Son İletiler

#1
Hukuki Haberler / İcra Müdür ve İcra Müdür Yardı...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 23 Haziran 2026, 06:33:26
Adalet Bakanlığı 2026 Yılı İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcıları Kararnamesi Yayımlandı!

Değerli meslektaşlarımız ve kıymetli forum üyeleri,

Adalet teşkilatımızda uzun süredir heyecanla beklenen yaz kararnamesi süreci nihayet sonuçlandı. Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından titizlikle yürütülen 2026 Yılı İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcıları Kararnamesi çalışmaları, 22 Haziran 2026 tarihi itibarıyla resmi olarak tamamlanmış ve kamuoyuna duyurulmuştur.

Bakanlık tarafından yapılan resmi duyuru metni şu şekildedir:

Alıntı yapılan: Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığıİcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarının 2026 Yılı Kararnamesi çalışmaları 22 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlanmıştır.

Kararname kapsamında ataması yapılan personelin tebligatları ayrıca gönderilecektir. Tebligat işlemleri yapılıncaya kadar atanan personelin ayrılış işlemlerinin yapılmaması gerekmektedir.

Ataması yapılan icra müdür ve icra müdür yardımcılarına yeni görev yerlerinde başarılar diler, kararnamenin, ailelerine, teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz.

Saygıyla duyurulur.

Lütfen Dikkat: Atama Sürecinde Önemli Hususlar
  • Tebligatları Bekleyin: Ataması gerçekleşen meslektaşlarımızın tebligatları Bakanlık tarafından ilgili kanallar (UYAP vb.) aracılığıyla ayrıca gönderilecektir.
  • Ayrılış İşlemleri: Herhangi bir mağduriyet veya idari aksaklık yaşanmaması adına, tebligat işlemleri tamamlanıncaya kadar mevcut görev yerlerinden kesinlikle ayrılış yapılmaması gerektiği önemle vurgulanmıştır.



Forum Yönetimi Olarak Temennimiz;

Zorlu ve bir o kadar da onurlu bir mesleği icra eden tüm İcra Müdürü ve İcra Müdür Yardımcısı meslektaşlarımızı tebrik ediyoruz. Gerçekleşen bu atamaların; tayin gören personelimize, onların kıymetli ailelerine, adalet teşkilatımıza ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Ataması yapılan meslektaşlarımız yeni görev yerlerini bu başlık altında bizlerle paylaşabilir, taşınma, lojman veya yeni görev yerleri (il/ilçe) hakkında bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunabilirler.

Tüm meslektaşlarımıza yeni görev yerlerinde üstün başarılar dileriz!

Kararname sorgulama işlemlerini web sitemiz üzerinden yapmak için Kararname Sorgula kısmına tıklayınız.
#2
Hukuki Haberler / SGK Borçlarında 72 Aya Varan T...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 21 Haziran 2026, 12:27:31
SGK Genelgesi 2026/15 Yayınlandı

T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı: E-71266071-206.16.01-143768865 Konu: Tecil İşlemlerinde Değişiklik

19.06.2026

SGK GENELGESİ 2026/15

04.06.2026 tarihli ve 33270 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7582 sayılı Kanun ile 13.06.2026 tarihli ve 33279 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 11414 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında, 6183 sayılı Kanunun 48. maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır.

Bu kapsamda;

  • Azami tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmıştır.
  • Teminatsız tecil limiti 10 milyon TL olarak belirlenmiştir.
  • 31.08.2026 tarihine kadar yapılacak tecil işlemlerinde yıllık tecil faizi %29 olarak uygulanacaktır.



ÖNE ÇIKAN DEĞİŞİKLİKLER

1. Tecil Süresi 72 Aya Çıkarıldı

2024/12 sayılı Genelgede yer alan 36 aylık üst sınır kaldırılarak tecil süresi azami 72 ay olarak yeniden düzenlenmiştir.

2. Teminatsız Tecil Limiti 10 Milyon TL Oldu

Daha önce uygulanan teminatsız tecil tutarı artırılarak;

  • Ünite bazında toplam borç tutarı 10.000.000 TL'yi aşmıyorsa teminat aranmayacaktır.
  • 10.000.000 TL'yi aşan kısım için aşan tutarın yarısı kadar teminat alınacaktır.

3. Kademeli Tecilde Yeni Düzenleme

36 ayı aşan tecil işlemlerinde kademeli tecil uygulanmayacaktır.

4. Tecil Faizi Geçici Olarak %29

Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayımlanan Tahsilat Genel Tebliği uyarınca;

16.06.2026 - 31.08.2026 tarihleri arasında yapılacak tecil işlemlerinde yıllık faiz oranı %29 olarak uygulanacaktır.



16.06.2026 - 31.08.2026 DÖNEMİNE İLİŞKİN ÖZEL DÜZENLEME

Bu tarihler arasında yapılacak başvurularda;

  • Tüm tecil talepleri SGK İl Müdürlükleri ve SGK Merkez Müdürlükleri tarafından sonuçlandırılacaktır.
  • Merkez Teşkilatına gönderim yapılmayacaktır.
  • İlk taksit (peşinat) en geç 31.08.2026 tarihine kadar ödenecektir.

Kapsama Giren Borçlar

  • 2026 Haziran (dahil) ve öncesi dönemlere ait sigorta primleri,
  • İşsizlik sigortası primleri,
  • Kesinleşmiş idari para cezaları,
  • Bu alacaklara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zamları.



BAŞVURU ŞARTLARI

Tecil talebinde bulunacak borçluların;

  • 31.08.2026 tarihine kadar başvuruda bulunmaları,
  • Tecil Talep Formu (Ek-1),
  • Çok Zor Durum Raporu (Ek-1/a) veya Mali Durum Bildirim Formu (Ek-1/b),
  • İstenen diğer bilgi ve belgeleri eksiksiz sunmaları gerekmektedir.

Eksik belge bulunması halinde tamamlanması istenecek, eksikliklerin giderilmemesi durumunda başvuru reddedilecektir.



İCRA TAKİPLERİ VE HACİZLER AÇISINDAN ÖNEMLİ HUSUSLAR

  • İlk taksitin ödenmesinden sonra icra takip, haciz ve satış işlemleri durdurulacaktır.
  • Araçlar üzerindeki yakalama şerhleri kaldırılacaktır.
  • Satış ilanına çıkılmış mallarda, satış tarihinden önce ilk taksit ve tüm masrafların ödenmesi halinde satış iptal edilecektir.
  • Ancak hacizler kaldırılmayacak, mevcut hacizler baki kalacaktır.



DEVAM EDEN TECİLLER İÇİN YENİ HAKLAR

04.06.2026 tarihinden önce yapılmış ve halen devam eden tecil işlemlerinde;

  • Likidite oranı 0,51 - 1,00 arasında olanlara azami 18 ay ek süre,
  • Likidite oranı 0,50 ve altında olanlara azami 36 ay ek süre verilebilecektir.
  • 16.06.2026 tarihinden sonraki dönem için yıllık %29 tecil faizi uygulanacaktır.



SONUÇ

SGK Genelgesi 2026/15 ile birlikte;

  • Tecil süresi 72 aya çıkarılmış,
  • Teminatsız tecil limiti 10 milyon TL'ye yükseltilmiş,
  • 31.08.2026 tarihine kadar geçerli olmak üzere tecil faizi %29'a düşürülmüş,
  • Devam eden teciller için ek süre imkânı getirilmiştir.

Bu düzenleme özellikle yüksek prim borcu bulunan işverenler ile Bağ-Kur sigortalıları açısından önemli kolaylıklar sağlamaktadır.



T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı      : E-71266071-206.16.01-143768865
Konu    : Tecil İşlemlerinde Değişiklik
19.06.2026

SGK GENELGE
2026/15

04/06/2026 tarihli ve 33270 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve 13/06/2026 tarihli ve 33279 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 11414 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesi kapsamındaki tecil süresi azami 36 aydan 72 aya çıkarılmış ve teminatsız tecil tutarı da 10 milyon TL olarak yeniden belirlenmiştir. Bu düzenlemeler gereğince 2024/12 sayılı Genelgenin bazı bölümlerinde değişiklikler yapılmış olup bu Genelgenin birinci bölümünde açıklanmıştır.

Diğer taraftan, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 16/06/2026 tarihli ve 33282 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan (Seri:B Sıra No:20) Tahsilat Genel Tebliği ile tecil faizinin 31/08/2026 tarihine kadar %39 yerine %29 olarak uygulanmasına karar verildiğinden, 31/08/2026 tarihine kadar yapılacak tecil işlemlerinde uygulanacak usul ve esaslar bu Genelgenin ikinci ve üçüncü bölümlerinde açıklanmıştır.



BİRİNCİ BÖLÜM
2024/12 SAYILI GENELGEDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

Yönetim Kurulunun 10/06/2026 tarihli ve 2026/309 sayılı kararıyla tecil işlemlerine ilişkin usul ve esaslarda yapılan değişiklikler dolayısıyla 2024/12 sayılı Genelgenin bazı bölümlerinde yapılan değişiklikler aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

Bu kapsamda, 2024/12 sayılı Genelgenin;

  • "17. 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında tecil işlemi" başlıklı bölümünde yer alan "36" ibaresi "72" ve aynı bölümdeki "ellibin (ikiyüzellibin) Yeni" ibareleri ise "bir milyon (on milyon) " şeklinde değiştirilmiştir.
  • "17.2. Çok zor durum incelemesi ve tecil süresi" başlıklı bölümünün dördüncü paragrafında yer alan "18" ibaresi "36, "36" ibaresi ise "72" şeklinde değiştirilmiştir.
  • "17.4.1. Tecil süresi ve kademeli tecil" başlıklı bölümünün birinci paragrafında yer alan "18 " ibaresi "36, "36" ibareleri ise "72" şeklinde, aynı bölümün üçüncü paragrafının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
    "36 ayı aşan tecillerde kademeli tecil uygulanmayacaktır."
  • "17.6. Teminat" başlıklı bölümünün birinci paragrafında yer alan "ellibin (ikiyüzellibin) Yeni" ibareleri "bir milyon (on milyon)" ve aynı bölümdeki örnekler ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Alıntı YapÖrnek-1: Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde işlem gören A Limited Şirketinin ünitede tescilli iki işyerinden dolayı gecikme cezası ve zammı dâhil birinci işyerinden Kurum ünitesine olan 5.000.000 TL sigorta primi, ikinci işyerinden dolayı 4.000.000 TL işsizlik sigortası primi olmak üzere toplam 9.000.000 TL tutarındaki borcunun 12 ay süre ile tecili için başvuruda bulunması durumunda, işyeri ve borç türüne bakılmaksızın borç toplamı 10.000.000 TL'yi aşmadığından herhangi bir teminat istenilmeksizin Kurum alacağı tecil edilebilecektir.

Örnek-2: B Limited Şirketinin Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde tescilli işyerlerinin borcu 8.000.000 TL, Bursa Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde tescilli işyerlerinin borcu 7.000.000 TL, Bilecik Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde tescilli işyerlerinin borcu 5.000.000 TL olmak üzere, Kuruma toplam 20.000.000 TL borcu olmakla birlikte, her bir il müdürlüğüne olan borçların toplamı ayrı ayrı 10.000.000 TL'yi aşmadığı için ilgili il müdürlükleri tarafından herhangi bir teminat aranmaksızın tecil işlemi yapılabilecektir.

Örnek-3: C Anonim Şirketinin, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne bağlı Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezinde (SGM) tescilli işyerlerinin borcu 9.800.000 TL, Fatih SGM'de tescilli işyerlerinin borcu 9.000.000 TL, Pendik SGM'de tescilli işyerlerinin borcu 80.000.000 TL olmak üzere, anılan il müdürlüğüne toplam 98.800.000 TL borcu olmakla birlikte, Bağcılar SGM ve Fatih SGM'ye olan borçların ünite bazında her biri 10.000.000 TL'yi aşmadığı için anılan SGM'ler tarafından herhangi bir teminat aranmaksızın tecil işlemi yapılabilecektir. Ancak Pendik SGM'ye 80.000.000 TL borcu bulunması nedeniyle teminatsız tecil tutarı olan 10.000.000 TL'yi aşan kısmı için (80.000.000- 10.000.000) / 2 = 35.000.000 TL tutarında teminat alınacaktır.

Örnek-4: D Limited Şirketinin Denizli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne olan toplam 120.000.000 TL tutarındaki borcu, 55.000.000 TL değerinde teminat alınarak 60 ay süre ile tecil edilmiş iken daha sonraki bir tarihte tahakkuk eden 1.000.000 TL tutarındaki idari para cezası borcunun ayrıca tecil edilebilmesi için toplam borcun 10.000.000 TL'yi aşan kısmının yarısı kadar (121.000.000-10.000.000) / 2 = 55.500.000 TL teminat gösterilmesi gerekmektedir. (55.000.000 TL'lik teminat daha önce alındığından 500.000 TL ek teminat istenilecektir.)

Örnek-5: E Limited Şirketinin Artvin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne olan gecikme cezası ve zammı dâhil toplam 10.000.000 TL tutarındaki sigorta primi borcu, teminat alınmaksızın 10 ay süre ile tecil edilmiştir. Borçlunun 8.000.000 TL tutarındaki cari ay sigorta primlerinin de tecile dâhil edilmesini talep etmesi hâlinde bu defa toplam borcun 10.000.000 TL'yi aşan kısmının yarısı kadar (18.000.000-10.000.000) / 2 = 4.000.000 TL teminat göstermesi gerekmektedir.

5- "17.6.1. Taşınır ve taşınmaz malların teminat olarak alınması ve değer tespitlerinin yapılması" başlıklı bölümündeki örnek aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Alıntı YapÖrnek: N Anonim Şirketi tarafından Muğla Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne gecikme cezası ve zammı dâhil toplam 200.000.000 TL tutarındaki sigorta primi borcu için tecil talebinde bulunulmuş, yapılan araştırma sonucunda tapu kayıtları üzerine haciz uygulanan fabrika niteliğindeki gayrimenkul dışında başka malının bulunmadığı anlaşılmış ve bu gayrimenkulün değerinin de bilirkişi raporu ile 600.000.000 TL olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu gayrimenkul üzerinde Kurum haczinden önce tesis edilmiş ipotek ve hacizlerin güncel değerleri toplamının 500.000.000 TL olduğu varsayılır ise takyidatın değeri ile tecil talep edilen borç için gösterilmesi gereken zorunlu teminat tutarının (190.000.000 / 2 = 95.000.000 TL) toplamı olan 595.000.000 TL, gayrimenkulün değerinden az olduğu için bu gayrimenkulün teminat olarak alınması mümkündür.

6- "17.7.2. Teminat dışındaki hacizlerin kaldırılması" başlıklı bölümündeki örnekler aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Alıntı YapÖrnek-1: A Limited Şirketinin Kurum ünitesine olan gecikme cezası ve zammı dâhil 50.000.000 TL tutarındaki borçları için şirkete ait 27.500.000 TL değerinde araç ile 40.000.000 TL değerinde gayrimenkul üzerine haciz uygulanmıştır. Şirketin tecil talep etmesi hâlinde, zorunlu teminat tutarını karşıladığı gerekçesiyle araç veya gayrimenkul üzerindeki hacizlerden birinin tutularak diğerinin üzerindeki haczin kaldırılması talebi kabul edilmeyecek, araç ve gayrimenkul değerleri tutarınca teminat yerine geçecektir.

Örnek-2: B Limited Şirketinin Kurum ünitesine olan gecikme cezası ve zammı dâhil 10.000.000 TL tutarındaki borçları için şirkete ait 24.000.000 TL değerinde araç üzerine haciz uygulanmıştır. Şirketin talebine istinaden söz konusu borç tecil edilmekle birlikte şirket tarafından 10.000.000 TL'yi aşmayan borçlar için teminat gerekmediği ileri sürülerek araç üzerindeki haczin kaldırılması talebi kabul edilmeyecektir.

7- "17.7.3. Ödemeler nispetinde hacizlerin kaldırılması, teminatın iadesi ve teminat değişikliği" başlıklı bölümündeki örnek-2 aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Alıntı YapÖrnek-2: K Anonim Şirketinin gecikme cezası ve zammı dâhil 60.000.000 TL tutarındaki sigorta primi borcundan dolayı Eskişehir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü tarafından her biri 10.000.000 TL değerindeki 5 araç (toplam 50.000.000 TL) üzerine haciz tatbik edilmiştir. Borçlu şirket, tecil talep etmiş ve söz konusu borçlar 72 eşit taksitle ödenmek üzere tecil edilmiştir. Haczedilen araçların toplam değeri, tecil edilen borç tutarından az, ancak zorunlu teminat tutarından (60.000.000-10.000.000) / 2 = 25.000.000 TL'den fazladır. Borçlu şirket tarafından, 56 taksit ödendikten sonra kalan borç tutarının tecil faizi dâhil 39.000.000 TL olduğu varsayıldığında, 4 aracın toplam değeri, kalan 39.000.000 TL tutarındaki borcu karşıladığından, talep edilmesi hâlinde sadece bir araç üzerindeki haciz kaldırılabilecektir.

8- "17.8.1. Aylık taksitlerin aksatılması" başlıklı bölümünün üçüncü bendinin sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir ve üçüncü ve dördüncü bentlerinde yer alan "36'ncı" ibareleri "72'nci" şeklinde değiştirilmiştir. Aynı bölümde yer alan örnek-4 aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(likidite oranına göre taksit süresi azami 36 ay olması halinde ve son taksit olan 36'ıncı taksitin takip eden ay sonuna kadar ödenmesi halinde tecil talebi bozulmayacaktır.)"

Alıntı YapÖrnek-4: M Limited Şirketinin Muğla Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne olan borçları 05/08/2026 tarihinde 72 ay süre ile tecil edilmiştir. Borçlu şirket, 71 taksiti ödemesine rağmen 72'nci taksiti süresinde ödememiştir. 72'nci taksitin, son ödenme süresi olan 05/07/2032 tarihine kadar ödenmemesi hâlinde 06/07/2032 tarihi itibarıyla tecil işlemi bozulacaktır.

9- Ek-1 ve Ek-1/a formları ile Ek-7 ve Ek-8 tabloları ekteki şekilde değiştirilmiştir.



İKİNCİ BÖLÜM
16/06/2026 İLA 31/08/2026 TARİHLERİ ARASINDAKİ TECİL İŞLEMLERİ

Yönetim Kurulu, 18/06/2026 tarihli ve 2026/338 sayılı kararıyla 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında 31/08/2026 tarihine kadar yapılacak tecil işlemlerinde borç tutarına bakılmaksızın tüm tecil taleplerinin sosyal güvenlik il müdürlükleri/ sosyal güvenlik merkezleri tarafından değerlendirilmesi ve sonuçlandırılmasına karar vermiştir. Bu sebeple, tecil yetki tutarına bakılmaksızın 31/08/2026 tarihine kadar 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında yapılacak tecil işlemleri sosyal güvenlik il müdürlükleri/ sosyal güvenlik merkezleri bünyesindeki tecil komisyonları tarafından değerlendirilecek ve sonuçlandırılacaktır.

1- Kapsama Giren Borç Türü ve Dönemi
5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran işverenler ile 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılık statülerinden kaynaklanan 2026 yılı Haziran (dahil) öncesi ay/dönemlere ilişkin sigorta primleri, işsizlik sigortası primleri, 31/08/2026 tarihine kadar tebliğ edilmiş ve kesinleşmiş idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında tecil edilebilecektir.

2- Başvuru Süresi ve Şekli
Tecil talebinde bulunacak borçluların 31/08/2026 tarihine kadar (bu tarih dahil) borçlarına yönelik icra takip işlemlerinin yürütüldüğü ünitelere 2024/12 sayılı Genelgenin ekinde yer alan tecil talep formu (Ek-1) ve çok zor durum tespitine ilişkin durumlarına uyan çok zor durum raporu (Ek-1/a) veya mali durum bildirim formu (Ek-1/b) ile birlikte başvurmaları gerekmektedir.

Tecil talep formu ve ilgili belgelerin eksiksiz olarak doldurulması gerekmekte olup istenilen bilgi ve belgelerin eksik olması hâlinde bunların tamamlanması istenilecek, söz konusu eksikliklerin giderilmemesi hâlinde borçluların tecil talepleri reddedilecektir.

Borçlunun, 4/1-b sigortalısı olması yanında işveren sıfatının da bulunması durumunda 4/1-b sigortalılığından kaynaklanan borcu ile işveren olmasından kaynaklanan borçları ayrı ayrı değerlendirilecektir. 4/1-b sigortalılıktan kaynaklanan borçlara ilişkin tecil taleplerinin farklı servislere intikal etmesi halinde başvuruların, bu servisler tarafından gecikmeksizin 6183 sayılı Kanun uygulamasında yetkili icra takip, haciz ve satış servislerine intikal ettirilmesi gerekmektedir.

Borçlunun bu kapsamda birden fazla ünite tarafından takip edilen borcunun bulunması hâlinde yazılı başvurular işyerlerinin/sigortalıların icra takip işlemlerinin yürütüldüğü ünitelere ayrı ayrı yapılacaktır.

Başvuruların posta yolu ile yapılması hâlinde taahhütlü, iadeli taahhütlü, APS veya PTT Kargo yoluyla yapılan gönderilerde, tecil talep formunun postaya verildiği tarih Kuruma verildiği tarih olarak kabul edilecektir. Buna karşın, adi posta veya diğer yolların tercih edilmiş olması hâlinde, talep formunun Kurumun evrak kayıtlarına giriş tarihi, Kuruma verildiği tarih olarak kabul edilecektir.

3- Tecil Faiz Oranı
Bu kapsamda yapılacak tecil işlemlerinde yıllık %29 oranında tecil faizi uygulanacaktır.

4- İlk Taksitin (Peşinatın) Ödeneceği Tarih
31/08/2026 tarihine kadar tecil talebinde bulunan borçluların ilk taksiti (peşinatı) en geç 31/08/2026 tarihine kadar ödemeleri gerekmektedir. Tecil işlemi belirlenen ilk taksit tutarının defaten ödendiği tarihte başlayacaktır. Belirlenen süre içerisinde ilk taksitin ödenmemesi hâlinde, borçlu %29 oranındaki tecil faizinden yararlanamayacaktır.

5- Tecilde Yetki Tutarları ve Tecil Taleplerinin Değerlendirilmesi
Bu kapsamdaki tecil işlemlerinde borç türü bazında; İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde 18.000.000 TL ve altındaki alacaklar için icra takip işlemlerinin yürütüldüğü sosyal güvenlik merkez müdürleri,
Diğer büyükşehirlerde 15.000.000 TL ve altındaki alacaklar için icra takip işlemlerinin yürütüldüğü sosyal güvenlik merkez müdürleri,
Büyükşehir olmayan illerde 13.000.000 TL ve altındaki alacaklar için icra takip işlemlerinin yürütüldüğü sosyal güvenlik merkez müdürleri,
Merkez Müdürlerinin yetkisini aşan tüm borçlar için azami borç miktarına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik İl Müdürleri yetkilidir. Bu kapsamdaki borçlarla ilgili tecil talepleri Merkez Teşkilatına değerlendirilmesi için gönderilmeyecektir.

6- Diğer Hususlar
Bu tecil işlemlerinin yapılmasını müteakip 31/08/2026 tarihi itibarıyla vadesi geçen borçlar daha sonra talep edilmesi halinde ilk iki taksitin ödenmiş olması ve ödenmemiş taksitin bulunmaması kaydıyla mevcut ödeme planına ilave edilebilecektir. 31/08/2026 tarihi itibarıyla vadesi geçen borçlar için (%29 tecil faiziyle) ikinci bir tecil işlemi yapılmayacaktır.

Ancak ödeme vadesi 31/08/2026 tarihi sonrasında olan borçları (2026 Temmuz ve sonrası dönemler) bulunması halinde bu dönemler mevcut ödeme planına eklenmeyecek olup bu borçlar için yeni bir tecil işlemi (yürürlükte olan geçerli tecil faiziyle) yapılabilecektir.

İlk taksitin ödenmesinden sonra tecil devam ettiği sürece icra takip haciz ve satış işlemleri durdurulacaktır. İlk taksitin ödenmiş olması şartıyla araçlar üzerindeki yakalama şerhleri kaldırılacaktır.

Ayrıca, menkul ve gayrimenkul mallar için satış ilanına çıkılmış olsa bile satış tarihinden önce ilk taksitin ve tüm masrafların ödenmesi şartıyla satış işlemi iptal edilecektir. Ancak gerek yakalama şerhleri kaldırılan araçlar ve gerekse satış işlemi iptal edilen mallar üzerindeki hacizler baki tutulacaktır.

İlk taksitin ödenmesinden sonra il özel idareleri, belediyeler bunlara bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları tüzel kişilerin (belediye şirketlerinin) tecilli borçlarından dolayı il özel idareleri ile belediyelerin 5779 sayılı Kanun kapsamında genel bütçe vergi gelirlerinden kesinti yapılmayacaktır.

Özel kanunlara göre yapılandırılmış olan ve bu genelgenin yayımı tarihi itibarıyla yapılandırılması bozulmamış borçların bu Genelge kapsamında tecilleri mümkün bulunmamaktadır.

Bu Genelge uyarınca kapsama giren alacaklar için daha önce 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine istinaden yürürlükte bulunan tecil faizi üzerinden tahsil edilen tecil faizlerinin ilgililere red veya mahsubu mümkün bulunmamaktadır.

Hazırlanan ödeme planları, borçlulara dosyalarının işlem gördüğü ünitelerde elden tebliğ edilebileceği gibi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre de tebliğ edilebilecektir. Bununla birlikte, borçluların talepte bulunmaları hâlinde, ödeme planları icra takip ve haciz servisi bulunan herhangi bir Kurum ünitesinden ekran çıktısı alınmak suretiyle imza karşılığında elden teslim edilebilecektir.

Ödeme planının oluşturulmasını müteakip, ödenecek tutarlar banka sistemlerine yansıtılacağından, ödeme planı henüz kendilerine tebliğ edilmemiş olan borçluların da taksit ödemelerini banka kanalıyla gerçekleştirebilecekleri hususunda, Kurum ünitelerine başvuruları sırasında yazılı veya sözlü olarak bilgilendirilmeleri gerekmektedir.

Bu kapsamda, Kurum alacaklarının teciline ilişkin başvuruların yoğunluğu dikkate alınarak işlemlerin verimli şekilde yürütülmesini teminen görevli personel arasında gerekli iş bölümünün yapılması ve koordinasyonun sağlanması hususunda İl Müdürleri tarafından gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Bu kapsamda yapılacak tecil işlemlerine ilişkin bu Genelgede yer almayan hususlarda 2024/12 sayılı Genelgenin "17. 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi kapsamında tecil işlemi" başlıklı bölümünde belirtilen hükümler geçerli olacaktır.



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
04/06/2026 TARİHİNDEN ÖNCEKİ TECİL TALEPLERİ

Genelge ile getirilen değişiklikler, bu Genelgenin yürürlük tarihinden önce ilk taksit tutarının defaten ödendiği tarihte tecil işlemi başlatılmış olmakla birlikte tecile yetkili makamlarca henüz karara bağlanmamış bulunan tecil talepleri ile bu tarih itibarıyla devam eden teciller hakkında da uygulanacaktır.

Bu kapsamda, 04/06/2026 tarihinden önce tecil talebinde bulunmuş ve ilk taksit tutarını ödemiş olan borçluların tecile yetkili makamlarca henüz karara bağlanmamış tecil talepleri ile devam eden tecil işlemlerinde;

  • Borçlunun talepte bulunması halinde; tecil talebindeki likidite oranının 0,51 ila 1,00 arasında olması durumunda kalan taksit süresine azami 18 ay, likidite oranının 0,50 ve altında olması durumunda ise azami 36 ay ilave taksit süresi eklenebilecektir. Tecil süresinin uzatılmasına ilişkin bu talepler, borç tutarı ve tecil yetki tutarı dikkate alınmaksızın mevcut tecil işlemini yürüten ünite tarafından yerine getirilecektir.
  • Başvuru şartı aranmaksızın tecil talep tarihlerinden 16/06/2026 tarihine kadar geçen süre için geçerli olan oranlar, 16/06/2026 tarihinden (bu tarih dahil) itibaren ise yıllık %29 oranında tecil faizi uygulanacaktır.
  • 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince mahcuz mallar değeri tutarınca teminat yerine geçeceğinden zorunlu teminat tutarına ilişkin yapılmış olan hesaplamalarda ve işlemlerde herhangi bir değişiklik yapılmayacaktır.

Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

Engin AKYOL
Kurum Başkanı V.
(20.06.2026)
#3
Arabuluculuk & Uzlaştırma / Arabuluculuk Son Tutanak Tarih...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 19 Haziran 2026, 14:31:25
T.C
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ

Esas No:2022/3222
Karar No:2022/3813



GEREKÇE
Başvuru konusu kesin nitelikteki bölge adliye mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlık, arabuluculuk son tutanak tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasındadır.

Borçlu temerrüdü, borçlanılan edimin borca aykırı olarak geç ifa edilmesi olarak tanımlanabilir (F. Eren, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015, 1089). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun borçlunun temerrüdüne ilişkin 117 nci maddesine göre; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer (m.117/1). Kanunda, hem borcun muaccel olması, hem de borçluya ihtar yapılmış olması şartı öngörülmekle birlikte, ilke olarak temerrüt ihtar ile gerçekleşir. İhtar, bir yönüyle alacaklının borçluyu borçlandığı edimi yerine getirmeye çağırmasıdır (Eren, 1093). Borcun ifa edilmesi isteğini içeren tek taraflı varması gerekli bir irade açıklaması olarak ihtar, hukuki sonuçlarını borçlunun veya yetkili temsilcisinin hukuk alanına ulaştığında doğurur.

Belirtilmesi gereken bir diğer husus ise, Kanunda temerrüde yönelik ihtarın hangi şekilde yapılacağının düzenlenmemiş oluşudur. İhtarın, ispat yönünden yazılı olması yerinde olabilir ise de, Kanunda herhangi bir şekil şartının öngörülmemiş olması karşısında alacaklının açık yahut örtülü, yazılı yahut sözlü şekilde ihtarda bulunabileceği kabul edilmelidir (Eren, 1095). Önemli olan husus irade açıklamasının karşı tarafa ulaşmasıdır. Diğer şartları da taşıyan ihtarın borçluya ulaşması ile borçlunun temerrüdü kanun gereği kendiliğinden doğar. Alacaklının borçlu temerrüdünü isteyip istememesinin sonuca etkisi olmaz (Eren, 1095).
Bu açıklamalara göre, iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk son tutanağının 'ihtar' olarak borçlu temerrüdü oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir.

Arabuluculuğun, mahkemelerce yürütülen yargılama faaliyetine benzer bir  faaliyet olmadığı, aksine müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini ifade ettiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda arabuluculuk faaliyetinde gizliliğin esas olduğu (6325 sy K. m. 4), uyuşmazlıkla ilgili hukuk davası açılması halinde taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği, uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler, arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü ile sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan beyan ve belgelerin delil olarak sunulamayacağı (6325 sy K. m 5) açıkça düzenlenmiştir. Şüphesiz bu yasal düzenlemeler iş uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk faaliyeti için de geçerlidir. Ancak arabululuculuk son tutanağının bu yasaklar kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Arabuluculuk son tutanağı, kısaca arabuluculuk faaliyetinin ne şekilde sona erdiğini belgeleyen bir tutanaktır (6325 sy K. m. 17/2, 7036 sy K. m. 3/11). Arabuluculuğun dava şartı olduğu iş uyuşmazlıklarında, bu tutanağın aslının yahut arabulucu tarafından onaylanmış bir suretinin mahkemeye sunulması dava şartıdır (7036 sy. K. m.3/2). Bu bakımdan tutanağın kendisinin Kanunda ifade edilen gizlilik yasağı yahut arabuluculuk faaliyetine ilişkin beyan veya belge sunulma yasağı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan arabuluculuk son tutanağının usul hukuku bakımından doğurduğu sonuçların dışında, maddi hukuk bakımından çeşitli sonuçlar doğurmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Arabulucuya başvurmanın hak aramaya başlangıç oluşturması ve karşı tarafa yönelik bir talep doğurması sebebiyle dava açılmasına benzer şekilde sonuç doğuracağı öğretide de kabul edilmektedir (Ö. Ekmekçi/M. Özekes/M. Atalı, Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyari ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul 2018, 162). Örneğin 7036 sayılı Kanuna göre, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (7036 sy K. m. 3/17). Arabulucuya başvuran taraf, yargı organı dışında üçüncü bir kişi aracılığıyla uyuşmazlığın çözümünü istemekte ise de esasen başvuru formunda belirttiği bildirdiği alacaklarının muaccel olduğu, ödenmediği ve ödenmesi gerektiği iddiasındadır. Ancak bu başvuru sırasında henüz karşı taraf alacağın ödenmesine yönelik irade açıklamasından haberdar değildir. Temerrüt önünden dikkat edilmesi gereken husus ise, karşı tarafın arabuluculuk başvurusundan haberdar olmasıdır (Ö. Ekmekçi/M. Özekes/M. Atalı. 163). Bu itibarla arabuluculuk son tutanağının, arabulucuya başvuran tarafın arabuluculuk başvurusundan haberdar olan diğer tarafa karşı yönelttiği 'alacaklarının ödenmesi talebini içeren kesin bir irade açıklamasını' içerdiği kabul edilmelidir. Borçlu temerrüdünde önemli olan alacaklının borçluya yaptığı ihtarın şekli değil, borcun ödenmesi isteğinin kesin ve açık biçimde ortaya konularak borçluya ulaştırılmasıdır.

Dairemiz uygulamasında, işçinin işverene yönelttiği ihtarda muaccel alacaklarını tek tek belirtmek kaydıyla ile işvereni temerrüde düşürebileceği, alacak miktarlarını ayrı ayrı belirtilmesinin zorunlu olmadığı kabul edilmektedir. Aynı husus arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen arabuluculuk son tutanağı yönünden de geçerlidir. Dava dilekçesinin talep sonucu kısmında bildirilen alacakların dava tarihinden önce arabuluculuk faaliyeti sırasında karşı taraftan talep edilmesi halinde, davalı tarafın arabuluculuk başvurusuna konu edilen alacaklar yönünden son tutanak tarihi itibariyle temerrüde düştüğü ve talep edilen (kıdem tazminatı dışındaki) alacaklara bu tarihten itibaren faiz uygulanabileceği kabul edilmelidir. Bu sonuç davalı işverenin usulüne uygun davet edilmesine rağmen arabuluculuk görüşmelerine katılmadığı durumlarda da geçerlidir. Dairemizin yerleşik kararları bu doğrultudadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 17.02.2022 T, 2022/714 E, 2022/2010K; 24.02.2022 T, 2022/1527 E, 2022/2328 K; 24.02.2022 T, 2022/1417 E,  2022/1421 K; 10.02.2022 T, 2022/799 E, 2022/1563 K; 31.03.2022 T,  2022/3560 E., 2022/4257 K;  23.03.2022 T, 2022/3190 E, 2022/3984 K sayılı kararları).

Açıklanan bu ilke ve esaslara göre başvuru konusu bölge adliye mahkemesi kararları değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın Dairemiz uygulamasına uygun olan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi  6. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2021 T, 2020/1584 E., 2021/1855 K. sayılı  kararı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 23.09.2021 T,  2019/2770  E., 2021/2065 K. sayılı  kararları  doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

SONUÇ
1. Başvuru konusu uyuşmazlığın "arabuluculuk faaliyeti sonunda arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarih itibariyle temerrüdün gerçekleştiği, arabulucuya başvuran tarafça açılacak dava sonucunda hüküm altına alınan (kıdem tazminatı dışındaki) alacaklara arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren faiz uygulanabileceği" yönündeki Ankara Bölge Adliye Mahkemesi  6. Hukuk Dairesinin 30.06.2021 T, 2020/1584 E., 2021/1855 K. sayılı  kararı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi  8. Hukuk Dairesinin 23.09.2021 T,  2019/2770  E., 2021/2065 K. sayılı  kararları doğrultusunda giderilmesine,
#4
Soru & Cevap Bölümü / Ynt: Şaibeli noter satışı ve a...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 16 Haziran 2026, 23:18:20
Merhabalar, ne yazıkki sorduğunuz konuyla ilgili web sitemiz üzerinden hukuki yardım veya danışmanlık hizmeti veremiyoruz. Takdir sizin olmakla beraber herhangi bir hak kaybına uğramamanız açısından avukat yardımı almanız faydalı olabilir.
#5
Tazminat Hukuku / Ynt: Munzam Zarar Nedir, Tazmi...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 16 Haziran 2026, 09:49:13
Paylaşılan makale değildi Yargıtay kararının bir bölümüydü ancak yine de talebiniz doğrultusunda konunun devamına Yargıtay ilamının tamamı eklendi.
#6
Arabuluculuk & Uzlaştırma / Anlaşmazlıkla Sonuçlanan Arabu...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 15 Haziran 2026, 15:44:42
Anlaşmazlıkla Sonuçlanan Arabuluculukta Vekalet Ücreti Karşı Tarafa Yükletilebilir mi?



İş hukuku davalarının dava şartı olan zorunlu arabuluculuk süreçlerinde, faaliyetin anlaşmazlıkla sonuçlanması halinde avukatın hak kazandığı maktu vekalet ücretinin kimden tahsil edileceği konusu, Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) arasında farklı yorumlara neden olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, verdiği emsal kararla Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki bu içtihat uyuşmazlığını kesin olarak gidermiştir.

Uyuşmazlığın Kaynağı Nedir?
Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk daireleri, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 16/2-c maddesinin yorumlanmasında iki farklı görüş ortaya koymuştur:
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi, arabuluculuğun anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda belirlenen maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir.
  • Buna karşılık Kayseri 7. HD, Ankara 6. HD, Konya 3. HD ve Gaziantep 14. HD ise tarifede belirlenen bu ücretin müvekkil ile avukat arasındaki akdi vekalet ücretine ilişkin olduğunu belirtmiştir. Bu daireler, söz konusu ücretin davalının sorumlu olacağı bir yargılama gideri olmadığını ifade ederek aksi yöndeki talepleri reddetmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin Değerlendirmesi ve Gerekçesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, konuyu inceleyerek uyuşmazlığı şu gerekçelerle karara bağlamıştır:
  • Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16. maddesinde yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, avukat ile müvekkil arasındaki akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturmaktadır.
  • Tarifenin 16/2-c bendinde ifade edilen maktu ücret, "vekil edenin avukatına ödeyeceği ücret" niteliğindedir.
  • Bu hükümde öngörülen ücretin, mahkemece yapılan yargılama sonucunda karşı taraftan tahsil edilmesi gereken bir vekalet ücreti (yargılama gideri) olarak anlaşılması mümkün değildir.
  • Tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda ise, müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, ödediği bu maktu ücret mahsup edilerek belirlenmektedir.

BAM Kararları Arasındaki Uyuşmazlıkların Giderilmesi Usulü (Ön Sorun)
Yargıtay kararda ayrıca önemli bir usul kuralına da dikkat çekmiştir:
  • Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca yapılacak uyuşmazlığın giderilmesine yönelik başvurular, ancak aynı Yargıtay Dairesinin görev alanına giren uyuşmazlıklar ile sınırlı olmalıdır.
  • Uyuşmazlık konusu temyiz kanun yoluna tabi olsaydı temyiz incelemesini yapmakla görevli olan daire hangisi ise, uyuşmazlığın giderilmesi talebi de o ilgili hukuk dairesine iletilmelidir.
  • Bu bağlamda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kendi görev alanına girmeyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararı yönünden uyuşmazlığın giderilmesine dair bir karar verilemeyeceğini tespit etmiştir.

Sonuç
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, arabuluculuk aşamasında avukat ile müvekkili arasındaki vekalet ilişkisine dayanan bu maktu ücretin "yargılama gideri kapsamında karşı tarafın sorumlu olacağı vekalet ücreti olarak değerlendirilemeyeceği" sonucuna varmıştır. Mahkemece davacı yararına Tarifeye göre ayrıca bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirten Ankara 6. HD, Kayseri 7. HD ve Gaziantep 14. HD kararları doğrultusunda BAM kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine oybirliğiyle ve kesin olarak hükmedilmiştir.

Karar Künyesi: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Esas No: 2022/3979, Karar No: 2022/4838, Tarih: 19.04.2022



T.C.
YARGITAY
9. Hukuk Dairesi

ESAS NO    : 2022/3979
KARAR NO: 2022/4838   

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR



I. BAŞVURU
Başvurucu Avukat dilekçesinde özetle;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi'nin  2019/422 esas 2019/3214 karar sayılı ilamında; "... AAÜT'nin 16/2-c maddesı arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde avukat maktu ücrete hak kazanır, ancak bu ücret asıl alacağı geçemeyeceği düzenlemesi mevcuttur.Somut olayda, tarafların anlaşmaya varamadıklarına dair arabuluculuk son tutanağının imzalandığı görülmüştür, ancak mahkemece bu miktara hükmedilmiştir, Dairemizce yukarıda anılan hüküm doğrultusunda 750,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak  davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiş ve yeniden hüküm kurulmuştur." şeklinde temyiz yolu kapalı olarak kesin olmak üzere hüküm kurulduğunu, buna karşılık Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 2020/1289E 2021/351 K., Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2020/1396 E. 2021/87 K., Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/802  E. 2020/845 K. sayılı ilamlarında ise özetle; "...16/2-c maddesi uyarıca tarifede belirlenen ücret müvekkil ile avukat arasında karalaştırılan akdi vekalet ücretinin miktarına yönelik düzenleme olup, anlaşmazlıkla sonuçlanan arabuluculuk görüşmesinden kaynaklı vekalet ücretinden davalının sorumluluğuna ilişkin düzenleme olmayıp, bu kapsamda düzenlenen görüşmelerden kaynaklı vekalet ücretinden davalının sorumluluğu olmayıp itirazlar yersizdir." sonucuna varıldığını, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2021/1860 E., 2021/1989 K. sayılı ilamında da "Anılan hüküm kapsamına göre Tarifenin 16/2-c maddesindeki yasal düzenleme,  avukat ile müvekkili arasındaki vekalet ilişkisine dayanan akdi vekalet ücretinin miktarına yönelik olup, arabuluculuk sonrasında açılan davadaki yargılama giri kapsamında karşı tarafın sorumlu olacağı vekalet ücreti olarak değerlendirilemez. Bu itibarla mahkemece davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16. maddesi göre ayrı bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulühükmün tamamlanmasına dair ek kararın kaldırılarak talebin reddine karar vermek gerekmiştir" gerekçesi ile hükmün tamamlanması kararının ortadan kaldırıldığını, böylece dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında yapılan yargılama sonucunda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fikrasının (c ) ve ( ç) bentlerinde belirtilen ve avukatın hak kazandığı vekalet ücretinin yargılama gideri olarak davada haksız çıkan taraftan tahsil edilip edilmemesi gerektiği noktasında Bölge Adliye Mahkemeleri kararları arasında uyuşmazlığı bulunduğunu beyan ederek aynı mahiyetteki kesin kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay'a başvurulmasını talep etmiştir.


II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu 16.03.2022 tarih ve 2022/3 sayılı kararı ile;
Raportör görüşü doğrultusunda "... 1. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin kararları arasında UYUŞMAZLIK BULUNDUĞUNA,
2. Söz konusu uyuşmazlığın Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin  2021/1860 Esas 2021/1989 Karar sayılı ilamı, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 2020/1289 Esas 2021/351 Karar sayılı ilamı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2020/1396 Esas 2021/87 Karar sayılı ilamı ve Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2020/802 Esas 2020/845 Karar sayılı kararları doğrultusunda GİDERİLMESİNE," karar verilerek bölge adliye mahkemeleri kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.

III. BAŞVURU KONUSU UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ'NİN 31.12.2021 TARİH 2021/1860 ESAS  2021/1989 KARAR SAYILI KARARINDA ÖZETLE;
Mahkemece arabuluculuk aşamasında tarafların vekille temsili halinde vekalet ücretinin ayrıca takdir edilip edilemeyeceğinin uyuşmazlık konusu olduğu, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinin yapıldığı tarihte geçerli olan  2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16/2-c maddesindeki yasal düzenlemenin, avukat ile müvekkili arasındaki vekalet ilişkisine dayanan akdi vekalet ücretinin miktarına yönelik olduğu, bu miktarın arabuluculuk sonrasında açılan davadaki yargılama gideri kapsamında karşı tarafın  sorumlu olacağı vekalet ücreti olarak değerlendirilemeyeceği, bu itibarla mahkemece davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16. maddesi göre ayrıca bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün tamamlanmasına dair ek karar kaldırılarak "Davacı vekilinin 04.10.2021 tarihli arabuluculuk vekalet ücretine yönelik HÜKMÜN TAMAMLANMASI TALEBİNİN REDDİNE" kesin olmak üzere karar verilmiştir.

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 28. HUKUK DAİRESİ'NİN 26.12.2019 TARİH 2019/422 ESAS  2019/3214 KARAR SAYILI KARARINDA ÖZETLE;
AAÜT'nin 16/2-c maddesinde arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde avukatın maktu ücrete hak kazanacağı, ancak bu ücretin asıl alacağı geçemeyeceğine ilişkin düzenleme bulunduğu, somut olayda tarafların anlaşmaya varamadıklarına dair arabuluculuk son tutanağının imzalandığı, ancak mahkemece bu miktara hükmedilmediği, anılan hüküm doğrultusunda 750,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar vermek gerektiği sonucuna varılarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. 

KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  7. HUKUK DAİRESİ'NİN 18.02.2021 TARİH 2020/1289 ESAS 2021/351 KARAR SAYILI KARARINDA ÖZETLE;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 16/2 fıkrasında, "(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır: ... c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 900,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez." hükmü bulunduğu, madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere 16/2-c maddesi uyarıca tarifede belirlenen ücretin müvekkil ile avukat arasında kararlaştırılan akdi vekalet ücretine ilişkin olup davalının sorumluluğuna ilişkin düzenleme olmadığından davacının istinaf sebebinin yerinde olmadığı sonucuna varılarak, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kesin olarak reddine karar verilmiştir.

ANKARA  BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ'NİN 19.01.2021 TARİH 2020/1396 ESAS 2021/87 KARAR SAYILI KARARINDA ÖZETLE;
Davacı vekilinin istinafa konu yaptığı AAÜT'nin 16/2-c maddesine göre arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlanması nedeniyle vekalet ücreti talebinin; müvekkili ile vekili arasındaki vekalet ücretinin belirlenmesine ilişkin olduğu gerekçesiyle yerinde olmadığı sonucuna varılarak, tarafların istinaf başvurularının kesin olarak reddine karar verilmiştir.
   
KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  3. HUKUK DAİRESİ'NİN 30.09.2020 TARİH 2020/802 ESAS  2020/845 KARAR  SAYILI KARARINDA ÖZETLE;
"Vekalet ücretinin yanlış taktir edildiğine  yönelik davacı vekilinin istinafları incelendiğinde ;
MADDE 16 – (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur.

(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 6.000,00 TL'ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 900,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir.
c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 900,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir."Hükmünü taşımaktadır.

Madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere 16/2-c maddesi uyarıca tarifede belirlenen ücret müvekkil ile avukat arasında karalaştırılan akdi vekalet ücretinin miktarına yönelik düzenleme olup,anlaşmazlıkla sonuçlanan arabuluculuk görüşmesinden kaynaklı vekalet ücretinden davalının sorumluluğuna ilişkin düzenleme olmayıp,bu kapsamda düzenlenen görüşmelerden kaynaklı vekalet ücretinden davalının sorumluluğu olmayıp itirazlar yersizdir" sonucuna varılarak kesin olarak hüküm kurulmuştur.

IV. GEREKÇE
1. ÖN SORUN

Uyuşmazlığın esasına yönelik değerlendirme yapılmasından önce, 26/09/2004 Tarih  ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye  Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 5235 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinin, iş bölümü kararına göre iki farklı Yargıtay Dairesinin görev alanına giren Bölge Adliye Mahkemesi Dairelerinin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine imkan tanıyıp tanımadığı ön sorun olarak tartışılmıştır.
5235 sayılı Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlığını taşıyan 35 inci maddesinde;

" Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri başkanlar kurulu ve hukuk daireleri başkanlar kurulu kendi aralarında toplanır ve aşağıdaki görevleri yaparlar:
1. Daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak,

2. (Mülga: 15/8/2016-KHK-674/10 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/10 md.)

3. Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,

4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.    Başkanlar kurulu eksiksiz toplanır ve çoğunlukla karar verir. (Ek fıkra: 20/7/2017-7035/12 md.)
Gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak bölge adliye mahkemeleri ceza ve hukuk daireleri arasındaki iş bölümü, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir." hükmü yer almaktadır.

İlgili hükme göre, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde, bu uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek yetkisi Başkanlar Kurulu'na aittir.
Kanunun 35 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikten önce  "Yargıtay Birinci Başkanlığından" bu konuda bir karar verilmesinin isteneceği öngörülmüşken, 20/11/2017  tarih 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (aynen kabul: 1/2/2018-7079/87) 92. maddesi ile "(3) numaralı bende göre yapılacak istemlerin hukuk davalarında ilgili hukuk dairesine iletileceği"  hükme bağlanmıştır. Böylece,  bölge adliye mahkemesi başkanlar kurulunca uyuşmazlığın giderilmesine yönelik taleplerin Yargıtay Birinci Başkanlığı yerine ilgili hukuk dairesine iletilmesi kural haline gelmiştir. Kanundaki "ilgili hukuk dairesi" ifadesinden anlaşılması gereken ise, o uyuşmazlık temyiz kanun yoluna tabi olsaydı, temyiz incelemesini yapmakla görevli Daire olmalıdır. Aksi takdirde Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca farklı uyuşmazlıklara ilişkin bölge adliye mahkemesi kararlarının hangi hukuk dairesine iletileceği sorunu ortaya çıkar ki, iki yahut belki de daha fazla Yargıtay Dairesinin görevine giren uyuşmazlıkların giderilmesinin bu dairelerden sadece birisinden istenmesi imkansızdır. Bu açıdan bakıldığında Kanundaki uyuşmazlığın giderilmesine yönelik istemlerin "ilgili hukuk dairesine" iletileceğine yönelik hükmün dar yorumlanması zorunlu hale gelmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca yapılacak uyuşmazlığın giderilmesine yönelik başvuruların ancak "aynı Yargıtay Dairesinin görev alanına giren" uyuşmazlıklara bakan Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri arasındaki uyuşmazlıklar ile sınırlı olması gerektiği kabul edilmeli,  uyuşmazlığın giderilmesi talepleri bakımından da Yargıtay'ın farklı daireleri arasındaki "iş bölümü" kurallarına riayet edilmelidir. Aksi takdirde, örneğin iş uyuşmazlıklarına bakmakla görevli bir Yargıtay Dairesi ile ticari uyuşmazlıklara bakmakla görevli bir diğer Yargıtay Dairesinin benzer konulardaki "uyuşmazlığın giderilmesi" başvuruları ile ilgili olarak birbirinden farklı kararlar vermesi riski ortaya çıkar. Şüphesiz bir Yargıtay Dairesinin uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararları, içtihadın birleştirilmesi kararları gibi tarafları ve mahkemeleri bağlayıcı bir sonuç doğurmazlar. Ancak bir Yargıtay Dairesinin şayet temyiz yolu açık olsa idi, temyiz incelemesini yapamayacağı bir bölge adliye mahkemesi kararı ile ilgili olarak "uyuşmazlığın giderilmesine yönelik" karar vermesi isabetli bir kabul şekli değildir.

Somut olayda, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 16.03.2022 tarih ve 2022/3 sayılı kararı ile; " 1. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin kararları arasında uyuşmazlık bulunduğu" belirtilerek "Kararın ve eklerinin gereğinin takdir ve ifası için Yüksek Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmesine oy birliği ile"  karar verilmiştir. Başvuru konusu kararlardan, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 30.09.2020 tarih, 2020/802 esas 2020/845 karar sayılı kararına konu uyuşmazlığın Dairemiz görev alanına giren bir uyuşmazlık olmadığı görülmekte olup anılan Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile ilgili olarak Dairemizce uyuşmazlığın giderilmesine yönelik bir karar verilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

2. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ BAŞVURUSUNA YÖNELİK DEĞERLENDİRME
A. İLGİLİ MEVZUAT

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Uzlaşma sağlama" başlığını taşıyan 35/A maddesinde;  "Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir." hükmü yer almaktadır.

20.11.2021 tarihli ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret" başlığını taşıyan 16 ncı maddesine göre;

"(1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur.

(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanır. Şu kadar ki miktarı 9.000,00 TL'ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, 1.350,00 TL. maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.

b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücrettir.

c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 1.350,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.

ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret,  (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir."

Maktu ücret miktarı yıllara göre değişmekte ise de aynı hüküm 02.01.2020 tarihli ve 30996 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2020 yılı ve 02.01.2019 tarihli ve 30643 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2019 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde de yer almaktadır.

B. UYUŞMAZLIĞIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Başvuru konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasında Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin nitelendirilmesi noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Tarife'nin ilgili maddesinde "c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, 1.350,00 TL. maktu ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez. ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret,  (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlık ise bu hükmün içeriğine yönelik olmayıp, arabuluculuğun anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde aynı avukat tarafından dava yoluna gidilmesi durumunda avukatın (c) bendine göre hak kazanacağı ücretin yargılama gideri olarak karşı taraftan tahsili gerekip gerekmediği ile ilgilidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesinin kararında "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 16/2-c maddesinde arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde avukatın maktu ücrete hak kazanacağı, somut olayda tarafların anlaşmaya varamadıklarına dair arabuluculuk son tutanağının imzalandığı, ancak mahkemece bu miktara hükmedilmediği, anılan hüküm doğrultusunda 750,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiği" sonucuna varılmıştır. Başvuru konusu diğer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin kararlarında ise, Tarife'nin ilgili hükmünde belirlenen ücretin müvekkili ile avukat arasında kararlaştırılan akdi vekalet ücretine ilişkin olduğu, bu miktarın yargılama gideri olarak diğer taraftan tahsiline karar verilemeyeceği gerekçesiyle bu yöndeki istinaf başvurularının kesin olarak reddine karar verilmiştir.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret" başlığını taşıyan 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında açıkça 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesindeki anlaşmalardan doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında, bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarların, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi ilgili hükümde yer alan düzenleme avukat ile vekil edeni arasındaki avukatlık ücretinin asgari sınırının belirlenmesine ilişkindir. Bu itibarla hükümde öngörülen ücretin karşı taraftan tahsil edilmesi gereken vekalet ücreti olarak anlaşılması mümkün değildir. Aksine, maddenin (c) bendinde önce arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde vekilin hak kazanacağı vekalet ücretinin maktu miktarı belirlenmiş, (ç) bendinde ise tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücretin (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek belirleneceği ifade edilmiştir. Kanun hükmüne göre gerek ( c) bendindeki maktu ücretin, gerekse ( ç) bendindeki mahsup sonucu oluşan ücretin "vekil edenin avukatına ödeyeceği ücret" olduğu anlaşılmaktadır. Bu miktarın Mahkemece yapılan yargılama sonucunda karşı taraftan tahsili gerektiğine yönelik hüküm kurulması mümkün değildir.

Bu açıklamalara göre uyuşmazlığın 'Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ( c) bendindeki yasal düzenlemenin avukat ile müvekkili arasındaki vekalet ilişkisine dayanan akdi vekalet ücretinin miktarına yönelik olduğu, arabuluculuk sonrasında açılan davadaki yargılama gideri kapsamında karşı tarafın sorumlu olacağı vekalet ücreti olarak değerlendirilemeyeceği, bu itibarla davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 16. Maddesine göre ayrıca bir vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu yönündeki' Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi ve Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin kararları doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

V. SONUÇ
1. Başvuru konusu uyuşmazlığın Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin  2021/1860 Esas 2021/1989 Karar sayılı, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 2020/1289 Esas 2021/351 Karar sayılı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 2020/1396 Esas 2021/87 Karar sayılı kararları doğrultusunda giderilmesine,

2.Bölge Adliye Mahkemelerinin, 4857 sayılı İş Kanunu ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'ndan kaynaklanan uyuşmazlıkları incelemekle görevli ilgili hukuk dairelerine bildirilmesi için karardan bir suretin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
19.04.2022  günü oybirliği ile kesin olarak karar verildi.
#7
Tazminat Hukuku / Ynt: Munzam Zarar Nedir, Tazmi...
Son İleti Gönderen av.cagatayozen - 15 Haziran 2026, 10:46:53
Merhaba, ilgili karar Yargıtay'ın kendi sitesinde görünmüyor. Acaba kararı makaleye ekleyebilir misiniz?
#8
İcra Takip İşlemleri / Kısıtlı Hakkında Başlatılan İc...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 14 Haziran 2026, 21:26:42
Kısıtlılara (Vesayet Altındakilere) Karşı İcra Takibi: Yargıtay Kararları Işığında Takip Ehliyeti ve Usuli Düzeltmeler



İcra hukukunda, hukuki işlemlerin geçerliliği sıkı şekil şartlarına tabidir. Özellikle taraf ehliyeti ve takip ehliyeti, bir icra takibinin temel taşlarını oluşturur. Dava ve takip ehliyeti, kişinin bizzat veya temsilcisi aracılığıyla usul ve takip işlemlerini yapabilme yetkisidir. Kural olarak medeni hakları kullanma ehliyetine sahip her gerçek veya tüzel kişi bu ehliyete sahipken, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların (istisnai haller dışında) dava ve takip ehliyeti bulunmamaktadır. Bu kişilerin kanuni temsilcileri (vasileri) aracılığıyla temsil edilmeleri kanuni bir zorunluluktur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ve güncel kararları incelendiğinde, kısıtlılara karşı doğrudan başlatılan takiplerde sıklıkla yapılan usul hataları ve bu hataların sonuçları net bir şekilde ortaya konmaktadır.

1. Kısıtlıya Karşı Doğrudan Takip Başlatılamaz
Vesayet altına alınma kararı verildikten sonra kısıtlıyı vasisi temsil edeceğinden, kısıtlı adına itiraz ve şikayet haklarını kullanma yetkisi yalnızca vasiye aittir. Bu nedenle, vasi hasım gösterilmeksizin doğrudan kısıtlı borçlu hakkında icra takibi yapılamaz. Takip ehliyeti olmayan kişilere karşı başlatılan veya devam edilen icra takipleri ve işlemleri geçersizdir.

2. Takip Ehliyeti Kamu Düzenindendir ve Re'sen Gözetilir
Yargıtay kararlarında altı önemle çizilen bir diğer husus, takip ehliyetinin kamu düzenine ilişkin olmasıdır.
  • Bu eksiklik, icra müdürü ve icra mahkemesi tarafından işlemlerin her aşamasında kendiliğinden (re'sen) gözetilmelidir.
  • Kamu düzeninden kaynaklandığı için de süreye tabi olmaksızın (süresiz) şikayet yolu ile ileri sürülebilmektedir.

3. Ödeme Emrinin Sonradan Vasiye Tebliği Takibi Geçerli Kılmaz
Uygulamada alacaklıların sıklıkla başvurduğu hatalı bir yöntem, doğrudan kısıtlı adına düzenlenen ödeme emrinin, kısıtlılık durumu anlaşıldıktan sonra "vasisine tebliğ edilerek" sorunun çözülmeye çalışılmasıdır. Oysa Yargıtay kararlarına göre, doğrudan kısıtlı borçlu hakkında başlatılan hatalı takipte, ilk ödeme emrinin sadece vasiye tebliğ edilmesi işlemin geçersizliğini ortadan kaldırmaz ve sonuca etkili değildir.

4. HMK m. 124 Kapsamında Taraf Değişikliği ve Doğru Usul
Alacaklının borçlunun kısıtlı olduğunu bilmeden doğrudan ona karşı takip başlatması, maddi bir hata veya kabul edilebilir bir yanılgı olarak dürüstlük kuralına aykırı görülmeyebilir. Bu durumda HMK m. 124/3-4 uyarınca taraf değişikliği yapılarak yanlışlığın düzeltilmesi mümkündür. Ancak Yargıtay usulün şu şekilde işletilmesini emretmektedir:
  • Kısıtlı borçlunun vasisinin ek takip talebi ile takipte gösterilmesi zorunludur.
  • Sadece eski ödeme emri değil, bu ek takip talebine uygun olarak kısıtlı borçlu ile birlikte vasisine de yer verilerek yeniden düzenlenecek ödeme emrinin tebliğ edilmesi gereklidir.

Sonuç Olarak;
Vesayet altındaki kişilere karşı yürütülecek icra takiplerinde, vasi mutlaka hasım gösterilmeli ve tebligatlar usulüne uygun şekilde vasi adına çıkartılmalıdır. Usulüne uygun başlatılmayan ve doğrudan kısıtlıyı hedef alan takiplerde, icra mahkemesince şikayetin kabulü ile ödeme emirlerinin ve bağlantılı işlemlerin (muhtıraların vb.) iptaline karar verilebilmektedir.

Kaynak:
1. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2021/12365, K. 2022/4734
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/3448, K. 2024/8968




T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

2021/12365 Esas
2022/4734 Karar


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vasisi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçlu adına vasinin icra mahkemesine başvurusunda; vasi gösterilmeksizin düzenlenen ödeme emrinin tebliğ işleminin geçersiz olduğunu ileri sürerek ödeme emrinin ve takibin iptaline karar verilmesini istediği, İlk Derece Mahkemesince; doğrudan kısıtlı hakkında takip yapılamayacağı, kısıtlının adı gösterilmek suretiyle vasiye yönlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile ödeme emrinin iptaline karar verildiği, alacaklının istinaf yoluna başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; vasinin takipten haberdar edildiği ve takibe itiraz ettiği, ödeme emri veya takibin iptaline karar verilmesinin usul ekonomisine aykırı olduğu gerekçesi ile mahkeme kararının kaldırıldığı ve şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dava ve takip ehliyeti, kişinin kendisi veya temsilcisi aracılığıyla bir davada veya takipte usul veya takip işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan bütün gerçek veya tüzel kişiler, dava ehliyetine de sahiptir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, bazı istisnai hallerde dava ve takip ehliyetine sahiptirler. Bu durumlar dışında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, dava ve takip ehliyeti yoktur. İstisnai haller dışındaki dava ve takiplerde, kanuni temsilcileri tarafından temsil olunurlar.

HMK'nun 124/3. maddesi uyarınca maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin kabulü için, karşı tarafın rızası aranmaz. Aynı maddenin 4. fıkrasında da; "Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir" düzenlemesi yer almaktadır. Anılan hükmün icra takiplerinde de uygulanması gerekir.

Somut olayda, Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 20.01.2021 tarih ve 2020/735 E. 2021/103 K. sayılı kararı ile borçlunun TMK.nun 406. maddesi gereğince kısıtlanmasına karar verilerek annesi ...'ın vesayeti altına alındığı, vesayet kararından sonra 25.03.2021 tarihinde kısıtlı doğrudan taraf gösterilerek icra takibine başlandığı, alacaklı tarafından kısıtlı borçlunun vasisi yerine kıstlı hakkında takip yapılması, maddi hataya ve kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olup, dürüstlük kuralına da aykırı olmadığından alacaklının HMK.nun 124/3-4. maddesi uyarınca taraf değişikliği yapmak suretiyle bu yanlışlığı düzeltmesi mümkün olsa da alacaklı tarafından borçlunun kısıtlandığının takip sırasında öğrenilmesi üzerine vasiye gönderilen ödeme emrinin vasi gösterilmeksizin düzenlenen ilk ödeme emri olduğu görülmektedir.

O halde, HMK.'nun 124. maddesine uygun olarak kısıtlı borçlunun vasisinin ek takip talebi ile takipte gösterilmesi ve buna uygun olarak düzenlenen ödeme emrinin vasiye tebliği zorunlu olduğundan, ilk derece mahkemesince ödeme emrinin iptaline karar verilmiş olması doğru olup, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Borçlu vasisinin temyiz itirazlarının kabulü ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 03/11/2021 tarih ve 2021/2884 E. - 2021/2450 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.04.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

2024/3448 ESAS
2024/8968 KARAR



Dava ve takip ehliyeti, kişinin bizzat veya temsilcisi aracılığıyla bir davada veya takipte usul veya takip işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan bütün gerçek veya tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar bazı istisnai (kişiye sıkı surette bağlı haklarını kullanmada; TMK'nin 453, 462/7, 359, 455. maddelerindeki) hallerde dava ve takip ehliyetine sahiptirler. Bu durumlar dışında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların dava ve takip ehliyetleri yoktur. Bu nedenle takip ehliyeti olmayanlar tarafından başlatılmış veya takip ehliyeti olmayanlara karşı başlamış veya devam edilmiş icra takipleri ve takip işlemleri geçersizdir. Anılan kişilerin, istisnai haller dışındaki dava ve takiplerde kanuni temsilcileri tarafından temsil olunmaları zorunludur.

Takip ehliyeti yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre kamu düzenine ilişkin olduğundan her zaman (süresiz) şikayet yolu ile ileri sürülebilir. İcra müdürü ve icra mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden (re'sen) gözetmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, borçlu ... ...'ın takip tarihi olan 8.11.2021 tarihinde önce Kemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesinin 11.06.2021 tarih ve 2020/86 Esas 2021/817 Karar sayılı ilamı ile vesayet altına alındığı ve kendisine ...'ın vasi olarak atandığı, takibin ise yasal temsilcisi olarak vasisi hasım gösterilmeksizin doğrudan kısıtlı borçlu hakkında başlatıldığı, bu şekilde hazırlanan ödeme emrinin kısıtlıya ve vasiye ayrı ayrı tebliğ edildiği, kısıtlı borçlu ... ...'ın 29.08.2022 tarihinde öldüğü, alacaklının 19.09.2022 tarihli talebi üzerine mirasçılara örnek 4-5 nolu icra emri tebliğ edildiği, alacaklının 2.11.2022 tarihli talebi ile mirasçılara sehven örnek 4-5 nolu icra emri gönderildiğini ileri sürerek bu defa örnek 7 nolu ödeme emri gönderilmesini istediği, 3.11.2022 tarihli örnek 7 nolu ödeme emri tebliği üzerine mirasçı borçlular tarafından takibe itiraz edildiği, 10.11.2022 tarihli müdürlük kararı ile takibin durdurulduğu, alacaklı vekilinin bu kez de 24.02.2023 ve 27.02.2023 tarihli talepleri ile mirasçılara sehven örnek 7 nolu ödeme emri gönderildiğini ileri sürerek muhtıra gönderilmesini istediği ve mirasçılara borcun ödenmesi ihtarını içerir 27.02.2023 tarihli muhtıranın gönderildiği görülmüştür.

Vesayet altına alınma kararından sonra başlatılan takipte, kısıtlıyı vasisi temsil edeceğinden ve kısıtlı adına itiraz ve şikayet haklarını vasi kullanacağından, doğrudan kısıtlı borçlu hakkında takip yapılamaz. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de re'sen gözetilmesi gerekir. Doğrudan kısıtlı borçlu hakkında başlatılan takipte ödeme emrinin vasiye tebliğ edilmesi de sonuca etkili değildir.

O halde, kısıtlı borçluyu temsilen vasisi hasım gösterilmek suretiyle usulüne uygun olarak başlatılmış ve kesinleşmiş bir takip bulunmadığından şikayetin kabulü ile şikayetçi borçlulara gönderilen muhtıranın iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ :Şikayetçi borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 18.03.2024 tarih ve 2023/1849 Esas 2024/753 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

İzmir 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 20.03.2023 tarih ve 2023/168 Esas 2023/231 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#9
Makale Kütüphanesi / Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden Ya...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 12 Haziran 2026, 10:56:18
Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden Yapılan İtirazın Hukuki Akıbeti: Örnek 7 ve Örnek 13 Takiplerindeki Yargıtay Uygulaması



İcra hukuku uygulamalarında sıkça karşılaşılan usuli durumlardan biri, borçlunun hakkındaki icra takibinden (örneğin UYAP üzerinden veya e-Devlet vasıtasıyla) haricen haberdar olup, henüz kendisine ödeme emri tebliğ edilmeden icra dairesine başvurarak borca itiraz etmesidir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin güncel kararları ışığında, bu erken itirazın hukuki sonucu, başlatılan takibin türüne göre taban tabana zıt sonuçlar doğurmaktadır.

Bu makalede, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/5794, 2025/5117 ve 2025/5634 sayılı kararları çerçevesinde Örnek 7 ile Örnek 13 takipleri arasındaki temel farkı inceleyeceğiz.

1. Genel Haciz Yoluyla İlamsız Takiplerde (Örnek 7) Durum
Yargıtay 12. HD'nin 2024/645 E., 2024/5794 K. sayılı kararına göre; genel haciz yoluyla (Örnek 7) takiplerde borçluya ödeme emri henüz tebliğ edilmemiş olması, borçlunun itirazda bulunmasına usuli bir engel teşkil etmez.

  • Borçlu takibi haricen öğrenip itiraz dilekçesi sunarsa ve alacaklının da takibi sürdürme iradesi devam ediyorsa, bu itiraz hukuken geçerlidir.
  • İtirazın hüküm doğurması ve takibi durdurması için tebligat parçasının dönmesi beklenmek zorunda değildir.

Alıntı yapılan: Yargıtay 12. HD. 2024/5794 K."...alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda bulunmasına engel teşkil etmez... borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazı geçerlidir."

2. Tahliye Talepli Kira Alacağı Takiplerinde (Örnek 13) Durum
Adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin başlatılan tahliye talepli ilamsız takiplerde (Örnek 13) ise yasal mevzuat çok daha katı bir usul öngörmektedir. Yargıtay 12. HD'nin 2025/5117 ve 2025/5634 sayılı kararlarında bu husus kesin bir çizgiyle ayrılmıştır. İİK m. 269 gereği, ihtarlı ödeme emrinin borçluya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi zorunludur.

  • Örnek 13 takiplerinde tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri işlemeye başlamaz.
  • Borçlunun yasal itiraz hakkı henüz doğmadığından, haricen öğrenmeye dayalı yapılan erken itirazın hiçbir hukuki sonucu yoktur (geçersizdir).
  • Ortada hukuken geçerli bir itiraz olmadığı için; alacaklı icra mahkemesine başvurup "itirazın kaldırılması ve tahliye" talep ettiğinde, bu talebin esasına girilemez ve mahkemece reddedilmesi gerekir. Aynı sebeple, bu durum alacaklı aleyhine icra inkar/kötüniyet tazminatına hükmedilmesini de engeller.

Alıntı yapılan: Yargıtay 12. HD. 2025/5117 K."...Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin örnek 13 takiplerde, borçluya usulüne uygun olarak tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri de işlemeye başlamayacak olup, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından, haricen öğrenmeye dayalı itiraz da yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz."

3. Karşılaştırmalı Özet



▶ TAKİP TÜRÜ: Örnek 7 (Genel Haciz)
  • Tebligat Öncesi İtirazın Geçerliliği: Geçerlidir.
  • Hukuki Sonuç: Takip durur. Alacaklı doğrudan itirazın iptali veya kaldırılması yoluna gidebilir.



▶ TAKİP TÜRÜ: Örnek 13 (Kira ve Tahliye)
  • Tebligat Öncesi İtirazın Geçerliliği: Geçersizdir (Hukuki sonuç doğurmaz).
  • Hukuki Sonuç: Süreler işlemez. Mahkemeden itirazın kaldırılması ve tahliye istenemez (istenirse usulden reddedilir, tazminat çıkmaz). Usulüne uygun tebligat yapılması beklenmelidir.



Sonuç
İcra hukuku pratiğinde, borçlunun hakkındaki takibi öğrenir öğrenmez dosyaya itiraz dilekçesi sunması genel bir refleks olsa da, hukuki sonuçların takibin türüne göre şekillendiği unutulmamalıdır. Örnek 7 takiplerinde bu erken itiraz amaca hizmet edip takibi durdururken, tahliye talepli Örnek 13 takiplerinde aceleyle yapılan itiraz geçersiz sayılacak ve ilerleyen aşamalarda hem borçlu hem de alacaklı açısından davaların usulden reddi gibi sürpriz zaman ve emek kayıplarına yol açabilecektir.


KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                   

ESAS NO    : 2024/645
KARAR NO: 2024/5794   



İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ    : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
TARİHİ            : 01.11.2023
NUMARASI    : 2022/2121-2023/2034


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçlunun icra dairesine verdiği dilekçe ile borca itirazda bulunduğu, İcra Müdürlüğünce 07.11.2019 tarihli kararı ile; tebligat parçası icra dosyasına henüz dönmemiş olduğundan borçlunun itirazı süresinde ise borçlu hakkındaki icra takibinin durdurulmasına, süresinde değilse devamına karar verildiği, alacaklının müdürlükten icra dosyasının kesinleştirilmesini talep ettiği, Müdürlüğün 17.05.2022 tarihli kararı ile borca itiraz nedeniyle icra takibi durduğundan talebin reddine karar verildiği, alacaklının İcra Mahkemesine başvurusunda, borçluya ödeme emri tebliğ edilmemiş olduğundan itirazın hüküm doğurmayacağını iddia edilerek 17.05.2022 tarihli müdürlük kararının iptalini talep ettiği, mahkemece borçluya ödeme emri tebliğ edilmediği için itiraz süresi başlamadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ödeme emri tebliğ edilmese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu, yasal itiraz süresi başlamadığından bahisle şikayetin reddinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulüne ve 17.05.2022 tarihli müdürlük işleminin iptaline karar verildiği, kararın borçlu vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür.

İİK'nın 62/1. maddesinde; "İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur" hükmü yer almakla birlikte alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda bulunmasına engel teşkil etmez.

Somut olayda; alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçluya henüz ödeme emri tebliğ edilmeden borçlu tarafından 06.11.2019 tarihinde İcra Müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesi ile borca, faize ve tüm ferilerine itiraz edildiği, alacaklının 16.05.2022 tarihinde İcra Müdürlüğüne başvurarak takibin kesinleştirilmesini talep ettiği, İcra Müdürlüğünün şikayete konu kararı ile ödeme emri tebliğ edilmese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği, alacaklının ihtilafı sürdürme iradesi göstererek icra hukuk mahkemesinden icra müdürünün 17.05.2022 tarihli işleminin iptali talebinde bulunduğu görülmüştür.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında; "borçluya ödeme emrinin tebliğ edilememesi halinde, borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu" şeklinde Dairemiz içtihatlarına uygun değerlendirme yapıldığı halde bu gerekçeye uygun olarak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken gerekçenin aksine alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesinin 01.11.2023 tarih ve 2022/2121 E. 2023/2034 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 04.06.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


***********


T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                   
ESAS NO    : 2025/3684
KARAR NO: 2025/5117



İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ    : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi
TARİHİ            : 06/02/2025
NUMARASI    : 2024/2113-2025/573


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 

Adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin örnek 13 ilamsız icra takibinde, borçlunun icra müdürlüğüne sunduğu dilekçe ile borca itiraz ettiği, alacaklının itirazın kaldırılması ve tahliye talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince, ödeme emri tebliğ edilmeden takibe itiraz edilmiş ise de, alacaklının takibi sürdürme iradesi olduğundan bahisle istemin esasının incelendiği belirtildikten sonra başvurunun reddi ile birlikte alacaklı aleyhine 169.826,00 TL üzerinden % 20 oranında tazminata hükmedildiği, alacaklının istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemece hükmedilen tazminat tutarının hatalı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle, istemin reddine ve alacaklı aleyhine 75.227,00 TL üzerinden % 20 oranında tazminata hükmedilmesine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmüştür.

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK'nın 269. maddesi gereğince, ödeme emrinin tebliği üzerine, borçlu yedi gün içinde itiraz sebeplerini, İİK'nın 62. maddesi hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur.   

Somut uyuşmazlıkta; mevcut takip dosyası kapsamında borçluya ödeme emrinin  tebliğ edilmediği anlaşıldığından, Dairemizin 30.6.2025 tarihli eksiklik talep yazısı ile, borçlu H. ... Ltd. Şti.'ne gönderilen ödeme emri tebligat mazbatasının tebliğ şerhiyle birlikte UYAP sistemine taranması istenmiş olup, icra müdürlüğünce verilen cevabi yazıda, takip dosyasında borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmediğinin, 11.02.2022 tarihli borca itiraz dilekçesi ile takibin durdurulmuş olduğunun bildirildiği görülmüştür. Buna göre; örnek 13 numaralı ödeme emri borçlu şirkete tebliğ edilemeden, borçlunun takibi kendiliğinden öğrenmesi üzerine 11.02.2022 tarihinde takibe vekili aracılığıyla itiraz ettiği ve icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği tespit edilmiştir.

İcra takip dosyasında borçlu şirkete ödeme emri tebliğ işlemi yapılmadığından, İİK'nın 269. maddesinde yer alan süreler işlemez. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, ödeme emri tebliğ edilmeden yapılan borca itirazın, alacaklının takibi sürdürme iradesi bulunduğundan geçerli olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu gerekçe benimsenmiş ise de; Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, adi kira ve haslat kiralarına ilişkin örnek 13 takiplerde, borçluya usulüne uygun olarak tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri de işlemeye başlamayacak olup, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından, haricen öğrenmeye dayalı itiraz da yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz.

O halde Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe ile alacaklının itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddine karar verilmesi, bu cümleden olmak üzere ret gerekçesine göre de tazminata hükmedilmemesi gerekirken, yazılı şekilde başvurunun reddi ile birlikte alacaklı aleyhine tazminata hükmedilmesine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
   
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin  kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle , İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesinin 06.02.2025 tarih ve 2024/2113 E. - 2025/573 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02.07.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi.


************


T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                   

ESAS NO    : 2025/4249
KARAR NO: 2025/5634   


İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ    : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
TARİHİ            : 28.04.2025
NUMARASI    : 2024/1205-2025/362


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 sayılı Kanun'la değişik İİK'nın 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliği ile reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi:

Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin örnek 13 takiplerde, borçluya usulüne uygun olarak tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri de işlemeye başlamayacak olup, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından, ödeme emrinin tebliğinden önce yapılan itirazın da yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmayacağının ve bu suretle alacaklının icra mahkemesine yaptığı itirazın kaldırılması ve tahliye talebinin bu gerekçeyle reddi gerektiğinin anlaşılmasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 615,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 25.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#10
Tebligat Hukuku / Ynt: Borçlunun haricen icra ta...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 12 Haziran 2026, 09:04:54
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                           

ESAS NO   : 2024/645
KARAR NO: 2024/5794   



İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ   : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
TARİHİ           : 01.11.2023
NUMARASI   : 2022/2121-2023/2034


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde, borçlunun icra dairesine verdiği dilekçe ile borca itirazda bulunduğu, İcra Müdürlüğünce 07.11.2019 tarihli kararı ile; tebligat parçası icra dosyasına henüz dönmemiş olduğundan borçlunun itirazı süresinde ise borçlu hakkındaki icra takibinin durdurulmasına, süresinde değilse devamına karar verildiği, alacaklının müdürlükten icra dosyasının kesinleştirilmesini talep ettiği, Müdürlüğün 17.05.2022 tarihli kararı ile borca itiraz nedeniyle icra takibi durduğundan talebin reddine karar verildiği, alacaklının İcra Mahkemesine başvurusunda, borçluya ödeme emri tebliğ edilmemiş olduğundan itirazın hüküm doğurmayacağını iddia edilerek 17.05.2022 tarihli müdürlük kararının iptalini talep ettiği, mahkemece borçluya ödeme emri tebliğ edilmediği için itiraz süresi başlamadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ödeme emri tebliğ edilmese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu, yasal itiraz süresi başlamadığından bahisle şikayetin reddinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulüne ve 17.05.2022 tarihli müdürlük işleminin iptaline karar verildiği, kararın borçlu vekili tarafından temyiz edildiği görülmüştür.

İİK'nın 62/1. maddesinde; "İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur" hükmü yer almakla birlikte alacaklının anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesi mevcut bulunduğu sürece borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmemesi şikayet ve itirazda bulunmasına engel teşkil etmez.

Somut olayda; alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçluya henüz ödeme emri tebliğ edilmeden borçlu tarafından 06.11.2019 tarihinde İcra Müdürlüğüne verilen itiraz dilekçesi ile borca, faize ve tüm ferilerine itiraz edildiği, alacaklının 16.05.2022 tarihinde İcra Müdürlüğüne başvurarak takibin kesinleştirilmesini talep ettiği, İcra Müdürlüğünün şikayete konu kararı ile ödeme emri tebliğ edilmese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği, alacaklının ihtilafı sürdürme iradesi göstererek icra hukuk mahkemesinden icra müdürünün 17.05.2022 tarihli işleminin iptali talebinde bulunduğu görülmüştür.

O halde; Bölge Adliye Mahkemesi kararında; "borçluya ödeme emrinin tebliğ edilememesi halinde, borçlunun takipten haricen haberdar olup yedi gün içinde itirazını icra dairesine bildirdiğinin ve alacaklının da anlaşmazlığı ve takibi sürdürme iradesinin mevcut olduğunun anlaşılması halinde ödeme emri tebliğ edilemese bile borçlunun itirazının geçerli olduğu" şeklinde Dairemiz içtihatlarına uygun değerlendirme yapıldığı halde bu gerekçeye uygun olarak şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken gerekçenin aksine alacaklının istinaf başvurusunun kabulü ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesinin 01.11.2023 tarih ve 2022/2121 E. 2023/2034 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2.maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 04.06.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


***********


T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                   
ESAS NO    : 2025/3684
KARAR NO: 2025/5117



İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ    : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi
TARİHİ            : 06/02/2025
NUMARASI    : 2024/2113-2025/573


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 

Adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin örnek 13 ilamsız icra takibinde, borçlunun icra müdürlüğüne sunduğu dilekçe ile borca itiraz ettiği, alacaklının itirazın kaldırılması ve tahliye talebi ile icra mahkemesine başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince, ödeme emri tebliğ edilmeden takibe itiraz edilmiş ise de, alacaklının takibi sürdürme iradesi olduğundan bahisle istemin esasının incelendiği belirtildikten sonra başvurunun reddi ile birlikte alacaklı aleyhine 169.826,00 TL üzerinden % 20 oranında tazminata hükmedildiği, alacaklının istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemece hükmedilen tazminat tutarının hatalı olduğu gerekçesiyle mahkeme kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle, istemin reddine ve alacaklı aleyhine 75.227,00 TL üzerinden % 20 oranında tazminata hükmedilmesine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edildiği görülmüştür.

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

İİK'nın 269. maddesi gereğince, ödeme emrinin tebliği üzerine, borçlu yedi gün içinde itiraz sebeplerini, İİK'nın 62. maddesi hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur.   

Somut uyuşmazlıkta; mevcut takip dosyası kapsamında borçluya ödeme emrinin  tebliğ edilmediği anlaşıldığından, Dairemizin 30.6.2025 tarihli eksiklik talep yazısı ile, borçlu H. ... Ltd. Şti.'ne gönderilen ödeme emri tebligat mazbatasının tebliğ şerhiyle birlikte UYAP sistemine taranması istenmiş olup, icra müdürlüğünce verilen cevabi yazıda, takip dosyasında borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmediğinin, 11.02.2022 tarihli borca itiraz dilekçesi ile takibin durdurulmuş olduğunun bildirildiği görülmüştür. Buna göre; örnek 13 numaralı ödeme emri borçlu şirkete tebliğ edilemeden, borçlunun takibi kendiliğinden öğrenmesi üzerine 11.02.2022 tarihinde takibe vekili aracılığıyla itiraz ettiği ve icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği tespit edilmiştir.

İcra takip dosyasında borçlu şirkete ödeme emri tebliğ işlemi yapılmadığından, İİK'nın 269. maddesinde yer alan süreler işlemez. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, ödeme emri tebliğ edilmeden yapılan borca itirazın, alacaklının takibi sürdürme iradesi bulunduğundan geçerli olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu gerekçe benimsenmiş ise de; Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, adi kira ve haslat kiralarına ilişkin örnek 13 takiplerde, borçluya usulüne uygun olarak tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri de işlemeye başlamayacak olup, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından, haricen öğrenmeye dayalı itiraz da yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz.

O halde Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe ile alacaklının itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddine karar verilmesi, bu cümleden olmak üzere ret gerekçesine göre de tazminata hükmedilmemesi gerekirken, yazılı şekilde başvurunun reddi ile birlikte alacaklı aleyhine tazminata hükmedilmesine karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
   
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin  kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle , İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesinin 06.02.2025 tarih ve 2024/2113 E. - 2025/573 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın Bölge adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02.07.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi.


************


T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
                                                                                                   

ESAS NO    : 2025/4249
KARAR NO: 2025/5634   


İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ    : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
TARİHİ            : 28.04.2025
NUMARASI    : 2024/1205-2025/362


Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 sayılı Kanun'la değişik İİK'nın 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin oybirliği ile reddine karar verildikten sonra işin esası incelendi:

Dairemizin yerleşik içtihatları gereğince, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin örnek 13 takiplerde, borçluya usulüne uygun olarak tahliye ihtarlı ödeme emri tebliğ edilmeden ödeme ve itiraz süreleri de işlemeye başlamayacak olup, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağından, ödeme emrinin tebliğinden önce yapılan itirazın da yasanın emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmayacağının ve bu suretle alacaklının icra mahkemesine yaptığı itirazın kaldırılması ve tahliye talebinin bu gerekçeyle reddi gerektiğinin anlaşılmasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 615,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 25.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.