da tasarrufun iptaline konu olabileceğini, tanık beyanlarının tek başına iyiniyet ve ekonomik durumun ispatında yeterli olmadığını»[554]

√ «Namı müstear (inançlı işlem) ile gizlenmiş muvazaalı işlemler hakkında iptal davaları açılabileceğini»[555]

√ «Borçlunun, hakkında yapılan icra takibini sonuçsuz bırakmak için ‘parasını ödeyerek satın aldığı taşınmazı, kız kardeşi adına tescil ettirmesi’ işleminin iptâl davasına konu olabileceğini»[556]

√ «Bedeli borçlu tarafından ödenip tapu kaydı eşi adına oluşturulan taşınmaz hakkında açılan iptâl davasının kabulü gerekeceğini»[557]

√ «Borçlu tarafından parası ödenerek satın alınan ancak borçlunun isteği üzerine karısı adına tapuya tescil edilen taşınmaz hakkında iptâl davası açılabileceğini, çünkü kocanın bu işleminin gerçekte karısı yararına yapılmış ‘bağış’ niteliğini taşıyacağını»[558]

belirtmiştir.

e) Borçlandırıcı (iltizami) işlemler hakkında iptâl davası açılmasına gerek yoktur.[559] Çünkü, «borçlandırıcı işlemler sonucunda -ayrıca «tescil» ya da «teslim» gibi tasarrufi işlem yapılmadan- mal borçlunun malvarlığından çıkmamış olduğu için iptâl davası açılmasına gerek kalmadan, alacaklı o malı haczettirebilir ya da borçlunun iflâsı halinde o mal da iflâs masasına girer.

Nitekim, yüksek mahkeme, borçlunun yaptığı «satış vaadi» hakkında iptâl davası açılamayacağını,[560] eğer «satış vaadi tapuya şerh verilmişse, o zaman iptâl davasına konu olabileceğini»[561] belirtmiştir.

Aynı şekilde; «taşınmazın kiralanmasına ilişkin sözleşmelerin, ancak tapu siciline şerh verilmesi halinde tasarrufun iptali davasına konu olabileceğini»[562] ifade etmiştir.

f) Borçlunun haczedilmeyen (İİK. mad. 82) bir malını malvarlığından çıkarması, iptâl davasına konu olamaz. Çünkü, borçlunun bu işleminden alacaklıları zarar görmüş değildir. Bir malın haczinin mümkün olup olmadığına karar verme yetkisi icra mahkemesine ait olmakla beraber (İİK. mad. 82) iptâl davasında, «iptâli istenen tasarruf konusu mal ya da hakkın haczinin mümkün olup olmadığını», davaya bakan mahkeme karar verecektir.[563]

Ancak doktrinde ileri sürülen diğer bir görüşe göre[564] «ne lehine iptâle tâbi tasarruf yapılmış olan üçüncü kişi ve ne de borçlu ‘iptâle tâbi tasarruf konusu malın haciz edilemeyeceğini ileri süremez... Çünkü, üçüncü kişi, alacaklı ile borçlu arasındaki icra takibinde taraf değildir. Borçlu da; tasarruf konusu mal üçüncü kişinin mülkiyetine geçmiş olduğundan ve tasarrufun iptâline karar verilmesiyle borçlunun mülkiyetine geri dönmeyeceğinden, haczedilmezlik iddiasında bulunamaz... ‘Borçlu’ ya da ‘üçüncü kişi’ bu hususu şikayet yolu ile icra mahkemesine bildiremeyeceği gibi, iptâl davasında da mahkemede ileri süremezler...»

Yüksek mahkeme de bu konudaki içtihatlarında;

√ « ‘Mesken’ niteliğindeki taşınmaza ilişkin borçlunun tasarrufunun iptâline karar verilmesi halinde, taşınmazın mülkiyeti borçluya dönmeyeceğinden, borçlu tarafından bu taşınmaz hakkında ‘haczedilmezlik şikayeti’nde (‘meskeniyet iddiası’nda) bulunulamayacağını»[565] [566]

√ «Tasarrufun iptâli davasını kazanan alacaklının, bu ilamı icra dosyasına koyarak, üçüncü kişi adına kayıtlı bulunan taşınmaza -borçlusunun borcundan dolayı- haciz koydurması üzerine, taşınmaz maliki üçüncü kişi tarafından -icra takibine taraf olmadığı, takipte ‘borçlu’ sıfatını taşımadığı için- «haczedilmezlik şikayeti»nde bulunulamayacağını»[567] [568]

√ «İptal davasına bakan mahkemenin ‘dava konusu taşınmazın borçlunun meskeni olup olmadığını’ araştıramayacağını, borçlunun dava konusu taşınmazı -diğer davalı- üçüncü kişiye satmakla meskeniyet iddiasından vazgeçmiş sayılacağını»[569]

belirtmiştir.

g) Borçlunun kişilik haklarından olan ve aile hukukuna giren; boşanma, evlat edinme, nesebin tanınması gibi eylem ve işlemleri iptâl davasına konu olamaz.[570]

h) Alacaklılarına zarar vermek amacı ile borçlunun kasden yaptığı ihmali işlemler de, iptâl davasına konu olabilir. Örneğin; borçlunun kasden ödeme emrine itiraz etmemesi[571] [572] veya alacak davasında kasden zamanaşımı def’inde bulunmamış olması da iptâl davasının konusunu teşkil edebilir. Bu durumda, alacaklılar açtıkları iptâl davasında, borçlunun alacaklarına zarar vermek kasdıyla hareket ettiğini isbat ederek, «ödeme emrine itirazda bulunulmuş veya zamanaşımı def’inde bulunulmuş gibi, haklarının saklı kalmasını» talep edebilirler. Bu istem üzerine, borçlunun ihmali işlemlerinin iptâline karar veren mahkeme, «davacıların itiraz hakkını veya zamanaşımını kullanmalarına» karar verebilir.[573]

ı) Borçlu tarafından «gerçek bir alacak-borç ilişkisine dayanmayan» alacağın temliki işlemleri hakkında iptal davası açılabilir.

Yüksek mahkeme bu konuyla ilgili olarak;

√ «Davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında yapılan alacağın temliki işleminin muvazaalı ve kötüniyetle yapıldığı gerekçesiyle iptaline karar verilebileceğini»[574]

√ «Davalı üçüncü kişinin alacağının, davacının alacağından önce doğması ve temlik işleminin muvazaalı olmadığı sonucuna varılması halinde, üçüncü kişi ile borçlu arasında gerçekleşen alacağın temlikine yönelik açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceğini»[575]

√ «Dava konusu temlik tasarrufunun gerçek bir borç ödemesine ilişkin olup olmadığının tespiti bakımından davalı borçlu ile dava dışı ... Yetiştirme Yurdu arasındaki yapılan 16.2.2009 tarihli ihale evraklarının tümü (sözleşme, hak ediş raporları, ödeme belgeleri, söz konusu ihale işinin alt taşeron tarafından yapılıp yapılamayacağı gibi hususlar) ilgili idareden istenerek, davalı borçlu O. davalı S. ve davalı S.’nin müdürlüğünü yaptığını belirttiği dava dışı şirketin (Ticari sicil kayıtları istenerek davalı S.’nin adı geçen şirketle bağı belirlendikten sonra) ticari defterleri üzerinde mali müşavir veya hesap uzmanı bilirkişiye inceleme yaptırılıp rapor alınması gerekeceğini»[576]

√ «Borçlu tarafından kendisinden gerçekten alacaklı olan üçüncü kişiye yapılan (muvazaalı olmayan) temlik işleminin iptaline karar verilemeyeceğini»[577]

√ «Gerçek bir alacak için yapılmış olan ‘temlikin iptaline’ karar verilemeyeceğinden, mahkemece davalılar (borçlu ile üçüncü kişi) arasında yapılmış olan temlikin dayandığı bir alacak ilişkisinin bulunup bulunmadığı, gerekirse tarafların defterleri üzerinde inceleme yapılarak araştırılması yani temlik işleminin muvazaalı ya da alacaklılara zarar verme kasdıyla yapılıp yapılmadığının, taraflar arasında temliki gerektirecek bir ticari ilişkinin var olup olmadığının araştırılması gerekeceğini– Temlikin ‘mutad dışı ödeme’ olarak kabul edilemeyeceğini»[578]

√ «Alacağın temliki işlemi hakkında ‘temlikin gerçek bir alacak-borç ilişkisine dayanmadığı’ iddiasıyla-iptal davası açılabileceğini»[579]

belirtmiştir.

i) İptal davası, borçlunun alacaklılarına zarar vermek kasdı ile yaptığı hukuki işlemlere yönelik olduğundan, borçlunun aleyhine açılan bir davada, karşı tarafla anlaşarak davayı kaybetmiş olması halinde, alacaklıları, alınan mahkeme kararının «hile» nedeniyle iptâlini sağlamak için İcra ve İflâs Kanununa göre bir iptal davası açamazlar.[580] Alacaklılar ancak, karara karşı «yargılamanın iadesi» yoluna (HMK. mad. 376) başvurabilirler.[581]

j) «Cebri icra yolu ile yapılan satışlar» hakkında da -kural olarak- iptâl davası açılamaz.[582] Çünkü, ortada, borçlunun serbest iradesi ile yaptığı bir tasarruf yoktur. Halbuki; ancak borçlunun -mal kaçırmak amacı ile- üçüncü kişilerle yaptığı tasarruflar iptâl davasına (İİK. mad. 277 vd.) konu olabilir. Yani, «cebri icra yolu ile yapılan satışlar, borçlu tarafından yapılmış bir tasarruf» niteliğinde değildir...

Ancak, borçlu -alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla- anlaştığı üçüncü bir kişiyle muvazaalı olarak borç ilişkisi yaratarak, aleyhine takip yapılmasını sağlayarak malvarlığına dahil malların ihale ile satılmasını gerçekleştirmişse, bu tür ihaleler hakkında iptâl davası açılabilir...

Yüksek mahkeme, bu konuya ilişkin olarak;

√ «Kural olarak ‘cebri icra yoluyla yapılmış olan satışlar (ihaleler) hakkında’ iptâl davası açılamayacağını, ancak «alacaklısından mal kaçırmak amacına yönelik bir (muvazaalı) alacak- borç ilişkisi yaratılarak, takip yapılmak suretiyle gerçekleştirilen ihaleler hakkında iptâl davası açılabileceğini»[583]

√ «İcra dairesince, tapu sicilindeki on yıllık kira şerhiyle birlikte satılan ipotekli taşınmaz hakkında, iptâl davası açılamayacağını»[584]

belirtmiştir.

k) Borçlunun taraf olmadığı (yani borçlu tarafından yapılmamış olan) işlemler, iptâl davasına konu olamaz.[585] Örneğin; borçlunun karısının «borçlunun yetiştirdiği tütünlerin kendisine ait olduğu» konusunda Tekel Müdürlüğüne verdiği beyanname hakkında iptâl davası açılamaz.[586]

Borçlunun vekaleten yapmış olduğu tasarruflar da, iptâl davasına konu olamaz.[587]

Ekonomik değeri bulunmayan işlemler -örneğin; ...... Büyükşehir Belediyesince tahsis edilen işletme hakkının devrine ilişkin işlem- hakkında iptâl davası açılamaz.[588] Yüksek mahkeme bir olayda «Borçlu tarafından yapılan, işletme ruhsatı kendisine ait olan özel halk otobüsü hattının başka bir kişiye devrine ilişkin işlem hakkında tasarrufun iptali davası açılamayacağını»[589] belirtmiştir.

Tasarrufun iptâli davası açılabilmesi için, iptâle konu olabilecek somut bir tasarruf bulunması gerekir.[590] Belli bir tasarruf bildirilmeden, muhtemelen alacak ve borç ilişkisinin iptâli için iptâl davası açılamaz.[591]

Kadastro tesbit tutanakları, borçlunun iradesi dışında, 3402 sayılı Kadastro Kanununda belirtilen usul ve şekillere göre düzenlendiğinden, kadastro tutanağı ve içeriği hakkında -borçlunun, kadastro çalışmaları sırasında, kendisine ait tapusuz taşınmazları bildirdiği kişi (eşi) adına tesbit ve tescil ettirmesi işlemi hakkında- iptâl davası açılamaz.[592]

 

 

III- Açılmış olan tasarrufun iptali davası bazen konusuz kalır. Yüksek mahkeme;

√ «Davanın dayanağı olan alacağın ödenmiş olması halinde davanın konusuz kalmış olacağını»[593]

√ «Alacaklı tarafından ‘borçluya ait olduğu yargı kararıyla belirlenen’ mallar üzerinde haciz/muhafaza işlemi yapılmış olması halinde, alacaklının satış isteme imkanı doğmuş olacağından, iptal davasının konusuz kalmış olacağını»[594]

√ «Dava konusu taşınmazın, ipotek borcu nedeniyle alacağına mahsuben -dava dışı- ipotekli alacaklıya ihale edilmiş olması halinde, davanın o taşınmaz yönünden konusuz kalmış olacağını»[595]

√ «Tasarrufun iptali davaları icra takibine bağlı davalar olduğundan, alacağın herhangi bir şekilde ödenmemesi veya alacaktan vazgeçilmesi halinde, davanın konusuz kalmış olacağını»[596]

lV- Bir tasarrufun İİK. mad. 277 vd. göre iptâl davasına konu olabilmesi için, «davacı-alacaklının alacağının doğumundan sonra yapılmış olması» gerekir mi? Doktrinde tartışmalı olan bu konuda ileri sürülen -ve çoğunlukla savunulan (egemen olan)- görüşe göre[597] «bir tasarrufun iptâl edilebilmesi için, davacı-alacaklının alacağının, dava konusu yapılan bu tasarruftan önce doğmuş olması gerekir. Borçlunun tasarrufta bulunurken, o tarihte (tasarruf tarihinde) mevcut olmayan bir alacaklısına zarar vermesi mümkün değildir. Alacaklı, borçlu ile işlemde bulunurken -örneğin; ona borç verirken ya da ona bir taşınır ya da taşınmazını satarken işlem (tasarruf) tarihindeki durumunu dikkate alır. Borçlunun mâli durumu hakkında alacaklının gerekli araştırmayı yaparak, ona göre, borçlu ile işlemde bulunması gerekir. Tedbirli bir kişi gibi gerekli araştırmayı yapmayan kimse bunun sonucuna katlanır... Başka bir deyişle, alacaklı, borçlunun tasarruf (işlem) tarihindeki mal varlığına güvenerek onunla işlem yaptığından, işlem tarihinden (borcun doğum tarihinden) önceki tasarruflar iptâl davasına konu olamaz... Ayrıca; İİK. 277 vd. maddelerinin Millet Meclisi Adalet encümeninde müzakeresi sırasına, ‘alacaklıların, muamelede bulunduğu sırada, borçlunun mâli durumunu bilmeleri gerekeceği’ belirtilerek, ‘borçlu veya müflisin, borçlu olmadığı bir zamandaki tasarrufunu muteber saymanın doğru olmayacağı’ belirtilmiştir...»

Diğer bir görüşe göre[598] ise «iptâl davasının açılabilmesi için, alacaklının alacağını iptâle tâbi tasarruftan önce veya sonra doğmuş olması önemli değildir. Başka bir ifade ile, alacaklının alacağı, iptâli istenen tasarruftan sonra doğsa bile alacaklı, kendi alacağının doğumundan önce yapılmış olan tasarrufun iptâlini isteyebilir...»[599]

Yüksek mahkeme bu konudaki içtihatlarında birinci görüşe katılmıştır.[600]

6183 sayılı Kanuna göre amme (kamu) alacaklarının tahsili yönünden açılacak iptâl davalarında «borcun doğum tarihine bakılmaksızın, borçlunun tasarruflarının -6183 sayılı Kanunun 24-31. maddeleri çerçevesinde- iptâline karar verilebileceği» doktrinde[601] ileri sürülmüşse de, yüksek mahkeme[602] bu görüşe katılmamış ve «6183 sayılı Kanuna dayanılarak açılan tasarrufun iptâli davalarında iptâl kararı verilebilmesi için, davacı idarenin kamu alacağının dava konusu tasarruftan önce doğmuş olması gerekeceğini» belirtmiştir...

V- «İptal davası»nın niteliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için, bu davanın «istihkak davası»ndan farklı olay yönünün de açıklanması yararlı olur. Bilindiği gibi, haczedilen malın üçüncü kişinin bulunması ve üçüncü kişinin de o mal üzerinde «istihkak iddiasında» bulunması halinde, alacaklının -icra mahkemesinde- o kimse aleyhine «istihkak davası» açması gerekir. (İİK. mad. 99)[603] Davacı - alacaklı, açtığı bu davada, «dava konusu malın üçüncü kişiye değil, borçluya ait olduğunu» ileri sürer ve bunu kanıtlamaya çalışır.

Halbuki, «iptâl davası»nda, davacı - alacaklı, «davalılardan üçüncü kişinin, dava konusu malın maliki olduğunu» önceden kabul etmiş ve bunu bile bile bu davayı açmıştır. Davacı-alacaklı, iptâl davasında, «davalılardan borçlunun, diğer davalı üçüncü kişiye, dava konusu malı devrettiğini ve üçüncü kişinin ‘malik’ olduğunu (ya da ‘rehin hakkı sahibi’ olduğunu) ancak, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlemin İİK. mad. 278, 280’de öngörülen varsayımlardan dolayı kendisi hakkında geçersiz olduğunu ve bu devre (tasarruf işlemine) rağmen, kendisine o mal üzerinde cebri icra hakkı, tanınmasını» -yani, o malı haczettirip sattırma ve satış parasından alacağını alma hakkı tanınmasını- ister.

Eğer davacı - alacaklı, dava konusu malın mülkiyetinin üçüncü kişiye geçip geçmediği konusunda kesin bilgi sahibi olmadığı için, bu malın «borçluya ait olduğu» kanısıyla istihkak davası açar ve davalı-üçüncü kişi de, «o malın kendisine ait olduğunu (devredildiğini)» ileri sürerse, davacı - alacaklı, «borçlu ile üçüncü kişi arasındaki devir işleminin iptâlini» isteyebilir.

VI- İptal davasına konu olabilecek ve neticede iptâl edilebilecek tasarruflar, İcra ve İflâs Kanununda, üç grup halinde; 278, 279 ve 280 inci maddelerde öngörülmüştür. İİK. mad. 278, 279 ve 280’de iptâl edilebilecek (iptâle tâbi) tasarrufların neler olduğu, teker teker sayılarak (tahdidi olarak) belirtilmiş değildir. Yasanın bu maddelerinde, bazı iptâle tâbi tasarruflar sayılmış ise de, bu sayma sınırlayıcı (tahdidi) değildir. Hangi tasarrufun iptâle tâbi bulunduğunu, olayın koşullarına göre -maddedeki genel tanımlamalar çerçevesinde- hakim takdir edecektir (İİK. mad. 281/I).[604]

İcra ve İflâs Kanununda öngörülen «iptâl edilebilecek» (iptâle tâbi) tasarruflar ileride İİK. mad. 278, 279 ve 280’de ayrıntılı olarak açıklanmıştır...

VII- Buraya kadar «İcra ve İflâs Kanununa göre açılacak olan iptâl davalarına konu olabilecek tasarruflar» hakkında yaptığımız açıklamalar, kural olarak, 6183 sayılı Kanun -mad. 24-31- uyarınca açılacak olan iptal davaları bakımından da aynen geçerlidir.

Başka bir deyişle, 6183 sayılı Kanun uyarınca açılacak iptâl davaları ile İİK. mad. 277 vd. göre açılacak iptâl davaları aynı «hukuki nitelikte»dir.[605] Bu davalar sonucunda, davanın kabulü halinde mahkemece «iptâl ve tescil» kararı değil, «dava konusu taşınır/taşınmaz üzerinde davacı alacaklıya haciz ve satış isteme yetkisinin tanınması...» yönünde hüküm kurulur.

Bu kanunda da, iptâl konusu olabilecek tasarruflar İcra ve İflâs Yasasına paralel şekilde üç grup halinde -a) «İvazsız tasarruflar» (mad. 27, 28) (İİK. mad. 278), b) «Aciz halinde iken (ödeme güçsüzlüğü içinde iken yapılan tasarruflar» (mad. 29) (İİK. mad. 279), c) «Kamu alacağını ödememek amacı ile yapılan tasarruflar» (mad. 30) (İİK. mad. 280) şeklinde- düzenlenmiştir.

Yüksek mahkeme, «6183 sayılı Kanuna göre açılabilecek iptâl davalarının konusu»na ilişkin olarak;

√ «Borçlunun, diğer davalı üçüncü kişinin açtığı tapu iptali ve tescil davasını kabul ederek, dava konusu taşınmazı davalı üçüncü kişi adına tescil edilmesini sağlayan tasarrufun iptali davasına konu olabileceğini»[606]

√ «Borçlu tarafından yapılmamış olan tasarruflar hakkında iptal davası açılamayacağını»[607]

√ «Devredilen şirket hisseleri hakkında «tasarrufun iptali davası» açılabileceğini»[608]

√ «6183 sayılı Kanun’un 24 vd. maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için ‘kamu veya kurum alacağının iptal konusu tasarruftan önce doğmuş bulunması’ ve ‘kurum/kamu alacağını tahsili için yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması gerekeceğini»[609]

√ «Kamu alacağının tahsili için, 6183 s. Kanuna göre muvazaalı işlemlerin iptâlini sağlamak için dava açılabileceğini»[610]

√ «İptâl davasına konu olabilecek tasarrufların 6183 s. Kanun’da üç grup halinde’ düzenlenmiş olduğunu»[611]

√ «Cebri icra yoluyla, icra dairesince yapılan ihalelerin iptâli için -6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı- iptâl davası açılamayacağını»[612]

√ «Gerek uygulamada gerek doktrinde kira akitlerinin tasarrufun iptâli davasına konu edilebileceği kabul edildiğinden, 6183 sayılı Kanun uyarınca da kamu alacağını engeller nitelikteki borçlu tarafından yapılmış olan kira sözleşmesinin iptâli için de iptâl davası açılabileceğini»[613]

belirtmiştir.

(8) Bknz: İleride, dipn. 14

(9) a) Hacizdeki iptal davalarında yani haciz yolu ile takiplerde, davacının alacağının (aciz belgesinde yazılı olan alacağının) miktarı ile, iptâl konusu tasarrufun (tasarrufa konu taşınırın/taşınmazın) değerinden hangisi az ise, ona göre[614] harç hesaplanır.

Fon -4389 s. Bankalar Kanunu’nun 15/3 maddesi uyarınca- yargı harçları dahil her türlü harçtan muaf olduğundan, tasarrufun iptali davası sonucunda mahkemece, Fon yargı harçlarından sorumlu tutulamaz.[615]

Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmesi halinde, mahkemece -«konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına» şeklinde karar verilirken- «maktu» karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekir.[616]

Tasarrufun iptâli davalarında, bir davalı ancak iptâline karar verilen tasarruftaki (ya da tasarruflardaki) müddeabihin toplam değeri üzerinden, oranlama yapılarak «harç» ve «vekalet ücreti» yönünden bu oranla sorumlu tutulabilir fakat kendisinin taraf olmadığı tasarruflardaki müddeabihlerin toplam değerleri üzerinden «harç» ve «vekalet ücreti»nden diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulamaz.[617]

Yüksek mahkeme; «Üçüncü kişinin İİK. mad. 96 vd. maddeleri uyarınca açtığı ‘istihkak’ ve davalı alacaklının İİK. mad. 97/17. maddesi uyarınca karşı dava olarak açtığı «tasarrufun iptali» davası niteliğindeki davada, takip borçlusunun iflasına karar verilmiş ve buna ilişkin hüküm de kesinleşmiş olduğundan, dava konusu haczin İİK. mad. 193/2 gereğince düşeceği, hükümden sonra ortaya çıkan bu yeni durum karşısında konusuz kalan istihkak davasında karar verilmesine yer olmadığı, maktu karar ve ilam harcı ile yargılama giderleri ve nispi vekâlet ücretinin davanın açılmasına neden olan tarafa yükletilmesine karar verilebilmesi için hükmün bozulması gerektiğini»[618] belirtmiştir.

b) İflastaki iptal davalarında yani iflas yolu ile takiplerden iptal konusu tasarrufun -tasarruf tarihindeki- tamamının değeri üzerinden nisbi oranda harç alınır. Yani; dava açılırken bu değer üzerinden nisbi oranda  p e ş i n  h a r ç  alındığı gibi, «davanın kabulüne» karar verilmesi halinde aynı değer üzerinden  n i s b i  oranda k a r a r  ve           i l a m  h a r c ı  alınır.[619]

II- «İptâl davalarından alınacak harç» konusunda, yukarıda yapılan açıklamalar; 6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı, kamu idarelerince açılacak olan iptâl davalarında da aynen geçerlidir.

Yani; «6183 sayılı kanun uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarında takip konusu alacağın miktarı ile iptali istenen tasarrufun, tasarruf tarihindeki değerinden hangisi az ise onun üzerinden nisbi karar ve ilam harcı» alınır.[620]

(10) İptâl davasının dinlenebilmesi için ayrıca, “davacı-alacaklının alacağının, dava (iptâl) konusu tasarruftan önce doğmuş olması” gerekli midir? Başka bir deyişle, davacı-alacaklı, “kendi alacağının doğum tarihinden önce yapılan tasarrufların iptâlini” isteyemez mi? Bu konunun doktrinde tartışmalı olduğunu görüyoruz. Gerçekten bir görüşe göre;[621] “alacaklının alacağının doğum tarihi, iptâle konu tasarruftan sonra olsa bile, alacaklının iptâl davası açma hakkı vardır.” Buna karşın diğer bir görüşe göre[622] ise, “yasa, borçlanan bir kişinin malvarlığının, borçlandığı tarih itibariyle alacaklıya karşı borcu miktarınca muhafazasını ve alacağın güvencesini sağlamak üzere hüküm düzenlemiştir. Kanun maddelerinin Millet Meclisi Adalet Encümenindeki müzakereleri sırasında, borçlunun, hiç borçlu olmadığı zamanda yaptığı tasarrufların iptâlinin doğru olmayacağı belirtilmiştir... Tasarrufun yapıldığı tarihte bir alacaklı mevcut olmalıdır ki, yasanın koruyucu hükümlerinden istifade etsin. Nitekim alacaklının, borçlu ile borçlandırıcı işleme girerken, onun malvarlığını ve edim gücünü incelediğini ve durumunu bilerek onunla hukuki ilişkide bulunduğunu kabul etmek gerekir. Borçlunun ekonomik gücünü yeterince incelemeden borçlandırma işleminden önceki zamanda yapılan tasarruftan kendisi için bir yarar sağlayamaz. Bu suretle, kural olarak, tasarrufun yapıldığı tarihte alacaklı durumunda olan kişi, iptâl davası açabilir, diğer bir ifade ile tasarrufun yapıldığı tarihte üçüncü kişi ile hukuki ilişkide bulunan kişi, borçlu durumda olmalıdır ki, yukarıda sözü edilen tasarruflarının iptâli mümkün olabilsin...”

Kanımızca birinci görüş daha isabetlidir.[623] Çünkü, Kanunda (yani; İİK. mad. 278, 279 ve 280’de) açıkça böyle bir koşul öngörülmediği halde, bu maddelerin uygulanmasında bu koşulu aramak, borçlunun bilinçli olarak önceden mal kaçırmak amacı ile yaptığı tasarrufları iptâl kapsamı dışında bırakır. Borçlu önce yaptığı tasarruflarla malvarlığını kısmen ya da tamamen elden çıkarır, ondan sonra bu durumunu bilmeyen -ve bilmesi de mümkün olmayan- kişilere borçlanır. Bugün, bir kişi ile hukuki ilişkide bulunacak olan kimsenin, onun malvarlığı hakkında önceden bilgi sahibi olması, ülkemizde hemen hemen olanaksızdır. Böyle bir soruya, hangi banka ya da özel-resmi kuruluş olumlu yanıt verir? Tapu sicil müdürlüklerinde -hatta pek çok icra dairesinde- isme (soyadına) göre tutulmuş bir fihrist dahi yoktur...

Bu nedenlerle, iptal davalarında, “davacı-alacaklının alacağının, iptâl konusu tasarruftan önce ya da sonra doğmuş olması”nın önem taşımaması gerekir...

Katıldığımız bu görüş “iptâl davalarının amacına” ve “kaynak İsviçre Kanununun düzenlenmesine” daha uygun düşmektedir. Bizim İcra ve İflas Kanunumuzun 278. maddesinin birinci fıkrası, İsviçre İcra ve İflas Kanununun 286. maddesinin birinci fıkrası’ndan hatalı tercüme edilmiş olması nedeniyle,[624] şeklen iki kanun arasında bir fark meydana gelmiştir. Bu nedenle, İcra ve İflas Kanunumuzun 278/I hükmünü, İsviçre İİK’nun 286/I hükmü gibi yorumlayıp uygulamak, iptâl davalarının kabul ediliş nedenine ve amacına daha uygun olacaktır. Sadece kanun maddelerinin yasama organındaki görüşülmesi sırasında ileri sürülen görüşler, daha sonra, zaman içerisinde kanun maddelerinin yorumunda “bağlayıcı” olamaz. Kuşkusuz, kanunun hazırlık çalışmalarında (gerekçe, tasarıların gelişimi, komisyon ve meclis görüşmeleri) kanunun ruhunun tesbitinde yardımcı olabilir (Tarihi yorum)...

Bir hüküm yorumlanırken, bu hükmün kanuna konulmasındaki amacın (ratio legis’in) araştırılması gerekir (gai yorum=amaçsal yorum).

Doktrinde[625] bu konuyla ilgili olarak; “amaçsal yorum, yasanın günün koşullarına ve adalete uygun bir uygulamaya kavuşturulması için yapılır. Bu yorum yönteminde kuralı koyanın güttüğü değil (sübjektif), bizzat kuralın sahip olduğu (objektif) amaç araştırılır. Her yazılı metin gibi yasalar da zaman içinde bunu hazırlayıp yürürlüğe sokan mükelleflerinden ayrı-bağımsız (otonom) bir karakter kazanırlar. İnsanlar ömürlerini tamamladıklarında tarih sahnesinden çekilir, buna karşılık insanların yarattığı eser ve kurumlar işlevlerini yerine getirdikleri sürece baki kalır. Yasa konulurken geçerli olan toplumsal, politik ve ekonomik koşullar zaman içinde muhakkak değişeceği için, yasa yorumlanırken sadece yasa koyucunun güttüğü amaç ve hedefler esas alınmamalıdır... Yorum faaliyeti ile hukuk kuralı anlamlandırılır; kullanılan dil ve ifade nedeniyle kuralın açık olmayan anlamı açıklığa kavuşturulur; norm için düşünülebilen birden fazla anlamdan en uygun olanı ortaya konulur...” denilmiştir.

Bir hükme verilmesi mümkün olan anlamların içinde, “zamanın koşulları ve gereksinimlerine en uygun olanı” tercih edilmelidir. Yorumla anlamı saptanan hükmün uygulanması, dürüstlük kuralına aykırı sonuçlar doğurmamalıdır. Başka bir deyişle; yorumla anlamı tesbit edilen hükmün uygulanması, dürüstlük kuralı (MK. mad. 2) ile bağdaşmadığı, böyle bir hükmün uygulanmasını istemenin “hakkın kötüye kullanılması” sayıldığı hallerde, hakimin söz konusu hükmü uygulamamasını gerekir.[626] [627]

“Kanunun yapıldığı andaki kanun koyucunun iradesinin araştırılması”na yönelik tarihi yorum yerine bugün -İsviçre’de olduğu gibi- hukukumuzda da benimsenmiş olan objektif yorum yönetiminde amaç “kanun koyucunun kanunu yaptığı andaki iradesinin ne olduğu değildir. Gerçi kanun, yapıldığı andaki kanun koyucunun bir eseri ve o andaki iradesinin bir ürünüdür. Bu yüzden de kanun koyucu kanunu yaparken o zamanki şartları ve toplumdaki ihtiyaçları gözönünde tutmuştur. Ne var ki, kanun, yapılmasından ve yürürlüğe konulmasından sonra kanun koyucunun iradesine bağlı olmaktan çıkmıştır; bağımsız bir varlık haline dönüşmüştür. Bu yönteme göre, bunun sonucu olarak, önemli olan kanun koyucunun başta ne istemiş olduğu değil; fakat hukukun genel kavramlarına göre tekniğin gelişimi ve şimdiki şartlar göz önünde tutularak ondan çıkarılabilecek anlamdır. Bu özelliği ile objektif yorum yöntemi, kanunu, yeni ihtiyaçların ve düşüncelerin etkisi altında kapsamı değişen adeta bir zarf gibi telakki etmektedir. O halde, yorum yapılırken, kanunun uygulanması anındaki toplum ihtiyaçlarına ve düzenlenmek isteten yarar veya çıkar uyuşmazlıklarına en uygun gelecek bir biçimde kanun yorumlanmalıdır. Öyle ki kanun, hukuk düzeninin bütünü içinde, olabildiğince uyumlu bir biçimde yer alabilmelidir. Bunun için, zamanla değişen ihtiyaçlar nedeniyle toplumdaki adalet duygusunu sarsacak sonuçlar doğurma tehlikesine meydan verecek olan kanun yapıldığı andaki kanun koyucunun iradesini ve amacını aramak yerine; yorum anında toplumun içinde bulunduğu şartları ve ihtiyaçları karşılayan kanun koyucunun bugünkü iradesinin ve amacının ne olduğunu saptamak gerekir.

Objektif yorum yönteminde kanunun hazırlık çalışmalarına verilen değer, tarihi yorum yönteminde olduğundan daha değişiktir. Gerçekten objektif yorum yöntemine göre yapılacak yorumda, hazırlık malzemeleri, kanunun anlamının saptanmasında değil; fakat kanunun yapıldığı anda gözönünde tutulan ve birbiriyle çelişen yarar veya çıkar uyuşmazlıklarının saptanmasında yol göstericidir...”

İptâl davalarına ilişkin kararları temyizen incelediği dönemde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi[628] birinci görüşe yollamada bulunarak, “iptâl davası açılabilmesi için, alacağın iptâle tâbi tasarruftan önce “”veya sonra doğmuş olmasının önemli olmadığını” -mutlak olarak- belirtmişken, iptâl kararlarını temyizen inceleyen Yargıtay 15. Hukuk Dairesi[629] (ile Yargıtay Genel Kurulu[630]) öteden beri ve bugün bu kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi[631] “iptâl davası açılabilmesi için, davacı-alacaklının alacağının, iptâle konu tasarruftan önce doğmuş olması gerektiğini” ısrarla belirtmektedir...

Borç, taraflar (davacı-alacaklı ile davalı-borçlu) arasında, bir taşınır/taşınmaz satışından, kredi sözleşmesinden, faturadan, senetten vs. doğmuşsa, borcun doğum tarihi sırasıyla; satışın yapıldığı, faturanın düzenlendiği,[632] kredi sözleşmesinin düzenlendiği,[633] senedin düzenlendiği[634] tarih sayılır. Ancak, son durumda yani; alacaklının bir senede (adi ya da kambiyo senedine) dayanarak takipte bulunmuş olması halinde, kural olarak, “alacağın, senedin düzenlendiği tarihte doğduğu” kabul edilir. Ancak, alacaklı “senedin daha sonra düzenlendiğini, alacağın doğduğu asıl temel ilişkinin daha önce olduğunu” iddia edebilir. Bu durumda, alacaklı bu iddiasını kanıtlarsa, “senedin düzenlendiği tarih” değil “taraflar arasında temel ilişkinin oluştuğu tarih” borcun doğum tarihi sayılır.[635]

U y g u l a m a d a özellikle kambiyo senedine (bono’ya ya da çek’e) dayalı icra takiplerinde, alacağını borçlusundan tahsil edememiş alacaklılar tarafından açılan tasarrufun iptali davalarında, icra takibi bono’ya dayanıyorsa -kural olarak- borcun, bononun tanzim tarihinde, ç e k’e dayanıyorsa -çek’in «keşide tarihi»nde değil- çekin bankaya, takas odasına ibraz edildiği tarihte doğduğu kabul edilir. Yüksek mahkemenin[636] içtihatları da bu doğrultudadır. Ayrıca yüksek mahkeme[637] açılmış olan tasarrufun iptali davalarında «tarafların isticvap edilerek, takip dayanağı çekin/bononun keşidesine neden olan temel ilişkinin (hukuki ve ticari ilişkinin) ne olduğunun ve bunun doğum tarihinin taraflardan sorulmasını ve tarafların varsa buna ilişkin delillerini ibraz etmeleri için süre verilmesini, bu konuda tarafların ticari defter, belge ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasını» istemektedir.

Bu vesile ile, burada şu ilginç duruma da değinelim: Davacı-alacaklının alacağının doğum tarihi ile dava konusu tasarrufun tarihi aynı ise yani, borçlu “borçlandığı tarihte tasarrufta bulunmuşsa”, bu tasarruf hakkında iptâl davası açılabilecek midir? Kanımızca, bu durumda da “borcun, dava konusu tasarruftan önce doğduğu” kabul edilerek, bu tasarruf hakkında da iptâl davası açılabilmelidir...

Yüksek mahkeme “borcun doğum tarihi” ile ilgili olarak;

√ “Davanın, ön koşul yokluğu (borçlu hakkında düzenlenmiş aciz belgesi bulunmaması) nedeniyle reddi halinde, kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına (AAÜT.’nin 7. maddesi gereğince) maktu vekalet ücreti takdiri gerekeceğini; tasarrufun iptali davalarının dinlenme koşulları arasında iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılması ve borçlu hakkında düzenlenmiş kati (İİK. 143) veya geçici aciz (İİK. mad. 105) belgesinin bulunmasının, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olmasının, alacağın gerçek olmasının gerekli olduğunu; takip konusu borç boşanma davası sırasında hükmedilen nafaka alacağına ilişkin olup nafakayı doğuran olay haksız fiilden yani davalının davacı eşine şiddet uygulamasından kaynaklandığından borcun doğumunun dava konusu tasarruftan önce doğduğunun kabulü gerekeceğini”[638]

√ “Borçlu şirket hakkında yapılan takip sırasında, şirket borcuna kefil olan, şirketin aynı zamanda ortak ve müdürü olan kişinin borcunun doğum tarihinin; ‘kefil olduğu tarih’ olmayıp ‘ortağı ve kefili olduğu şirketin borçlandığı tarih’ olduğunu”[639]

√ “Takip dayanağı bonoların tanzim tarihi iptali istenen satıştan sonra olduğundan borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmasının dava ön koşulu olup, mahkemece re’sen araştırılacağını, dava koşulu gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamayacağını”[640]

√ “Takip konusu davacının alacağının tasarruftan sonra doğmuş olması halinde, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığını”[641]

√ “Tasarrufun iptali davalarında kural olarak, tasarrufun iptal edilebilmesi için borcun doğum tarihinin iptali istenilen tasarruf tarihinden önce olması gerekirse de, uygulamada kambiyo senetlerinin tanzim tarihlerinden önceki bir ticari ilişki nedeniyle düzenleniyor olmaları sebebiyle davacı şirketler ile davalı şirketler arasında tasarruf tarihinden önce ticari bir ilişki olup olmadığı ve davacının alacağının dayanağı bononun bu ticari ilişki nedeniyle tanzim edilip edilmediğinin saptanması için ticari defter, belge ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerekeceğini”[642]

√ “Çeklerde vade olmamakla birlikte ticari hayattaki uygulamada çeklerin de bono gibi vadeli kullanıldığının ve bu sebeple takip konusu borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin ‘tasarrufun iptali davalarında iptali istenen tasarrufun takip konusu alacaktan sonra yapılmış olması’ ön koşulu karşısında önem arz ettiğini”[643]

√ “Davacı bankanın kredi sözleşmesinin tasarruftan sonra düzenlenmiş olması halinde, tasarrufun iptali davasının ‘ön şart yokluğu’ndan reddedilmesi gerekeceğini”[644]

√ “Ticari hayatta çeklerin ileri tarihli olarak keşide edildiği sık karşılaşılan bir durum olduğundan, takip dayanağı çeklerin keşide tarihi tasarruf tarihinden sonra olsa da, davacı ve borçlu arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu iddiaları üzerinde durularak, davacı alacağının doğum tarihinin gerektiğinde her iki tarafın ticari defterleri karşılaştırılarak belirlenmesi gerekeceğini”[645]

√ “İptal davasının dinlenebilme koşullarından birisinin ‘takip konusu borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması’ olduğunu; takip konusu alacağın çeklerden kaynaklanması halinde çekin vadeli olarak düzenlenmiş bulunması ve davacı tarafın da ‘borcun daha önce doğduğunu iddia etmesi halinde mahkemece borcun ‘gerçek doğum tarihi’nin araştırılması gerekeceğini”[646]

√ “Davacının söz konusu katkıyı evlilik birliği içinde yaptığı ve açtığı davaya konu alacağının da tasarruftan önce doğduğunun kabulü gerekli olup, davanın reddine dair verilen karar sonrası dosyaya giren katkı payı alacağı ilamının, kesinleştiği ve bu ilama dayalı olarak başlatılan icra dosyasında borçlu aleyhinde alınmış kesin aciz belgesi de dosyaya eklendiğinden mahkemece davacının alacaklı olduğu icra dosyasına özgü olarak işin esasına girilerek davanın diğer şartları araştırılarak bir karar verilmesi gerekeceğini”[647]

√ “Tasarrufun iptali davalarında, mahkemece ‘borcun hangi tarihte doğduğu’nun ve ‘borcun doğumuna ilişkin hukuksal nedenin kaynağı’nın araştırılması gerekeceğini”[648]

√ “ ‘Takip konusu borcun haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası sonucunda verilen kararın kesinleştiği tarihte’ değil, ‘haksız fiilin işlendiği tarihte’ doğmuş sayılacağını”[649]

√ “Davacının icra takibine dayanak yaptığı faturaların tarihlerine göre, davacının alacağının dava konusu tasarruftan sonra doğduğunun saptanması halinde mahkemece dava konusu tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekeceğini”[650]

√ “İİK’nun 277 vd. göre açılan tasarrufun iptâli davaları sonucunda iptâl kararı verilebilmesi için, alacaklının takip konusu yaptığı alacağının, davaya konu olan tasarruftan önce doğmuş olması gerektiği, bu hususun ‘davanın ön şartı’ olduğu, alacaklıların, kendi alacaklarının doğumundan önce yapılmış olan tasarrufların iptâlini isteyemeyeceklerini”[651]

√ “Tasarrufun iptali davalarında ‘borcun, tasarruf tarihinden önce oluştuğunun (doğduğunun) davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması gerekeceğini”[652]

√ “Davacı tarafından, ‘takip konusu bonolara bağlı borcun, davalı borçlu ile arasındaki, bonoların tanzim tarihinden önceki hukuki/ticari ilişkiden doğmuş olduğu’nun ileri sürülmesi halinde, mahkemece davacıya bu konudaki kanıtlarının sorulup araştırılmadan, bu iddiasını isbat imkanı davacıya verilmeden davanın sonuçlandırılamayacağını”[653]

√ “İİK’nun 277 vd. göre açılan tasarrufun iptâli davalarının dinlenebilmesi için ‘alacağın sebebi olan hukuki ilişkinin, tasarrufun yapıldığı tarihten öncesine rastlaması’ gerektiğinden ve çek bir ödeme vasıtası olduğundan, çeklerin, çekteki alacağın mutlaka keşide tarihinde doğduğunu göstermeyeceğini, uygulamada çeklerin ‘ileri tarihli’ olarak düzenledikleri sıkça görüldüğünden, ‘icra takibine koyduğu alacağın, çekte yazılı tarihten önce doğduğunu’ iddia eden davacı-alacaklıya mahkemece süre verilerek, bu konudaki delilleri ibraz ettirilip, tasarrufun borcun doğumundan önce yapıldığının anlaşılması halinde, davanın reddedilmesi, aksi takdirde ise davanın kabul edilmesi gerekeceğini”[654]

√ “Davacı-bankanın takip konusu yaptığı kredi alacağının, borçlu ile yapılan (ilk) kredi sözleşmesinin yapıldığı tarihte doğmuş sayılacağını”[655]

√ “Takip konusu alacağın kaynağı olan vekalet ücretinin yer aldığı mahkeme ilamının tarihinin, tasarruf tarihinden sonra olması halinde, davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini”[656]

√ “Borcun doğum tarihinin -davacı tarafça- her türlü delille kanıtlanabileceğini, davacının tüm delilleri toplandıktan, gösterdiği tanıklar dinlendikten sonra, mahkemece davacıya yemin teklifi hakkının kullandırılması gerekeceğini”[657]

√ “İptali istenen tasarrufun, borcun doğumundan sonra yapılmış olup olmadığının saptanması için, temel ilişkinin takip konusu çeklerin keşide tarihlerinden önce kurulmuş olup olmadığının -gerektiğinde; ticari defterler üzerinde de bilirkişi incelemesi yaptırılarak- araştırılması gerekeceğini”[658]

√ “Faktoring sözleşmesinden kaynaklanan borcun faktoring sözleşmesinin imzalandığı tarihte doğmuş sayılacağını”[659]

√ “‘Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası sonucunda verilen kararın kesinleştiği tarihte’ değil ‘haksız fiilin işlendiği tarihte’ takip konusu borcun doğmuş sayılacağını”[660]

√ “‘Tapu kaydına şerh verilmeyen satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarih’in, tasarruf tarihi olarak kabul edilemeyeceğini (‘tapudaki satış tarihi’nin, tasarruf tarihi” olarak kabulü gerekeceğini”[661]

√ “Davacı-alacaklının ‘alacağının çeklerin keşide tarihinden önce doğduğunu’ tanık dinleterek kanıtlayabileceğini”[662]

√ “Mahkeme ilamlarına dayalı alacak davalarında ‘alacağın doğum tarihi’nin, ‘alacak veya tazminat davasının açıldığı tarih’ olduğunu”[663]

√ “Takip konusu borcun, davacı banka ile borçlu arasındaki kredi kartı üyelik sözleşmesinin imzalandığı tarihte doğmuş sayılacağını; edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde, davalı üçüncü kişinin iyiniyet iddiasının dinlenmeyeceğini”[664]

√ “Tazminat davasından kaynaklanan alacağın, davanın açıldığı tarihte doğmuş olduğu kabul edilerek, bu tarih ile tasarruf tarihinin karşılaştırılması gerekeceğini”[665]

√ “Bankaya borçlu olanlar açısından borç ‘kredi sözleşmesinin düzenlendiği anda’ doğmuş olduğundan, ‘borcun hesabın kat edildiği tarihte doğduğu’ gerekçesiyle, açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilemeyeceğini”[666]

√ “Davacı-alacaklının alacağının doğum tarihinin ‘alacak davasını açtığı tarih’ olarak kabul edilmesi gerekeceğini”[667]

√ “İptâli istenen tasarrufun tarihinin, borcun doğum tarihi olan ortak murisin ölüm tarihinden önce olması halinde, açılan iptâl davasının ‘ön şart yokluğundan reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[668]

√ “Davacı-işçinin ‘kıdem tazminatı’, ‘ihbar tazminatı’ ve ‘sosyal hakları’nın, işveren tarafından işine son verildiği tarihte doğmuş sayılacağını (yoksa; bu alacakların mahkemece karara bağlandığı tarihte doğmuş sayılmayacağını)”[669]

√ “Tasarrufun iptâli davasının dinlenebilmesi için, takip dayanağı emre muharrer senetlere esas (neden) olan borç ilişkisinin, ‘tasarruftan önce var olduğu’nun, alacaklı tarafından kanıtlanması gerekeceğini”[670]

√ “Kural olarak bonoya bağlı alacağın, bononun düzenlendiği tarihte doğmuş olacağını”[671]”

√ “Davacı-alacaklının çekden kaynaklanan alacağının, çekin üzerinde yazılı olan ‘keşide tarihi’nde değil, çekin bu tarihten önce bankaya/takas odasına ibraz edildiği tarihte doğmuş sayılacağını”[672]

√ “Borçlu tarafından -dava konusu taşınmazın- kızına, önce ‘çıplak mülkiyeti’nin sonra da ‘intifa hakkı’nın devredilmiş olması ve borçlanma işleminin çıplak mülkiyetin devrinden sonra yapılmış olması halinde, sadece intifa hakkının devrine ilişkin tasarrufun iptâline karar verilmesi gerekeceğini”[673]

√ “İİK.’nun 277 vd.na göre açılan tasarrufun iptâli davalarında ‘iptâl kararı’ verilmesi için, borcun doğum tarihinin, iptâle konu tasarruftan önce olması gerektiğinden, takip konusu senedin (bononun) borcun doğduğu anda düzenlenmiş olması halinde, ‘borcun doğduğu tarihin senedin düzenlendiği tarihi’ olarak kabulü gerekeceğini, fakat davacı alacaklarının ‘temel borç ilişkisinin (borcun gerçek doğum tarihinin) senedin düzenlenme tarihinden önce olduğunu’ ileri sürmesi halinde, bu hususu kanıtlaması için imkan tanınması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceğini”[674]

√ “Takip konusu borcun, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminata ilişkin olması halinde borcun ‘takip tarihi’nde ya da ‘aciz vesikasının düzenlendiği tarih’te değil, ‘haksız fiilin meydana geldiği tarih’te doğmuş sayılacağını”[675]

√ “Daha önce ‘borcun tasarruftan önceki hukuki ilişkiden doğduğunu’ ileri sürebilme imkanı kendisine verilmemiş olan davacının, bu durumu ilk kez temyiz dilekçesinde ileri sürmüş olması halinde, mahkemece verilmiş olan ‘davanın reddine’ ilişkin kararın bozularak ‘tarafların, senedin tanzim tarihinden, önceki tarihlerde herhangi bir hukuki ilişkiye girip girmedikleri’nin araştırılması gerekeceğini”[676]

√ “‘Davacının alacağının daha önce doğup, senedin sonradan düzenlendiği’ yolunda ne dava dilekçesinde ve ne de yargılama sırasında herhangi bir açıklama (iddia) bulunmaması halinde, mahkemece ‘borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden sonra olması’ nedeniyle ‘davanın reddine’ karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığını”[677]

√ “Muvazaa iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemiyle açılmış olan davalarda, davacının zararının (dolayısı ile alacak hakkının) ‘desteğin ölüm gününde’ doğmuş sayılacağını”[678]

√ “‘Tapu kaydına şerh verilmeyen satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarih’in ‘tasarruf tarihi’ olarak kabul edilemeyeceğini” (Mahkemece, bu satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak verilecek tescil kararının kesinleştiği tarihin ‘tasarrufun tarihi’ sayılacağını)”[679]

√ “Bir vakfın tesciliyle birlikte, vakfedilen malların mülkiyeti vakfa geçeceğinden, tasarrufun iptâline konu olan taşınmaz, borcun doğumundan (kredi sözleşmesinin imzalanmasından) sonra davalı vakfa geçirildiğinden, mahkemece ‘vakfa yapılan devir işleminin iptâline’ karar verilmesi gerekeceğini”[680]

√ “Çeklerin bankaya ibraz tarihinden önce yapılan tasarrufların -çeklerin düzenlenmesine neden olan temel ilişkinin daha önce olduğu alacaklı tarafından kanıtlanmış olmadıkça- iptâlinin istenemeyeceğini”[681]

√ “Boşanma davasının açılmasından önce yapılan tasarruf hakkında, boşanma davasından doğan alacak için iptâl davası açılamayacağını”[682]

√ “‘Borcun doğum tarihinin, tasarruf tarihinden önce olduğu’nun kanıtlanamaması halinde mahkemece, tasarrufun iptâli davasının ‘dinlenme koşulunun yokluğu’ nedeniyle reddedilmesi gerekeceğini”[683]

√ “Davacı-alacaklının talep ettiği alacağın, davacının açtığı ilk boşanma davasının açıldığı tarihte doğmuş sayılacağını”[684]

√ “Dava konusu tasarrufun, takip dayanağı faturalardan kaynaklanan alacak için başlatılmış icra takibinden önce yapılmış olması halinde, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin faturaların düzenlenmesinden evvel var olup olmadığı üzerinde durularak, borcun tasarruftan önce doğup doğmadığının özellikle tacir olan tarafların ticari defterleri incelenerek açıklığa kavuşturulması gerekeceğini”[685]

√ “Bonoda ‘tanzim tarihi’nin, gerçek ‘tanzim tarihi’ olması zorunlu olmayıp ‘tedavüle çıkarılma tarihi’nin de ‘tanzim tarihi’ olarak bonoya yazılması mümkün ise de, bononun üzerindeki damga pulunun 2000 yılında tedavüle çıkmış olması halinde, bono üzerinde yazılı olan 1997 tarihinin, alacağın doğum tarihi olarak kabul edilemeyeceğini”[686]

√ “İcra dosyasındaki alacağın, davacı-alacaklının alacağının doğum tarihinden önce başka bir (üçüncü) kişiye temlik edilmiş olması halinde, temlik işleminin iptâline karar verilemeyeceğini”[687]

√ “Mahkemece, ‘taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiği tarihin, borcun doğumundan önce olduğu’ kabul edilerek, tasarrufun iptâli davasının reddine karar verilmiş ise de, tapuda taşınmazın devir işlemi, borcun doğumundan sonra olduğundan ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya alıcı adına şerh verilmesi halinde, sözleşmeden doğan hak güçlendirilerek daha sonraki hak sahiplerine karşı ileri sürülebilecek duruma geleceğinden, mahkemece satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edildiği tarihin araştırılarak, bu tarihin borcun doğumundan önce olması halinde davanın reddine, sonra ise davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceğini”[688]

√ “İcra takip tarihinin, “borcun doğum tarihi” olarak kabul edilemeyeceğini”[689]
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #4 : 08 Ocak 2021, 23:48:37 »
√ “Alacaklının ‘malen’ kaydını taşıyan bonoya dayanarak iptâl davası açmış olması ve ‘tasarruf’ ile ‘borcun doğum tarihi’nin birbirine yakın olması halinde, mahkemece borcun gerçek doğum tarihinin araştırılması gerekeceğini”[690]

√ “Borçlu tarafından karısına yapılan satış işleminin, daha sonra boşanmış olsalar bile -boşanma; borcun doğumundan sonra gerçekleştiği için- iptâline karar verilmesi gerekeceğini”[691]

√ “Senedin düzenlenmesine esas olan temel borç ilişkisi hangi tarihte doğmuş ise, borcun o tarihte doğmuş sayılacağını (bu durumda, senedin düzenlenme tarihinin, ‘borcun doğum tarihi’ sayılamayacağını)”[692]

√ “Elindeki ‘bonoya’ dayanarak ‘alacaklı sıfatıyla’ iptâl davası açan alacaklının alacağının -kural olarak- bononun düzenlenme tarihinde doğmuş sayılacağını”[693]

√ “İİK. 278 gereğince ancak alacağın doğumundan sonra yapılan tasarrufların iptâl edilebileceğini”[694]

√ “Davacı-işçinin ‘kıdem tazminatı’, ‘ihbar tazminatı’ ve ‘sosyal hakları’nın, işveren tarafından işine son verildiği tarihte doğmuş sayılacağını (yoksa; bu alacakların mahkemece karara bağlandığı tarihte doğmuş sayılmayacağını)”[695]

√ “Davacı-alacaklının, davalı-borçlu hakkında açtığı ‘itirazın iptâli davası’nın, iptâl davasına konu olan tasarrufun yapıldığı tarihten sonra kesinleşmesinin ‘davacının alacağının tasarruftan sonra doğduğu’ sonucunu doğurmayacağını”[696]

√ “Harç vermek suretiyle müdahil olan kişinin alacağının, tasarruftan sonra doğduğunun anlaşılması halinde, ‘müdahil yönünden de, davanın reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[697]

belirtmiştir.

(11) Dava dilekçesinde, dava konusu iptâle tabi tasarrufun ne olduğu belirtilir. Ancak, bu tasarrufun İİK. mad. 278, 279 ve 280’den hangisinin kapsamına girdiği ve hangi hukukî sebeple iptâl edileceğini saptamak hakimin görevi olduğundan (HMK. mad. 33), dava dilekçesinde belirtilen hukukî sebeple hakim bağlı olmadığından, davacının «dava konusu tasarrufun iptâl nedenini» yanlış belirtmiş olması ya da hiç belirtmemiş olması önem taşımaz.[698]

Yüksek mahkeme «tasarrufun iptali» istemini içeren «dava dilekçeleri» ve «HMK. mad. 33» ile ilgili olarak;

√ «İptale tabi tasarruflar için kanunun genel bir tanımlama yaparak, hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini, hakimin takdirine bırakmış olduğunu»[699]

√ «Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları üç grup altında ve İİK.’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlendiği ancak bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarrufların sınırlı olarak sayılmış olmadığı, kanunun iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayininin hakimin takdirine bırakıldığını (İİK. mad. 281) ve bu nedenle de davacı tarafından İİK.’nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkemenin bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebileceğini»[700]

√ «İptale tabi tasarrufların İİK’ nda üç grup altında (278, 279 ve 280. maddelerde sınırlı olmayacak biçimde) düzenlenmiş olduğunu; hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun hakimin takdirine bırakılmış olduğunu»[701]

√ «İİK.’nun 278 vd. maddelerinde iptâl edilebilecek bütün tasarrufların sınırlı olarak sayılmamış olduğunu, kanunda iptâle tabi bazı tasarruflar içinde genel bir tanımlama yapılarak hangi tasarrufların iptâle tabi olduğu hususunun tayin ve takdirinin hakime bırakılmış olduğunu»[702]

√ «Davacı tarafından ‘davalı borçlu tarafından yapılan tasarrufların, TBK’nun 19. maddesi uyarınca, olmadığı takdirde İİK’nun 277 vd. maddeleri uyarınca iptaline karar verilmesi’nin istenmiş olması nedeniyle, HUMK. mad. 76’ya (şimdi; HMK. mad. 33’e) göre olaya uygun yasa maddelerini uygulamak ve hukuki nitelendirmeyi yapmak gerekirken, ayrı ayrı açılmış iki dava varmış gibi karar verilemeyeceğini»[703]

√ «Dava önkoşulunun bulunması halinde, İİK’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal koşullarının bulunup bulunmadığının mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekeceğini»[704]

√ «Bir davada öne sürülen maddi olguların hukuki nitelendirilmesini yapıp, uygulanacak yasa maddesini bularak uygulamanın hakimin görevi olduğunu HUMK. mad. 76 (şimdi; HMK. mad. 33), dava dilekçesinde açıkça ‘tasarrufun iptali’nden söz edilmemiş olmasına rağmen, iddianame ileri sürülüş biçimi ve dayanılan maddi vakıalar karşısında, davacının isteminin içinde, İİK. 277 vd. göre karar verilmesinin amaçlandığı durumlarda, açılan davanın tasarrufun iptali davası olduğu sonucuna varılması gerekeceğini»[705]

√ «Davada ileri sürülen maddi olgu ve bulgulara uyan maddeleri bulup uygulamak ve hukuki nitelendirmeyi yapmak, HUMK. mad. 76 (şimdi; HMK. mad. 33) uyarınca hakimin doğrudan görevi olduğundan, İİK. 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal nedenlerinin her davada ayrı ayrı değerlendirilerek iptal davasının sonuçlandırılması gerekeceğini»[706]

√ «Mahkemece, sadece İİK. 278 bakımından olayın değerlendirilerek ‘davanın reddine’ karar verilemeyeceğini, ayrıca olayın İİK 280’e göre de değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceğini»[707]

√ «Davacı-alacaklının dilerse BK.’nun 18. (şimdi; TBK.’nun 19.) maddesine göre, dilerse İİK’nun 277 vd. göre «muvazaa sebebiyle» iptâl davası açabileceğini, HUMK.’nun 76. (şimdi; HMK.’nun 33.) maddesine göre bir davada ileri sürülen maddi olgu ve bulgulara göre (uyan) yasa maddelerini bulmak ve davanın hukuki nitelendirmesini yapmanın, hakimin doğrudan görevi olduğunu»[708]

√ «HUMK.’nun 76. (şimdi; HMK.’nun 33.) maddesine göre, bir davada ileri sürülen maddi olgu ve bulguların hukuki nitelendirmesini yapıp ilgili kanun maddesini uygulamanın hakimin doğrudan görevi olduğunu»[709]

√ «Tasarrufa konu taşınmazın tapuda gösterilen satış bedeli ile tasarruf tarihindeki gerçek (rayiç) değeri arasında fahiş bir fark bulunmaması ve dolayısı ile İİK. 278/III-2 maddesinin uygulanma olanağının bulunmaması halinde, davanın hemen reddedilmeyip olayın İİK. 280 bakımından da irdelenmesi gerekeceğini»[710]

√ «İptâl davalarında, iptâle konu işlemin birden çok gruba girmesi halinde -HUMK. 76 (şimdi; HMK. 33) uyarınca- hakimin kendiliğinden iptâl konusu tasarrufun yasanın hangi maddesinin kapsamına girdiğini tesbit etmesi gerekeceğini»[711]

√ «İptal davasının BK. 18 (şimdi; TBK. 19) ya da İİK. 279’a göre terditli (kademeli) olarak açılmış olması halinde, mahkemece HUMK.’nun 76. (şimdi; HMK.’nun 33.) maddesi uyarınca -dava, cevaba cevap ve temyiz dilekçelerinin içeriği dikkate alınarak- davanın İİK. 277 vd.na göre açılmış iptal davası olarak nitelendirilip sonuçlandırılabileceğini»[712]

√ «Davanın nitelendirilmesini yapmanın hakimin görevi olduğunu»[713]

√ «Hukuki niteliği ‘iptâl davası’ olan fakat şeklen ‘muvazaa nedeniyle tapu iptâli’ olarak açılan davaya, ‘iptâl davası’ açılmışçasına bakılması gerektiğini»[714]

belirtmiştir.

(12) Açılmış olan tasarrufun iptali davasında mahkemece ö n c e «dava önkoşulu» olan kesin (İİK. mad. 143, 105/I) ya da geçici aciz bekgesinin (İİK. mad. 105/II) bulunup bulunmadığı ya da aciz belgesi ibrazına gerek bırakmayan BK. mad. 19’a dayalı (‘muvazaa’ nedenine) bir tasarrufun iptali davasının söz konusu olup olmadığı araştırılır.[715] Ondan sonra iptal koşullarının (İİK. mad. 278, 279, 280) bulunup bulunmadığı irdelenir.iptal davasının, üçüncü kişinin elinden çıakrdığı malların yerine geçen değere ilişkin olması halinde,  n a k d e n  t a z- m i n e (İİK. mad. 283/II) karar verilir.

Yapılan inceleme sonucunda, yapılan satışta edimler arasında aşırı fark bulunmadığı görülür, davalıların arasında mal kaçırma kasdını davalı üçüncü kişinin bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunu gösteren bir yakınlığın da isbat edilememesi halinde, (İİK. mad. 280/I), açılmış olan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilir.[716]

«Temlikin iptali» istemiyle açılan tasarrufun iptali davalarında, «dava konusu temlik tasarrufunun, gerçek bir borç ödemesine ilişkin olup olmadığı»nın araştırılması gerekirse mahkemece bu konuda tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekir.[717]

Hakim bu davada delilleri serbestçe takdir eder.[718] Hakimin, iptâl davasına ilişkin uyuşmazlıkları «hal ve koşulları gözönünde tutarak serbestçe takdir ve halledeceğini» belirten mad. 281/I hükmü ile neyin ifade edilmek istendiği doktrinde[719] tartışmalıdır. Bir görüşe göre;[720] «bu ifadenin hiç bir anlamı yoktur. Bu davalarda hakim, genel usul hükümlerini gözönünde tutar», ikinci bir görüşe göre;[721] «bu hüküm, hakimin iptâl davalarına ilişkin kanun hükümleriyle sıkı sıkıya bağlı kalmaması için öngörülmüştür». Üçüncü görüşe göre;[722] ise; «bu hüküm iptâl sebeplerinin isbatında karşılaşılan güçlük nedeniyle, delil serbestisi getirmektedir». Kanımızca, üçüncü görüşün kabulü daha yerinde olacaktır.

Bu davalarda, hakim tanık dahil her türlü delile dayanarak karar verebilir.[723] Senetle isbata ilişkin hükümler (HMK. mad. 200) bu davalarda uygulanmaz...

Yüksek mahkeme;

√ «Davalı-üçüncü kişinin, önceden borçluyu tanıyıp tanımadığı, borçlunun durumunu bilip bilmediği konusunda, mahkemece davacının gösterdiği tanıkların dinlenmesi gerekeceğini»[724]

√ «İptal davasında, mahkemece ‘dava konusu noter senedinin aksinin aynı kuvvette bir delille çürütülmesi’nin istenemeyeceğini (her türlü delille iddianın ispat edilebileceğini)[725]»

belirtmiştir.

Hakim, davanın niteliği gereği, dava konusu tasarrufun iptâle tâbi olup olmadığını, her türlü kanıta, özellikle tanık beyanlarına dayanarak karar verebilir. Ayrıca, davacı; dava konusu tasarrufun İİK. mad. 278’de öngörülen «bir sene» ve İİK. mad. 279’ da öngörülen «iki sene» içinde yapıldığını kanıtlamak suretiyle ya da borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişinin İİK. mad. 278/III’de veya İİK. mad. 280/II’de öngörülen kimseler olduğunu kanıtlamak suretiyle de -başkaca bir delil göstermeden, tanık dinletmeden- davasını isbat edebilir.

Ayrıca belirtelim ki; tasarrufun iptâli davalarında olduğunun «borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişilerin kötüniyetli yani; dava konusu taşınırı/taşınmazı borçludan devir (satın) aldığı tarihte, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak veya alacaklılarına zarar vermek kasdıyla hareket ettiğini bildiği veya bilebilecek durumda olduğu»nun davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir.[726]

Keza; «dördüncü kişi konumunda bulunan davalının kötüniyetli olduğu»nun da davacı-alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir.

− Her davada olduğu gibi, «tasarrufun iptâli»[727] davalarında da «ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu» konusu önem taşır. Hukukumuzda, bu konuya ışık tutan hüküm «Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür» şeklindeki MK. mad. 6’dır.[728]

Doktrinde[729] -oybirliği ile- «ispat yükünün, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düştüğü» kabul edilmekte olduğu gibi, Yargıtay da bu konuya ilişkin içtihatlarında öteden beri;

√ «Davalı 3. kişi, borçlunun eşinin kardeşinin torunu olması nedeniyle borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olması ve davalı borçlunun aynı gün dört taşınmazını birden davalıya satmış olması hayatın olağan akışına uymadığı gibi, bu durumda davalı 3. kişinin borçlunun amacını ve durumunu bilerek hareket ettiğini gösterdiğinden davanın İİK. 280/1 .madde gereğince kabulü ile davalılar arasındaki 8.9.2010 tarihli tasarrufun takip konusu alacak ve ferileriyle iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[730]

√ «Borçlu tarafından satılan taşınmazların yine borçlunun kullanımında olmasının hayatının olağan akışına uymadığını»[731]

√ «Borçlu tarafından, davalı üçüncü kişiye satılan taşınmazın, borçlunun ailesi tarafından kullanılıyor olmasının, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği (ve bu nedenle; yapılmış olan satışın alacaklıların mal kaçırma amacına yönelik muvazaalı bir satış olarak kabulünü gerektireceğini»[732]

√ «Tasarrufa konu aracın küçük bir ilde, değerinin altında satışının yapılması ve borçlu şirkete kiralanması halinde tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[733]

√ «Davalının taşınmazı satın almadan 23 gün önce taşınmazın borçlu adına olan kredi borcunu ödemeye başlamasının hayatın olağan akışına uygun düşmediğini, tanımadığı bir borçluya ait taşınmazın davalıya satışından iki ay sonra ve taşınmazı tapuda devir almadan kredi ödemesine başlanmasının doğal olmamasını»[734]

√ «Borçlu şirketin muhasebecisinin kardeşi olan 4. kişinin, hayatın olağan akışına göre, borçlu davalı şirketin mali durumu ile alacaklılara zarara verme kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden sayılacağını»[735]

√ «Tasarrufa konu taşınmazın … ilçesinde olmasına rağmen, çok kısa sürelerle el değiştirmesinin, davalı tarafından elden çıkarma tarihinin iptal davasının açılma tarihinden bir gün sonraya rastlamasının, davalı borçlu adına hareketle taşınmazı satacak kişi ile davalı üçüncü kişi adına taşınmazı satın alacak kişiye verilen vekaletnamelerin aynı noterde, aynı gün ve birbirini takip eden yevmiye numaraları ile tanzim edilmesinin ve taşınmazın ilk satışından sonra 2 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, davalı üçüncü kişi adına taşınmazı satacak kişi olarak ilk satışta borçlu vekili olarak hareket eden kişinin bu kez davalı üçüncü kişi vekili olarak görevlendirilmesinin, hayatın olağan akışına aykırı düşeceği»[736]

√ «Borçlu ile tanışıklığı bulunan üçüncü kişinin, bulunduğu konum nedeniyle ‘borçlunun mali durumundan haberdar olacak durumda bulunmuyor olması halinde’, davalı üçüncü kişinin yaşam deneyimlerine göre ‘borçlunun durumunu bilmediğini’ ileri süremeyeceğini»[737]

√ «Taşınmazın satın alınması sırasında, taşınmaz üzerinde bulunan hacizlerin, taşınmazın satış tarihindeki gerçek bedelinin beş katından fazla bulunmasına rağmen, üzerinde bu kadar yüksek miktarlı bir haciz bulunan bir taşınmazın satın alınmasının hayatın olağan akışına aykırı sayılması gerekeceğini»[738]

√ «Dava konusu taşınmazın -tasarruftan sonra dahi- borçlu tarafından kullanılıyor olmasının, tasarrufun kötüniyetle yapıldığını göstereceğini ve hayatın olağan akışına aykırı olacağını (uygun bulunmayacağını)»[739]

√ «Borçlu ile işlemde bulunan ‘üçüncü kişi’nin (ya da; üçüncü kişi ile işlemde bulunan ‘dördüncü kişi’nin) aynı köyden olmaları halinde, üçüncü (ya da dördüncü) kişinin, ‘borçlunun mal kaçırma kasdını bilmediğinin’ kabul edilmesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[740]

√ «Dava konusu taşınmaza -üzerindeki ipotek ve hacizler de eklendiğinde- değerinin çok üstünde bir bedel ödenerek alınmasının, hayatın olağan akışına aykırı olup, yapılan satışın iptalini gerektireceğini»[741]

√ «Gerçek değerinden çok fazla -yaklaşık üç misli- bedelle taşınmazı satın alan üçüncü kişinin bu davranışının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği bu nedenle taraflar arasında ‘inançlı sözleşme’ olduğunun kabulüyle -İİK. 280/I, II uyarınca- satış işleminin iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[742]

√ «Davalı üçüncü kişiler ile borçlunun aynı küçük ilçede bulunmalarından dolayı birbirlerinin durumunu bilebilecek konumda bulunmaları ve aynı günde 11 adet taşınmazın birlikte satılmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, borçlu tarafından davalı üçüncü kişilere yapılmış olan tasarrufların iptâline karar verilmesi gerekeceğini»[743]

√ «Borçlu ile işlemde bulunan ‘üçüncü kişi’nin (ya da; üçüncü kişi ile işlemde bulunan ‘dördüncü kişi’nin) aynı köyden olmaları halinde, üçüncü (ya da dördüncü) kişinin, ‘borçlunun mal kaçırma kasdını bilmediğini’ kabul edilmesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[744]

√ «Davalı-borçlunun, ödeme emri tebliğe çıkarılmadan icra dairesine giderek ödeme emrinin orada kendisine tebliğ edilmesini sağlamasının, hayatın olağan akışına uygun bulunmadığını»[745]

√ «Satışa konu dairede, satış yapan kişinin (borçlunun) oturmaya devam etmesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[746]

√ «Borçludan hacizli traktörü satın alan aynı köy halkından olan alıcının, borçlunun kötüniyetini bilmediğinin kabul edilmesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[747]

√ «Hakkında iflâs kararı verilmiş olan borçlunun, hissedar olduğu taşınmazdaki hissesini diğer paydaşa satmayı vaad etmesinin -lehine vaadde bulunan diğer paydaşın iyiniyetli sayılması hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden- İİK. 280/I uyarınca iptâle tabi olacağını»[748]

√ «Aynı şirketin ortakların ve ortağın eşinin ‘diğer ortakların mali durumunu bilmediği iddiası’nın hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağını»[749]

√ «Borçlunun gelini olan davalının, borçlunun durumunu ve maksadını bilmesinin, hayatın olağan akışına uygun olacağını»[750]

√ «Gerçek değerinden çok fazla -yaklaşık üç misli- bedelle taşınmazı satın alan üçüncü kişinin bu davranışının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, taraflar arasında «inançlı sözleşme» olduğunun kabulüyle -İİK. 280/I, II uyarınca- satış işleminin iptâline karar verilmesi gerekeceğini»[751]

√ «Borçlunun eşinin, ‘kocasının mal kaçırma kasdını bilmediğini’ iddia etmesinin hayatın olağan akışına ters düşeceğini»[752]

√ «Daha önce borçludan kiraladığı aracı daha sonra borçludan satın alan, borçlunun da ortağı bulunduğu davalı şirketin, borçlunun bu satıştaki amacını ve durumunu bilmemesinin, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[753]

√ «Kaydında bulunan haciz şerhinin varlığına bakmaksızın, kendisinden beklenen özeni göstermeksizin hacizli aracı satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli sayılamayacağını (ve bu kişi hakkında da iptâl kararı verilmesi gerekeceğini)»[754]

√ «Dava konusu taşınmaza -üzerindeki ipotek ve hacizler de eklendiğinde- değerinin çok üstünde bir bedel ödenerek alınmasının, hayatın olağan akışına aykırı olup, yapılan satışın iptalini gerektireceğini»[755]

√ «Borçlu tarafından, davalı üçüncü kişiye üzerindeki ipotekle birlikte devredilmiş olan taşınmazın, onbeş gün sonra ve üzerindeki ipotekle birlikte ancak değerinin çok üzerinde devredilmiş olmasının, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, iptali gerekeceğini»[756]

√ «Bir kişinin, üzerine birinci sırada haciz koydurduğu aracı haczin kaldırılarak borçludan satın alınmasının, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini ve kendisinin iyiniyetli sayılmasını gerektirmeyeceğini»[757]

√ «Dördüncü kişi konumundaki davalının, satın aldığı taşınmaz üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmaması ve taşınmazın hala borçlunun tasarrufunda bulunmasının, dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunu göstereceğini ve bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağını»[758]

√ «Davalı üçüncü kişinin, değerinin yaklaşık sekiz misli fazla para ödeyerek taşınmazı satın almasının, hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini»[759]

√ «Davalı üçüncü kişiler ile borçlunun aynı küçük ilçede bulunmalarından dolayı birbirlerinin durumunu bilebilecek konumda bulunmaları ve aynı günde on bir adet taşınmazın birlikte satılmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğinden, borçlu tarafından davalı üçüncü kişilere yapılmış olan tasarrufların iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[760]

√ «Gerçek değerinden çok fazla bir bedelle taşınmazı satın alan üçüncü kişinin bu davranışının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini, bu nedenle taraflar arasında ‘inançlı sözleşme’ olduğunun kabulüyle -İİK. 280/I, II uyarınca- satış işleminin iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[761]

belirtmiştir.

(13) 538 sayılı Kanun ile -18.2.1965 yılında- yapılan değişiklikle, iptâl davalarında «basit yargılama usulü»nün[762] (HMK. mad. 316-322) uygulanması kabul edilmiştir (İİK. mad. 281/I). Yürürlükten kalkmış olan 1086 sayılı HUMK döneminde; «acele (ivedi) işler»den olan bu davalar adli tatilde de görülür, kanun yollarına başvuru süresi, adli tatilde de işliyordu.[763] Buna karşın 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6100 sayılı (yeni) HMK.nun 103. maddesinde adli tatilde görülecek dava ve işler belirtilirken, tasarrufun iptali davalıları bu davalar arasında sayılmadığından 1.10.2011 tarihinden sonra açılan tasarrufun iptali davalarında bu davalara adli tatilde bakılamayacak ve adli tatilde geçen süreler temyiz süresinin hesabında dikkate alınmayacaktır. Yani adli tatilde temyiz süreleri işlemeyecektir.[764]

Mahkemece öncelikle taraf teşkili’nin sağlanması gerekir.

«Taraf teşkili» kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece kendiliğinden gözetileceğinden, aralarında «zorunlu dava arkadaşlığı» bulunan «borçlu» ya da «üçüncü kişi»nin açılan davada davalı olarak gösterilmemiş olması halinde, bu kişiye usulüne göre dava dilekçesi tebliğ edilip kendisine savunma olanağı tanınmadan tasarrufun iptali davasını sonuçlandırılamaz.[765]

Tarafların davet ettikleri duruşmaya gelmemeleri halinde dosya işlemden kaldırılır (HMK. mad. 150).

Davalı tarafa (ve davacı tarafa) duruşma günü tebliğ edilmeden yokluğunda yapılan yargılama yapılıp karar verilemez.[766]

Yüksek mahkeme;

√ «Davalı üçüncü kişiye dava dilekçesinin, diğer davalı borçlunun işyerinde çalışan işçiye tebliğ edilmiş olması halinde, üçüncü kişinin yokluğunda -üçüncü kişiye yapılan tebligat usulsüz sayılacağından- yargılamaya devam edilemeyeceğini»[767]

√ «‘Taraf teşkili’ tamamlanmadan karar verilemeyeceği; hakları etkilenen üçüncü kişilerin ‘davacının alacağının gerçek bir alacak olmadığını, icra takibinin muvazaaya dayandığını’ ileri sürüp kanıtlayabileceklerini»[768]

√ «Dava dilekçesi tüm davalılara tebliğ edilip, savunmaları alınmadan, tasarrufun iptali davasının sonuçlandırılamayacağını»[769]

belirtmiştir.

(14) İptâl davası sâbit olduğu (kazanıldığı) takdirde, davacı, dava konusu mal üzerinde, sanki o mal hala borçlunun malvarlığında (mülkiyetinde) imiş gibi, cebri icra yolu ile hakkını (alacağını) almak yetkisini elde eder. Dava konusu mal, «iptâl kararı» ile borçlunun mülkiyetine (malvarlığına) dönmez.[770] Üçüncü kişi yine «malik» olmakta devam eder.[771] Bu husus, iptâl davasının aynî bir dava olmayıp, kişisel bir dava olmasının sonucudur.[772]

İptâl davasının sonuçlarını davanın, «haciz» ve «iflâs» yolu ile takipte açılmış olmasına göre, ayrı ayrı incelemek gerekir:

A- Haciz yolu ile takipte, iptâl davasının sonuçları:

I- a- İptâl davasının kaybedilmesi: İptâl davasını kaybeden davacı, yargılama giderlerini -özellikle; «nisbi vekalet ücretini»[773] ve «nisbi karar ve ilâm harcını»[774]- ödemeye mahkûm edilir.

II- b- İptâl davasının kazanılması: aa) aaa- Kazanılan iptâl davasının konusu taşınır ise, (daha açık bir ifade ile; bir taşınmazın devrine (satışına) ilişkin borçlunun tasarrufu iptâl edilmişse) alacaklı aldığı ilâmı, asıl takip dosyasına koyarak, taşınırın haczini ister.

Taşınır mal, davalı - üçüncü kişinin elinde bulunmazsa, o zaman İİK. mad. 24/IV-VI hükümleri[775] uygulanarak, malın değeri, üçüncü kişiden haciz yolu ile tahsil edilir.[776]

Eğer dava konusu taşınır trafik siciline kayıtlı bir araç ise, -ve borçlu tarafından, sahip olduğu aracın üçüncü kişilere yapılan devir işleminin iptâli için borçlu hakkında ‘tasarrufun iptâli davası’ açılmışsa- o zaman mahkemece «davalı üçüncü kişi üzerindeki trafik kaydının iptâline ve aracın tekrar borçlu adına tesciline (eski hale getirilmesine)» ya da daha kısa olarak «trafik kaydının iptâline» şeklinde karar verilemeyip «dava konusu araç yönünden (üzerinde) davacıya alacak ve fer’ileri (eklentileri) ile sınırlı olarak cebri icra yolu ile alacağını almak yetkisinin tanınmasına...» şeklinde[777] karar verilmesi gerekir...

bbb- Eğer borçlu hakkında, üçüncü bir kişiye yapmış olduğu temlik işleminin -bu temlikin gerçekte mevcut olmayan bir borç için yapıldığı yani temlikin «muvazaalı bir temlik olduğu» ileri sürülerek- iptâli için «tasarrufun iptâli davası» açılmış ve açılan bu dava ‘haklı’ bulunmuşsa, mahkemece sadece «yapılan temlik işleminin iptâline» şeklinde, infazı kabil olmayacak bir hüküm kurulmaması gerekir. Mahkemenin, «temlik alacaklısının, temlik aldığı alacağın ne kadarını tahsil ettiği» araştırılarak, «tahsil ettiği kısmı davacı-alacaklıya ödemesine (geri vermesine) ve tahsil etmediği kısım hakkında da alacaklıya cebri icra yetkisinin tanınmasına» şeklinde karar verilmesi gerekir... Bir yerel mahkemenin[778] bu doğrultudaki kararı çok isabetli olduğu gibi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi[779] de, benzer bir olayda «çekdeki ciro işleminin ve dolayısı ile alacağın üçüncü bir kişiye devrine dair tasarrufun muvazaalı olması nedeniyle iptâli istemiyle» açılmış olan dava sonucunda «borçlu şirketin lehtarı bulunduğu ... liralık çekin, aslında alacaklı olmayan davalı ... ya karşılıksız olarak ciro edildiğinden, ciro işleminin dolayısıyla alacağın ...ya devrine dair tasarrufun iptâli’ istemiyle açılmış olan tasarrufun iptâli davası sonucunda mahkemece verilen ‘işlemin (cironun) iptâline’ ilişkin kararın infaz kabiliyetinin bulunmayacağını, çünkü davalının kendisine ciro edilen çeki takibe koyarak alacağı tahsil etmiş ise, iptâl davası elden çıkarılan değere dönüşeceğinden, mahkemece ‘icra takibine konu alacağın asıl ve fer’ilerini geçmemek üzere .... liranın davalı ...dan tahsiline’, eğer çek bedeli tahsil olunmamış ise ‘davacı alacaklıya borçlu ...nın çek keşidecisi ...dan olan alacağı üzerine haciz tatbik etmek hakkı tanınmasına’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini» belirtmiştir...

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi[780] de benzer şekilde, «tasarrufun iptali davası sonucunda, ‘davalı borçlu tarafından, icra dosyasındaki alacağın diğer davalı üçüncü kişi oğluna yapılmış olan temlikin iptaline’ karar verilmesi halinde, mahkemece ‘temlik edilen ...... TL tutarındaki alacağın, davacının alacak ve eklentileri ile sınırlı olarak davalılardan’ değil sadece ‘davalı üçüncü kişiden’ tahsiline şeklinde hüküm kurulması gerekeceğini» belirtmiştir...

ccc- Eğer «borçlu hakkında diğer davalı üçüncü kişi tarafından yapılmış olan (muvazaalı) icra takibinin ve takip konusu (muvazaalı) senedin iptali için» açılmış olan tasarrufun iptali davası kabul edilmişse mahkemece «dava konusu senet ve icra takibinin iptaline» (ve eğer bu takip nedeniyle davalı üçüncü kişi bir miktar para tahsil etmişse, ayrıca ‘tahsil edilen para üzerinde davacı alacaklıya cebri icra yetki tanınmasına’) ya da (... muvazaalı icra takibi sonucunda davalı-üçüncü kişi tarafından tahsil edilen ...TL’nın -davacı alacaklının alacak ve fer’ileri sınırlı olarak- davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine’[781]) ş e k l i n- d e hüküm kurulması gerekir...

bb) Kazanılan iptâl davasının konusu taşınmaz ise, -yani; alacaklı tarafından, sahip olduğu taşınmazı (taşınmazları) üçüncü kişilere devretmiş olan borçlulara karşı, bu devir işlemlerinin iptâli için «tasarrufun iptâli davası» açılmış ise- alacaklı; «davalı-üçüncü kişi üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek kalmadan o taşınmazın haczini ve satışını» isteyebilir.[782] Bu nedenle, satış işlemine konu yapılan taşınmaz hakkında açılan iptâl davalarında, iptâl isteminin yerinde görülmesi halinde mahkemece;

«‘Satış işleminin (tasarrufunun) iptâline’ ilişkin tasarrufun iptâli davaları sonucunda, davanın kabulü halinde mahkemece ‘davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının iptâline ve taşınmazın tekrar borçlu adına tesciline (eski hale getirilmesine) ya da daha kısa olarak ‘tapunun iptâline’ şeklinde» karar verilmeyip, «‘...tapu hissesinin iptâli ile borçlu adına tesciline’ değil, ‘dava konusu tasarrufun iptâline, davacı alacaklıya icra takibindeki alacak ve fer’ileri (eklentileri) ile sınırlı olmak üzere, dava konusu taşınmaz hissesi üzerinde haciz ve satış işleme yetkisinin tanınmasına...’ ‘...satışa konu taşınmaz malikinin borçlu ...olduğunun tesbitine değil ‘... dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde davacıya alacak ve fer’ileri (eklentileri) ile sınırlı olarak cebri icra yoluyla alacağını almak yetkisinin tanınmasına’ ‘... satış tasarrufunun iptâli ile davalı üçüncü kişi adına olan tapu kaydının iptâl edilip borçlu adına tesciline...’ değil, ‘... satışa konu taşınmazlar üzerinde davacı alacaklıya icra takibindeki alacak ve fer’ilerini (eklentilerini) geçmemek üzere haciz ve satış isteme yetkisinin tanınmasına’ ‘dava konusu satışın iptâline ve taşınmazın borçlu adına tesciline’ değil, ‘... satışına ilişkin tasarrufun asıl alacak ve fer’ileri ile (eklentileri ile) sınırlı olarak iptâline...’» şeklinde karar verilmesi gerekir.[783]

Bu konu ile ilgili olarak ayrıca şu hususu da vurgulayalım ki; «tasarrufun iptâli davaları»na ilişkin verilen kararları bugüne kadar -Şubat/2007 tarihine kadar- temyizen incelemiş olan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi ile bugün bu kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi iptâl davasını kabul etmiş olan mahkemelerce «dava konusu taşınır/taşınmaz üzerinde, davacıya alacak ve fer’ileri (eklentileri) ile sınırlı olarak cebri icra yolu ile alacaklarını alma yetkisinin tanınmasına...» şeklinde karar verilirken ayrıca «tasarrufun (satışın) iptâline»de karar vermeleri[784] istenirken, «muvazaa nedenine dayalı tasarrufun iptâli davaları» sonucunda verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise «tasarrufun (satışın) iptâline gerek olmadan, dava konusu taşınmazların/taşınırların davacı-alacaklı tarafından -alacakları ile sınırlı olarak- haciz ve satışlarının istenebilmesine» şeklinde karar verilmesini[785] istemektedir...

İptâl davasını kabul eden mahkeme - yukarıda belirtildiği şekilde karar verirken- ayrıca «...... TL. alacağın (davacının alacağının) davalıdan (davalılardan) tahsiline....» karar veremez.[786]

Borçlu, iptâl konusu tasarruf ile iştirak halinde malik bulunduğu bir malı, diğer paydaşlarla birlikte üçüncü kişiye satmış ise, ancak borçlunun payı için iptâl kararı verilebilir ve alacaklı da yalnız iptâl edilen borçlu payı üzerinde cebri icra hakkını kazanır.[787]

İptal davasının kabulüne karar verilen hallerde, kararın hüküm fıkrasında sadece ‘tasarrufun iptaline’ karar verilmekle yetinilmesi hem ‘iptal’e ve de ‘tazminat’a karar verilemez…[788]

İİK. 283/I hükmüne aykırı olarak, tasarrufun iptali davasının sonucunda «dava konusu kooperatif hissesinin malikinin davalı borçlu ....... olduğunun tesbitine» şeklinde karar verilemez.[789]

Daha sonra iflasına karar verilen ve hakkındaki iflas kararı kesinleşen borçlu tarafından, davalı üçüncü kişiye satılan taşınmaz hakkında -kamu alacağından dolayı- açılan tasarrufun iptali davası sonucunda, mahkemece «iptal koşulları oluşan taşınmazın iflas masasına kaydına» verilmesi gerekir.[790]

Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde, mahkemece «tasarrufun iptali»nden başka, ayrıca «tasarruf konusu malın haczine»de karar verilemez…[791]

Yüksek mahkeme;

√ «Davalı üçüncü kişinin borçlu davalıdan alacaklı olması, tasarruftan sonra borçlu davalının oğlunun taşınmazda oturmaya devam etmesi ve tüm dosya kapsamından üçüncü kişi konumundaki davalının borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun anlaşılmasına göre tasarrufun iptaline karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu; BK. mad. 18 (şimdi; TBK. mad. 19) ve İİK. mad. 283. maddeleri uyarınca borçlu davalının alacaklılarından mal kaçırmak amacı ile yaptığı muvazaalı hukuki işlemin iptalini talep edilmesi halinde, davadaki amaç alacağın tahsil için davalılar arasındaki taşınmaz satışının alacaklı yönünden geçersizliğini sağlamak olduğundan, davacının bu hakkının ayni değil şahsi sonuç doğuracağını ve muvazaa nedeniyle tapunun iptaline değil İİK. mad. 283/1 uyarınca iptal ve tescil olmaksızın taşınmaz haciz ve satışının alacaklı tarafından isteyebileceğine karar verilmesi gerekeceğini»[792]

√ «İcra takibinin muvazaalı olması nedeniyle açılan tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi halinde, üçüncü kişi davalı tarafından muvazaalı icra takibi sonucunda tahsil edilen ‘... TL’nin davacı alacaklının alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine...’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini»[793]

√ «Borçlu tarafından, üçüncü kişiye taşınmazının 1/2 payının satılmış olması halinde, sabit olan tasarrufun iptali davası sonucunda taşınmazın tamamı hakkında değil, satılan 1/2 pay hakkında iptal kararı verilebileceğini»[794]

√ «Borçlu tarafından dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetinin kızına borçlanmadan önce, intifa hakkının da borçlanmadan sonra kızına tanınmış olması halinde mahkemece her iki tasarrufun birlikte iptaline karar verilemeyip sadece borçlanmadan sonraki dönemde yapılan intifa hakkının tanınmasına (devrine) ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekeceğini»[795]

√ «Mahkemece ‘tasarrufun iptaline konu edilen ve .... adına kayıtlı taşınmaz üzerindeki ihtiyati haczin, ...... liralık teminat mektubu üzerine kaydırılmış olması’ halinde, tasarrufun iptali davasının alacaklı lehine sonuçlanmasından sonra ‘taşınmazın satışı’ yerine alacaklının alacağını ‘teminat mektubunu paraya çevirmek suretiyle’ tahsil etmesinin, İİK.’nun 283. maddesi hükmüne uygun olacağını»[796]

√ «Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde, ‘tapu kaydının malik sütununa borçlu ......’nun adının yazılmasına’ şeklinde -mülkiyet naklini de içerir şekilde- hüküm kurulamayacağını»[797]

belirtmiştir...

cc) Kazanılan iptâl davasının konusu rehin hakkı ise, alacaklı bu rehin hakkı ile yüklü şeyi, «rehin hakkı dikkate alınmaksızın» (yokmuş gibi) sattırabilir. Bu nedenle, rehin hakkına (özellikle, uygulamada çok sık görüldüğü şekilde, ipotek hakkına) ilişkin iptâl davalarında, mahkemece; «ipotek kaydının iptâline» değil, «ipotek kurulmasına ilişkin tasarrufun davacı bakımından iptâline...» ya da kısaca «ipotek işleminin iptâline...»[798] şeklinde karar verilmelidir. Bu durumda, mahkeme ayrıca «....TL. alacağın (davacının alacağının) tahsiline...» karar veremez.[799]

dd) Kazanılan iptâl davasının konusu taşınmaz satış vaadi şerhi ise, yani «tapudaki taşınmaz satış vaadi şerhinin iptâli»ne yönelik olarak iptâl davası açılmış ve dava mahkemece kabul edilmişse, dava sonunda sadece «satış vaadi şerhine dair tasarruf işlemlerinin davacı yönünden (davacının alacak ve eklentileriyle sınırlı olarak) geçersiz sayılmasına» karar verilmekle yetinilmesi gerekir. Ayrıca «sicildeki şerhin iptâli» sonucunu doğuracak biçimde hüküm kurulamaz.[800] [801]

ee) Borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişi, iktisap ettiği malları elinden çıkarmışsa, iptâl davası, bu malların yerine geçen değere ilişkin olur. Bu durumda, iptâl davasını kaybeden davalı - üçüncü kişi, bu değer oranında tazminata mahkûm edilir. Bu tazminat, davacının alacak miktarından fazla olamaz (mad. 283/II). Bu halde alacaklı, iptâl davası sonucunda aldığı ilâmı, -kesinleşmeden-[802] doğrudan doğruya davalı - üçüncü kişiye karşı icraya koyabilir.[803]

Eğer üçüncü kişi, dava konusu malı, dava sırasında elden çıkarmışsa, davacı - alacaklı, bu durumda İİK. mad. 283/II hükmünün uygulanmasını isteyebilir.

Yüksek mahkeme -yukarıda açıklanan- İİK. mad. 283/II hükmüyle ilgili olarak;

√ « Tasarrufun iptali davalarında, 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin iyi niyetli olması halinde, İİK’ nun 283/2 maddesi uyarınca üçüncü kişinin malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceğini»[804]

√ «Dördüncü kişi konumundaki davalının kötü niyetli olduğunun kanıtlanmaması durumunda, üçüncü kişi konumundaki davalının, tasarrufa konu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında -ve davacının alacak miktarı ile sınırlı olarak- tazminata mahkum edileceğini»[805]

√ «İvazlar arasındaki fahiş farkın, tek başına davalı dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunu göstermeyeceğini»[806]

√ «Yasanın 283/2. maddesi hükmünce iptal davası üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu değere taalluk ediyorsa bu değerler nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkum edeceğini, dördüncü kişi yönünden ivazlar arasındaki fahiş farkın tek başına tasarrufun iptaline karar verilmesi nedeni olmadığını»[807]

√ «İİK’ nun 283/11 maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği, 3. kişinin sorumlu olduğu miktarın, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeri olduğunu»[808]

√ «Davalı borçlu ile davalı üçüncü kişinin birbirini tanıdığı, tasarrufa konu edilen taşınmazın da davalı üçüncü kişinin sahibi olduğu şirketten satın aldığı, aldığı taşınmazın bedelini ödeyemediği, ayrıca üçüncü kişi davalının, borçlu davalının kullandığı kredinin kefili olduğu, bu kredi borcunun davalı tarafından ödenememesi nedeniyle üçüncü kişi davalı tarafından ödendiği, böylece üçüncü kişinin, borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu ve tasarrufa konu taşınmaz üçüncü kişi tarafından da elden çıkarıldığından, üçüncü kişi olan davalının taşınmazı elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında -davacının alacağından fazla olmamak üzere- tazminata mahkûm edilmesi (İİK. mad. 283/II) gerekeceğini»[809]

√ «Tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmazı, borçludan satın almış olan üçüncü kişinin (veya bu kişiden aynı taşınmazı satın almış olan kötü niyetli olduğu kabul edilebilecek durumda bulunan dördüncü kişinin) ‘yakın akrabasının’ borcundan (aldığı krediden) dolayı banka lehine kurulan ipotekten, tasarrufun iptali davasını kazanmış olan davacı-alacaklı etkilenir mi? Bu ipoteğin, davacı-alacaklıya karşı bir önceliği bulunur mu?»[810]

√ «Borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye ve üçüncü kişi tarafından da diğer davalı dördüncü kişiye satışı yapılan dava konusu taşınmaz ile ilgili olarak, davalı 4. kişinin kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından ve davalı üçüncü kişi yönünden de iptal koşulları oluştuğundan, davanın bedele dönüşmesi sebebiyle (İİK mad. 283/2), davacının takip dosyasındaki alacak ve fer’ileriyle sınırlı olarak, davalı üçüncü kişinin dava konusu taşınmazları elden çıkardığı tarihteki değer oranında tazminattan sorumlu tutulması gerekeceğini»[811]

√ «Borçlu şirketin dava konusu taşıtlarını işçilerine satışına ilişkin tasarrufun iptali davasında, davalıya satılan aracın dava dışı başka bir kişiye devredilmesi nedeniyle eldeki davanın aracın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri oranında bedele dönüştürülmesi talebi gözetilmeden yazılı şekilde tasarrufun iptali kararı verilemeyeceğini»[812]

√ «Taşınmazı üçüncü kişiden alan kimse ile (dördüncü kişi) dördüncü kişiden alan kimsenin (beşinci kişinin) ancak kötü niyetli olduklarının kanıtlanması durumunda, bu davalılar hakkında tasarrufun iptali davasının kabul edilebileceğini; davacı alacaklı tarafından üçüncü kişiden sonra gelen davalıların kötüniyetli oldukları isbat edilmediğinde, İİK’nun 283. maddesine göre, davanın bedele dönüştüğü dikkate alınarak, mahkemece davalı üçüncü kişinin taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri belirlenerek, belirlenen bu değer oranında (takip konusu alacak ve fer›ileri ile sınırlı olmak üzere) tazminat ödemesine hükmedilmesi gerekeceğini»[813]

√ «Dördüncü ve diğer kişiler yönünden tasarrufun iptali İİK’ nun 280/I. maddesi uyarınca borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının bu kişilerce bilindiği veya bilinmesini gerektirir açık emarelerin bulunduğu hallerde söz konusu olabileceği, kötüniyet isbat edilmediğinde, İİK’nun 283. maddesine göre, davanın bedele dönüştüğü dikkate alınarak, mahkemece davalı üçüncü kişinin taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri belirlenerek, belirlenen bu değer oranında (takip konusu alacak ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere) tazminat ödemesine hükmedilmesi gerekeceğini»[814]

√ «Tasarrufun iptali davalarında üçüncü kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde, İİK. mad. 283/II uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malları elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceğini»[815]

√ «İcra mahkemesince zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, davacı tarafından İİK. mad. 33a/2 uyarınca, yedi gün içinde dava açılmaması halinde, geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceğinden, mahkemece tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceğini; borçludan aldığı malı elden çıkaran davalıdan, elden çıkardığı tarihteki gerçek bedelin, alacak ve fer’ileriyle sınırlı olmak üzere tahsiline hükmolunacağı nazara alınarak taşınmazın dördüncü kişiye geçişi için davacıdan talebi sorularak bu kişinin davaya dahil edilmesi halinde delilleri toplanıp yargılamaya devam ile bir hüküm verilmesi gerekeceğini; davacının takibe konu ettiği çeklerin keşide tarihlerinin iptali istenen tasarruftan çok sonra olduğu nazara alınarak, davacının alacağın daha önce doğduğuna dair delilleri mahkemece sorulmadan karar verilemeyeceğini»[816]

√ «Yalnızca bedel farkının, taşınmaz borçludan satın almayan son malik açısından başka delillerle desteklenmediği sürece iptal nedeni olarak kabul edilemeyeceğini; son satış ile önceki satış arasındaki 9 ayı aşkın sürenin kısa aralıklı bir satış sayılamayacağını; üçüncü kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde, bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceğini (İİK mad. 283/2)»[817]

√ «Tasarrufun iptali davalarında, üçüncü kişinin borçludan satın aldığı malı elden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin iyiniyetli olması halinde, İİK 283/II uyarınca koşullar oluştuğu takdirde, ‘üçüncü kişinin malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması’ gerekeceğini»[818]

√ «Tasarrufun iptali davalarında; tasarrufa konu olan malın üçüncü kişi tarafından elden çıkarılması ve davacının son malikini davaya dahil etmesi halinde, son malik ile borçlu arasındaki kişiler hakkında davacının talebi açıklattırılarak, başka bir anlatımla davanın bedele dönüşüp dönüşmediği belirlenerek oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerekeceğini»[819]

√ «İptal davasının, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malların yerine geçen değere ilişkin olması halinde, ‘takip konusu alacak ve fer’ileriyle sınırlı olarak’ tazminata hükmedilebileceğini (İİK. 283/II); dava konusu taşınmazın davalı-üçüncü kişi tarafından elden çıkarılmış olması (ve taşınmazı alan dördüncü kişinin ‘iyiniyetli’ olması) halinde, üçüncü kişinin İİK. 283/II uyarınca ‘davacının alacağından fazla olmamak üzere’ (davacının alacak ve fer’ilerini geçmemek üzere) ve ‘... İcra Müdürlüğü’nün ...... sayılı dosyasında yapılmış olan takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak’ tazminatla sorumlu tutulabileceğini»[820]

√ «Dava konusu gemilerin, üçüncü kişinin elinde iken cebri icra yolu ile satılmış ve üçüncü kişiye bu satıştan sonra hiçbir şey kalmamış olması halinde, mahkemece ‘konusuz kalan dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini»[821]

√ «Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin, satın aldığı malı elinden çıkarmış ve dördüncü kişinin ‘iyiniyetli’ olması halinde, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın, elden çıktığı tarihteki değeri oranında ve davacı alacaklının alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmesi, dördüncü kişinin «kötüniyetli’ olduğunun kanıtlanması halinde ise; mahkemece ‘tasarrufun iptaline’ karar verilmesi gerekeceğini»[822]

√ «Dava konusu taşınmazı borçludan satın almış olan üçüncü kişinin borcundan dolayı aynı taşınmazın daha sonra cebri icra yoluyla üçüncü kişinin elinden çıkması halinde, davanın bedele dönüşmüş olacağı ve üçüncü kişinin, taşınmazın elinden çıktığı tarihteki -bilirkişice belirlenecek- gerçek değeri üzerinden -icra takibinden alacak ve fer’ilerini geçmemek üzere- tazminatla sorumlu tutulacağını»[823]

√ «Üçüncü kişinin, dava konusu mal veya hakkı ‘dava sırasında elinden çıkarması’ veya ‘elinden çıkardığının dava sırasında öğrenilmesi’ halinde, davanın ıslahına gerek kalmadan davacı-alacaklının ‘davaya «bedel davası» olarak devam edilmesini’ isteyebileceği gibi, ‘kötüniyetli olduğunu ileri sürdüğü dördüncü kişiyi davaya dahil ederek, davaya devam edilmesini’ sağlayabileceğini; bu seçim hakkının davacıyla mahkemece hatırlatılması gerekeceğini»[824]

√ «Dava konusu taşınmazın, üzerindeki hacizle (ipotekle) birlikte borçlu tarafından üçüncü kişiye satılmasından sonra, bu haciz nedeniyle (borçlunun borcundan dolayı) cebri icra yolu ile satılır ve bu satış bedelinden üçüncü kişiye artan bir miktar para ödenirse, bu kişinin sorumluluğunun kendisine ödenen bu para kadar olacağını»[825]

√ «Dava sonucunda, davalıların tümünün tazminatla sorumlu tutulmaları halinde mahkemece ‘.... tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline...’ şeklinde hüküm kurulması gerekeceğini»[826]

√ «İptal davasının, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malların yerine geçen değere ilişkin olması halinde, ‘takip konusu alacak ve fer’ileriyle sınırlı olarak’ tazminata hükmedilebileceği; dava konusu taşınmazın davalı-üçüncü kişi tarafından elden çıkarılmış olması (ve taşınmazı alan dördüncü kişinin ‘iyiniyetli’ olması) halinde, üçüncü kişinin İİK. 283/II uyarınca ‘davacının alacağından fazla olmamak üzere’ (davacının alacak ve fer’ilerini geçmemek üzere) ve ‘.... İcra Müdürlüğünün ........ sayılı dosyasından yapılmış olan takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak’ tazminatla sorumlu tutulabileceğini»[827]

√ «Üçüncü kişinin tasarrufa konu malı elinden çıkarması halinde, davacının alacak ve fer’ileriyle sınırlı olarak, elden çıkarma tarihindeki tasarruf değeri üzerinden bedele hükmedilmesi gerekeceğini»[828]

√ «Tasarrufun iptali davalarında, tasarrufa konu malın üçüncü kişi olan davalının elinden çıkmış olması halinde, üçüncü kişinin ‘o malın elinden çıktığı tarihteki değeri üzerinden -icra takip dosyasındaki alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak- tazminata mahkum edilmesi’, borçlu davalının ise -alacağın tamamından sorumlu olması nedeniyle- ayrıca tazminata mahkum edilmemesi gerekeceğini»[829]

√ «Dava konusu taşınmazın, davalı borçlunun ipotek borcu nedeniyle yapılan takip sonucunda dava dışı üçüncü kişiye satılmış olması halinde, mahkemece verilmiş olan tasarrufun iptaline ilişkin ilamın infaz kabiliyetinin kalmamış olacağını ve bu durumda, İİK. 283/II kapsamında değerlendirme yapılması gerekeceğini[830]

√ «İptal davasının bedele dönüşmüş olması halinde, mahkemece verilecek kararda her davalının ne miktarda tazminatla sorumlu tutulduğunun ayrı ayrı belirtilmesi gerekeceğini»[831]

√ «Taşınmazı borçludan satın almayıp, üçüncü kişiden devralan dördüncü kişiler yönünden tasarrufun iptal edilebilmesi için, bu kişilerin kötüniyetli olduklarının davacı tarafından kanıtlanması gerekeceğini, bunun kanıtlanması halinde ‘tasarrufun iptaline’ karar verilmesi, aksi takdirde ‘tasarrufa konu malı elinden çıkaran (üçüncü) kişinin, elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri ile sorumlu tutularak tazminata mahkum edilmesi’ gerekeceğini, böyle yapılmayarak kötüniyetli kabul edilen dördüncü kişi hakkında hem ‘iptal’ hem de ‘tazminat’ kararı verilemeyeceği»[832]

√ «Tasarrufun iptâli davasına konu olan malın, davalı-üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kimse için -kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından- iptâl isteminde bulunulmaması ya da bu istemin reddedilmesi halinde mahkemece ‘dava konusu taşınmazın/taşınırın elden çıkarıldığı ...... tarihindeki -keşif sonucu belirlenen- gerçek değeri olan ... Liranın (davacının icra takibine konu alacağının asıl ve eklentilerini geçmemek üzere) davalıdan tahsiline’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini»[833]

√ «Dava konusu taşınmazların kamulaştırılmış olması ve kamulaştırma bedellerinin davalı üçüncü kişi tarafından tahsil edilmiş olması halinde davanın kabulüne karar veren mahkemenin tahsil edilen kamulaştırma bedellerinin davalıdan geri alınmasına karar verilmesi gerekeceğini»[834]

√ «Üçüncü kişinin malı dava sırasında elden çıkarması halinde davacı alacaklının, davaya bedel davası olarak devam edilmesini isteyebileceğini»[835]

√ «Davalı üçüncü kişinin borçludan satın aldığı taşınmazı dördüncü bir kişiye satmış olması halinde mahkemece davacı tarafa ‘talebinin davalı üçüncü kişi yönünden nakdi tazminata dönüştürebileceği’ hususunun hatırlatılması gerekeceğini»[836]

√ «Tasarrufun iptali davalarında dava konusu taşınmazı borçludan satın almış olan üçüncü kişinin elinde bulunmaması halinde İİK’nın 283/II maddesi uyarınca davanın o mal yerine geçen değere ilişkin olacağı, bu hak kanun tarafından alacaklıya tanınmış olduğundan ayrıca davacı tarafından talep edilmesine gerek bulunmadığını»[837]

√ «Borçlunun işlem yaptığı üçüncü kişinin, malı başkasına (dördüncü kişiye) satması durumunda, alacaklının -dördüncü kişiye yapılan satışın iptâli için- dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunun isbatı gerekeceğini»[838]

√ «Borçludan mal satın alan kişinin, satın aldığı malı iyiniyetli bir kişiye satması durumunda sorumluluğunun, İİK.’nun 283/II. maddesinde düzenlenmiş olduğunu»[839]

√ «Borçlu ile ondan satın alınan ... adet hisseye yönelik tasarrufun iptâli davası sonucunda, borçludan dava konusu hisseleri satın almış olan üçüncü kişinin, bunların bir kısmını elden çıkarmış olduğunun anlaşılması halinde, bu hisselerin elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değerlerinin bilirkişiye hesaplattırılarak bulunacak miktarın -davacının alacak ve fer’ilerini geçmeyecek şekilde- davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekeceğini»[840]

√ «Tasarrufun iptâli davasına konu olan taşınmazların dava sırasında cebri icra yoluyla satılmış olmaları halinde, tasarrufun iptâli davasının İİK. 283/II uyarınca bedele (tazminata) dönüşmüş olacağını ve bu taşınmazların davalı üçüncü kişinin elinden çıktığı tarihteki serbest piyasa değerlerinin -alacak ve fer’ilerinin miktarı ile sınırlı olmak üzere- davalı üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi gerekeceğini»[841]

√ «Tasarrufun iptâli davasında, dava konusu taşınmazın, borçludan taşınmazı satın alan davalının elinde bulunması halinde, mahkemece ‘tasarrufun iptâline’ buna karşın dava konusu taşınmazın -ister dava açılmadan önce, isterse dava sırasında- davalı üçüncü kişinin elinden çıkmış olması halinde, davanın konusunun o taşınmazın yerine geçen değere dönüşeceğini ve davayı kaybeden davalının bu değer oranında tazminat ödemekle yükümlü olacağını (tasarrufun iptâlini istemiş olan davacı alacaklının dava aşamasında, dava konusu taşınmazın davalının elinden çıkmış olduğunu öğrenince, davasını nakdi tazminata -malın yerine geçen değerin ödenmesine- dönüştürülebileceğini»[842]

√ «İptâl davasının konusunu borçlu ile tasarrufta bulunan üçüncü kişinin elinden çıkardığı mallar yerine geçen değerin oluşturması halinde, bu değerler üzerinden ‘borçlu’nun değil, ‘üçüncü kişi’nin -davacının alacağından fazla olmamak üzere- nakden tazmin ile sorumlu tutulacağını»[843]

√ «‘Alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı’ iddia edilerek açılmış olan ipoteğin (ipotek işleminin) iptali davası sırasında, ipoteğin paraya çevrilip, ortada iptali gerektirecek bir işlemin kalmadığının (davanın bedele dönüştüğünün) anlaşılması ve davalı şirketin bütün aktif ve pasifleri ile birlikte başka bir şirkete devredilmiş olduğunun saptanması üzerine, HMK. mad. 125 gereğince davacıya ‘devralan şirket hakkında davaya devam edip etmeyeceği’ sorularak, ‘davacının alacak ve fer’ilerini (eklentilerini) geçmemek üzere ipotek bedeline hasren davanın kabulüne’ karar verilmesi gerekeceğini»[844]

√ «Tasarrufun iptali davasına konu olan taşınmazın/taşınırın, davalı-üçüncü kişinin elinden çıkmış olması halinde, davacı-alacaklının taşınmazın/taşınırın malikini -onun kötüniyetli olduğunu kanıtlayarak- davaya dahil edebileceği gibi, dava konusu taşınmazı/taşınırı elden çıkarılan davalı-üçüncü kişinin tazminata mahkum edilmesini isteyebileceğini (İİK. 283/II), mahkemece ‘davanın açıldığı tarihte, dava konusu taşınmazın/taşınırın elden çıkarılmış olması nedeniyle, davanın reddine’ karar verilemeyeceğini»[845]

√ «İptâl davasına konu olan taşınmazın, satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil davası sonucunda elden çıkarılmış olması halinde, davalının nakden (taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki değerinden) sorumlu tutulması gerekeceğini»[846]

√ «Tasarrufa konu olan taşınırın/taşınmazın dava tarihinden önce davalı-üçüncü kişi tarafından başka bir-dördüncü-kişiye devredilmiş olması halinde, mahkemece ‘tasarrufun iptali davasının husumet yönünden reddine’ karar verilemeyeceğini (açılmış olan davaya; tazminat davası olarak devam edileceğini) »[847]
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #5 : 08 Ocak 2021, 23:49:23 »
√ «İptâle tâbi tasarruf konusu taşınmazın birkaç kez el değiştirmesi (satılması) halinde, her davalı-satıcının, taşınmazı sattığı tarihteki değerinden -alacaklıya karşı- sorumlu olacağını»[848]

√ «İptâl konusu malın, borçlu ile tasarrufta bulunmuş olan 3. kişinin elinden çıktığı sabit olmadıkça, mahkemece ‘tazminat’a hükmedilemeyeceğini»[849]

√ «İptâle tâbi tasarruf konusu taşınmazı (taşınırı) borçlu ile işlemde bulunan kişiden satın alan kişinin iyiniyetli olması halinde, mahkemenin taşınmazı (taşınırı) bu kişiye satan davalıyı tazminata mahkum etmesi, aksi taktirde -yani; son alıcının kötüniyetli olması halinde- mahkemece ‘tasarrufun (satışın) iptâline’ karar verilmesi gerekeceğini»[850]

√ «Dava konusu taşınmazın davalı üçüncü kişiler tarafından tapuda başka bir kişiye devredilmiş olması halinde, davacıya bu kişiyi de davaya dahil etmesi için süre verilmesi ve bu kişinin dahil edilmemesi halinde mahkemece ‘tasarrufun iptâline’ değil ‘tazminata’ hükmedilmesi gerekeceğini»[851]

√ «Dava sırasında, dava konusu taşınmazın, borçludan taşınmazı satın almış olan kişi tarafından başka bir kişiye satılmış olması halinde, mahkemece ‘borçlu tarafından yapılan tasarrufun iptâline’ karar verilemeyeceğini»[852]

belirtmiştir.

ff) Şuf’a (önalım) davası sonucu, dava konusu pay üçüncü kişinin elinden çıkmışsa; yani, takip borçlusu, alacaklısının yaptığı icra takibini sonuçsuz bırakmak için; bir taşınmazdaki payını düşük bir bedelle üçüncü kişiye satar, bu taşınmazda borçlu ile paydaş olan bir kişi de, borçlunun payını -düşük bedelle- satın almış olan üçüncü kişi aleyhine şuf’a (önalım) davası (TMK. mad. 732-735) açar ve mahkeme bu davayı kabul ederek «dava konusu payın davacı -paydaş adına- tesciline» karar verir ve bu karar kesinleşirse, İİK.’nun 278, 279 ya da 280. maddenin kapsamında bulunması halinde bu satış hakkında iyiniyet iddiası dinlenmeyecek olan üçüncü kişi, bu payın önalım hakkının kullanıldığı tarihteki serbest piyasa koşullarına göre belirlenecek değerini alacaklıya ödemek zorunda kalacaktır.

Yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili olarak;

√ «Dava konusu parseldeki ... hissenin, şuf’a (ön alım) hakkının kullanıldığı tarih itibariyle gerçek değerinin bilirkişi aracılığıyla saptanıp, bu hisseyi satın almış olan 3. kişinin davacı alacaklıya bu miktarda tazminat ödemeye mahkum edilmesi gerekeceğini»[853]

√ «Borçlunun, alacaklısının giriştiği icra takibini sonuçsuz bırakmak için, taşınmazdaki payını üçüncü kişiye satması halinde, şuf’a hakkını kullanan hissedarın, alacaklının açtığı tasarrufun iptâli davasına müdahil olarak katılabileceklerini, bu durumda tasarrufun iptâli davası bedele dönüştüğü için, şuf’a hakkının kullanıldığı tarih itibariyle, hisselerin bedelinin serbest piyasa rayicine göre belirlenmesi ve ‘bu bedelin taşınmazları borçludan satın alan davalıdan alınarak, alacaklı olan davacıya ödenmesine’ karar verilmesi gerekeceğini»[854]

belirtmiştir...

gg) İptâl isteminin kabul edilmesi halinde, «dava konusu tasarrufun tümünün» değil «takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak» (ya da «takip konusu alacak ve eklentilerine -faiz, masraf gibi- yetecek oranda») iptâline karar verilmesi gerekir.[855]

Tasarrufun iptali davaları sonucunda kurulacak hükümde ‘iptal edilen tasarrufun hangi takiplerdeki alacak ve ferilerini kapsadığının açıkça belirtilmesi’ gerekir.[856]

√ «Mahkemece, davacı taraftan hangi tasarrufların iptalini istediğinin açıkça bildirmesinin istenilmesi, borçlu davalı tarafından satışları yapılan araç ve plakaların ayrı ayrı belirlenmesi, iptal kararı verilecek ise, ancak borçlu davalı tarafından yapılan satışlara ilişkin ve payı ile sınırlı olması, dava dışı olan kişilerin haklarını etkileyecek şekilde hüküm kurulmaması gerektiğini»[857]

√ «Mahkemece icra dosya numarası belirtilmeden sadece ‘tasarrufun iptaline’ şeklinde verilen kararın, uygulamada infaz sırasında tereddüt yaratacağından, ‘iptal kararının hangi alacak yönünden verildiği’nin kararda açık ve net şekilde belirtilmesi gerekeceğini»[858]

√ «Tasarrufun iptali davalarında ‘davanın kabulüne’ karar verilmesi halinde, mahkemece ‘yapılan tasarrufun davanın dayanağı icra takip dosyasındaki alacak ve fer’ ileri ile sınırlı olarak iptaline’ karar verilmesi gerekirken mahkemece, infazda tereddüt yaratacak şekilde ‘hangi tasarrufun iptaline karar verilmiş olduğu’nun belirtilmemiş olmasının isabetli olmayacağını»[859]

√ «Tasarrufun iptali davaları sonucunda kurulacak hükümde ‘iptal edilen tasarrufun hangi takiplerdeki alacak ve ferilerini kapsadığının açıkca belirtilmesi’ gerekeceğini»[860]

belirtmiştir.

hh) İptâl davasına konu olan malın, üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve mahkemece iptâl davasının kabul edilmiş olması halinde, İİK. mad. 283/II uyarınca bedele dönüşen dava sonucunda, hükmedilen tazminata ayrıca kararda faiz yürütülür mü?

Yüksek mahkeme -yerinde olarak- «tasarrufun iptâli davasına konu olan malın üçüncü kişinin elinden çıkmış olması ve malı elinde bulunduran kimse için -kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından- iptâl isteminde bulunulmaması ya da bu istemin reddedilmesi halinde, üçüncü kişi hakkında malın elinden çıktığı tarihteki değerine hükmedileceğini yani bu durumda ‘iptâl davası’nın ‘eda davası’na dönüşmüş olacağını, bu aşamada mahkemece ayrıca hükmedilen miktara -icra takibinde asıl alacağa faiz yürütülmekte olduğundan- dava tarihinden itibaren faize hükmedilemeyeceğini»[861] [862] aşağıdaki şekilde belirtmiştir:

√ «İİK 283/2 madde gereğince 3. kişinin tazminat sorumluluğu dava konusu malı elden çıkardığı tarihteki malın değeri kadar olduğu ve borçlu hakkındaki takip devam ettiğinden hükmedilen tazminata ayrıca faiz uygulanmayacağı»[863]

√ «Davacı, tasarrufun iptali davası sonucunda alacağı ilamı borçlu hakkındaki takip dosyasına ibraz ederek, dava süresince işlemiş olan faizi de alacağına ilave ettirerek, dava konusu mal üzerinde cebri icra yetkisini kullanacağından, mahkemece tasarrufun iptaline ilişkin ilamda faize hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmayacağı»[864]

Yüksek mahkemece ifade edilmiştir.

Tasarrufun iptali davası sonucunda, «infazı mümkün olmayacak şekilde» tasarrufun iptaline karar verilemez. Yani «infazda tereddüde sebep olmayacak biçimde» hüküm kurulması gerekir.[865]

Tasarrufun iptali davasının kabul edilmesi halinde hem «takibin iptaline» ve hem de «tasarrufun dayanağı olan bononun iptaline» karar verilemez, sadece «tasarrufun iptaline» hükmedilmesi ile yetinilmesi gerekir…[866]

ıı) Borçlu, iptâl konusu tasarruf ile iştirak halinde malik bulunduğu bir malı, diğer paydaşlarla birlikte üçüncü kişiye satmış ise, ancak borçlunun payı için iptâl kararı verilebilir ve alacaklı da yalnız iptâl edilen borçlu payı üzerinde cebri icra hakkını kazanır.[867]

ii) «Adi ortaklığın feshi sözleşmesinin iptali» istemiyle açılan tasarrufun iptali davasının kabulü halinde, mahkemece «... adi ortaklığın feshine ilişkin sözleşmenin davacı-alacaklının -... sayılı takip dosyasındaki- alacak ve eklentileri ile sınırlı olarak iptaline...» ş e k l i n d e karar verilmesi gerekir...

jj) «Temlikin iptali» istemiyle açılan tasarrufun iptali davalarında, «dava konusu temlik tasarrufunun, gerçek bir borç ödemesine ilişkin olup olmadığı»nın araştırılması gerekirse mahkemece bu konuda tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak;[868]

III- a) Davacının borçludaki alacağı, temlik tutarından çok ise; borçlunun üçüncü kişiye yaptığı «alacağın temliki» işleminin -«muvazaalı olduğu» gerekçesiyle iptali gerekeceği kanıtlanırsa, mahkemece «... yapılmış olan ... tarihli temlik işleminin davacı-alacaklı bakımından ve ...... sayılı icra dosyasındaki alacağı ve eklentileri ile sınırlı olarak iptali ile davalı üçüncü kişiden tahsili için davacıya çehri icra yetkisi tanınmasına» ş e k l i n d e karar verilmesi gerekir.[869] [870]

b) Davacının borçludaki alacağı, temlik tutarından az ise; aynı şekilde, davacıyı haklı bulunan mahkemenin «yapılmış olan temlikin, davacının daha az tutardaki hak ve alacakları ile sınırlı olarak iptaline ve davacı-alacaklıya, alacak ve eklentiler ile sınırlı olarak, alacağın davalı üçüncü kişiden tahsili için cebri icra yetkisi tanınmasına» ş e k-   l i n d e karar verilmesi gerekir.

IV- a) Belirtilen bütün bu durumlarda, alacaklı, dava konusu malın haciz ve satışını, yeni bir takip yapmaksızın borçlu hakkında yapmış olduğu takip dosyasından ister. Ayrıca, alacaklının İİK. mad. 143/III’deki bir senelik süreye de uyması zorunlu değildir.

Başka bir deyişle «aciz belgesi»ne dayanarak açtığı iptâl davasını kazanan alacaklının, dava konusu malın haciz ve satışını isteyebilmesi için, yeni bir takip yapmasına ve İİK. mad. 143/III’deki bir yıllık süreye uymasına gerek yoktur. Alacaklı İİK. mad. 143/II’de öngörülen bu bir yıllık süre ile bağlı olmaksızın (yeni bir takip yapıp, borçluya yeni bir ödeme emri göndermeden) kazandığı iptâl davası sonucunda aldığı ilâmı icra dairesine vererek, aynı takip dosyası üzerinden dava (tasarruf) konusu malın «haciz» ve «satışını» isteyebilir…[871] [872]

İptâl davası «kesin aciz vesikası»na (İİK. mad. 143), dayanılarak açılmış (İİK. mad. 143/II) dahi olsa, dava süresince, kesin aciz vesikasına bağlanmış olacak için faiz işlemeye devam eder. Yani, bu durumda İİK. mad. 143/IV hükmü uygulanmaz.[873]

İptâl davası sonucunda alınan ilâm -davanın konusu taşınmaz olsa bile- kesinleşmesi beklenmeden,[874] davacı tarafından asıl takip dosyasına konularak haciz ve satış istenebilir. Çünkü, iptâl davası, aynî dava değil, kişisel bir alacak davası niteliğindedir.[875]

b) «Borçlu» ile «onunla işlemde bulunmuş üçüncü kişi» hakkında açılan tasarrufun iptali davasının kabulü sonucunda mahkemece verilen «…. avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline» ilişkin hükmün (ilamın), üçüncü kişi hakkında -taraf olmadığı- «asıl takip dosyası»ndan takibe konulmayıp, kendisi hakkında ayrı bir icra takibi yapılması» gerekir.[876]

V- İptâl davası sonucunda, davayı kazanan alacaklının istemi üzerine, dava konusu «taşınır» ya da «taşınmaz» satılıp, bedelinden davacı-alacaklıya alacağı ödendikten sonra, geriye bir şey artarsa bu, borçluya değil üçüncü kişiye iade edilir. Diğer alacaklılar, bu artan parayı, ellerinde aciz belgesi olsa bile haczettiremezler. Onların da, ayrıca iptâl davası açıp kazanmaları gerekir.[877] Başka bir deyişle, bir alacaklının açmış olduğu iptâl davasında verilen «iptâl kararı»ndan, iptâl davası açmamış olan diğer alacaklılar yararlanamazlar.[878]

Başka alacaklıların açtıkları iptâl davası devam ederken, bir alacaklı davayı kazanır ve alacağını alırsa, diğer alacaklılar, davayı kazandıkları takdirde, iptâl konusu tasarruf yapılmamış olsaydı, hacze katılma koşullarına[879] sahip olduklarını kanıtlayarak, alacağını tahsil etmiş bulunan alacaklıya «sebepsiz zenginleşme (iktisap)» yolu ile başvurabilirler.[880]

VI- Başka alacaklılar tarafından açılan iptâl davasının sonuçlanmış olması, devam eden iptâl davalarına etkili olmadığı gibi, diğer alacaklıların açtıkları iptâl davalarına karşı, birinci iptâl davasından bahisle «derdestlik» ya da «kesin hüküm» itirazında bulunulamaz.[881] Çünkü iki davanın tarafları farklıdır.

Birden fazla alacaklı tarafından iptal davasının açılıp kazanılmış olması halinde, alacaklılar arasındaki «hacze katılma» sorunu İİK. mad. 100 ve 268’e göre çözümlenir.

İptâl davasına bakan mahkeme «iptâle konu taşınmazlardan birinin borcu karşılayabileceği»nden bahisle dava konusu tüm taşınmazlar hakkındaki tasarrufun iptâli istemini reddedemeyeceği[882] gibi, başka bir alacaklının takibi ya da aynı alacaklının başka bir takibi nedeniyle aynı tasarruf iptâl edilebileceğinden, mahkemece ‘bir tasarrufun iptâline ancak bir kez karar verilebileceği’nden söz edilerek, açılan ikinci dava reddedilemez.[883]

VII- a) Tasarrufun iptali davasına konu taşınmaz, takip borçlusunun borcundan –örneğin; ipotek (rehin) borcundan- dolayı cebri icra yoluyla satılmışsa (yani; taşınmaz (taşınır) davalı üçüncü kişinin elinden çıkmışsa) üçüncü kişi ancak bu satıştan sonra kendisine ödenen para oranında davacı-alacaklıya karşı sorumlu olur.[884] [885]

b) Eğer dava konusu taşınmaz/taşınır, dava devam ederken, borçlunun borcundan dolayı cebri icra yoluyla satılır ve satış bedelinden üçüncü kişiye hiç para artmadığı için herhangi bir ödeme yapılmazsa, dava konusuz kalmış olacağından mahkemece «konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına» karar verilir...[886] [887]

c) Eğer dava konusu taşınmaz/taşınır, davalı-üçüncü kişinin elinde iken, kendi alacaklısının takibi sırasında yapılan açık artırmada satılmış ise; üçüncü kişi malın ihalede satış tarihindeki gerçek değeri oranında tazminata mahkum edilir.[888] [889]

d) Buna karşın, davalı-üçüncü kişi; tasarrufun iptali davasını kazanmış olan davacı-alacaklıya, takip konusu borcunu ödeyerek, dava konusu taşınmazın/taşınırın açık arttırmada satılmasını önlerse; daha sonra, borçlunun başka alacaklıları tarafından açılan ve kazanılan tasarrufun iptali davaları sonucunda, onlar tarafından dava konusu taşınmazın/taşınırın satışa çıkarılması üzerine, bu alacaklıların alacağını ödeyip dava konusu taşınmazın/taşınırın satılmasını önlemek isterse, daha önce başka alacaklıya ödediği miktarı taşınmazın/taşınırın kıymetinden düşüp aradaki farkı ödemesi yeterli olur mu? Uygulamada bu soruya «olumlu» cevap verilmemekte ve davalı-üçüncü kişiden, «yeni alacaklıların alacağının tümünü ödemesi» istenmektedir... Bu nedenle; davalı-üçüncü kişinin, davacı-alacaklıların alacaklarını onlara ödemeyip, dava konusu taşınmazın/taşınırın cebri icra yolu ile satılmasına göz yummaları, kendileri için daha yararlı olacaktır...

VIII- «Muvazaalı icra takibinin ve takip sonucunda borçlunun taşınmazı üzerine konulan hacizlerin iptali» istemiyle açılmış olan tasarrufun iptali davasının mahkemece yerinde görülmesi halinde «….hakkında …. icra müdürlüğünün ….. sayılı dosyasında yapılmış olan icra takibinin, davacının davalılardan ….. hakkında ….. İcra Müdürlüğü’nün …. sayılı dosyasında yaptığı icra takibinin geçersiz bulduğunun tespitine» ya da «danışıklı olduğu saptanan icra takibinin iptaline gerek kalmaksızın, davalılar arasındaki icra takibinin davacı yönünden geçersiz olduğunun tespitine» şeklinde karar vermesi gerekir, yoksa «….icra takibin iptaliyle bu icra takibine dayanılarak konulan hacizlerin kaldırılmasın» ş e k l i n d e karar verilemez.[890]

IX- İptâl davası üzerine, «üçüncü kişi», «malvarlığında meydana gelecek eksikliğin, borçludan alınmasını» aynı davada isteyebilir. Bu istem, iptâl davası ile birlikte incelenebileceği gibi, -bu takibin asıl davayı uzatacağı durumlarda- bu davadan ayrılarak, daha önce de hükme bağlanabilir (mad. 283/III).

Üçüncü kişinin, «borçlu» hakkında alacağı bu ilâmın pek pratik değeri olmaz. Çünkü, borçlunun malvarlığında haczedilecek bir değer bulunsa idi zaten iptâl davası açılmazdı... Bu ilâm ancak borçlunun malvarlığına ileride yeni aktifler girince -örneğin; borçluya miras kalınca, borçlu bir işe girip para kazanmaya başlayınca- işe yarar.[891]

X- İptâl davasını kaybeden ve bu nedenle de borçludan elde ettiğini davacıya vermeye mecbur kalan kimse, iptâl edilen tasarruf nedeniyle, borçluya «karşılık olarak» verdiği şeyi (İİK. mad. 278/1, 2) veya bedelini, borçludan geri isteyebilir (mad. 283/IV, c:1). Maddede bir açıklık bulunmamakla beraber, üçüncü kişi, bu isteğini -İİK. mad. 283/III’de olduğu gibi- iptâl davasında ileri sürebilir.[892]

XI- İptâle tâbi tasarruf neticesinde, kendisine ödenilen şeyi geri veren üçüncü kişi -maddede bu kişi «alacaklı» diye ifade edilmiştir- eski haklarını korur (mad. 283/V).

Bu durum, borçlunun bir alacağını «vaktinden önce veya mutad olmayan bir vasıta ile ödemesi» halinde söz konusu olur.[893] Örneğin, borçlu borcuna mahsuben alacaklısına (iptâl davasının davalısı olan üçüncü kişiye) bir otomobilini vermiş ve bu otomobilin iptâl davası sonucunda davacı alacaklı tarafından haczedilip satılması halinde, iptâl davasının davalısı olan üçüncü kişinin borçludaki eski -otomobille ödenmiş olan- alacağı, yeniden -İİK. mad. 283/V uyarınca- doğar...

XII- Kendisine bağışlamada bulunulan (İİK. mad. 278), iyiniyetli ise, «dava zamanında -yani; davanın açıldığı tarihte- elinde kalan miktarla» sorumlu olup, sadece onu geri vermeye mecburdur (mad. 283/son).

Kanunda sadece «bağışlama»dan bahsedilmiş ise de, İİK. mad. 278 ile «bağışlama niteliğinde sayılan tasarruflar»ı da buraya dahil etmek ve onlar hakkında da bu madde hükmünü uygulamak yerinde olur.[894]

XIII- Borçlunun, «alacaklılarından mal kaçırmak kasdi ile» yaptığı yukarıda belirtilen İİK.’nun 278, 280. (ve özellikle; 280) maddelerinde düzenlenmiş bulan «tasarrufun iptali» davalarına konu tasarrufları (eylem ve işlemleri) aynı zamanda s u ç (İİK. mad. 331, 332, 333a) teşkil ettiği için, u y g u l a m a d a «borçlular» hakkında ayrıca cezalandırılmaları için «ceza davası» açılmaktadır.

XIV- İptâl davalarında «borçlu» ve «borçlu ile işlemde bulunmuş olan üçüncü kişiler» arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan,[895] davanın reddi halinde, davalılar yararına tek vekalet ücretine hükmedilir.[896]

B- İflâs yolu ile takipte, iptâl davasının sonuçları:

İptâl davası, ister «iflâs idaresi» ister -İİK. mad. 245’e göre- bu hak kendisine devredilmiş bulunan «alacaklı» tarafından açılmış olsun, dava konusu mal iflâs masasına verilir ve «iflâs idaresi» tarafından satılarak bedeli iflâs alacaklılarına (eğer dava -İİK. mad. 245’e göre, «takip hakkını devralmış olan»- alacaklı tarafından açılmışsa, evvelâ onun alacağı, artanı da diğer alacaklılara) ödenir.

Bu iptâl davalarında, davanın kabulü halinde «dava konusu tasarrufun iptâline» karar verilmekle yetinilir (İİK. mad. 283/I), mahkemece «tapu (trafik) kaydının iptâline ve taşınmazın (aracın) yeniden müflis adına tesciline» şeklinde karar verilemez.[897]

Müflisle işlemde bulunmuş olan üçüncü kişinin, müflisten iktisap ettiği mal ya da hakkı iyiniyetli dördüncü bir kişiye devretmiş olması halinde, davayı kabul etmiş olan mahkeme «davalı üçüncü kişiyi, elinden çıkardığı malın değeri nisbetinde iflâs idaresine tazminat ödemesine» karar verir.[898]

Yüksek mahkeme[899] «ilk satışlardan sonra yapılan satış ve devirlerle ilgili devralan kişilerin müflis ile doğrudan işlem yapmamış olsalar da, bunların ‘müflisin mali durumunu, alacaklılara zarar vermek ve alacaklılardan mal kaçırma kasıtlarını bilemeyeceklerini’ kabul etmenin (satışların kısa aralıklarla yapılmış olması, bu kişilerin taşınmazların üzerindeki haciz ve ipotekle yükümlü olarak satın almaları karşısında ve çoğunun müflis şirketin ortaklarının hemşerisi olmaları nedeniyle), hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceğini» ifade etmiştir.

İİK. mad. 283/II hükmü daha çok «haciz yolu ile takiplerdeki iptâl davası» için olduğundan, «iflâs yolu ile takiplerdeki iptâl davası»nda, üçüncü kişinin «malın değerinin tamamını, iflâs idaresine ödemesine» karar verilir.[900]

Üçüncü kişinin, iptale tabi tasarrufla edindiği (ve masaya iade ettiği) mala karşılık verdiği şey (karşı ivaz) masada aynen mevcut ise, bu karşılık, kendisine masa borcu olarak iade edilir. Bu mümkün değilse, üçüncü kişi haklarını muhafaza ettiğinden, iade ettiği malın bedelini masaya iflas alacağı olarak yazdıracaktır.[901]

Buraya kadar açıklanan İİK’nun 283/I ve II hükümleri dışındaki İİK. mad. 283’ün diğer hükümleri de (yani; III, IV, V ve VI. fıkraları da), «iflâs yolu ile takipteki iptâl davaları»nda aynen uygulanır...

C- «İptâl davalarının sonuçları»nı düzenleyen ve yukarıda açıklanan İİK. mad. 283’e paralel ve ayni içerikte bir hüküm, 6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılacak olan iptâl davaları için, adı geçen kanunda yer almamıştır. Sadece kanunun 31. maddesi[902] bu konuyu, yeterli açıklığı içermeyen biçimde düzenlemiştir.

Ancak, gerek doktrinde[903] ve gerekse uygulamada Yargıtay 15 ve 17. Hukuk Dairesi içtihatlarında -her iki iptâl davasının da aynı hukukî nitelikte olduğu[904] gözönünde bulundurularak- 6183 sayılı Kanun’a göre açılacak iptâl davaları sonucunda da «davacı kamu idaresinin tasarruf tarihindeki alacağı ile sınırlı olarak iptâl kararı»[905] verilmesi ile yetinilmesi, ayrıca «tapunun iptâli ve tekrar borçlu adına tescili»[906] ya da «alacağın tahsili»[907] doğrultusunda karar verilmemesi hususunda görüş birliğine varılmıştır. Başka bir deyişle «İİK. mad. 283 hükmünün, 6183 s. Kanun uyarınca açılan iptâl davalarında da kıyasen uygulanması» doktrinde[908] benimsenmiştir.

6183 sayılı Kanun hükümlerine (m. 24 vd.) göre açılan ‘tasarrufun iptali davası’ sonunda ‘davanın kabulüne’ (dava konusu tasarrufun iptaline karar vermeyi düşünen mahkeme, davacı kamu idaresinin hangi tarihteki (yani; ‘tasarruf tarihindeki mi, ‘dava tarihindeki’ mi yoksa ‘karar tarihindeki mi) ‘alacağı ve -faiz, gecikme zammı gibi- eklentileri ile sınırlı olarak’ tasarrufun iptaline karar verebilir?

Yüksek mahkeme[909] öteden beri -kanımızca da isabetli olarak[910]- “ ‘tasarruf tarihi itibariyle yani tasarruf tarihine kadar olan idare (vergi) alacağı aslı ve bunun işleyecek faiz ve eklentileri ile sınırlı olarak’ tasarrufun iptaline, ‘tasarruf tarihinden sonra doğan alacak kısmı için’ ise davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini” belirtmiştir.

Ancak; 6183 s. Kanun’un 31. maddesinin 2. cümlesindeki düzenlemenin İİK. mad. 283/III ile çelişkili olması nedeniyle, yani; «üçüncü kişilerin iptâl davası nedeniyle ödedikleri parayı kamu alacaklısından (kamu idaresinden) isteyemeyecekleri» açıkça Kanunda öngörülmüş olduğundan, «borçlu ile işlemde bulunan ve dava konusu malı elinden çıkarmış olan üçüncü kişilerin davayı kaybedip, bedelini alacaklıya ödemesi halinde, borçluya karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan isteyebileceğini» belirten İİK. mad. 283/III 6183 sayılı Kanun uyarınca açılan iptâl davalarında uygulanmaz.[911]

Ayrıca  u y g u l a m a d a k i  önemi nedeniyle şu hususu da belirtelim ki; 6183 s. Kanunun 31. maddesinde «27, 28, 29 ve 30. maddelerde sözü edilen tasarruf ve muamelelerden faydalananlar elde ettikleri elden çıkarmışlarsa...» denilmiş olduğundan, buradaki «elden çıkarma»dan maksat; «davalıların (taşınmazın eski ve yeni maliklerinin) taşınmazı başka bir (dördüncü) kişiye bedeli karşılığında devretmiş olmaları»dır. Eğer dava konusu taşınmaz/taşınır başka bir alacaklının alacağından dolayı cebri icra yolu ile -dava sırasında veya davadan sonra- satılmış ise, satış bedelinden bir şey artmadığı için üçüncü kişiye bir ödeme yapılmamışsa, üçüncü kişinin, tasarrufun iptali davasını kazanmış olan alacaklıya bir şey ödemesi gerekmez. Daha doğrusu, davalı üçüncü kişinin bu durumda sorumluluğu, kendisine icra dosyasından ödenen para ile sınırlı olur...[912]

Yüksek mahkeme, bu konu ile ilgili olarak; kamu alacağından dolayı açılan iptâl davaları sonucunda;

√ «6183 s. K. mad. 24 vd. dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin davanın, borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişinin malı elinden çıkarması sebebiyle bedele dönüştüğü gözden uzak tutulmadan, işin esasına girilerek görülmesi gerekeceğini»[913]

√ «Takip konusu borcun 2004-2010 yılları arasındaki döneme ait olması halinde mahkemece davacı alacaklıya 2004 Ocak ayında tasarruf tarihi olan 09.08.2007 tarihine kadar olan vergi borcu ve fer’ileri konusunda bunlarla sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi tanınması gerekeceğini»[914]

√ «Dava konusu edilen taşınmazın dava dışı bir kişiye geçmiş olduğu ve davacının da son maliki davaya dahil etmeden davasını bedele dönüştürmesi halinde, taşınmaz hakkında cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesinin hatalı olduğunu- İptal davasının dayanağı takipler hakkında açılan davaların tamamının sonuçlarının beklenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceğini- İptale karar verilmeden önce, tasarruf tarihindeki borç miktarının ilgili kurumdan sorularak, dava şartları oluştuğu takdirde, o miktar ile sınırlı olarak iptale karar verilmesi gerekeceğini- 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden, 6183 s. Kanun mad. 24 vd.na göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin davada mahkemece nisbi vekalet ücreti tayininin usul ve yasaya aykırı olduğunu»[915]

√ «Davacı tarafından davalı borçluya faizle para verildiği, bundan dolayı vergi inceleme raporları çerçevesinde davacı hakkında asliye ceza mahkemesince mahkûmiyet kararı verildiği anlaşıldığından, mahkemece açılmış olan iptal davasının ‘davacının, davalı borçludan gerçek bir alacağı mevcut olmadığı’ gerekçesiyle ‘reddine’ karar verilemeyeceğini»[916]

√ «Limited şirket ortaklarının ‘ödenmemiş olan şirketin kamu borçlarından dolayı’ -sermaye payları oranında- 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca, limited şirket temsilcilerinin de, Vergi Usul Kanunu 10/II ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca sorumlu olduklarını»[917]

√ «213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3505 Yasa ile değişik 10. maddesi uyarınca, tüzel kişilerin yasal temsilcilerinin tüzel kişinin ödenmeyen vergi borçlarından sorumlu olduğunu»[918]

√ «6183 sayılı Kanun’un 31. maddesi gereğince ‘kötüniyetli dördüncü kişiye dava açılmaması veya kötüniyetinin isbatlanamaması ve davalı üçüncü kişinin, dava konusu mal, hak ve değeri elinden çıkarmış olması halinde’, elinden çıkardığı tarihteki değerini nakden ödemekle yükümlü olacağını»[919]

√ «6183 s. Kanun’dan kaynaklanan tasarrufun iptali davaları hakkında da, İİK’ nun 283. maddesinin kıyasen uygulanacağını (bunun sonucunda; mahkemece ‘tasarrufun iptali’ ile yetinilerek ‘taşınmazın davalı ....... tarafından diğer davalı .......’a satışına ilişkin tasarrufun alacaklı davacının asıl alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak iptali ile davacı tarafa taşınmaz üzerinden haciz ve satış yetkisi verilmesine’ karar verilmesi gerekeceğini, ayrıca ‘tapu kaydının tekrar borçlu adına tesciline’ karar verilemeyeceğini»[920]

√ «İptâl davasının bedele dönüşmüş olması halinde, mahkemece hükmedilen miktara ayrıca faiz yürütülemeyeceğini»[921]

√ «Borçlu ile hukuki muamelede bulunmayan ve dördüncü kişi durumunda olan davalıların tazminatla sorumlu tutulabilmeleri için, kötü niyetli olduklarının davacı (idare) tarafından kanıtlanması gerekeceğini»[922]

√ «6183 sayılı Kanun’a göre açılmış olan tasarrufun iptâli davaları sonucunda, mahkemece -davanın kabulü halinde- ‘tasarrufun yapıldığı tarihe kadar tahakkuk eden vergi asılları ve bunların işleyecek faiz ve eklentileri ile sınırlı olarak’ tasarrufun iptâline karar verilmesi gerekeceğini (tasarruf tarihinden sonra oluşan vergi asıllarından da davalı sorumlu tutulamayacağı gibi, mahkemece ‘dava tarihine kadar doğan’ alacak ve eklentileri için de iptal kararı verilemeyeceğini»[923]

√ «İptâle tabi tasarruf konusu taşınmazın (taşınırın) davalı (borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişi) tarafından elden çıkarılmış olması ve alıcının da iyiniyetli bulunması halinde- mahkemece «taşınmazın (taşınırın) satış tarihindeki değerinin -alacak ve fer’ileri ile sınırlı olarak- davalıdan tahsiline» karar verilmesi gerekeceğini (Tasarrufun iptâli davasının kabulü halinde, dava konusu taşınmazı/taşınırı borçludan satın alan kişinin kötüniyetli olduğunun davacı -idare tarafından kanıtlanamaması halinde, davanın ‘bedel’e dönüşeceğini (6183 s. K. 31), borçludan aldığı taşınmazı/taşınırı elinden çıkarmış olan davalının, bunun elden çıkarıldığı tarihteki keşfen belirlenen gerçek bedelini -davacı alacaklının alacağı ve eklentileriyle sınırlı olarak- davacıya ödemekle yükümlü olacağını)»[924]

√ «Daha sonra iflasına karar verilen ve hakkındaki iflas kararı kesinleşen borçlu tarafından, davalı üçüncü kişiye satılan taşınmaz hakkında açılan tasarrufun iptali davası sonucunda mahkemece ‘iptal koşulları oluşan taşınmazın iflas masasına kaydına’ karar verilmesi gerekeceğini»[925]

√ «6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılan iptal davalarında mahkemenin ‘yapılan tasarrufun, davacı kamu idaresinin -tasarruf tarihine kadarki- alacak aslı ve eklentileri ile sınırlı olarak iptaline’ (ya da ‘yapılan tasarrufun davacı alacaklının tasarruf tarihine kadarki alacak aslı ve -faiz ve masraf gibi- eklentilerini karşılayacak miktarda iptaline’) şeklinde karar verilmesi gerekeceğini»[926]

√ «Kamu alacağının tahsilini sağlamak için açılan dört taşınmaza ilişkin tasarrufun iptâli davasının tümünün kabulü yerine, ‘sadece taşınmazlardan birinin alacağı karşılayacağı’ gerekçesiyle, bir taşınmaza ilişkin tasarrufun iptâli davasının kabul edilip, diğer taşınmazlara ilişkin tasarrufun iptâli istemlerinin reddine karar verilemeyeceğini»[927]

√ «6183 s. Kanun’un 31. maddesi uyarınca -İİK.’nun 283. maddesine paralel olarak- iptâl davalarında ayna ilişkin bir istek söz konusu olmadığından, davalı üçüncü kişinin, borçludan aldığı dava konusu taşınırı/taşınmazı elinden çıkarmamış olması halinde, mahkemece ‘tahsil hükmü’ verilemeyeceğini»[928]

√ «İptâl davasının bedele dönüşmüş olması halinde, mahkemece dava konusu taşınmazın davalı üçüncü kişi tarafından dördüncü kişiye tapuda satıldığı tarihteki gerçek değerine hükmedilmesi gerekeceğini»[929]

√ «Tasarrufun iptâli davasına konu olan taşınmazın borçlu tarafından üçüncü bir kişiye satılmasından sonra, bu kişinin borcundan dolayı kurulan ipotek ya da uygulanan hacizden dolayı alacaklı durumundaki kişilerin, iptâl davasını kazanmış olan alacaklıya karşı bir önceliği bulunmadığını (iptâl davasını kazanan alacaklıya, iptâl edilen tasarruf oranında, taşınmazı devralan kişinin verdiği ipoteklerle alacaklı olanlar ile sonradan haciz uygulamış olan alacaklılardan önce ödeme yapılması gerekeceğini) »[930]

√ «Tasarrufa konu olan taşınırın/taşınmazın dava tarihinden önce davalı-üçüncü kişi tarafından başka bir -dördüncü- kişiye devredilmiş olması halinde, mahkemece ‘tasarrufun iptâli davasının husumet yönünden reddine» karar verilemeyeceğini (açılmış olan davaya; tazminat davası olarak devam edileceği)ni»[931]

√ «Tasarrufun iptâli davasının kabulü halinde, ‘tapu kaydının malik sütununa borçlu ....’nun adının yazılmasına’ şeklinde -mülkiyet naklini de içerir şekilde- hüküm kurulamayacağını»[932]

belirtmiştir.

(15) Bknz: Yuk. dipn. 4

(16) İptâl davalarında vekalet ücreti -iptâl davalarından alınacak «harç»lar gibi-[933] «dava konusunun değeri»[934] üzerinden -yani; «takip konusu alacak miktarı» ile «dava (iptâl) konusu tasarrufun değeri»nden, hangisi az ise, ona göre- nisbî olarak takdir olunur.[935]

I- İptal davasına konu uyuşmazlığın «davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulh nedenleriyle, delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilmesi halinde» Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenecek (maktu) ücretin yarısına hükmedilir.[936] Buna karşın; «delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden sonra davanın feragat nedeniyle reddedilmesi halinde» Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre nisbi oranda tam ücrete hükmedilir…[937]

İptal davasının «dava koşulunun gerçekleşmemiş olması»[938] -örneğin; «borçlu hakkında yapılmış olan icra takibinin iptal edilmiş olması», «geçici ya da kesin aciz vesikasının bulunmaması» «kesinleşmiş geçerli bir icra takibi bulunmaması», «davacının davalıda (borçluda) bir alacağı bulunmaması», «hak düşürücü sürenin geçmiş olması», «husumet», «borcun, tasarruftan önce doğmuş olması» vb.- nedeniyle reddedilmiş olması halinde, davalı lehine «maktu vekalet ücreti»ne hükmedilmesi gerekir.

İptal davalarında, davalılar arasında «zorunlu dava arkadaşlığı» bulunduğundan, davanın reddi halinde, davalılar yararına tek vekalet ücreti hükmedilmesi gerekir.[939]

Avukatlık Kanunundaki «vekalet ücreti avukata aittir» biçimindeki düzenleme uyuşmazlığı sonuçlandıran mahkemeye değil, vekil ile vekalet verene yönelik bir kural olduğundan, mahkemece «takdir olunan vekalet ücretinin davacı/davalı vekiline verilmesi» şeklinde hüküm kurulamaz.[940]

Tasarrufun iptal davası, dava konusu taşınmazın/taşınırın aynı ile ilgili olmadığından, dava sonunda verilen kararda hükmedilen avukatlık ücretinin ve yargılama giderinin tahsili için, «ilamın kesinleşmesi» koşulu aranmaz[941]

Ayrıca belirtelim ki, birleştirilen her iptal davası için, mahkemece ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.[942]

Tasarrufun iptâli davalarında, bir davalı ancak iptâline karar verilen tasarruftaki (ya da tasarruflardaki) müddeabihin toplam değeri üzerinden, oranlama yapılarak «harç» ve «vekalet ücreti» yönünden bu oranla sorumlu tutulabilir fakat kendisinin taraf olmadığı tasarruflardaki müddeabihlerin toplam değerleri üzerinden «harç» ve «vekalet ücreti»nden diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulamaz...[943]

II- «İptâl davalarında hükmedilecek vekalet ücreti» hakkında, yukarıda yapılan açıklamalar, yakın zamana kadar, 6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılan iptâl davalarında da aynen geçerli idi. Yani, bu kanun uyarınca alacaklı kamu idaresi (Devlet Belediye, İl Özel İdaresi ve çeşitli kanunlarda nitelikleri belirtilen alacakların tahsili için kendisine takip yetkisi tanınmış olan kurum ve kuruluşlar) tarafından açılan iptâl davaları sonucunda, bu kuruluşların lehine ya da aleyhine- yukarıdaki ölçüte göre yani; «takip konusu kamu alacağının miktarı ile iptali istenen tasarrufun, tasarruf tarihindeki değerinden hangisi az ise, onun üzerinden «karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre» nisbî avukatlık (vekalet) ücretine hükmedilmesi gerekiyordu.[944] Ancak; 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 168. maddesinde değişiklik yapan 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesinin «6183 sayılı Yasa’nın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir» ş e k l i n d e k i hükmü uyarınca kamu alacağından dolayı açılan davalar sonucunda artık «nisbi» değil «maktu» avukatlık ücretine hükmedilecektir.[945]

6183 sayılı Kanun’a göre açılmış olan iptal davasının “dava koşulunun oluşmamış olması” nedeniyle reddedilmesi halinde, davacı kamu idaresi aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi[946] gerekeceği gibi; açılmış olan tasarrufun iptali davasının -takip konusu vergi alacağının tahsil edilmiş olması nedeniyle- konusuz kalması halinde, davanın açılmasına sebebiyet veren davalılar avukatlık ücreti ve yargılama giderinden sorumlu olurlar.[947]

(17) I- Bu maddeye göre, iptâl davasının «tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren» beş sene içinde açılması gerekir.[948]

Bu süre tüm -yani; İİK. mad. 278, 279 ve 280’de öngörülen- iptâl davalarında uygulanır.

Ancak hemen belirtelim ki, «tasarruf» tarihi ile «haciz», «aciz» yahut «iflâs» tarihi arasında İİK 278/II’deki durumlarda iki sene,[949] İİK. 279/I’deki durumlarda bir sene[950] geçmişse, İİK. mad. 284’deki süre dolmamış bile olsa, iptâl davası açılamaz. Çünkü; İİK. mad. 278/II ve 279/I’deki «iki yıllık» ve «bir yıllık» süreler, ‘tasarrufun iptâle tâbi olup olmadığını’ saptamada rol oynar. İİK. mad. 284’deki ‘beş yıllık süre’ ise, «İİK. mad. 278/II ve 279/I’deki süreler içinde yapıldığı için, iptâle tâbi olan bir tasarrufun iptâl edilebilmesi için açılacak davanın en geç hangi tarihe kadar açılabileceğini» belirtir. Bu nedenle, eğer tasarruf, İİK. mad. 278/II ve 279/I’de öngörülen sürelerden önce yapılmış olduğu için iptâle tâbi değilse, artık İİK. mad. 284’deki sürenin uygulanması söz konusu olmaz.[951] Çünkü, iptâli mümkün bir tasarruf yoktur ki, iptâl davası açılabilsin...

Mahkemece «İİK’nun 278. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin geçtiği» (yani; tasarrufun son iki yıl içinde yapılmamış olduğu)saptansa dahi, ayrıca «İİK’nun 284. maddesinde öngörülen beş yıllık sürenin de geçmiş olup olmadığı» da araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekir.[952]

Yüksek mahkeme;

√ «Dava konusu taşınmazlar için (daha önce) açılmış olan tapu iptali ve tescil davasında verilmiş olan kararın kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçtikten sonra açılan tasarrufun iptali davasının reddedilmesi gerekeceğini»[953]

√ «Davacı üçüncü kişinin, borçlunun ekonomik durumu ve mal kaçırma kasdını bilebilecek konumda bulunduğu durumlarda, tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık yasal süre içinde açılmış olan tasarrufun iptali davasının kabulü gerekeceğini»[954]

belirtmiştir...

II- Burada söz konusu olan süre «hak düşürücü süre»dir[955] Bu nedenle, dava açılırken bu süreye uyulup uyulmadığı, yani bu sürenin geçmiş olup olmadığı, mahkemece doğrudan doğruya gözetildiği gibi, davanın her aşamasında da taraflarca ileri sürülebilir.[956]

Yüksek mahkeme;

√ «Tasarrufun iptali davalarının tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık süre içinde açılması gerekeceğini»[957]

√ «İptale konu tasarruf ile açılan tasarrufun iptali davası arasında İİK mad. 284’de öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süreden fazla bir sürenin geçmiş olması halinde davanın reddi gerekeceğini- Tasarrufun iptali davasının borçlu ve borçlu ile işlem yapan üçüncü kişiye karşı açılması gerekeceğini (İİK. mad. 282), olayda davalı olarak gösterilen kimse hakkında yapılmış bir icra takibi bulunmadığı gibi adı geçen davalı tarafından yapılan bir tasarruf işlemi de bulunmadığından, bu davalı yönünden davanın husumet nedeniyle reddi gerekeceğini»[958]

√ «İptal davasının, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini (ve davanın bu süre içinde açılıp açılmadığının mahkemece doğrudan doğruya araştırılacağını)»[959]

√ «İİK. 284’deki beş yıllık hak düşürücü sürenin ‘ilk tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren’ işlemeye başlayacağını»[960]

√ «Tasarrufun iptali davalarında beş yıllık hak düşürücü sürenin, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerh edilmiş olması halinde, bu şerh tarihinden, aksi taktirde tapuda tescilin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağını»[961]

√ «İflas masasınca, müflisten satın aldığı taşınmazı başkasına satan kimse hakkında, taşınmazın satış bedeli için açılan davanın, beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini»[962]

belirtmiştir...

III- «Muvazaa iddiası»na (TBK. mad. 19) dayalı tasarrufun iptâli davaları her zaman açılabilir. Çünkü muvazaa iddialarında «hak düşürücü süre» ya da «zamanaşımı süresi» söz konusu olmaz.[963]

Bugün «muvazaa nedenine dayalı tasarrufun iptali davaları» dahil, tüm «tasarrufun iptali davaları» hakkında yerel mahkemelerce verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi «Davacının kendisinin alacağını akim bırakan bir işleme karşı, takip yapılmamış olması halinde ve İİK. 284. maddedeki hak düşürücü sürenin geçmiş olması gibi durumlarda 818 sayılı BK 18. (6098 sayılı T.B.K 19.) maddeye dayalı olarak bir dava açabileceği gibi aynı işlem için koşulların varlığı halinde İİK. 277 vd maddelerine göre bir tasarrufun iptali davası açmasının da mümkün olduğunu»[964] belirtmiştir.

IV- İptâl davasının «karşılık dava» şeklinde[965] açılması halinde, HMK.nun (mad. 133) «karşılık dava açılması için» öngördüğü iki haftalık süre’ye burada da uyulacak mıdır? Doktrinde ileri sürülen bir görüşe göre,[966] «İİK. mad. 97/XVII’de, bu konuda HUMK.’na atıfta bulunulmamış olduğundan, HUMK. mad. 202 (şimdi; HMK. mad. 133’deki) süre yönünden sınırlama burada uygulanamaz. Bu nedenle, istihkak davasına karşı, davalı alacaklı tarafından, mukabil dava olarak açılacak iptâl davası için bir süre söz konusu değildir...» Buna karşın, katıldığımız diğer bir görüşe göre[967] ise, «İİK. mad. 97/XVII hükmü sadece, alacaklının icra mahkemesinde ‘karşı dava’ olarak iptâl davası açma olanağının varlığını göstermek için kabul edilmiştir... Böyle bir ‘karşı dava’nın nasıl açılacağı, görüleceği, karara bağlanacağı HUMK.’da gösterilmiştir... Bu nedenle, HUMK. mad. 202 (şimdi; HMK. mad. 133) uyarınca, istihkak davasına karşı ‘karşı dava’ olarak açılacak iptâl davasının, basit yargılama usulünün uygulandığı icra mahkemesinde, en geç davalı tarafından, dava dilekçesinin alındığı tarihten itibaren, 2 haftalık süre içinde “karşı dava dilekçesi” verilerek ilk oturumda açılması gerekir.

İstihkak davalarına ilişkin kararları -90’lı yıllarda- incelediği dönemde, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi kimi kararlarında,[968] «istihkak davasına karşı, icra mahkemesinde ‘karşılık dava’ olarak açılacak ‘iptal davası’nın bir süreye bağlı olmadığını» belirtmişken kimi kararlarında[969] doktrindeki egemen görüşü benimseyerek, «dava biçimindeki iptal davasının, icra mahkemesinde en geç ilk oturumda açılması gerektiğini» kabul etmişti... Yargıtay 21. Hukuk Dairesi[970]     ö n c e ise «iptal davasının süreye bağlı olmadan icra mahkemesinde açılabileceği» görüşündeydi. Daha s o n r a «alacaklının istihkak davasına karşılık olarak açılacak tasarrufun iptali davasının cevap süresi içinde açılması gerektiğini» belirtmiştir...[971]

V- FON (T.M.S.F.) tarafından -Fon’a devredilen bankalarla ilgili olarak- açılacak iptal davalarında -daha önce açılan davalar da dahil olmak üzere- İİK.’nun 278, 279 ve 284. maddelerinde yazılı süreler -alacağın devralındığı veya borcun/taahhüdün yüklenildiği tarihten itibaren- dokuz ay süre ile durur (5411 s. Bankacılık K. mad. 138/2). Bu durumda, bahsi geçen süreler Fon’a karşı dokuz ay işlemeyecek ve dokuz ay sonra kaldığı yerden işlemeye devam edecektir...[972]

VI- «İptâl davasının açılabileceği süre» ile ilgili yukarıdaki açıklamalar, 6183 sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı açılacak olan iptâl davaları için aynen geçerlidir.

Gerçekten, kamu alacağından dolayı iptâl davalarının hangi sürede açılabileceği 6183 sayılı Kanunun 26. maddesinde[973] -İİK. mad. 284’e paralel biçimde- «tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş sene» olarak belirtilmiştir.

Yüksek mahkeme;

√ «6183 sayılı Kanun’un 26, 27,28,29,ve 30.maddelerinde sözü geçen tasarrufların vuku tarihinden beş yıl geçtikten sonra tasarrufun iptali talep edilemeyeceğini, 6111 sayılı Yasa uygulaması gereği olarak borcun yeniden yapılandırılması işleminin, açılmış davaları durdurmayacağı ancak idarenin takdiri ile icra işlemlerinin yapılandırma sözleşmesi ihlal edilmediği sürece ertelenebileceğini»[974]

√ «6183 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca, kamu alacağının tahsili için açılacak olan tasarrufun iptali davasının beş yıllık hak düşürücü süreye bağlı olduğunu»[975]

belirtmiştir.

Burada şu hususu vurgulayalım ki, her ne kadar 26. maddenin kenar başlığı «hükümsüz sayılmada zamanaşımı» şeklinde ise de, gerek doktrinde[976] ve gerekse uygulamada[977] bu sürenin -İİK.’daki iptâl davalarında olduğu gibi- «hak düşürücü süre» olduğunda görüş birliği vardır...

***

 

Av. TALİH UYAR’IN MAKALE ve İNCELEME YAZILARI

 

1-      Disiplin Mahkemelerinin Tutuklama (Tevkif) Yetkisi Var Mıdır? (As. Ad. D. 1970/54, 55, 56; Ad. D. 1970/8, s:547-552)

2-      Mahkemelerce «Karşı Tarafa Yüklenecek Avukatlık Ücreti»nin Uygulamada Yarattığı Tereddüt ve Problemler (ABD. 1970/2, s:270/273)

3-      Paylı Gayrimenkule Bir Paydaş Tarafından Yapılan Faydalı Giderlerin Uygulamada Yarattığı İhtilaflar (ABD. 1970/4, s:544-550)

4-      Uygulamada İhmal Edilen Bir Hüküm: Trafik Kanunu mad. 50 ve Düşündürdükleri (Ad. D. 1970/5, s:304-311)

5-      Trafik Sicilinin Aksayan Yönleri (İBD. 1970/5-6, s:355-362)

6-      Yargıtay İcra ve İflas Dairesinin İki Kararının Düşündürdükleri (Ad. D. 1970/7, s:469-477)

7-      Emre Muharrer Senetlerde İhtiyari Kayıtlar (ABD. 1971/1, s:29-39)

8-      Tebligat Kanununun Uygulamada Tereddüt Konusu Olan Bir Hükmü (7201 s. Tebligat K. mad. 35) (Ad. D. 1971/2, s:110-116)

9-      Müruruzamana Uğrayan Kambiyo Senetlerinin Akıbeti (İBD. 1971/1-2, s:12-30)

10-    Temerrüt Faizinin İcra Hukukunda Yarattığı İhtilaflar (ABD. 1971/2, s:222-229)

11-    Uygulamada Tereddüt ve İhtilaf Konusu Olan Üç Müessese; Mirasla Tenkis, İptâl ve İade (ABD. 1971/3, s:406-419)

12-    1136 sayılı Avukatlık Kanunu Karşısında Avukatlık Ücreti (İBD. 1971/5-6, s:411-439)

13-    Avukatlık Ücreti (Hukuk Adamları Kulübünün 29.9.1970 tarihli seminer çalışması; H.A.K. yayınları N:3)

14-    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 10. Maddesi üzerinde Bir İnceleme (ABD. 1971/6, s:837-844; Ad. D. 1972/2, s:145-155)

15-    İcra ve İflas Hukukumuzun Tarihçesi (Ad. D. 1972/1, s:72/78)

16-    İcra ve İflas Hukukunda Şikayet (İİK. mad. 16) (ABD. 1972/1, s:29-36)

17-    Takip Hukukunda İcranın Geri Bırakılması (İİK. Mad. 33) (ABD. 1972/2, s:242-248)

18-    İcra Hukukunda Takibe İtiraz (İİK. mad. 62) (ABD. 1972/4, s:578-587)

19-    İlamsız Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (İİK. mad. 50) (İBD. 1972/5-6; s:429-438)

20-    İcra Memur ve Müstahdemlerinin Hukuki Sorumluluğu (İİK. mad. 5) (Ad. D. 1972/10, s:710-716)

21-    İcra ve İflas Kanunun 69. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Borçtan Kurtulma Davası) (İBD. 1973/3-4, s:348-356)

22-    Hacze Adi İştirak (İİK. mad. 100) (ABD. 1973/4, s:691-700)

23-    Hacze İmtiyazlı İştirak (Takipsiz Katılma) (İİK. mad. 101) (Ad. D. 1973/8, s:640-645)

24-    Haczi Caiz Olmayan Mallar ve Haklar (Dr. A.Recai Seçkin’e Armağan 1974, s:551- 586)

25-    İcra Hukukunda İtirazın Muvakkaten Kaldırılması (İİK. mad. 68/a) (ABD 1974/4, s:689-693)

26-    İcra Hukukunda Menfi Tespit ve İstirdat Davası (İİK. mad. 72) (ABD 1974/5, s:901-909)

27-    Tetkik Merciinin Hukuk Kararlarına Karşı Yargıtay Yolu (İİK. mad. 363) (ABD. 1974/6, s:1115-1119)

28-    Adi ve Rehinli Alacakların Sırası (İİK. mad. 206) (İBD. 1974/1-2, s:24-30)

29-    İcra Suçlarında Şikayet, Dava ve Ceza Zamanaşımı Süresi (İİK. mad. 347) (ABD, 1975/4, s:494-499)

30-    İcra Hukukunda İhalenin Neticesi ve Feshi (İİK. mad. 134) (ABD. 1975/6, s:797-867)

31-    İcra Hukukunda İstihkak İddiaları (İİK. mad. 96) (ABD. 1976/1, s:40-48)

32-    Taksiratlı ve Hileli İflas Suçu (Ad. D. 1976/1-2, s:146-153)

33-    Takip Hukukunda Ödeme Şartını İhlal Suçu (İİK. mad. 340) (ABD. 1976/3, s:384-390)

34-    İhale Bedelinin Ödenmemesi Sebebiyle İhalenin Feshi (İİK. mad. 133) (İBD. 1976/1-4, s:156-162)

35-    Borçlunun, Üçüncü Şahıslarda Bulunan Alacakları ve Menkul Malların Haczi (İİK. mad. 89) (ABD. 1976/6, s:1003-1020; İBD. 1977/10-11-23, s:37-50)

36-    İcra Hukukunda Mal Beyanında Bulunmama Suçu (İİK. mad. 337) (ABD. 1977/4, s:649-652)

37-    İcra İflas Dairelerinin Teftişi (İİK. mad. 13) (Prof. Osman Berki’ye Armağan, 1977, s:907-912)

38-    İcra ve İflas Kanununun 94. maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Prof. Osman Berki’ye Armağan, 1977, s:913-919)

39-    Paraların Paylaştırılması Zamanı, Masraflar ve Vekalet Ücreti (İİK. mad. 138) (Yasa D. 1978/2, s:257-260)

40-    Paraya Çevrilmesi Özel Bir Usulü Gerektiren Mal ve Haklar (İİK. mad. 121) (ABD. 1978/3, s:431-435)

41-    İcra ve İflas Kanununun 8. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Adana Bar. D. 1978/3, s:117-120)

42-    Ticaret Şirketleri ile Kooperatiflerde ve Adi Şirketlerde, Şirketten ve Ortaktan Alaaklı Olan Üçüncü Şahısların, Şirket ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı (ABD. 1978/5, s: 774-800)

43-    Haciz Tutanağı (İİK. mad. 102) (Bursa Bar. D. 1978/6, s:4-6)

44-    İcra ve İflas Hukukunda Harçlar (Bursa Bar. D. 1979/7, s:4-6)

45-    Kollektif ve Komandit Şirketlerde, Şirketten ve Ortaktan Alacaklı Olan Üçüncü Şahısların, Şirket ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı (İBD. 1979/1-2-3, s:74-93)

46-    Anonim ve Limited Şirketlerde, Şirketten ve Ortaktan Alacaklı Olan Üçüncü Şahısların, Şirket ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı (Yasa D. 1979/3, s:358-363)

47-    Takip Hukukunda, İhale Bedelini Ödememek Suretiyle İhalenin Feshine Sebep Olan Alıcının Hukuki Sorumluluğu (ABD. 1979/4, s:15-42)

48-    İcra ve İflas Yasası Değişikliği Hakkında Düşünceler (İBD. 1979/4-5-6, s:272-313; Yasa D. 1979/7, s:979-1012)

49-    İcra Tetkik Merciinin Görev Alanı (İİK. mad. 4) (ABD. 1979/5, s:36-45)

50-    İcra Tetkik Merciinin Görev Alanı (İçtihat Derlemesi) (İKİD. S:1979/225, s:7141-7150)

51-    İcra Takibinin İptali ve Taliki (İİK. mad. 71) (Bursa Bar. D. 1979/9, s:12-14)

52-    İcra ve İflas Yasasının 118. maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Yasa D. 1980/2, s:194-199)

53-    Tetkik Merciinde Yargılama Usulü (İİK. mad. 18) (Yar. D. 1980/3, s:339-359)

54-    Takip Hukukunda Tebligat (ABD. 1980/4, s:438-452)

55-    Para ve Teminat Verilmesine İlişkin İlamların İcrası (İİK. mad. 32) (Yasa D. 1980/4 s:496-507)

56-    Takip Hukukunda Alacaklının «Banka İskonto Haddi» ne Göre Faiz İsteme Hakkı (ABD. 1980/5, s:571-582)

57-    İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (Bursa Bar. D. 1980/10, s:6-8)

58-    Gecikmiş İtiraz (İİK. mad. 65 Üzerine Bir İnceleme) (Bursa Bar. D. 1980/11, s:6/7)

59-    Kooperatiflerde ve Adi Şirketlerde, Alacaklı Üçüncü Şahısların, Kooperatif, Adi Şirket ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı (Yasa D. 1980/8, s:1085-1091)

60-    İcra Tutanakları (TNB. D. 1980, S:27, s:30-33)

61-    İcra Hukukunda İtirazın Geçici Olarak Kaldırılması (İBD. 1981/3, s:139-150)

62-    Yargıtay Bozmasından Sonra İcra Takibinin Durumu (Bursa Bar. D. 1981/12, s:6-7)

63-    İcra Takip İşleminde Bulunma Yasağı (İİK. mad. 51) (TNB. Huk. D. 1981, S:29, s:18-20)

64-    Takip Hukukunda «Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamlara İlişkin İcranın Geri Bırakılması» (İİK. mad. 33) (İBD. 1981/4, s:204-215)

65-    Takip Konusu İlamın Yargıtayca Bozulması Üzerine İcra Dairesince Yapılacak İşlem (İcranın Durdurulması-İcranın İadesi) (ABD. 1981/1. s:33-40)

66-    Kısmen Haczedilebilen Şeyler (İİK. mad. 83) (TNB. Huk. D. 1981, S:30, s:36-38)

67-    Takip Hukukunda Olumsuz Tespit ve Geri Alma Davaları (İİK. mad. 72) (Yarg. D. 1981/3, s:359-385)

68-    İcra ve İflas Dairelerinin Faaliyetlerinden Doğan Hukuki Sorumluluk (İİK. mad. 5, 6, 7) (TNB. Huk. D. 1981, S:31, s:13-24)

69-    Menkul Teslimine İlişkin İlamların Uygulanması (İİK. mad. 24) (Balıkesir Bar. D. 1981/7, s:35-38)

70-    Takip Hukukunda Süreler (ABD. 1981/3, s:367-373)

71-    İlamsız Takiplerde Yetkili İcra Dairesini Belirleyen Kurallar (İİK. mad. 50) (ABD. 1981/4, s:672-684)

72-    Hacze Takipsiz (Ayrıcalıklı) Katılma (İİK. mad. 101) (Manisa Bar. D. 1981; S:1, s:3-10)

73-    Taşınmazla İlgili İhalenin Sonuçları ve İhalenin Bozulması (İİK. mad. 134) (Yasa D. 1981/12, s:1549-1563)

74-    Çocuk Teslimine ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamların İcrası (İİK. mad. 25, 25a) (Manisa Bar. D. 1982, S:2, s:7-9) (TNB. Huk. D. 1982, S:34, s:20-22)

75-    Takip Hukukunda Şikayet (İİK. mad. 16) (Yarg. D. 1982/3, s:440-465)

76-    Takip Hukukunda İtirazın Geçici Olarak Kaldırılması (TNB. Huk. D. 1982, S:36, s:12-19)

77-    İflas Hukukunda Konkordato (Bursa Bar. D. 1982, S:15, s:17-19)

78-    İhalenin Bozulmasında Usul Kuralları (Bursa Bar. D. 1982, S:16, s:6-7)

79-    Kambiyo Senetlerine İlişkin Suçlar (Ceza Hukukunda Kambiyo Senetleri) (ABD. 1982/4, s:108-133)

80-    Karşılıksız Çek (Manisa Bar. D. 1982, S.4, s:12-21)

81-    Takip Hukukunda İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması (İİK. mad. 68) (ABD. 1982/5, s:9-30; Yarg. D. 1983/1-2, s:137-159)

82-    İcra Hukukunda Takip Talebinin İçeriği (ABD. 1982/6, s:64-112)

83-    Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Kıymetli Evraka Bağlanmamış Olan Mal, Hak ve Alacaklarının Haczi (İİK. mad. 89) (Dokuz Eylül Ünv. Huk. Fak. D. Yıl:2, S:2, s:205-227 «Prof. M. Alam Armağanı», 1983)

84-    Kambiyo Senedinde Sahtekarlık Yapılması - Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması (Manisa Bar. D. 1983, S:5, s:15-20)

85-    Kambiyo Senetlerine Mahsus Takiplerde Borca İtiraz (Bursa Bar. D. 1983, S.17, s:8-13)

86-    Taşınmazların Boşaltılması ve Teslimine İlişkin İlamların Uygulanması (İİK. mad. 26-27) (İzmir Bar. D. 1983/3, s:12-20)

87-    İlamlı Takiplerin, Yargıtay’dan Alınacak «Yürütmenin Durdurulması» (Tehiri İcra Kararı) ile Durdurulması (İİK. mad. 36), (ABD. 1983-3/4, s:60-69)

88-    Telefon ve Telekslerin İntifa Haklarının Haczinde, Konuşmaya ve Yazışmaya Kapatma ile İlgili İki Yargıtay Kararı ve Karar Tahlili (İBD. 1983/7-8-9, s:379-382)

89-    İpoteğin İlamsız Takip Yolu ile Paraya Çevrilmesi (İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile İlamsız Takip) (İBD. 1984/1-2-3, s:43-68)

90-    İcra Takiplerinde «Banka İskonto Haddine Göre» Faiz İstenebilir Mi? (Manisa Bar. D. 1984, S:9, s:13-17)

91-    İcra Hukukunda Yasa Yararına Temyiz ve Yargılamanın Yenilenmesi (Manisa Bar. D. 1984, S.10, s:2-4)

92-    Rehinli Alacaklının «Rehinin Paraya Çevrilmesi» Yoluyla Takip Yapma Zorunluluğu (İİK. mad. 45) (Balıkesir Bar. D. 1984, S:18, s:16-20)

93-    Kambiyo Senetlerine İlişkin Suçların İcra Takibine Etkisi (Manisa Bar. D. 1984, S:11, s:2-7)

94-    İcra ve İflas Yasasında Düzenlenen İptal Davalarının Hukuki Niteliği ve Konusu (İBD. 1984/9-10-11, s:754-788)

95-    Kambiyo Senetlerinde İmza İnkarı (Mali Sorunlara Çözüm D. 1985/Ocak, s:66-71)

96-    Taşınır Rehinin İlamlı Takip Yolu ile Paraya Çevrilmesi (Yasa D. 1985/2, s:173-177)

97-    Karşılıksız Çek (Çözüm D. 1985/Şubat, s:84-88)

98-    Kollektif Şirketlerde Şirket Hissesinin Haczi (Çözüm D. 1985/Mayıs, s:74-82)

99-    Komandit Şirketlerde Şirket Hissesinin Haczi (Çözüm D. 1985/Haziran, s:81-84)

100-  HUMK’na Göre İspat İçin «Yazılı Belge Gereken Durumlarda» Tanık İfadesine Dayanılarak Ceza Mahkemesince Mahkumiyet Kararı Verilebilir Mi? (Bursa Bar. D. 1985/Haziran, s: 9-14)

101-  Takip Hukukunda İtirazın İptali Davası (Yarg. D. 1985/3, s:265-281)

102-  Hacizden Doğan İstihkak İddiaları (İBD. 1985-7-8-9, s:560-594)

103-  İcra Hukukunda Geri Alma (İstirdat) Davaları (Yasa D. 1985/7, s:942-948)

104-  Anonim Şirketlerde Şirket Hissesinin Haczi (Çözüm D. 1985/Temmuz, s:54-56)

105-  Limited Şirketlerde Şirket Hissesinin Haczi (Çözüm D. 1985/Ağustos, s:76-77)

106-  Kooperatiflerde Hisselerin Haczi (Çözüm D. 1985/Eylül, s:76-79)

107-  Adi Şirketlerde Hisselerin Haczi (Çözüm D. 1985/Ekim, s:48-49)

108-  Ödenmiş Senedin Kullanılması, Senet Gasbı, Korkutarak Faydalanma (Manisa Bar. D. 1985, S:7, s:3-5)

109-  İcra ve İflas Hukukunda İptal Davalarında Yargılama (Yarg. D. 1986/1-2, s:130-147)

110-  İcra İnkar Tazminatı (Bursa Bar. D. 1986/Şubat, s:2-4)

111-  Kira Süresinin Sona Ermesi Nedeniyle Tahliye Takibine Konu Olabilecek Taşınmazlar (Manisa Bar. D. 1986/19, s:2-7)

112-  Taşınır Mallara İlişkin İhale Bedelinin Ödenmesi (Çözüm D. 1986/Nisan, s:58-61)

113-  Taşınır Rehninin İlamsız Takip Yolu ile Paraya Çevrilmesi (Çözüm D. 1986/Mayıs, s:45-53) (Tür. Not. Bir. Hukuk Dergisi, 1988, S:59, s:15-21)

114-  Takip Hukukunda Temerrüt Faizi (Bursa Bar. D. 1986/Temmuz, s:7-11)

115-  Taşınmazların İlamsız İcra Yolu ile Tahliyesinde «Kira Borcunun Ödenmesi» (İBD. 1986/7-8-9, s:444-457)

116-  Hükmün Temyiz Edilmiş Olması Nedeni ile Yargıtay’dan Alınacak «Yürütmenin Durdurulması» (Tehiri İcra) Kararı ile Takibin Durdurulması (Çözüm D. 1986/Ekim-Kasım, s:87-92) (Antalya Bar. D. 1991/8, s:33-38)

117-  İcra ve İflas Kanunu Değişikliği Hakkında Düşünceler (İBD. 1986/10-11, 12, s:793-818)

118-  İhale ile Satılan Taşınmazların Tahliyesi (İBD 1986/10-11-12, s:667-678)

119-  Hacizden Doğan İstihkak Davalarında Yargılama (Prof. Dr. E. Hirsch’in Hatırasına Armağan, 1986, s:813-844)

120-  Olumsuz Tespit Davalarında İspat Yükü (Yarg. D. 1987/1-2, s:104-113)

121-  Üçüncü Kişinin Elindeyken Haczedilen Mallara İlişkin İstihkak Davası (İBD. 1987/1-2-3, s:49-58)

122-  Olumsuz Tespit Davalarının Niteliği-Çeşitleri-Sonuçları (Yasa D. 1987/7, s:941-954; Zonguldak Bar. D. 1987/3, s:23-41)

123-  Kira Parasının Ödenmemesi Nedeniyle Yapılan İlamsız Takiplerinde «Takip Talebi»nin İçeriği (Yarg. D. 1987/4, s:519-531)

124-  İhale Bedelinin Ödenmesi (Sıra Cetvelinin Düzenlenmeden Paraların Paylaştırılması) (İzmir Bar. D. 1987/4, s:31-39)

125-  Takip Hukukunda «Kendi Eylemi ile Aczine Neden Olma ve Durumunu Bilerek Ağışlaştırma Suçu» (Trabzon Bar. D. 1987/Nisan-Temmuz, s:6-7)

126-  Takip Hukukunda «Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma Suçu» (Mersin Bar. D. 1987/4, s:12-15)

127-  Takip Hukukunda «Alacaklısını Zarara Sokmak Kastıyla Varlığını Eksiltme Suçu» (Bursa Bar. D. 1987/Haziran, s:17-22)

128-  Karşılıksız Çek Çekmek (Keşide Etmek) Suçu (ABD. 1987/5-6, s:671-683)

129-  İcra Suçlarınd
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #6 : 08 Ocak 2021, 23:50:18 »
129-  İcra Suçlarında Yargılama Yöntemi (İBD. 1987/7-8-9, s:534-557)

130-  Yedieminlik Görevini Kötüye Kullanma (Balıkesir Bar. D. 1987/Ekim, s:21-22)

131-  İcra Hukukunda «Taahhüdü İhlal» Suçu (Bursa Bar. D. 1987/Kasım,s:24-30)

132-  Sıra Cetveli Düzenlenerek Paraların Paylaştırılması (İzmir Bar. D. 1988/1, s:48-55)

133-  Haczedilen Malların Paraya Çevrilmesini İsteme Hakkı (Yasa D. 1988/1, s:13-20)

134-  Hacizli Malların Paraya Çevrilmesini İsteme Süresi (Bursa Bar. D. 1988/Şubat, s:13-22)

135-  Hacizden Doğan İstihkak Davalarının Sonuçları (Prof. Dr. Kudret Ayiter Armağanı, 1988, s:683-700)

136-  Taşınır Mallara İlişkin İhale Bedelinin Ödenmemesi (İBD. 1988-1-2-3, s:4-35)

137-  İhale Bedelinin Ödenmesinin Sonuçları (Türkiye Barolar Birliği D. 1988/2, s:248-257)

138-  Taşınmaz Mallara İlişkin İhalenin Yapılması (ABD. 1988/3, s:340-357)

139-  «Kira Süresinin Bitmesi Nedeniyle» Yapılan İlamsız Tahliye Takiplerinde, İtirazın Tetkik Merciinde İncelenmesi (Yarg. D. 1988/3, s:340-357)

140-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde, İmza İtirazı (Prof. Dr. Yaşar Karayalçın’a 65’inci Yaş Armağanı 1988, s:619-639)

141-  İcra Hukukunda «İİY. mad. 30 ve 31 Hükümlerine Karşı Koyma» Suçu, (Manisa Bar. D. 1988/Ekim, s:45-51)

142-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yolu ile Takiplerde Borca İtiraz (Bursa Bar. D. 1988/Ekim, s:45-51)

143-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Yedi Gün Süreli Şikayet (Balıkesir Bar. D. 1988/Kasım, s:34-36)

144-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Takiplerde Takip Talebinin İçeriği (ABD. 1989/2, s:323-347)

145-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Beş Gün Süreli Şikayet (İBD. 1989/1-2-3, s:14-41)

146-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Beş Gün Süreli Şikayet (İBD. 1989/7-8-9, s:412-431)

147-  Taşınır Mallara İlişkin İhalenin Yapılması (Bursa Bar. D. 1989/Şubat, s:23-36)

148-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Takiplerde Ödeme Emri (Mersin Bar. D. 1989/3, s:23-31)

149-  İcra Hukukunda «Hükmen Teslim Edilen Taşınmaza Tecavüz» (Men Edilen Yere Tecavüz) Suçu (Denizli Bar. D. 1989/3, s:7-13) (Yarg. D. 1990/4, s:560-566)

150-  İhtiyati Haciz İsteminin Koşulları (Bursa Bar. D. 1989, S.36-37, s:21-30)

151-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Özel Takip Yoluna Konu Olabilecek Senetler (Yarg. D. 1990/1-2, s:126-152)

152-  Haczin Yapılış Şekli ve Haczi Yapan Memurun Yetkisi (İBD, 1990/1-2, s:93-114)

153-  İhtiyati Haczi Tamamlayıcı Merasim (İhtiyati Haczin Kesinleşmesi) (İzmir Bar. D. 1990/2, s:50-64)

154-  İhtiyati Haciz Kararına İtiraz (Bursa Bar. D. 1990/Ocak-Mart, s:12-20)

155-  Taşınır Malların Haczi (Denizli Bar. D. 1990/4, s:14-20)

156-  İhtiyati Haciz Kararlarının Uygulanması (Hatay Bar. D. 1990/4-5, s:44-49)

157-  Haciz İsteme Hak ve Süresi (ABD. 1990/4, s:547-560)

158-  İcra Hukukunda İtirazın Hükümsüz Hale Getirilmesi (İzmir Bar. D. 1990/Temmuz, s:72-79)

159-  İtirazın İptali Davası (İBD. 1990/4-5-6, s:295-321)

160-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde İtiraz Süresi (Türkiye Bar. Bir. D. 1990/2, s:229-238)

161-  Taşınmaz Malların Haczi (Türkiye Bar. Bir. D. 1990/3, s:361-370)

162-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde İtirazın Sonuçları (Manisa Bar. D. 1990/34, s:28-30)

163-  İhtiyati Haczin Hukuki Niteliği (Manisa Bar. D. 1990, S:35, s:13-18)

164-  İcra Takibinin Kesinleşmesinden Sonraki Dönemde Doğmuş Olan «İptal» ve «Erteleme» Nedenlerine Dayanılarak Takibin İptali (İİY. mad. 71) (Denizli Bar. D. 1990/6, s:33-40)

165-  «Kira Borcunun Ödenmemesi Nedeni İle» Yapılan İlamsız Tahliye Takiplerinde, İtirazın Tetkik Merciinde İncelenmesi (Prof. Dr. İlhan Postacıoğlu’na Armağan, 1990, s:341-364)

166-  İhtiyati Haciz Kararlarının Uygulanması (Hatay Bar. D. 1990/4-5, s:44-49)

167-  İcra Hukukunda Borçtan Kurtulma Davası (Türkiye Bar. Bir. D. 1990/4, s:584-600)

168-  İcra Hukukunda Şikayetin Konusu (ABD. 1990/6, s:905-917)

169-  İcra Hukukunda İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması (İBD. 1990/7-8-9, s:677-738)

170-  Tetkik Merciinde «İhalenin Feshi İsteğinin Reddi» ve «Para Cezası», «İçtihat Notu» (İBD. 1990/7-8-9, s:739-743)

171-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde Ödeme Emrine İtiraz Şekli (Yasa D. 1990/8, s:1085-1100)

172-  İcra Hukukunda Şikayet Sebepleri (İBD. 1990/10-11-12, s:858- 933)

173-  İhtiyati Haciz Nedeniyle Tazminat Davası (Konya Bar. D. 1991/Ocak Şubat, s:10-12)

174-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yoluyla Takiplerde Borca İtirazın İncelenmesi (Yarg. D. 1991/1-2, s:123-162)

175-  İcra Hukukunda Şikayetin Tarafları (Yeni Adalet D. 1991/Şubat, s:34-37)

176-  İcra Hukukunda İlamlı Takiplere Konu Teşkil Edebilecek «İlam»lar (Tür. Bar. Bir. D. 1991/1 s:77-100)

177-  Hükmün Yargıtayca Bozulmuş Olması Nedeni ile İlamlı Takiplerin Durması (Denizli Bar. D. 1991/Ocak-Şubat, s:14-21)

178-  Borca İtiraz Yolu ile (Tetkik Mercii’nin Kararı ile) İlamlı Takiplerin Durdurulması (İBD. 1991/1-2-3, s:128-147)

179-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde İtiraz Sebepleri (Bursa Bar. D. 1991, S:39, s:4-9), (Denizli Bar. D. 1992/11-12, s:25-28)

180-  İcra Hukukunda İtirazın Geçici Olarak Kaldırılması (Kırıkkale Bar. D. 1991/2, s:20-45)

181-  İhtiyati Hacizde Yetkili ve Görevli Mahkeme (Yeni Adalet D. 1991/Nisan-Mayıs, s:23-25)

182-  İcra Hukukunda Şikayet Süresi (Antalya Bar. D. 1991/7, s:41-48)

183-  İlamlı Takiplerin Başlaması (Manisa Bar. D. 1991/Ekim, S.39, s:4-16)

184-  İcra Hukukunda İlamlı Takiplere Konu Teşkil Eden «İlam Niteliğindeki Belge»ler (Samsun Bar. D. 1991/3, s:32-42)

185-  İcra Tetkik Merciinin Yetkisini Belirleyen Kurallar (Yetkili Tetkik Merci) (Bursa Bar. D. 1992, S:40, s:31-38)

186- İcra Tetkik Mercilerinin Görev Alanı (Bursa Bar. D. 1991, S:41, s:15-32), (Kırıkkale Bar. D. 1992/1-2, s:39-56)

187-  Tetkik Merciinde Yargılama Usulü (İBD. 1992/1-2-3, s:159-206)

188-  İcra ve İflas Hukukunda İptal Davasının Tarafları (İİY. mad. 277) (Şanlıurfa Bar. D. 1992/2, s:5-17)

189-  Rehnin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takipte Şikayet (Samsun Bar. D. 1992/4, s:54-64)

190-  İpoteğin İlamsız Takip Yolu ile Paraya Çevrilmesinde «Takibin Kesinleşmesi» (Manisa Bar. D. 1992/Temmuz, S.42, s:4-19)

191-  İcra ve İflas Hukukunda «Alacaklılara Zarar Vermek Kasdı ile Yapılan Hileli Tasarruflardan Dolayı İptal» (İİY. mad. 280) (Manisa Bar. D. 1992/Nisan, S:41, s:14-23)

192-  Olumsuz Tespit Davalarında Kanıtlar (İBD. 1992/7-8-9, s:646-674)

193-  İcra Hukukunda Şikayet Usulü ve Şikayetin İncelenmesi (Uşak Bar. D. 1993, S.2, s:42-29)

194-  İlamlı Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (Konya Bar. D. 1993/10, s:43-45)

195-  İcra ve İflas Hukukunda «Aciz Halinde İken Yapılan Tasarruflardan Dolayı İptal» (İİY. mad. 279) (Samsun Barosu D. 1993/5, s:10-18)

196-  İcra Hukukunda «İtiraz» ve «Şikayet» Arasındaki Farklar (Manisa Bar. D. 1993/ Temmuz, S:46, s:20-23)

197-  Yabancı Para Alacaklarının Tahsilinde Ortaya Çıkan Sorunlar (İBD. 1993/7-8-9, s:572-583)

198-  İcra Hukukunda İstihkak İddiasına İtiraz Edilmesi (Kırıkkale Bar. D. 1994/1-2, s:8-13)

199-  İcra Hukukunda Geri Alma (İstirdat) Davalarının Koşulları (Şanlıurfa Bar. D. 1992/Aralık, s:15-29) (Samsun Bar. D. 1994/6, s:7-20) (Kırıkkale Bar. D. 2994/3, s:27-39)

200-  İstihkak Davasının Sonuçları (Tür. Bar. Bir. Da. 1994/3, s:346-374)

201-  İstihkak Davasında İsbat Yükü ve Kanıtlar (İBD-1994/1-2-3, s:102-130)

202-  Ticari Defterler, Kambiyo Senetleri, Ticari Faize İlişkin Kararlar «İçtihat Notu» (İzmir Bar. D. 1994/3, s:22-27)

203-  Olumsuz Tespit Davalarında İsbat Yükü (Bursa Bar. D. 1995/Nisan, s:22-43) (ABD. 1994/3, s:445-466)

204-  İstihkak Davasında Yargılama Usulü (Bursa Bar. D. 1994/Mart, s:55-64) (Prof. Dr. Reha Poroy’a Armağan, 1995, s:436-449)

205-  Tetkik Mercii Kararlarının Temyizi (Prof. Dr. Hayri Domaniç’e Armağan, 1995, s:365-389)

206-  İcra Hukukunda İstihkak Davasının Açılma Süresi (Kayseri Bar. D. 1995/Ocak, s:11-18)

207-  İhale Konusunda Üç Yargıtay Kararı «İçtihat Notu» (Balıkesir Bar. D. 1995/Mart, S:50, s:31-41)

208-  İcra Hukukunda İstihkak İddiasının İleri Sürülmesi (Bursa Bar. D. 1995/Aralık, S:50, s:31-41)

209-  İcra Takibinde Haksız Olarak İtirazda Bulunup Alacağın Tahsilini Geciktiren Borçlu Aleyhine Alacaklı Tarafından Açılacak «Munzam Zarar» (BK. 105) Davasında Hükmedilecek Tazminat Miktarının Belirlenmesinde Esas Alınacak Kıstaslar (Ölçütler) «İçtihat Notu» (İBD. 1997/2, s:115-117)

210-  «Katma Değer Vergisi» ile «İhale (Damga) Pulları»nın Ne Zaman Yatırılması Gerekir? Bunların Ödenmemesi İhalenin Feshini Gerektirir Mi? (İBD. 1998/Mart, s:84-92)

211-  İİK’na Göre İhtiyaten Haczedilen Mallar, Kesin Hacze Dönüşmeden, Kamu Alacağından Dolayı, 6183 sayılı Kanuna Göre Haczedilmesi Halinde, İhtiyati Haciz Sahibi Alacaklı, Kamu Alacağından Dolayı Konulan Hacze İştirak Edebilir Mi? (İBD. 1998/Eylül, s:831-877)

212-  İçtihatlar-Düşünceler (Türk. Bar. Bir. D. 1998/1, s:79-84)

213-  İçtihatlar-Düşünceler (Tür. Bar. Bir. D. 1998/3, s:1099-1102)

214-  İçtihatlar-Düşünceler (Tür. Bar. Bir. D. 1999/2, s:449-458)

215-  Yargıtay Kararlarında İspat Yükü (MK. 6) (Av. Dr. Faruk Erem Armağanı, 1999, s:831-877)

216-  Yargıtay Kararlarında Veraset İlamı (Mirasçılık Belgesi)» (Manisa Bar. D. 1999/Nisan-Haziran, s:7-16)

217-  Yargıtay Kararlarında «Terk» Nedeniyle Boşanma (MK. 132)» (Manisa Bar. D. 1999/Ekim, S:71, s:56-70; Yasa D. 1999/2, s:175-190)

218-  Yargıtay Kararlarında «Tenkise Tabi Tasarruf (Teberru)lar» (İzmir Bar. D. 1999/Nisan, s:8-17)

219-  Yargıtay Kararlarında «Muris Muvazaası» (İBD. 1999/Haziran, s:387-396)

220-  Yargıtay Kararlarında «Ortak Hayatın Tatili ve Sonuçları» (MK. 162) (Manisa Bar. D. 2000/Ocak, s:55-66)

221-  Karar İncelemesi (Yargı Dünyası, 2000/Ocak, s:11-15)

222-  Yargıtay Kararlarında «Elatmanın Önlenmesi» (Men’i Müdahale) ve «İstihkak» Davaları (MK. 618) (Tür. Bar. Bir. Der. 2000/1, s:97-150)

223-  Yargıtay Kararlarında «Evlilik Birliğinin Sarsılması veya Müşterek Hayatın Yeniden Kurulamaması Nedeniyle Boşanma» (MK. 134) (Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman’ın Anısına Armağan, 2000, s:1229-1281) (Yargı Dünyası D. Aralık/2000, s:9-47)

224-  Anonim Şirketlerin Vadesinde Ödenmeyen Gelir (Stopaj) Vergileri ile Gecikme Zammından Oluşan Borçlarından -6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesi uyarınca- Şirketin Tüm Yönetim Kurulu Üyelerinin Değil, İmzası ile Şirketi Münferiden veya Müştereken Temsile Yetkili Kişilerin Sorumlu Olduğu (Karar İncelemesi) (Yargı Dünyası, 2000/Şubat, s:9-18)

225-  İçtihatlar-Düşünceler (Tür. Bar. Bir. D. 2000/1, s:97-150)

226-  İçtihatlar-Düşünceler (Tür. Bar. Bir. D. 2000/2, s:593-6005)

227-  İçtihatlar-Düşünceler (Tür. Bar. Bir. D. 2000/3, s:885-900)

228-  İİK. 72/V’deki Tazminat Ayrı Bir Davaya Konu Olabilir Mi? - İhalenin Feshi Talebinin Reddi Durumunda Para Ceza Uygulanması (Antalya Bar. D. 2000/Temmuz, s:70-77)

229-  Yargıtay Kararlarında «Dürüstlük (Objektif İyiniyet) Kuralı» (MK. 2/I) ve «Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı» (MK. 2/II) (Prof. Dr. Seyfullah Edis’e Armağan, 2000, s:439-465)

230-  Yargılamanın Gecikmesi ve Hızlanmasında Özellikle İcra Hukuku Açısından Hakim, Taraf ve Avukatların Rolü (Yargı Reformu - 2000 «İzmir Barosu»; s:152-169)

231-  Türk Hukukunda Yedieminlik ve Sorunları (Hukuk Kurultayı-2000 «Ankara Barosu» C:3, s:125-144) 232-      Boşanma ve Ayrılık Hallerinde Eşler ile Çocuklar Arasındaki Kişisel (ve Parasal) İlişkilerin Düzenlenmesi (MK. 148) (Antalya Bar. D. Tem/2000 s:18-31) (Yargı Dünyası D. Kasım/2000, s:9-23)

233-  «Çek»in Geçerlik Koşulları (Yargı Dünyası D. Mayıs/2000, s:19-32) (Manisa Barosu Dergisi, 2000/4, s:71-86)

234-  Kambiyo Senetlerinde Def’iler (Manisa Barosu Dergisi 2000/3, s:37-45)

235-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Borçlunun «Borçlu Olmadığı» İtirazı (ABD. 2000/4, s:181-227)

236-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yolu ile Takiplerde Takip Talebinin İçeriği (İzmir Bar. D. Ekim/2000, s:8-35)

237-  «Bono»nun Geçerlik Koşulları (Prof. Dr. Mahmut Tevfik Birsel’e Armağan, 2001, s:377-403)

238-  Takip Talebinde Bulunma Şekli (Türkiye Barolar Birliği Dergisi 2001/1, s:111-176)

239-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yolu ile Takiplerde Borca İtiraz Nedenleri (Prof. Dr. T. Tufan Yüce’ye Armağan, 2001, s:205-268)

240-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Yetki İtirazı (Yargı Dünyası, Ocak/2001, s:13-16)

241-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Borca İtiraz Şekli (Yargı Dünyası, Şubat/2001, s:9-13)

242-  İhalenin Bozulmasının Bağlı Olduğu Süre (İİY. mad. 134/II, c:1; IV) (Yargı Düny. Ağustos/2001, s:9-12)

243-  Takip Talebinin Genel İçeriği (İİY. mad. 58) (Prof. Dr. İrfan Baştuğ Armağanı, 2001, s:163-208)

244-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Yedi Gün Süreli Şikayet (Antalya Bar. D. Ocak/2001, s:48-51)

245-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yoluyla Takiplerde Borca İtiraz Sebeplerinin İncelenmesi (Yargıtay D. 2001/1-2, s:173-224)

246-  Paraya Çevirme (Satış) İsteminde Bulunma Süresi (Manisa) Bar. D. 2001/2, s:43-52)

247-  “Artırmaya Hazırlık Aşamasındaki Hatalı İşlemlerle İlgili” İhalenin Bozulması Nedenleri (İBD. 2001/2, s:459-482)

248-  “İhalenin Yapılması Sırasındaki Hatalı İşlemlerle İlgili” İhalenin Bozulması Nedenleri (ABD. 2001/3 s:65-92)

249- İhalenin Feshi Davalarında Yargılama Yöntemi (İİY. mad. 134/II, c.1, V) (İzmir Barosu Dergisi, S:2001/4, s:87-100)

250-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Süresiz Şikayet (Manisa Bar. D. 2000/4, s:87-100)

251-  İhalenin ve İhalenin Bozulmasının Sonuçları (İİY. mad. 134/I, III, VI ve İİY. mad. 135/I) (Bursa Bar. Der. Temmuz/2001, s:48-54) (Prof. Dr. Turgut Kalpsüz’e Armağan, 2003, s:955-966)

252-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yoluyla Takiplerde İmza İtirazında Bulunma Şekli (Kayseri Bar. D. Eylül/2001, s:3-8) (Balıkesir Bar. D. Nisan/2003, s:16-19)

253-  Taşınmaz Mallara İlişkin İhale Bedelinin Ödenmemesi (İİY. mad. 133) (Prof. Dr. Hayri Domaniç’e 80 Yaş Günü Armağanı,2001, C.I, s:755-766)

254-  İhale Bedelinin Ödenmesinin Sonuçları (İİY. mad. 143, 144) (Yargı Düny. Eylül/2001, s:9-18) (Manisa Bar. D. 2001/3, s:31-42)

255-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Beş Gün Süreli Şikayet (Yasa D. 2002/1, s:13-30; Manisa Bar. D. 2002/1, s:73-98)

256-  Paraya Çevrilmesi (Satılması) Özel Bir Usulü Gerektiren Mal ve Haklar (İİY. mad. 121) (Manisa Bar. D. 2002/3, s:59-64)

257-  Kambiyo Senetlerine İlişkin Haciz Yoluyla Takiplerde İmza İtirazının (İnkârının) İncelenmesi (İİY. mad. 170/II, III, IV) (Prof. Dr. Ömer Teoman’a 55. Yaş Günü Armağanı,2002, C:II, s:1283-1302)

258-  Yargıtay Kararlarında «Boşanma ve Ayrılık Davalarında Yargılama Usulü» (MK. mad. 150) (Bursa Bar. D. 2002/Nisan, s:3-19)

259-  Sıra Cetveli Düzenlenmeden Paraların Paylaştırılması (İİY. mad. 138) (Prof. Dr. Ergun Önen’e Armağan, 2003, s:431-446)

260-  Sıra Cetveli Düzenlenerek Paraların Paylaştırılması (İİY. mad. 140, 141, 142) (İBD. Eylül/2001, s:707-744)

261-  İhalenin Bozulmasını Kimler İsteyebilir? (İİY. mad. 134/II, V) (Manisa Barosu Dergisi, 2003/2, s:71-80)

262-  İcra Tetkik Merciinde Yargılama Usulü “İİK. 118” (75. Yaş Günü İçin Prof. Dr. Baki Kuru Armağanı, 2004, S:707-763)

263-  4949 sayılı ve 17.7.2003 tarihli “İcra ve İflas Kanunu”nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Getirdiği Yenilikler (Türkiye Barolar Birliği Dergisi Kasım/Aralık-2003, s:159-221)

264-  İcra ve İflas Hukukunda Şikayet Sebepleri (İİK. 16) (Türkiye Bar. Bir. D. Ocak/Şubat-2004, s:97-120; Mart/Nisan, 2004, s:163-194; Mayıs/Haziran, 2004, s:185-230)

265-  İcra Hukukunda Şikayetin Tarafları (İİK. 16) (Legal Hukuk Dergisi, Aralık 2003, S:12, s:3021-3037)

266-  İcra Hukukunda Şikayet Süresi (İİK. 16) (ABD. 2003/4, s:47-84)

267-  İcra Hukukunda Tebligat (İİK. mad. 21, 57) (İBD. 2004/2, s:602-639)

268-  İcra Tetkik Merciinin Görev Alanı (İİK. mad. 4) (ABD. 2004/1, s:87-146)

269-  İcra Tutanakları ve İşlevleri (İİK. mad. 8) (İzmir Bar. D. Nisan/2004, s:131-141)

270-  İcra ve İflas Hukukunda Harçlar ve Giderler (Legal Hukuk Dergisi, Mart 2004, S: 15, s:689-696)

271-  İcra ve İflas Dairelerinin İşlem ve Eylemlerinden Devletin Hukuki Sorumluluğu (İİK. mad. 5, 6, 7) (Bursa Bar. D. Nisan/2004, s:36-43)

272-  İcra Hukukunda Şikayetin Hukuki Niteliği ve Konusu (İİK. madde 16) (Yargı Dünyası Der. Ocak 2004, S:97, s:9-17) (Balıkesir Barosu Dergisi, Eylül/2004, S:67, s:7-10)

273-  “Çocuk Teslimine” (İİK. mad. 25) ve “Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına” (İİK. mad. 25/a) İlişkin İlamlı Takipler (Yargı Dünyası, Nisan/2004, s:9-13) (Manisa Bar. D. Nisan/2005, s:87-92)

274-  Taşınır Teslimine İlişkin İlamlı Takipler (İİK. mad. 24) (İzmir Bar. D. Temmuz/2004, s:80-88)

275-  Zamanaşımı Nedeniyle İcranın Geri Bırakılması (İİK. mad. 33/1, 2; 33/a, 39) (Yargı Düny. Mayıs/2004, s:9-13)

276-  Para ve Teminat Verilmesine İlişkin Takipler (İİK. mad. 32) (Legal Huk. D. Haziran/2004, s:1547-1572)

277-  Takip Hukukunda İcranın Durdurulması - İcranın İadesi (İİK. mad. 40) (İBD. 2004/3, s:1020-1031)

278-  5092 sayılı ve 12.02.2004 Tarihli “İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Getirdiği Yenilikler (Türkiye Bar. Bir. D. Temmuz/Ağustos-2004, s:255-265)

279-  İcra Hukukunda Şikayetin Hüküm ve Sonuçları (İİK. mad. 17, 22) (Manisa Bar. D. 2004/3, s:69/74)

280-  İcra Hukukunda Süreler (Tür. Bar. Bir. D. Kasım/Aralık, 2004, S:55, s:239-260)

281-  Bir Şeyin Yapılmasına İlişkin İlamlı Takipler (İİK. mad. 30) (Manisa Bar. D. Ocak/2005, s:27-34; Türkiye Noterler Bir. Huk. D. Şubat/2005, s:103-107)

282-  İcra Hukukunda Yürütmenin Durdurulması (Tehiri İcra) (İİK. mad. 36) (Maltepe Ünv. Huk. Fak. Der. 2005/1, s:277-293)

283-  İlam Niteliğindeki Belgeler (İİK. mad. 38) (ABD 2004/3, s:69-82)

284-  İlamlı Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (İİK. mad. 34) (Yargı Düny. Eylül/2004, S:105, s:23-25; Yargı Düny. Özel Sayısı, Eylül-Ekim/2004, s:47, 49)

285-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Zamanaşımı İtirazı (İİK. mad. 168/II-5) (Yargı Düny. Kasım/2004, S:107, s:9-20; Yargı Düny. Özel Sayısı, Kasım-Aralık/2004, s:15-26)

286-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (İİK. mad. 50) (Tür. Bar. Bir. D. Ocak-Şubat/2004, S:56, s:328-340)

287-  Takip Talebinin İçeriği ve İşlevleri (İİK. mad. 58) (Legal Huk. D. Eylül/2004, s:2555-2601)

288-  İcra Hukukunda İtirazın Geçici Olarak Kaldırılması (İİK. mad. 68/a) (İzmir Bar. D. Ocak/2005, s:11-30)

289-  İcra Hukukunda İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması (İİK. mad. 68) (Legal Huk. D. Ocak/2005, S:25, s:61-88; Legal Huk. D. Şubat/2005, S:26, s:577-597; Legal Huk. D. Mart/2005, S:27, s:905-921)

290-  Kredi Kurumlarının (Bankaların) Düzenledikleri Belgelere Dayanılarak İtirazın Kaldırılması (İİK. mad. 68/b) (Kazancı Huk. D. Temmuz-Ağustos/2007, S:35-36, s: 99-105)

291-  İcra Takibinin Kesinleşmesinden Sonraki Dönemde Doğmuş Olan “İptal” ve “Ertelenme” Nedenlerine Dayanılarak Takibin İptali ve Ertelenmesi (İİK. mad. 71) (Legal Huk. D. Eylül/2006, S:45, s:2721-2734)

292-  İcra Hukukunda Borçtan Kurtulma Davası (İİK. mad. 69/II, III, IV, V) (Tür. Bar. Bir. D. Mayıs/Haziran/2005, S:58, s:323-339)

293-  İcra Hukukunda Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde İtiraz Sebepleri (İİK. mad. 63) (Kazancı Huk. Is. ve Mal. Bil. D. Aralık/2004, S:4, s:73-78)

294-  İhaleye Girerek Alacağına Mahsuben Taşınmazı Satın Alan Alacaklı, İhale Bedelini Yatırmayarak İhalenin Feshine Sebep Olduktan Sonra, Taşınmaz Üzerindeki Haczini Kaldırıp, Satışın Durdurulmasını Sağlayabilir (Manisa Bar. D. Nisan/2005, s:53-56)

295-  Borçlu da İcra Müdürlüğünden Aciz Vesikası Düzenlenmesini Talep Edebilir (Manisa Bar. D. Nisan/2005, s:49-53)

296-  Tahsil (Eda) Davası (Bursa Bar. Der. Temmuz-Ağustos/2005, S:78-79, s:39-41)

297-  Olumsuz Tesbit Davasının Çeşitleri (İzmir Bar. D. Nisan/2005, s:64-80)

298-  Olumsuz Tesbit Davasının Konusu (Legal Huk. D. Nisan/2005, S:28, s:1317-1342; Mayıs/2005, S:29, s:1705-1739)

299-  Olumsuz Tesbit Davalarında Kanıtlar (ABD. 2005/1, s:15-48)

300-  Olumsuz Tesbit Davasında Yargılama Usulü (Yargıtay D. Temmuz/2005, s:367-392)

301-  İcra Hukukunda Gecikmiş İtiraz (İİK. mad. 65) (Yargı. Düny. Ocak/2005, S:109, s:13-18) (Kazancı Huk. D. Temmuz-Ağustos/2005, S:11-12, s:112-117)

302-  “İtfa” ve “İhmal” Nedeniyle Borca İtiraz Edilerek, İlamlı Takiplerin Durdurulması (İİK. mad. 33) (Ankara Bar. D. 2004/4, s:35-6)

303-  Genel Haciz Yolu ve Kambiyo Senetlerine Dayalı Takibe İlişkin Değişiklikler (Yeditepe Ünv. Huk. Fak. Der. 2005, C:1, S:2, s:387-410)

304-  İtirazın İptali Davası (İBD. C:79, S:2005/I, s:14-95)

305-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde “İtiraz Şekli”, “İtiraz Yeri” ve “İtiraz Süresi” (İİK. mad. 62) (Yargı Düny. Mayıs/2005, S:113, s:11-26)

306-  5358 sayılı ve 31.05.2005 Tarihli “İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Getirdiği Yenilikler (Türkiye Bar. Bir. D. Temmuz/Ağustos 2005, S:59, s:314- 326)

307-  Genel Haciz Yolu ile İlamsız Takiplerde “Ödeme Emrine İtirazın Sonuçları” ve “İtiraz ve Şikayet Arasındaki Farklar” (Yargı Düny. Haziran/2005, S:114, s:19-25)

308-  Olumsuz Tesbit Davalarının Niteliği (Tür. Not. Bir. Hukuk Dergisi, Mayıs/2005, S:126, s:142-144)

309-  Taşınır ve Taşınmaz Malların Haczi (İİK. mad. 85) (İzmir Bar. D. Temmuz/2005, s:54-65)

310-  Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki -Kıymetli Evraka Bağlı Olmayan- Hak ve Alacaklarının Haczi (İİK. mad. 89) (Legal Huk. D. Kasım/2005 S:35, s:3999-4022; Legal Huk. D. Aralık/2005 S:36, s:4251-4271)

311-  Taşınmaz Rehni Kapsamındaki Teferruatın Haczi (İİK. mad. 83/c) (Yargı Düny. Aralık/2005, S:120, s:11-13)

312-  İcra Hukukunda “İstihkak İddiası” Kavramı (İBD. 2005/6, C:79, s:2044-2071)

313-  İstihkak Davalarında Yargılama Usulü (Tür. Bar. Bir. D.S:63, Mart/Nisan 2006, s:321-339)

314-  Olumsuz Tesbit Davalarında “Görev”, “Yetki” ve “Süre” (İİK. mad. 72) (Manisa Bar. D. Ekim/2005, S:95, s:25-36)

315-  Olumsuz Tesbit Davasının Sonuçları (İİK. mad. 72) (Manisa Bar. D. Ocak/2006, s:9-20)

316-  İİK’nun 94. Maddesi Hakkında Bir İnceleme (Bursa Bar. D. Temmuz-Aralık 2005, S:78-79, s:180-184)

317-  Haczedilebilmesi Kısmen Caiz Olan Şeyler (İİK. mad. 83) (İzmir Bar. D. 2006/Ocak, s:41-48)

318-  Haczedilmezlik Şikayetinin Süresi (Yargı Düny. Ocak/2006, S:121, s:9-13)

319-  Olumsuz Tesbit Davasının Tarafları (Manisa Bar. D. Ocak/2006, S:96, s:9-13)

320-  İcra Hukukunda İstihkak Davasının Sonuçları (İİK. mad. 97/VII, VIX, XV) (Ankara Bar. D. 2005/4, s:11-42)

321-  İstihkak Davasında Kanıtlar (Karineler) (İİK. mad. 97/a) (İBD. 2006/2, C:80, s:491-518)

322-  Taşınmaz Haczinin Kapsamı (Tür. Not. Bir. D. Şubat/2006, S:129, s:59-60)

323-  Taşınmaz Mallarda Haczin Neticeleri (İİK. mad. 91) (Mersin Bar. D. S:19, Nisan, 2006, s:213-218)

324-  Olumsuz Tesbit Davasının Sonuçları (Yargı Düny. Nisan/2006, S:136, s:98-28)

325-  Taşınır Mallarda Haczin Neticeleri (İİK. mad. 86) (Anadolu Hukuk Derneği (Ahuder) Yıl:1, S:1, s:12-13)

326-  İcra Takiplerinde Zamanaşımı (İİK. mad. 39) (Manisa Bar. D. Temmuz/2006, S:97, s:45-48)

327-  Taşınmaz İhalelerinde İhale Bedelinin Ödenmesi (İİK. mad. 130) (Manisa Bar. D. Temmuz/2006, S:98, s:21-30)

328-  Hacze Adi (Takipli) Katılma (İİK. mad. 100) (Tür. Bar. Bir. D. S:66, Eylül/Ekim 2006, s:352-376)

329-  İhalenin Feshi Davalarında (Şikayetlerinde) Yargılama Yöntemi (Bursa Bar. D. Eylül/2006, S:81, s:97-105)

330-  İhalenin ve İhalenin Bozulmasının Sonuçları (Kazancı Huk. D. Eylül-Ekim/2006, S:25-26, s:72-80)

331-  İhalenin Bozulması İsteminin Bağlı Olduğu Süre (İİK. mad. 134/II, c:1; 134/VI) (Manisa Bar. D. Ekim/2006, S:99, s:73-78)

332-  Taşınır Mallara İlişkin İhalelerde, İhale Bedelinin Ödenmemesi ve İhale Farkının Tahsili (İİK. mad. 118) (İzmir Bar. D. Ekim/2006, s:36-54)

333-  Taşınmaz Mallara İlişkin İhalenin Yapılması (İBD. 2006/5, s:1905-1927)

334-  İhalenin Yapılması Sırasındaki Hatalı İşlemlerle İlgili Bozma Nedenleri (İBD. Kasım-Aralık2006/6, s:2421-2453)

335-  Alacaklının Haczedilmiş Malların Paraya Çevrilmesini İsteme Hakkı (İİK. mad. 106) (Tür. Bar. Bir. D. Ağustos 2006, S:131, s:93-100)

336-  İhalenin Bozulması Davasının (Şikayetinin) Tarafları (İİK. mad. 134) (Terazi Huk. D. Kasım/2006, S:3, s:27-30)

337-  Taşınır Mallara İlişkin İhalenin Yapılması (İİK. mad. 115, 116) (Legal Huk. D. Kasım/2006, S:47, s:3377-3393)

338-  Satış Bedelinin Alacaklılar Arasında Paylaştırılması ve İcra Vekalet Ücreti (İİK. mad. 138) (İzmir Bar. D. 2007/Ocak, s:46-63)

339-  İhale ile Satılan Taşınmazların Tescil ve Tahliyesi (İİK. mad. 135) (Legal Huk. D. 2007/Mart, S:51, s:785-799)

340-  Geri Alma (İstirdat) Davasının Koşulları (İİK. mad. 72/VI, VII, VIII) (Terazi Huk. D. Nisan/2007, S:8, s:39-54)

341-  Haczedilen Malın Üçüncü Kişi Elinde Bulunması Halinde Açılacak İstihkak Davası (İİK. mad. 99) (Ankara Bar. D. Kasım/2007/1, s:62-77)

340-  Takip Hukukunda Borç Ödemeden Aciz Vesikası (İİK. mad. 143) (TBBD. Mayıs-Haziran/2007, s:345-358)

341-  İflas Takip ve Davalarında Yetki (İİK.mad. 154) (Legal Huk. D. Ağustos/2007, S:56, s:2535-2550)

342-  “Taşınır Rehni” Kavramı ve Taşınır Rehninin İlamsız Takip Yoluyla Paraya Çevrilmesinde “Takip Talebi” (Eskişehir Bar. D. Şubat/Haziran/2007, S:12-13, s:87-104)

343-  Haczedilen Taşınır Mallar Hakkında Alınacak Muhafaza Tedbirleri (İİK. mad. 88) (İzmir Bar. D. Nisan/2007, S:2007/2, s:35-43)

344-  “İhalenin Feshi” İstemini İçeren Dilekçede Yurt İçinde Bir Adres Gösterme Zorunluluğu (İİK. mad. 134/II, c:1) (İBD. Temmuz/Ağustos/2007, S:2007/4, s:1564-1568)

345-  İcra Hukukunda “Taşınmaz Rehni” Kavramı (Manisa Bar. D. Nisan/2007, S:101, s:9-32 - İstanbul Bar. D. 2007/2 Mart-Nisan, s:509-528)

346-  İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takiplerde Takip Talebi (Legal Huk. D. Mayıs/2007, S:53, s:1501-1514)

347-  İflas Davalarında Yargılama Usulü ve Depo Kararı (İİK. mad. 158) (ABD. 2007/2, s:201-210)

348-  Takip Hukukunda Borç Ödemeden Aciz Vesikası (İİK. mad. 143) (Tür. Bar. Bir. D. Mayıs-Haziran/2007, S:70, s:345-358)

349-  Alacaklının İhalede Borçlusuna Ait Bir Malı “Alacağına Mahsuben” Satın Almasının Uygulamada Yarattığı Sorunlar (İzmir Bar. D. Temmuz/2007, S:2007/3, s:226-238)

350-  İhalenin Bozulma Nedenleri (Terazi Huk. D. Ocak/2007, S:5, s:83-96)

351-  İcra Hukukunda Çekin Geçerlilik Koşulları (Legal Huk. D. Kasım/2007, S:59, s:3519-3535)

352-  “Artırmaya Hazırlık Aşamasındaki” Hatalı İşlemlerle İlgili Bozma Nedenleri (ABD. 2007/3, s:138-160)

353-  İcra Hukukunda Bononun (Emre Muharrer Senedin) Geçerlilik Koşulları (Tür. Bar. Bir. D. Ocak-Şubat/2008, s:297-330)

354-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Borçluya Ödeme Emri Gönderilme Koşulları (İİK. mad. 168/I) (Yargı Düny. Kasım/2007, S:143, s:11-26) - (Manisa Bar. D. Ocak/2008, S:104, s:9-24)

355-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Borca İtirazın İncelenmesi (İİK. mad. 169/a) (Legal Huk. D. Ocak/2008, S:61, s:65-76) + (Legal Huk. D. Şubat/2008, S:62, s:391-408) + (Legal Huk. D. Mart/2008, S:63, s:811-846)

356-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde “Borca İtiraz Şekli” ve “Borca İtirazın Sonuçları” (İİK. mad. 169; 168/I-5) (Terazi Huk. D. Ocak/2008, s.75-82)

357-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Ödeme Emrinin İçeriği (İİK. mad. 168/I-1-6) (İzmir Bar. D. 2008/Ocak, s:45-66)

358-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde “Beş Gün Süreli Şikayet” (İİK. mad. 170/a) (Prof. Dr. Bilge Öztan’a Armağan, 2008, s: 935-976)

359-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Borca İtiraz Nedenleri (İİK. mad. 168/I-5) (İBD. 2008/2, s:599-672)

360-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde Takip Talebinin İçeriği (İİK. mad. 167) (ABD. 2008/1, s:180-218)

361-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takiplerde “İmza İtirazı” (İİK. mad. 170, 170b) (Bursa Barosu Dergisi, Eylül/2008, s:65-82)

362-  İcra Davaları Yargılaması (TBB. Yargı Reformu Sempozyumu, Haziran/2008, s:255-260)

363-  Tasarrufun İptali Davalarının Hukuki Niteliği ve Amacı (Manisa Bar. D. Temmuz/2008, S:106, s:79-86)

364-  Tasurrufun İptali Davalarının Konusu (İİK. mad. 278, 279, 280) (TBBD Eylül-Ekim/2008, S:78, s:287-313)

365-  İvazsız Tasarruflardan Dolayı İptâl (İİK. mad. 278) (Terazi Huk. D. Ağustos/2008, S:24, s:93-109)

366-  Aciz Halinde İken Yapılan Tasarruflardan Dolayı İptal (İİK. mad. 279) (İzmir Bar. D. Ekim/2008, s:45-54)

367-  Alacaklılara Zarar Vermek Kasdı ile Yapılan (Hileli) Tasarruflardan Dolayı İptâl (İİK. mad. 280) (İBD. 2008/6, Kasım-Aralık, s:2901-2929)

368-  Tasarrufun İptâli Davalarında «Yetki», «Görev», «Süre», «Harç», «Vekalet Ücreti» (Yargı Düny. Ağustos/2008, s:13-22)

369-  Tasarrufun İptâli Davalarında Yargılama Usulü (İİK. mad. 281) (Legal Huk. D. Eylül/2008, S:69, s:3003-3020)

370-  Tasarrufun İptâli Davasının Tarafları (İİK. mad. 277; 282) (Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C:2, s:2243-2274)

371-  Tasarrufun İptali Davasının Sonuçları (İİK. mad. 283) (İzmir Bar. D. Temmuz/2008, s:133-145)

372-  İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (İhtiyati Haczin Kesin Hacze Dönüştürülmesi) (İİK. mad. 264) (Legal Huk. D. Şubat 2009, S:74, s:471-490)

373-  İhtiyati Haciz Kararının İcrası (Prof. Dr. Saim Üstündağ’a Armağan, s: 491-499) (Bursa Barosu Der. S:85, s:41-47)

374-  Doğrudan Doğruya İflas Halleri (İİK. mad. 177) (Terazi Huk. D. Mart 2009, s:71-78)

375-  İflasın Kaldırılması (İİK. mad. 182) (Manisa Bar. D. Ekim 2008, s:9-18)

376-  Yazılı Kira Sözleşmesi İle Kiralanmış veya Kiracısı Tarafından Tahliye Taahhüdünde Bulunulmuş Olan Taşınmazların Tahliyesi (İİK. mad. 272) (Legal Hukuk D. Haziran/2009, S:78, s:1749-1762)

377-  İflasın Ertelenmesi (İİK. mad. 179, 179/a, 179/b) (İBD. 2009/3, Mayıs-Haziran, s:1215-1241)

378-  İhtiyati Hacizlerin Daha Sonraki İhtiyati ve Kesin Hacze İştiraki (İİK. mad. 268) (İzmir Bar. D. 2009/Ocak, s:78-96)

379-  Kiralanan Taşınmazın “Kira Borcunun Ödenmemesi (Temerrüt)” Nedeniyle İlamsız İcra Yoluyla Tahliyesi (İİK. mad. 269/c) (ABD. 2009, S:1, s:75-106)

380-  Tahliye Sırasında Kiralananda Karşılaşılan Üçüncü Kişi Hakkında Yapılacak İşlem (İİK. mad. 276) (Terazi Huk. D. 2009/Temmuz, s:67-73)

381-  İcra Hukukunda Kiralayanın Hapis Hakkının Korunması İçin Defter Tutulması (İİK. mad. 270) (Yargı Düny. Mayıs/2009, s:11-15) (Kazancı Huk. D. Mayıs-Haziran/2009, s:121-125)

382-  Tahliye Takiplerinde İhtarlı Ödeme Emrine İtiraz Edilmemesinin Sonuçları (İİK. mad. 269/a) (Yargı Düny. Mayıs/2009, s:17-22) (Kazancı Huk. D. Mayıs-Haziran/2009, s:109-114) (Adana Barosu D. Ağustos / 2009, s:9-13)

383-  Teminat Karşılığında Mahkeme Kararı İle İhtiyati Haczin Kaldırılması (İİK. mad. 266) (Yargı Düny. Mayıs/2009, s:23-28) (Kazancı Huk. D. Mayıs-Haziran/2009, s:115-120)

384-  Borçlunun Müracaatıyla İflasa Karar Verilmesi (İİK. mad. 178) (Manisa Bar. D. Ocak/2009, s:50-54)

385-  Tahliye Takiplerinde İhtarlı Ödeme Emrine İtiraz Edilmesi ve İtirazın İcra Mahkemesince İncelenmesi (İİK. mad. 269/b) (TBBD. Eylül-Ekim/2009, s:386-400)

386-  Kiralanan Taşınmazların İlamsız İcra yolu İle Tahliyelerinde “Takip Talebi”, “İhtarlı Ödeme Emri” ve “Ödeme Emrine İtiraz Şekli ve Süresi” (İİK. mad. 269) (İBD. 2009/4, Temmuz/Ağustos, s:1805-1826)

387-  İcra Hukukuyla İlgili Güncel Sorunlar “Ankara Barosu Staj Kurulu İcra Hukuku Sunumu” (Legal Huk. D. Temmuz/2009, s:2051-2073)

388-  Konkordatoda “Ekseriyet” Koşulu (İİK. mad. 297) (Bahçeşehir Ünv. Huk. Fak. - Kazancı Huk. D. Eylül-Ekim/2009, S:61-62, s:126-130)

389-  İİK.’nun 258. Maddesi Üzerine Bir İnceleme (Manisa Bar. D. Nisan/2009, s:72-82)

390-  Konkordato Mühletinin Alacaklılar Bakımından Sonuçları (İİK. mad. 289) (Terazi Huk. D. Aralık/2009, S:40, s:39-47)

391-  İİK.’nun 259. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İzmir Bar. D. Temmuz/2009, s:46-60)

392-  Konkordatonun Hükümleri (İİK. mad. 303) (Legal Huk. D. Aralık/2009, S:84, s:3793-3797)

393-  Konkordatonun Kısmen Feshi (İİK. mad. 307) (Yargı Dünyası Ekim/2009, s:21-28)

394-  Konkordato Talebi (İİK. mad. 285) (Manisa Bar. D. Ekim 2009, S:111, s:125-133)

395-  Taksiratlı (Taksirli) ve Hileli İflâs (Bilge Umar’a Armağan, 2009, C:2, s:941-972)

396-  Konkordatonun Tasdiki (İİK. mad. 298) (Ali Güneren’e Armağan, 2010, s:121-129)

397-  İcra Hukuku İle İlgili Güncel Sorunlar (Hukuk Merceği “Konferanslar ve Paneller” “ABD yayını”, 2010, s:389-414)

398-  Takip Hukukunda “Alacaklısını Zarara Sokmak Kasdıyla Malvarlığını Eksiltme Suçu” (İİK. mad. 331) (ABD. 2010/1, s:175-186)

399-  Takip Hukukunda “Taahhüdü İhlal” Suçu “İİK. mad. 340” (İzmir Bar. D. Ocak/2010, s:46-63)

400-  İcra Dairesince Teslim Edilen Taşınmaza veya Gemiye Tekrar Girme Suçu “İİK. mad. 342” (Manisa Bar. Der. S:111, Ocak/2010, s:25-38) (Yargı Dün, S:201,Eylül/2012, s:27-39)

401-  İcra ve İflas Kanunu’nun 360. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Legal Huk. D. Eylül/2010 S:93, s:3157-3164)

402-  İcra Mahkemelerinin Temyizi Kabil Olan Kararları “İİK. mad. 363” (İBD. 2010/3, C:84, s:1443-1456)

403-  İcra Mahkemesi Kararlarının Temyizi “İİK. mad. 364” (Terazi Huk. D. Haziran/2010, s:113-120)

404-  Takip Hukukunda “Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma” Suçu “İİK. mad. 338” (Yargı Dünyası D. S:172, Nisan/2010, s:11-22)

405-  İİK’nun 337/a Maddesi Üzerinde Bir İnceleme “Ticareti Terk Edenlerin Cezası” (Bursa Bar. D. Temmuz-Ağustos-Eylül/2010, S:89, s:5-8)

406-  “İhalenin Feshi” Talebinin Reddedilmesinden Sonra, Genel Mahkemede “Tapu İptali ve Tescil Davası” Açılabilir Mi? (İBD. Ocak-Şubat/2011, S:2011/1, s:165-171)

407-  İflastan Sonra Konkordato “İİK. mad. 309” (Kazancı Huk. D. 2010, Mayıs-Haziran, S:69-70, s:242-247)

408-  Takip Hukukunda “Nafaka Borcunu Ödememe” Suçu “İİK. mad. 344” (Tür. Bar. Bir. D. S:90, Eylül-Ekim/2010, s:420-429)

409-  Takip Hukuku Bakımından Ticari İşletmelerde Yöneticilerin Sorumluluğu “İİK. mad. 333/a” (Tür. Not. Bir. Huk. D. S: 147, Ağustos/2010, s: 23-27) (Aksaray Bar. D. 2011/2)

410-  İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davasının Tarafları (İBD. Mart-Nisan/2011 s:33-67)

411-  İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davasının Konusu (ABD. 2011/1 s:211-231)

412-  İcra ve İflas Hukukunda “Alacaklılara Zarar Verme Kasdı İle Yapılan (Hileli) Tasarruflardan Dolayı” İptal “İİK. mad. 280” (Legal Huk. D. Ağustos/2011 s:3017-3058)

413-  İcra ve İflas Hukukunda “İvazsız Tasarruflardan Dolayı” İptal “İİK. mad. 278” (İzmir Bar. D. Nisan/2011 s:103-124)

414-  İcra ve İflas Hukukunda “Aciz Halinde İken Yapılan Tasarruflardan Dolayı” İptal “İİK. mad. 279” (Bursa Bar. D. Nisan-Mayıs-Haziran/2011 s:69-73)

415-  Kendisine Satış İlanı Tebliğ Edilmemiş Olan İlgilinin, Bu Nedenle İhalenin Feshini İsteyebilmesinin Dürüstlük Kuralı (MK. mad.2) ile Bağdaşmadığı Bir Durum (İBD. Mayıs-Haziran/2011 S:75-85) (Yazan: Av. Alper Uyar)

416-  Alacaklının “Alacağına Mahsuben Satışa Konu Taşınırı/Taşınmazı Satın Alması” nın Engellenmesinin Hukuki Sonuçları “İİK. mad. 118/1, 130, 133” (İBD. Temmuz-Ağustos/2011, s:80-85)

417-  İtirazın İptali Davasını Açma Süresinin Başlangıcı «İİK mad-67/I» (İzmir Bar. D. Temmuz/2011, s:49-55) (Yazan: Av. Alper Uyar)

418-  İlama Dayalı Olarak “İlamsız Takip” Yapılabilir Mi? “İİK mad-36” (İBD. Ocak-Şubat/2012, s:131-136)

419-  Organize Sanayi Bölgesinde Bulunan Taşınmazların Yapılan Cebri İcra Yolu ile Satışlarına, Kredi Alacaklısı Kuruluştan Alacağı Temlik Almış Olan Varlık Yönetim Şirketi de Katılarak “Alacağına Mahsuben” Taşınmazı Satın Alabilir Mi? (İBD. Mayıs-Haziran/2012, s:152-155)

420-  “Takip Konusu Senedin Sahte Olarak Düzenlenmiş Olduğu” İleri Sürülerek, İcra Takibinin Durdurulması Nasıl Sağlanabilir? (İBD. Mart-Nisan/2012, s:199-207; Manisa Barosu Der.Mart-2013, S:120-121-122-123-124,s:10-22)

421-  Kesinleşmemiş Tenfiz İlamına Dayanılarak İhtiyati Haciz Talep Edilebilir Mi? (İBD. Mayıs-Haziran/2012, s:295-305) (Yazan: Av. Cüneyt Uyar)

422-  6352 sayılı 02.07.2012 tarihli Kanun ve 6103 sayılı 14.01.2011 tarihli Kanun ile İcra ve İflâs Kanunu’nda Yapılan Değişiklikler ve Getirilen Yenilikler (Av. Cüneyt Uyar ile birlikte) (İBD. Eylül-Ekim/2012, s:33-74)

423-  “Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi” Hakkında Açılan Tasarrufun İptali Davasının Sonuçları (İBD. Kasım-Aralık/2012, s:137-233)

424-  “Takip Dayanağı Senedin Sahte Olduğu” İleri Sürülerek, İcra Takibinin -Teminatsız- Durdurulması (İBD. Mart-Nisan/2013, s:488-516; Mersin Barosu Dergisi, S:36, s:82-92)

425-  “Kambiyo Senetlerindeki Mücerretlik İlkesi”, “Kambiyo Senedinin Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu” İddiasına Dayalı “Menfi Tespit Davası”nın Açılmasını Engeller Mi? (İBD. Mayıs-Haziran/2013, s: 243- 257)

426-  İflasın Ertelenmesi Talebi Üzerine (veya İflasın Ertelenmesi Kararı İle Birlikte) Verilen “Takip Yasağı”na İlişkin İhtiyati Tedbir Kararı, “İflasın Ertelenmesi Kararı”nın Yargıtayca Bozulması Halinde Kalkar Mı? [İİK. mad. 179b/ı, c:1; HMK. mad. 397/(2)] (ABD. 2013/3, s:437-448)

427-  Müteselsil Kefile Başvurulabilme Koşulu Olan TBK. mad. 586/ı’deki “İhtarın Sonuçsuz Kalması” Sözcüklerinin Anlamı (İBD., 2013/4,s:165-168)

428-  Deniz İcra Hukukunda Kanuni Rehin Hakkına Sahip Alacaklıların Kanuni Rehin Hakkından Feragatı (TTK. m. 1379) (Prof.Dr.Aydın Zevkliler’e Armağan, 2013,C:III,s:2907-2914)

429-  Borçlunun İcra Takibinde İstenen “İşlemiş Faiz” Miktarı İle “İşleyecek Faiz” Oranına Süresi İçinde İtiraz Etmemesinin Sonuçları (ABD., 2013/2,s:347-355)

430-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takiplerde Borca İtiraz Nedenleri (İİK. 168/5) (İBD. Eylül-Ekim/2014, S:2014/5, s:172-332)

431-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takiplerde Beş Gün Süreli Şikayet (İİK. 170/a) (İBD. Eylül-Ekim/2013, s:98-247)

432-  Bononun (Emre Muharrer Senedin) Geçerlilik (Şekil) Koşulları (Legal Huk. D.Ekim/2013,S:130,s:159-198)

433-  Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu İle Takiplerde Ödeme Emrinin İçeriği (Tür. Bar. Bir. D. Eylül/Ekim-2013, S:108, s:363-376)

434-  İcra Dairesi Görevlilerinin Hukuki Sorumluluğu (Legal Huk.Der. Kasım/2013,S:131,C:11,s:111-122)

435-  İcra Tebliğleri (Ankara Bar. Der.S:2013/4, s:156-240)

436-  Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamların İcrası (Legal Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

437-  Kefalet Süresi (10+1=11 Yıl ) Olan Kefilin Sorumluluğunun Sona Ermesi (Legal Huk.Der.Eylül-2013,S:129, s:87-90)

438-  İİK.’nun 68/b Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Bursa Barosu Der.Ocak-Şubat-Mart/2014,S:94, s:41-43)

439-  İİK.’nun 79.Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Terazi Der. S:90, Şubat/2014, s:52-57)

440-  İİK.’nun 83/a Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Terazi Der.Aralık-2013,C:8,S:88, s:49-52)

441-  İtirazın İptali Davası-Tahsil Davası (İİK.’nun 67.Maddesi Üzerinde Bir İnceleme) (Türkiye Barolar Birliği Der. S:114, Eylül-Ekim/2014, s:381-495)

442-  Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Hak ve Alacaklarının Haczi (İzmir Barosu Der.Eylül-2013, Y:78, s:198-270)

443-  İcra Hukukunda Şikayet Sebepleri (İstanbul Barosu Der. Kasım-Aralık/2014, s:369-537)

444-  İlamlı Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (Yargı Dünyası Der.Aralık/2013, S:216, s:11-15)

445-  İlamın Zamanaşımına Uğradığı İtirazı (Yargı Dün. Kasım/2013, S:215, s:19-24)

446-  İcra Hukukunda Şikayetin Hukuki Niteliği ve Konusu (Bursa Barosu Der. Mart/2016, S:96, s.183-184)

447-  Taşınma Rehni Kapsamındaki Eklentinin Haczi (İBD. Ocak/Şubat-2014, S:2014/1, s:163-222)

448-  İİK. mad. 89/IV’a Göre Açılan Tazminat Davası Sonucunda Verilen Karar Hakkında “Tehiri İcra Kararı” Verilmesi İstenebilir Mi? (İzmir Barosu Der.Eylül-2013,Y:78, s:271-272)

449-  Şirketlerin Ödenmeyen Vergi Borçlarından Şahsi Malvarlıkları İle Sınırsız Olarak Sorumlu Olan “Kanuni Temsilciler” Hakkında Açılan Tasarrufun İptali Davasının Kapsam ve Koşulları (İBD. Temmuz/Ağustos-2014, S:2014/4, s:354-365)

450-  İlama Aykırı Yapılan İcra Takiplerinin İptali (ABD. S:2014/2, s:477-488)

451-  İcra Hukukunda Tehiri İcra (Yürütmenin Durdurulması) (Çanakkale Bar. Der. Ocak-Mart/2014, S:11, s:62-70)

452-  İİK.’nun 179. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (Prof. Dr. Ejder Yılmaz Armağanı 2015, C:2, s:1973- 1995)

453-  İflasın Ertelenmesi Kararının Etkileri (Leges Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Der. Ocak-Nisan/2014, Y:1, s:1-18)

454-  İhtiyati Hacze İtiraz ve Kanun Yolları (İzmir Barosu Der. Ocak/2015, S:1, s:278-310)

455-  Tasarrufun İptali Davalarının Konusu (Manisa Barosu Der.Haziran-2013, S:125,s:8-41)

456-  Tasarrufun İptali Davasının Tarafları (Manisa Barosu Der.Ocak-2014, S :126-127, s:8-60)

457-  İcra Tutanakları (İİK.8) (Legal Huk.Der.Şubat-2014, S:134,C:12,s:73-86)

458-  Haciz İsteme Hakkı (İİK.78) (Legal Huk.Der. Mayıs/2014, S:137, s:107-127)

459-  İcra ve İflas Hukukunda “Aciz Halinde İken Yapılan Tasarruflardan Dolayı” İptal (İBD.Mart-Nisan/2014, S:2014/2, s:429-439)

460-  Borçlu Hakkında Üçüncü Kişi Tarafından Takip Konusu Yapılan Senedin (ve İcra Takibinin) “Muvazaalı Olduğu” İleri Sürülerek, Borçlunun Alacaklıları Tarafından “Senedin (ve İcra Takibinin) Kendileri Bakımından Geçersiz Sayılması İçin Tasarrufun İptali Davası Açılabilir Mi? (Ankara Barosu Der. S:2015/1, s:369-398)

461-  Tasarrufun İptali Davasının Uygulamada Tartışılan Yönleri (Legal Huk.Der.S:138, Haziran-2014, s:169-176)

462-  “Muvazaalı İcra Takipleri” (Borç İkrarları) İle “Borçlunun Süresi İçinde Zamanaşımı İtirazında Bulunmaması”nın Tasarrufun İptali Davası’na Konu Edilmesi” (TBK.mad.19; İİK.mad.280) (İBD. Mayıs-Haziran/2014,C:88, S:2014/3, s:282-295)

463-  Avukatlık Ücret Sözleşmesinde “Maktu” Vekalet Ücreti Öngörülen Bir İş İçin Düzenlenmiş Olan (“600.000 USD+KDV+STOPAJ” Ödeneceğini Belirten) Yazılı Avukatlık Ücret Sözleşmesinin Geçersizliği –TBK.’nun 27/I ve TMK’nun 2.maddesine Dayanılarak- İleri Sürülebilir Mi? (ABD. 2015/3, s:473-480)

464-  “Kira Sözleşmesi”nde ya da “Tahliye Taahhüdü”nde Belirtilen Taşınmazdan Başka (Farklı) Bir Taşınmaz Hakkında Yapılan Tahliye Takibinde, “Maddi Hata” Yapıldığı Savunması Geçerli Olur Mu? (İzmir Bar.Der. Y:79, S:2014/Ocak, s:128-135)

465-  Nafaka Borcunu Ödememe Suçu “İİK mad. 344” (Çanakkale Bar.Der. Y:2, S:12, s:49-53)

466-  İcra ve İflâs Kanunun 338. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (K. Maraş İnternet Sitesinde yayımlandı)

467-  İcra ve İflas Hukukunda “Taahhüdü İhlal” Suçu (İİK. mad. 340) (Bursa Barosu Dergisi, Mart 2016,S:96,s.161-175)

468-  Satış İlanlarının Tebliği (Nevşehir Barosu Dergisinde yayımlanacak)

469-  Bedelsiz Kalmış Çek Hakkında Açılan Menfi Tespit Davasında “Kanıtlar”-“İspat Yükü”- “Yetkili Mahkeme” (İİK.m.72) (Antalya Barosu Dergisinde yayımlanacak)

470-  Alacaklılarına Zarar Vermek Kasdıyla Mevcudunu Eksiltme Suçu (İİK. m. 331) (Prof. Dr. Ramazan Arslan’a Armağan, 2015, C:2, s:1699-1742)

471-  Muvazaa (TBK.19) Nedenine Dayalı Tasarrufun İptali Davalarının (İİK. 280/I.) Açılma Koşulları ve Sonuçları (Legal Huk. Der.S:139, Temmuz-2014, s:175-187)

472-  Simsarlık (Tellallık) Sözleşmesinden Doğan Ücret Alacağı Hakkında Yapılan İlamsız İcra Takibine İtiraz Edilmesi Üzerine, İcra Mahkemesinden “İtirazın Kaldırılmasına Karar Verilmesi” İstenebilir Mi? (Legal Hukuk Der. Eylül-2014, S:141, s:197-204)

473-  İİK.’nun 280. Maddesi Uyarınca İptale Tabi Kimi Tasarruflar (Ankara Barosu Der. S:2014/3, s:415-448)

474-  İstihkak Davalarında Yargılama (İİK. m.97) (Legal Huk. Der. Kasım-Aralık/2014,S:143, s:179-202)

475-  İstihkak Davalarında Kanıtlar (Karineler) (İİK. mad. 97/a) (Legal Huk. Der. Ekim/2014, s:225-265)

476-  Genel Haciz Yolu İle Takiplerde Yetkili İcra Dairesi (İİK. m.50) (Terazi Huk. Der. Haziran/2015, S:106, s:145-158)

477-  Alacaklının İcra Dairesinde Satılmakta Olan Taşınırı/Taşınmazı Alacağına Mahsuben Satın Alması (Leges Hukuk Der. Temmuz-2014, S:55, s:11-15)

478-  Tasarrufun İptali Davasının Tarafları (Prof.Dr. Hakan Pekcantez Armağanı, 2015, C:1, s:3005-3070)

479-  Rehinli Alacaklının “Rehnin Paraya Çevrilmesi” Yoluyla Takip Yapma Zorunluluğu (İİK. mad.45) (İzmir Bar.Der. S:3, Eylül/2014, s:232-256)

480-  Tasarrufun İptali Davasına Konu Olan Taşınmazın Satışını İsteme Süresi (TBB. Kasım-Aralık/2015, S:121, s:435-440)

481-  «Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu» Gerekçesiyle «Bir Senedin İptaline» Karar Verilebilir Mi? (Legal Huk. Der. Temmuz/2015, S:151, s:195-201)

482-  Ticari İşletme Devirlerinin Muvazaa Nedeniyle İptali (İİK. m.280/III) (Ankara Bar.Der.s.2014/4, s:623-656)

483-  Mesken Haczi (İİK. mad. 82/12) (Yazan:Av.Alper UYAR) (İzmir Bar. Der. S:3, Eylül/2014, s:257-269)

484-  Çocuk Teslimine Muhalefet Suçu (İİK. m.341) (Leges Huk. Der. Temmuz/2015, S:67, s:13-25)

485-  Hükmen Teslim Olunan Yere Müdahale Suçu (İİK. m.342) (K.Maraş Barosu İnternet Sitesinde yayımlandı)

486-  Taşınmaz Rehni Kapsamındaki Eklentinin Haczi (İİK. 83/c) (Terazi Huk. Der. Ağustos/2015, S:108, s:93-98)

487-  İİK.’nun 88.Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İİK. 88) (Leges Huk.Der.Aralık-2014, S:60,s:17-30)

488-  İİK.’nun 94.Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İİK.94) (Leges Huk. Der. Ocak/2015, S:61, s:11-23)

489-  İhtiyati Haciz Kararı Verilebilmesinin Bağlı Olduğu Koşullar “İİK. mad.257” (Terazi Der. 100. Özel Sayı, s:407-430)

490-  İİK.’nun 259. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İhtiyati Hacizde Teminat-Haksız İhtiyati Haciz Nedeniyle Tazminat Davası) (Terazi Huk. Der.Ocak/2015, S:101, s:133-140)

491-  İhtiyati Haciz Kararının İcrası (İİK.’nun 261. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme) (Yargı Dünyası Der. Mart/2015, S:231, s:13-32)

492-  Tasarrufun İptali Davalarında “Davacının, Borçluda Gerçek Bir Alacağı Bulunması” Koşulunun Uygulamada Yarattığı Sorunlar (İBD. Mart-Nisan/2015, S:2015/2, s:352-363)

493    Üçüncü Kişinin Elindeyken Haczedilen Mallar Hakkında Açılan İstihkak Davalarında İspat Yükü ve Kanıtlar (İBD. Mayıs-Haziran/2015,S:2015/3, s:63-97)

494-  Avukat, Müvekkili Lehine Sonuçlandırdığı Davada Verilen Karar Kesinleşmeden, Vekalet Ücreti Alacağından Dolayı Müvekkili Hakkında Takip Yapabilir Mi? (Legal Huk.Der. Şubat/2015, S:146, s:141-148)

495-  Yabancı Ülkelerdeki Türk Vatandaşlarına Tebligat (Legal Huk. Der. Nisan/2015, S:148, s:135-141)

496-  İflâs Takibine Konu Edilmemiş Olan Alacak İddiası ‘İtirazın Kaldırılması ve İflâs Talebini İçeren Dava’da İleri Sürülebilir Mi? (Legal Huk. Der. Haziran/2015, S:150, s:133-139)

497-  Şikayet Süresi “İİK. mad. 16” (Gaziantep Baro Dergisinde yayımlanacak.)

498-  İcra ve İflas Hukukunda Süreler (Gaziantep Baro Dergisinde yayımlanacak.)

490-  İcra Mahkemelerince Borçlunun Konkordato Talebi Üzerine “Tensip Kararı” İle, Duruşma Yapılmadan, Borçlu Hakkında “Takip Yasağı”na İlişkin Bir “İhtiyati Tedbir Kararı” Verilebilir Mi? (Leges Huk. Der. Şubat/2015, S:11, s:11-22)

500-  İİK.’nun 354. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İcra Suçlarında Dava ve Cezanın Düşürülmesi) - (Tazyik Hapsi ve Disiplin Hapsine İlişkin Kararların Yerine Getirilme Süresi) (Erzincan Baro Der. Mayıs/2015, S:1, s:6-8)

501-  İcra ve İflas Dairelerinin İşlem ve Eylemlerinden Dolayı Devletin Hukuki Sorumluluğu “İİK. m. 5” (ABD. S:2015/2, s:255-269)

502-  İİK.’nun 88. Maddesi Üzerinde Bir İnceleme (İzmir Barosu Der. 2016/1,s:173-205)

503-  Açılış/Kapanış Tasdiki Bulunmayan Ticari Defterlerin ‘Delil’ Niteliği (Legal Hukuk Der. Ağustos/2015, S:152, s:187-194)

504-  Mahkemelerce Faturaya Dayalı Olarak İhtiyati Haciz Kararı Verilebilir Mi? (Tür. Bar. Bir. Der. Ocak-Şubat/2016, S:122, s:459-472)

505-  İcra Takibi (Alacağı) Kesinleşmemiş Olan Alacaklıya Sıra Cetvelinde Yer Verilebilir Mi? (Terazi Huk. Der. Temmuz/2015, S:107, s:106-110)

506-  Olumsuz Tespit Davasında “Hukuki Yarar” Olumsuz Tespit Davasının “Bekletici Mesele” Yapılması, Faturaların Delil Niteliği (İzmir Barosu Der. Eylül 2015 S:3, Yıl:80, s:153-176)

507-  Tasarrufun İptali Davası ve “Muvazaa”, “Nam-ı Müstear”, “İşletmenin Devri”, “Kanuna Karşı Hile” ve “Perdeyi Kaldırma Teorisi” (ABD. Yıl 74, S:2016/2 s:343-403)

508-  Devlet Mallarının Haczedilmezliği (Sakarya Baro Der. Ağustos-Eylül/2015, s:68-73)

509-  Nitelikleri Gereği (Tamamı) Haczedilemeyen Şeylerden ‘Banka Teminat Mektupları’nın ve ‘Bütünleyici (Tamamlayıcı) Parçalar’ın Haczedilmezliği (Sakarya Baro Der. Nisan/ Mayıs/ Haziran-2015, s:66-69)

510-  Belediye Mallarının Haczi (Sakarya Baro Dergisinde yayımlanacak.)

511-  Hacze İmtiyazlı (Takipsiz) Katılma (İİK. m. 101) (Çanakkale Baro Dergisinde yayımlanacak.)

512-  «103 Davet Varakası» “İİK. m. 103” (Çanakkale Barosu Dergisi, S:15, 2016, s:101-104)

513-  İcra ve İflas Dairesi Görevlilerinin Takibin Taraflarına ve Üçüncü Kişilere Vermiş Oldukları Zarardan Dolayı Devletin Hukuki Sorumluluğu (İİK. m. 5) (Noterler Birliği Huk. Der. S:2015/1, s:123-142)

514-  Genel Haciz Yoluyla Takiplerde İtiraz Sebepleri (İİK. m. 63) (Giresun Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

515-  Gecikmiş İtiraz (İİK. m. 65) (Giresun Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

516-  Nafaka Borcunu Ödememe Suçu (İİK. mad. 344) (Giresun Baro Der. S:10, Mayıs/2015, s:40-45-Mersin Barosu Dergisi S:39, s:86-89)

517-  Taşkın (Aşkın) Haciz (İİK. m. 85/I) (Terazi Huk.Der. Kasım/2015, S:111, s:108-113)

518-  Tasarrufun İptali Davasını Açma Hakkı Kötüye Kullanılabilir Mi? Tasarrufun İptali Davasını Açma Hakkının Kötüye Kullanılmış Olmasının Yaptırımı Nedir? (Legal Hukuk Der. Ekim 2015, S:154, s:195-215)

519-  Kooperatif Şirketler İle Adi Şirketlerde; “Şirket” ten Ve/Veya “Şirket Ortağı”ndan Alacaklı Olan Üçüncü Kişilerin “Şirket”i Ve/Veya “Şirket Ortağı”nı Takip Hakkının Kapsamı (ABD. Sayı:2016/1,s:525-535)

520-  Kollektif ve Komondit Şirketlerde; “Şirket” ten Ve/Veya “Şirket Ortağı”ndan Alacaklı Olan Üçüncü Kişilerin “Şirket”i Ve/Veya “Şirket Ortağı”nı Takip Hakkının Kapsamı (İBD. Mart-Nisan/2016, Sayı:2016/2, Cilt:90, s:95-115)

521-  Anonim ve Limited Şirketlerde; “Şirket” ten Ve/Veya “Şirket Ortağı”ndan Alacaklı Olan Üçüncü Kişilerin “Şirket”i Ve/Veya “Şirket Ortağı”nı Takip Hakkının Kapsamı (İBD. Kasım-Aralık/2015, S:2015/6, s:66-83)

522-  “İstihkak Davasının Reddi” Kararını Temyiz Eden Davacı Üçüncü Kişiden, İİK. mad. 36/I Uyarınca İstenebilecek Teminatın Cins ve Miktarı (Legal Hukuk Dergisi Aralık/2015 Sayı:156, sayfa: 107-115)

523-  “İhale ve İhalenin Feshi” Konusunda Ortaya Çıkan Sorunlar (Prof. Dr. Teoman Ergül Armağanı’nda yayımlanacak.)

524- Borçlunun Adres Kayıt Sistemindeki (Mernis) Adresine Tebligat (Teb. K. m. 10/II) (İzmir Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

525-  “İhale ve İhalenin Feshi” Konusunda Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar (Türkiye Barolar Birliği Dergisi Mart-Nisan/2016 Sayı:123 s:489-496)

526-  “İhale ve İhalenin Feshi” Konusunda Uygulamada Karşılaşılan Problemler (Terazi Huk. Der. Ocak 2016 Sayı:113, Cilt:11, sayfa:135-140)

527-  “Kıymeti Süratle Düşen” veya “Muhafazası Masraflı Olan” Malların -Pazarlıkla- Satışı “İİK. mad. 113/II;119/4” (Yargı Dünyası Der. Eylül/2016, S:249, s:23

528-  Belediye Mallarının Haczedilmezliği (Yargı Dünyası Der. Mart 2016, S:243,s:19-52)

529-  Haksız İhtiyati Tedbir Kararından Dolayı Açılacak Tazminat Davasında Bir Yıllık Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı “HMK m.399/(3)” (Yargı Dünyası Der. 2016/2, S:242, s:13-17)

528-  Belediye Mallarının Haczedilmezliği (Yargı Dünyası Der. Mart 2016, S:243,s:19-52)

529-  Haksız İhtiyati Tedbir Kararından Dolayı Açılacak Tazminat Davasında Bir Yıllık Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı “HMK m.399/(3)” (Yargı Dünyası Der. 2016/2, S:242, s:13-17)

530-  Yetişmemiş Mahsüllerin Haczi (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

531-  Taşınır Mal Haczinin Doğurduğu Sonuçlar (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

532-  Taşınmaz Malların Haczi (Osmaniye Barosu Dergisi, 2016/Mayıs, S:2, s: 52-60)

533-  İstihkak Davalarında “Haciz Yapılan Üçüncü Kişiye Ait Yerde, Borçluya Ait Belge, Evrak ve Eşya Bulunması”nın Kanıt Olarak Değeri (İİK. m. .97/a) (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

534-  Hacze Ayrıcalıklı (Takipsiz) Katılma (Adana Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

535-  Hâsılat Kirasında (TBK m.357 vd.) Temerrüt Nedeniyle Kiracının Tahliyesinin Düşündürdükleri (Yargı Dünyası Nisan/2016, S:244, s:25-30)

536-  Hacze Başlama Müddeti (Mersin Barosunda yayımlanacak.)

537-  Haciz İsteme Hak ve Süresi (Mersin Barosunda yayımlanacak.)

538-  Haczin Yapılış Şekli ve Haczi Yapan Memurun Yetkisi (Mersin Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

539-  Takibe Konu Edilmiş Senedin “Hayatın Olağan Akışına Aykırılık” “Tefecilik Suçuna Konu Olması” Nedenleriyle İptali ( Legal Huk. Der., Temmuz 2016, S:16,C:14,s:3657-3672)

540-  Borçlunun Bir İrade Beyanında Bulunmasına” Mahkûm Edildiği İlam “Yalnız Borçlu Tarafından Yapılabilecek Bir İş (Şey)” Sayılarak, Bu İşi (Şeyi) Yerine Getirmekten Kaçınan Borçlunun Fiili, İİK. mad.343’e Göre Suç Teşkil Eder Mi? ( Legal Hukuk Dergisi,C:14,Mayıs/2016,S:161,s:2543-2552).

541-  İhtiyati Hacizde Yargılama Yöntemi (İİK m.258) (Çanakkale Barosu Dergisinde yayımlanacak.)

542-  İhtiyati Haciz Kararının Uygulanması (İİK m.261) (Çanakkale Barosu Dergisinde ve Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

543-  İhtiyati Hacizde Görevli Mahkeme (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak, Diyarbakır Barosu Dergisinde yayımlanacak)

544-  İhtiyati Hacizde Güvence (Teminat) (İİK m.259) (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

545-  İhtiyati Hacizde Yetkili Mahkeme(İİK m.50;m.258) (Yargı Dünyası Dergisi Mayıs/2016, S:245, s:13-28)

546-  İhtiyati Haciz Kararının İçeriği (İİK m.260) ve İhtiyati Haciz Tutanağının İçeriği “İİK m.262” (Yargı Dünyası Dergisi Temmuz/2016, S:247, s:13-23).

547-  Bir Eşin, Diğer Eşin Onayı Olmadan “Aile Konutunu Başkasına Devredemeyeceği”ne Ya Da “Aile Konutu Üzerinde İpotek Kuramayacağı”na Dair TMK. m.194/I’deki Kısıtlama (Yasak), Cebri İcra Yolu İle (İİK. m.148 vd.) Yapılan İhaleleri (İİK.m.134) De Kapsar Mı? (TMK M.194/I) (Legal Hukuk Der.S:162,C:14, Haziran 2016,s:3089-3097)

548-  İcra Takibinden Önce/Sonra Açılan Menfi Tespit Davalarında “İcra Takibinin Durdurulması” (İİK m.72/II,III) (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak.)

549-  Borçlunun Üçüncü Kişilerde Bulunan Mal, Hak ve Alacaklarının Haczi “İİK m.89” (Legal Hukuk Dergisi’nde yayımlanacak)

550-  Para ve Teminat Verilmesi Hakkındaki İlamların İcrası “İİK m.32-33 a” (MİHDER (Medeni Usul ve İcra İflas Hukukçuları Dergisinde yayımlanacak)

551-  Şikayetin Konusu (Bursa Barosu Der. Mart 2016,S:96, s.185-189)

552-  Aynı Zamanda ‘Hemşerisi’ Olan İki Kardeşten Birisine, Sahip Olduğu Taşınmazlardan (2) Tanesini ‘Değerinin Çok Altında Bir Bedelle’ Devrettikten (Tapuda ‘Satış’ Şeklinde Gösterdikten) Sonra, Aynı Gün Öteki Kardeşe De -‘Değerinin Çok Altında/Üstünde Bir Bedelle’- (4) Taşınmazını Devreden (Tapuda ‘Satış’ Şeklinde Gösteren) Borçlu Hakkında Tasarrufun İptali Davası (İİK m.278/III-2; 280/I) Açılabilir mi? (Leges Hukuk Dergisi, Ocak-Şubat-Mart, S:73-75, s:17-36)

553-  Aynı Zamanda ‘Hemşerisi’ Olan İki Kardeşten Birisine Sahip Olduğu Taşınmazlardan (4) Tanesini –Bir Kısmını “Değerinin Çok Altında/Üstünde Bir Bedelle” Devrettikten (Tapuda ‘Satış’ Şeklinde Gösterdikten) Sonra, Aynı Gün Öteki Kardeşe de -“Değerinin Çok Altında Bir Bedelle”- Diğer (2) Taşınmazını Devreden (Tapuda ‘Satış’ Şeklinde Gösteren) Borçlu Hakkında Tasarrufun İptali Davası (İİK m.27
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

Forum AdaLet

  • Administrator
  • Çevrimdışı
  • İleti: 207
  • Tşk.Sayısı: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Forum Adalet
Ynt: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI(İİK. m.277-284) Av. Talih Uyar
« Yanıtla #7 : 08 Ocak 2021, 23:51:04 »
554-  Kısmen Haczedilen Haklar (İBD, Eylül/Ekim 2016, S:2016/5, s:61-94)

555-  Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin “Borçlunun Taşınır/Taşınmaz Malları Üzerine Haciz Koyan Alacaklının -Bu Haczi Düşmeden veya Feragat Nedeni ile Düşürülmeden- Üzerindeki Haciz Devam Ederken, Aynı Taşınırı/Taşınmazı Tekrar Haczettirebileceği” Konusundaki Yeni İçtihatları (Leges Hukuk Dergisinde, İstanbul Barosu Dergisinde, Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayımlanacak - İzmir Barosu Der. Mayıs/2016, s:255-258)

556-  Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin (ve Hukuk Genel Kurulu’nun) “Şirket ortaklarının, Şirkete Karşı Üçüncü Kişi Sayılamayacakları ve Kendilerine Şirketin Borçlarından Dolayı HACİZ İHBARNAMESİ (İİK. m.89) Gönderilebileceği” Konusundaki Yeni Görüşü Doğrultusundaki İçtihatları; (Leges Huk. Der’de, İBD’de, TBBD’de yayımlanacak - İzmir Bar. Der. Mayıs/2016, s:259-264)

557-  Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin “Kıdem Tazminatı”, “İhbar Tazminatı” ve “Diğer Sosyal Haklar”a Dayalı Olarak Açılan ‘Tasarrufun İptali Davaları’nda, Bu Alacakların Doğum Tarihinin ‘İş Akdinin Feshedildiği Tarih’ Değil ‘İşe Giriş Tarihi’ Olduğuna Dair Yeni İçtihatlarının (Görüşünün) Düşündürdükleri (İzmir Barosu Der. Mayıs/2016, s:264-270)

558-  İtirazın İptali Davası (Leges Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

559-  Kambiyo Senetlerine Dayalı Takiplerde “Borca İtiraz”, “İmzaya İtiraz” ve “İleri Tarihli Çek” Kavramlarının İçeriği (Legal Hukuk Dergisi, Ekim/2016, S:166, C:14, s:5603-5620)

560-  İflasın Ertelenmesi (ABD’de yayımlanacak)

561-  Borçlu, “Haczedilen Malın/Malların Kendisine Değil, Üçüncü Bir Kişiye Ait Olduğunu” Belirterek “Hazedilmezlik İddiası”nda Bulunabilir Mi? (ABD’de yayımlanacak)

562-  “Elektronik Posta Verileri”nin “Yazılı Delil” ya da “Delil Başlangıcı” Olarak Senedin “Teminat Senedi” Olup Olmadığının İspatındaki Rolü (Terazi Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

563-  Tasarrufun İptali Davası (İİK. m. 277 vd.) ve İtirazın İptali Davası (İİK. m. 67) Sırasında Konulan “İhtiyati Haciz” Ne Zaman ve Nasıl Kesin Hacze Dönüşür? (Legal Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

564-  Borçlunun Tasarrufun İptali Davasına Konu Olabilecek “Alacağın Temliki” Tasarrufları (“Borçlunun Yaptığı Tüm Alacağın Temliki İşlemleri” İçin Mi Yoksa Sadece “Borçlunun Muvazaalı Olarak Yaptığı (Bedelsiz, Karşılıksız Olan) Alacağın Temliki İşlemleri” İçin Mi Tasarrufun İptali Davası Açılabileceği? (Legal Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

565-  Senet Lehtarı Tarafından, Zamanaşımına Uğramış Bir Bono Hakkında, Keşideciye Karşı “Temel Borç İlişkisine” Dayanılarak “İtirazın İptali Davası” Açılabilir mi ? (Legal Hukuk Dergisinde yayımlanacak)

566-  Alacak Miktarı -Yazı İle- “Yabancı Para” Olarak Yazılmış/İfade Edilmiş Olan Bir Kambiyo Senedinin, Alacak Miktarını Matbu Olarak Belirten Ön Yüzündeki “TL”, “…Türk Lirası” Kelimelerinin Sadece Çizilmiş Olması Yeterli Midir Yoksa Ayrıca Bu Çizilmenin Keşideci Tarafından İmza (Paraf) Edilmiş Olması Da (HMK.m.207) Zorunlu Mudur ? (İstanbul Barosu Dergisinde yayımlanacak)

567- Menfi Tespit Davalarında “Takibin Durdurulması” İçin Borçlu Tarafından Yatırılan Teminat İşlevi (Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayımlanacak)

568- Tasarrufun İptali Davalarında “Tasarrufun İptaline Karar Verilmesi” Konusunda Ortaya Çıkan Bazı Sorunlar (Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayımlanacak)
Forum Adalet Ekibi...

Bilgi ve Tecrübe Paylaşıldıkça Değerlenir..!

 

TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI

Başlatan Özgür KOCAForumun Makale Kütüphanesi

Yanıt: 0
Gösterim: 6731
07 Şubat 2015, 10:58:07
Gönderen: Özgür KOCA
TASARRUFUN İPTALİ DİPNOT

Başlatan By-leyl-i LalForumun İcra ve İflas Uygulamaları

Yanıt: 0
Gösterim: 17
19 Ekim 2015, 18:57:33
Gönderen: By-leyl-i Lal
TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

Başlatan By-leyl-i LalForumun İcra Hukuku ve Yargı Kararları

Yanıt: 0
Gösterim: 2256
05 Ekim 2015, 12:45:17
Gönderen: By-leyl-i Lal
TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ TARAFLARI

Başlatan PehlivaNForumun İcra ve İflas Uygulamaları

Yanıt: 0
Gösterim: 37
13 Temmuz 2015, 21:00:31
Gönderen: PehlivaN
TASARRUFUN İPTALİ DAVACI ALACAĞIN ÖN SIRAYA ALINMASI

Başlatan fatihForumun İcra Hukuku ve Yargı Kararları

Yanıt: 1
Gösterim: 2479
28 Nisan 2015, 09:34:31
Gönderen: WatchAndLearn
Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32