Gönderen Konu: Mücbir Sebepten Dolayı İlliyet Bağının Kesilmesi Nedeniyle Sorumluluğun Doğmaması Halleri  (Okunma sayısı 89 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Özgür KOCA

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1922
  • Tşk.Sayısı: 130
  • Cinsiyet: Bay
  • Gebze
Facebook Facebook'da Paylaş Twitter Twitter'da Paylaş

Hukuk Genel Kurulu         2017/124 E.  ,  2019/657 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi


Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince davalılar Ankara İl Özel İdare Müdürlüğü ve TEDAŞ Genel Müdürlüğü yönünden davanın esastan reddine, davalı ... yönünden yargı yolu nedeni ile dava dilekçesinin reddine, davalılar ... ve ... yönünden ise davanın kabulüne dair verilen 02.06.2011 tarihli ve 2008/498 E., 2011/326 K. sayılı kararın davacı ve davalı ... vekillerince temyizi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/2526 E., 2013/1946 K. sayılı kararı ile:

“…Davacı vekili, müvekkili şirket nezdinde işyeri sigorta poliçesi ile teminat altına alınmış olan işyerinde, 24.12.2003 tarihinde işyerinin içinde bulunduğu çarşıda çıkan yangın sebebiyle hasar meydana geldiğini, hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, yangının meydana geldiği çarşının İl Özel İdare Müdürlüğü'ne ait olup, bu davalının hem kira akdine muhalefetten hem de bina malikinin sorumluluğuna ilişkin hükümler kapsamında sorumlu olduğunu, yangının davalı ...'nin işyerinde çalışan davalı ...'ın çalışan jeneratöre yakıt ikmali yapması sırasında meydana geldiğini, olay sebebiyle Büyükşehir Belediyesi ve TEDAŞ'ın da sorumluluğunun bulunduğunu belirterek 105.000,00 TL hasarın ödeme tarihlerinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı İl Özel İdaresi vekili, talebin zamanaşımına uğradığını, olaydan sonra binanın mülkiyetinin ...'na devredildiğini, bina sahibi sıfatı ile müvekkilinin sorumluluğunun ve kusurunun bulunmadığını, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağının olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı TEDAŞ vekili, elektrik kesilmesi ile yangının çıkış sebebi arasında illliyet bağının ve müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı ... Belediyesi Başkanlığı vekili, sorumluluklarının idari hizmet kusuruna dayalı olup, idari yargının görevli olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin olay sebebiyle herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Diğer davalılar, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama sonunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, binada yangın çıkmasının nedenin elektriklerin kesik olması veya bu nedenle jeneratör kullanılıyor olmasından kaynaklanmadığı, bu iki vakıanın yangının çıkması ve nedeni ile bir ilgisi olmadığı, buna göre illliyet bağı yokluğu sebebiyle davalılar TEDAŞ ve İl Özel İdaresi'nin olayda sorumluluğunun bulunmadığı, yangının çalışır vaziyetteki jeneratöre yakıt ikmali yapılmaya çalışılması sonucu tamamen ikmal yapan işçinin özensiz ve bilgisizliğinden meydana geldiği, buna göre, davalı işçi ...'ın eylemi ile yangına neden olmaktan, davalı ...'nin ise, BK’nun 55. maddesi uyarınca istihdam eden sıfatı ile zarardan sorumlu olduğu, davalı ... Belediyesi'nin sorumluluğuna ilişkin olarak hizmet kusuruna dayanılmış olması sebebiyle idari yargının görevli bulunduğu gerekçesiyle, ... yönünden yargı yolu nedeni ile dava dilekçesinin reddine, Ankara İl Özel İdare Müdürlüğü ve TEDAŞ Genel Müdürlüğü yönünden davanın reddine, davalılar ... ve ... yönünden davanın kabulü ile, 75.000,00 TL'nin 09.02.2004 tarihinden, 30.000,00 TL'nin 26.12.2003 tarihinden itibaren avans faizi ile bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Yangının çıktığı dükkan ile davacının sigortaladığı işyerinin dahil olduğu iş merkezinin mülkiyeti davalı ... İl Özel İdaresi'ne aittir. Davalının bu işyerindeki dükkanları kiraya vererek işlettiği, yönetim, temizlik ve güvenlik hizmetlerinin kendisi tarafından tayin edilen kişilerce yerine getirildiğinin sabit bulunmasına, davacının aynı zamanda işletme kusuruna da dayanmış olmasına ve yanıcı maddelerin de satıldığı böylesine büyük bir iş merkezinin günün teknolojisine uygun olarak merkezi jeneratör yedekleme sistemi ile yangın çıkması halinde devreye giren otomatik yangın kesici tertibatını kurmayan davalı malikin meydana gelen zarardan ayrıca BK'nın 58. maddesi uyarınca sorumlu bulunmasına göre, tespit edilecek kusur durumuna göre davanın davalı İl Özel İdaresi yönünden de kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeye göre bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, kararın bozulmasını gerektirmiştir…”
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili şirket nezdinde işyeri sigorta poliçesi ile sigortalı olan işyerinde 24.12.2003 tarihinde işyerinin içinde bulunduğu çarşıda çıkan yangın sebebiyle hasar meydana geldiğini, hasar bedelinin dava dışı sigortalıya ödendiğini, yangının meydana geldiği çarşının Ankara İl Özel İdare Müdürlüğüne ait olduğunu, bu nedenle hem kira akdine muhalefetten hem de 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 58’inci maddesi gereğince bina maliki olarak muhafaza kusurundan dolayı sorumluluğunun bulunduğunu, davalı ... ve ... yangına neden olduklarından, diğer davalılar Ankara Büyükşehir Belediyesi ve TEDAŞ'ın ise ceza yargılamasında düzenlenen bilirkişi raporuna göre sorumluluklarının bulunduğunu ileri sürerek dava dışı sigortalıya ödenen 105.000TL hasar bedelinin ödeme tarihlerinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... Valiliği İl Özel İdaresi vekili, talebin zamanaşımına uğradığını, olaydan sonra binanın mülkiyetinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına devredildiğini, bina sahibi sıfatı ile müvekkilinin sorumluluğunun ve kusurunun bulunmadığını, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağının olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı TEDAŞ vekili, elektrik kesilmesi ile yangının çıkış sebebi arasında illiyet bağının ve müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı ... Belediyesi Başkanlığı vekili, sorumluluklarının idari hizmet kusuruna dayalı olup, idari yargının görevli olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin olay sebebiyle herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.

Yerel Mahkemece, davalı işçi ...’ın eylemi ile yangına neden olduğu, davalı kiracı ...’nin ise BK’nın 55’inci maddesi uyarınca istihdam eden sıfatı ile zarardan sorumlu oldukları, jeneratöre kuralsız olarak yakıt ikmali yapmaya kalkışan davalı işçinin kusurlu eylemi yangının çıkmasına neden olduğundan, zararla bina sahibinin sorumluluğuna ilişkin kurallar arasındaki illiyet bağının kesildiği, bina maliki İl Özel İdaresinin yönetici sıfatıyla gereken uyarıları yaptığı, elektrik kesintilerine karşı binaya jeneratör alması düşünülemeyeceğinden davalı ... Valiliği İl Özel İdaresinin olayda sorumluluğunun bulunmadığı, davalı TEDAŞ'a izafe edilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle, davalılar Ankara İl Özel İdare Müdürlüğü ve TEDAŞ Genel Müdürlüğü yönünden davanın esastan reddine, davalı ... yönünden yargı yolu nedeni ile dava dilekçesinin reddine, davalılar ... ve ... yönünden davanın kabulü ile 75.000TL’nin 09.02.2004 tarihinden, 30.000TL’nin 26.12.2003 tarihinden itibaren avans faizi ile bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili karar verilmiştir.

Davacı ve davalı ... Belediyesi Başkanlığı vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık davaya konu zarardan davalı ... İl Özel İdaresinin Mülga 818 sayılı BK’nın 58’inci maddesi gereğince sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle sorumluluk kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzayan bir yol izlenmiştir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan H.:Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s.89). Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun öğesidir (Eren F.:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.1, B.6, İstanbul 1998, s. 554).

Sorumluluk için mutlaka kusurun aranması bazı hâllerde modern tekniğin ve makineleşmenin icaplarına yabancı düşmektedir. Bu sebeple hukukun, esas prensibi olan kusur sorumluluğu yer yer zayıflamış hatta bazı hâllerde tamamen ortadan kalkarak yerini kusursuz sorumluluğa terk etmiştir. Teknik ilerlemeler ve ona bağlı olan tehlikelerin artması karşısında, kusura dayanan subjektif sorumluluk artık, yalnız başına, zarar görenlere etkili bir koruma sağlamaya elverişsiz ve dolayısıyla adaleti gerçekleştirmek bakımından yetersiz kalmıştır. Kusur yoksa sorumlulukta ortaya çıkmaz görüşü artık geçerliliğini kaybetmiştir. Objektif ihtimam vazifesinin ihlâli mülâhazası gereğince; bir şeye veya şahsa karşı kendisine, kanunî bir ihtimam vazifesi yükletilen kimse, bu vazifeyi kusuru olmaksızın yerine getirmese dahi, bu yüzden doğan zarardan mesul olmalıdır. Kusura dayanmayan sorumlulukta; sorumluluğu doğuran olay, zarar ve zararla söz konusu olay arasında bir illiyet bağı bulunması sorumluluğu doğurmak için yeterlidir (Tandoğan, H.:Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1981, s. 3-10; Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku, Cilt I, Beşinci Bası, İstanbul 1985, s. 671).

Öğretide kusursuz sorumluluk halleri “olağan sebep sorumluluğu-tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabi tutulduğu gibi (Eren, F.:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C.1, B.3, 1989); “hakkâniyet sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden doğan sorumluluk-tehlike sorumluğu” şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır (Tekinay, S.S./Akman, S./Burcuoğlu, H./Altop, A.:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, B.7, İstanbul 1993, s.498).

Kusursuz sorumluluk, genellikle olumsuz bir biçimde sorumlu kişinin kusurunu gerektirmeyen bir sorumluluk olarak tanımlanır.

Bu noktada; “bina ve yapı eserlerinden doğan sorumluluğa” ilişkin olarak, kusursuz sorumluluk/ ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluğa ilişkin kuralların uygulanacağında doktrinde ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır.

Mülga 818 sayılı BK’nın58. maddesinde; “Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazasındaki kusurundan dolayı mes’ul olur.” denilmektedir. Burada yasa koyucu bozuk yapılan bir yapı eserinden zarar görenleri, mümkün olduğu kadar basit ve dolaysız bir tazmin imkânı sağlayarak korumaktadır. Bu anlamda sorumlu olabilecek malik gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olabileceği gibi kamu hukuku tüzel kişisi de olabilir.

Bina veya yapı eserlerinden doğan sorumluluğu için; bina veya sair inşa eserinin maliki olmak ve zararın doğmasında bina veya sair inşa eserinin yapılmasındaki bozukluktan veya bakımındaki bir noksandan meydana gelmesi gerekir.

Malikin bina ya da tesisin tehlike taşımayacak bir durumda bulunmasını sağlama yükümlülüğü, yalnız onu kullananlara karşı değil, herkese karşı vardır.
BK’nın 58. maddesi kapsamında sorumluluğun doğmasında, yapılıştaki bozukluk-bakım eksikliği ayrımının bir önemi bulunmamaktadır. Zira malikin sorumlu olması için bakım eksikliği veya yapılıştaki bozukluktan herhangi birinin varlığı yeterli görülmektedir. Her iki olasılıkta da yalnızca malikin sorumluluğu söz konusu olmaktadır.

Bir bina veya yapı eseri malikinin mülga 818 sayılı BK’nın 58. maddesine göre sorumlu tutulabilmesi için, zararın, yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinden doğduğu ispatlanmalıdır. Buradaki ispat yükü zarar görene düşer.

Bununla birlikte sorumluluğun son şartı; zararla yapım bozukluğu veya bakım eksikliği arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Yani zararın yapımdaki bozukluktan veya bakımdaki eksiklikten dolayı meydana gelmiş olması gerekmektedir. Kanunda, bu illiyet bağının varlığı konusunda bir karine kabul edilmemiştir. Yapım bozukluğunu veya bakım eksikliğini ispat etmesi gereken zarar görenin, bir de illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerekir. Ancak doktrindeki baskın görüşe göre, hakim, zarar görenin bu konudaki ispat külfetini değerlendirirken fazla katı olmamalıdır (Ataay, A.:Borçlar Hukuku Genel Teorisi, İstanbul 1995, s.348; Erten, A.: Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.203; İmre, Z.: Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İstanbul 1949, s.182; Tunçomağ, K.:Borçlar Hukuku, İstanbul 1972, s.357; Baş, E.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından Bina ve Yapı Eserlerinden Doğan Sorumluluk, XII Levha Yayınları, s.110; Tandoğan, H:Türk Mes’uliyet Hukuku, 1961, s.193).

İlliyet bağının ispatı bazı durumlarda çok zor olabilir. Bu hâlde zarar verici olgunun, bina veya yapı eserinin yapılışındaki bozukluğa veya bakım eksikliğine bağlanması hayatın olağan akışına uygun ise hâkim illiyet bağının varlığına karar verebilir (Erten, A: Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.205).

Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır. (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s.611, s.617) Başka deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.

Bazı hâllerde zararın ortaya çıkış biçimi, yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinin varlığını gösteren fiili bir karine oluşturur. Yapının yapımı ile ilgili mevzuata ve teknik kurallara uyulmadığı, alışılmış tedbirlerin alınmadığı ve resmi makamlarca yapılan denetimler sonucunda bina ve yapı eserinin teknik niteliklerinin uygun görülmediği ispatlanırsa, bunlar eksikliğin ve illiyet bağının varlığına birer belirti sayılır. Keza, daha önce aynı zararların ortaya çıkması, zarar verici olaydan sonra yeni güvenlik tedbirlerinin alınmamış olması da birer belirti oluşturabilir (Koç, N.:Bina ve Yapı Eseri Maliklerinin Hukuki Sorumluluğu (BK.m.58), Ankara 1990, s. 45 v.d).

İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. BK’nın 58. maddesi kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için illiyet bağının kesilmemiş olması gerekir. Doktrindeki kabul edilen görüşe göre illiyet bağının kesilmesi olasılığı dar yorumlanmalıdır. Her üç neden açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır (Erten, s.230; Baş, s.113; Deschenaux Henri, Tercier Pierre, Sorumluluk Hukuku, Çeviren Salim Özdemir, Ankara 1983, s.37).

İlliyet bağını kesen hallerden birinin varlığı veya zarara yapım bozukluğu veya bakım eksikliği dışında ve bunların bir katkısı olmaksızın mücbir sebepten üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir kazanın sebep olduğu kanıtlanmadığı takdirde ispat yükü yerine getirilmiş sayılır.

Eldeki davada ise illiyet bağını kesen bu sebeplerden; zarara “üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir kazanın sebep olması” tartışılmaktadır. Kural hiçbir kimse, aynı zarardan üçüncü kişinin de sorumlu olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamaz. Her biri zincirleme sorumluluk kuralları uyarınca zararın tamamından sorumlu olur. Bununla birlikte, üçüncü kişinin kusurunun çok ağır olması veya olaya neden olan eylemin çok önemli olması nedeniyle birinci eylemin geri plana itilmesi durumunda sonuç değişebilir.

Belirtmek gerekir ki, üçüncü kişinin kusuru gerekli objektif yoğunluğa, başka deyişle gerekli ağırlığa ulaşmadıkça zarar görenin kusurunda olduğu gibi illiyet bağını kesmeye yetmeyecektir. Öteki deyişle, üçüncü kişinin kusuru yeterli ağırlığa ulaşıp, illiyet bağını kesmedikçe sonuç doğurmayacaktır.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarihli ve 2013/11-1082 E., 2014/680 K. sayılı ve 16.09.2015 tarihli ve 2015/11-226 E., 2015/1766 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ... şirketinin sigortalısının, davalı İl Özel İdaresine ait Modern Çarşı adlı iş merkezinde 402, 404, 405, 407 nolu dükkânları işlettiği, çarşıda çıkan yangın nedeniyle sigortalıya ait işyerinin de zarar gördüğü, davacının sigortalısına yaptığı ödemeyi, bina maliki davalıdan da talep ettiği, yangının iş merkezinde 66-67 nolu işyeri kiracısının çalışanı tarafından elektriklerin kesildiği bir anda işyerindeki jeneratöre benzin doldurmaya çalışılırken çıktığı hususları dosyada bulunan bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.

Davacı eldeki davayı, bina malikinin kusursuz sorumluluğuna dayanarak açmıştır. Modern Çarşı adlı iş merkezinin malikinin davalı İl Özel İdaresi olduğu, yangın sonucu davacı sigortalısının zarara uğradığı mahkeme ile Özel Daire arasında tartışma konusu değildir. Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık, aynı iş merkezinde bulunan başka bir işyeri çalışanının eylemi sonucu meydana gelen yangın olayının, davalı bina malikinin sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde zarar ile arasındaki illiyet bağını kesip kesmediği noktasındadır.

Yukarıda da açıkça anlatıldığı gibi illiyet bağının üçüncü kişinin eylemi ile kesilmesinde asıl kural, illiyet bağının varlığıdır ve bu bağın kesildiğini davalı İl Özel İdaresi kanıtlamak zorundadır. Hâkim illiyet bağının kesilip kesilmediğini değerlendirirken uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığını değerlendirmeli ve üçüncü kişinin fiilinin illiyet bağını kestiğini çok dar yorumlamalıdır. Burada da dikkat edilmesi gereken husus hayatın olağan akışına ve binanın tahsis amacına göre meydana gelen zararın davalı bina maliki tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği ve zararın önlenmesi için gerekli güvenlik ve emniyet tedbirlerini alıp almadığıdır.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı maddelerin yoğun olarak bulunduğu, yapısının değiştirilmek suretiyle dükkan sayısının artırıldığı, günlük insan trafiğinin yoğun olduğu bir iş merkezinin maliki olan davalı İl Özel İdaresinin, söz konusu iş merkezinde her an yangın çıkabileceğini öngörmesi, bunun için gerekli güvenlik ve emniyet tedbirlerini alarak, binaya merkezi jeneratör ve otomatik yangın söndürme sistemini kurdurması gerektiği belirgindir. Söz konusu binanın yapıldığı zamanın şartlarına uygun şekilde yapılmış olması, gerekli izin ve ruhsatların alınması yukarıda da açıklandığı üzere, bina malikinin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Mahkemece, olay mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile ek raporlarda davalı İl Özel İdaresine iş merkezinde bulunan işyerlerinde benzinli jeneratör bulundurması nedeniyle %40 oranında kusur verilmiş; ayrıca aynı iş merkezi ile diğer işyeri sahiplerinin açtığı alacak davalarında ve yangına sebebiyet verenler hakkında açılan ceza dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarında da davalı İl Özel İdaresi kusurlu bulunmuştur.

O hâlde, davalı kiracı çalışanının eylemi bu sorumluluğu ortadan kaldıracak derecede illiyet bağını kesmez. Yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyularak; davalı bina malikinin meydana gelen zarardan mülga 818 sayılı BK’nın 58. maddesi uyarınca sorumluluğu bulunduğu kabul edilmelidir.

Görüşmeler sırasında, davacı ... şirketinin işyerlerini sigortalarken binayı mevcut hâli ile görerek sigorta sözleşmesini imzaladığı, ayrıca iş merkezinin inşa edildiği dönemin şartlarına uygun yapıldığı, davalı bina malikinden merkezi jeneratör ve otomatik yangın söndürme sistemi yapmasının beklenemeyeceği dolayısı ile yerel mahkeme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir.

Bu itibarla, mahkemece açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak ve ayrıca 12.11.2012 tarihinde kabul edilen ve 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un ilgili hükümleri ile özellikle 3. maddede yer alan “…Söz konusu il özel idarelerinin mahkemelerde süren davaları ile il özel idaresi olarak faaliyet gösterdikleri dönem ve yapılan işlemlere ilişkin olarak açılacak davalarda muhatap, devir işleminin yapıldığı ilgili kurum ve kuruluştur…” hükmü de gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucunda davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Nitekim Özel Daire de bozma kararında aynı hususa işaret etmiştir.

Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

S O N U Ç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.06.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
ÖzGüR'lüğü anladıkça ona daha az sahip olursun...

 

Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33