Son İletiler
#21
İcra Takip İşlemleri / Yabancı Para Alacaklarında İti...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 01 Haziran 2026, 15:17:34Yabancı Para Alacaklarında İtiraz Edilmeyen Faiz Oranının Akdi Faize Dönüşmesi (Yargıtay 12. HD İçtihadı)
İcra takiplerinde yabancı para alacaklarına uygulanacak faiz oranları ve dosya hesabı aşamasında karşılaşılan uyuşmazlıklar, icra pratiğimizin en teknik konularından biridir. Aşağıda sunduğumuz Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı, ödeme emrine yasal süresi içinde itiraz edilmemesi halinde talep edilen faiz oranının nasıl "akdi faiz" niteliği kazanacağına ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi ile nasıl kıyaslanacağına dair son derece önemli bir emsal teşkil etmektedir.
Dosya hesaplamaları ve bilirkişi incelemeleri sırasında özellikle dikkat edilmesi gereken hukuki tespitleri ve kararın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.
📌 Kararın Önemli Çıkarımları ve Hesaplama Kriterleri
- İtiraz Süresi ve Şekli (İİK m. 168): Borçlu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte işleyecek faiz oranına yönelik itirazını ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 günlük yasal sürede icra mahkemesine bildirmek zorundadır.
- Akdi Faize Dönüşme Kuralı: Takip talebinde istenen oran (örneğin somut olaydaki yıllık %8), o tarihte uygulanan yasal veya ticari faiz oranlarından birine denk gelmiyorsa ve borçlu tarafından itiraz edilmeyerek kesinleşmişse, takipten sonrası için bu oran akdi faize dönüşmüş kabul edilir.
- 3095 Sayılı Kanun m. 4/a Uygulaması: Yabancı para borçlarında, Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır. Ancak kesinleşen ve "akdi faiz" haline gelen oran (%8), bankaların bildirdiği oranlardan (örneğin %4.95, %4.60 vb.) daha yüksekse, hesaplamada yüksek olan bu akdi faiz oranı esas alınmalıdır.
- Dosya Hesabında Bağımsız Alacak Kalemleri: İcra dosya hesabı yapılırken, takibe konu olmayan veya farklı bir ilamdan (örneğin tasarrufun iptali davasından) kaynaklanan yargılama gideri ve vekalet ücreti gibi kalemler, faiz veya bakiye borç hesaplamasına dahil edilemez. Bilirkişi raporları bu yönüyle titizlikle denetlenmelidir.
⚖️ Yargıtay Kararı Tam Metni
T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO: 2019/5457
KARAR NO: 2020/3394
KARAR TARİHİ: 01/06/2020
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
TARİHİ: 20/11/2018
NUMARASI: 2018/2283 - 2018/2559
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki taraflarca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi Kiraz Koyuncu Ceylan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından başlatılan çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, sair şikayetlerinin yanı sıra yabancı para alacağına, takip talebi ve ödeme emrinde gösterilen %8 faiz oranına göre değil 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre faiz hesaplanması gerektiğini ileri sürerek icra müdürlüğünce yapılan 19.12.2017 tarihli dosya hesabı ile bu hesaplama dikkate alınarak gönderilen 20.12.2017 tarihli muhtıranın iptali isteminde bulunduğu;
Mahkemece bilirkişi raporundaki %8 oranı üzerinden yapılan hesaplama tablosuna (2. seçenek) itibar edilerek fazla faiz hesabı bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince faiz hesaplanması gerektiği gerekçesi ile bilirkişi raporundaki buna uygun hesaplama tablosu doğrultusunda (1. seçenek) 09.12.2017 tarihi itibariyle borçlunun bakiye borç miktarının 88.875,07 TL olarak tespitine, aşan miktarın iptaline karar verildiği, kararın taraflarca temyiz edildiği görülmektedir.
Borçlu, icra takibinin şekline göre İİK'nun 168. maddesi uyarınca her türlü itirazını, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 5 günlük sürede icra mahkemesine bildirmeye mecburdur. Borçlunun takip talebinde istenen işleyecek faiz oranına itirazı da borca itiraz niteliğinde olduğundan bu maddede öngörülen zorunluluğa ve kurala tabi olup bu husustaki itirazını icra mahkemesine bildirmelidir.
Öte yandan, takip talebinde istenen faiz oranının cinsinin belirtilmesi ya da istenen faiz oranının o tarihte uygulanan yasal veya ticari faiz oranlarından birine denk gelmesi durumunda o cins faiz oranının istendiğinin kabulü gerekeceğinden ödeme emrine yasal sürede itiraz edilmemiş olsa bile faizin istenen faiz türüne göre ve değişen oranlarda hesaplanması gerekir. Ancak, takipte talep edilen ve itiraz edilmeyerek kesinleşen işleyecek faizin türünün gösterilmemesi ve oranının yasal ya da ticari faiz oranlarından birine denk gelmemesi halinde aynı sonuca varılamaz. Bu durumda, itiraz edilmeyerek kesinleşen oran üzerinden faizin hesaplanması gerekecektir.
Somut olayda borçlunun ödeme emri tebliğ tarihine göre yasal süre içerisinde işlemiş faiz miktarına ya da işleyecek faiz oranına bir itirazı olmadığı ve takip talebinde istenen yıllık %8 faiz oranının o tarihte uygulanan yasal veya ticari faiz oranlarından birine denk gelmediği anlaşılmakla takipten sonrası için yıllık %8 faiz oranının akdi faize dönüştüğünün kabulü gerekmektedir.
Bununla birlikte; 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi; sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır, hükmünü amirdir.
Bölge Adliye Mahkemesince hükme esas alınan 02.03.2018 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince kamu bankaları tarafından bildirilen faiz oranlarına (yıllık %4, %4,95, %4.10, %3.70, %2.65, %2.05, %2.25, %4.60) göre birer yıllık dönemler halinde faiz miktarının hesaplandığı görülmüş ise de; söz konusu faiz oranlarının itiraz edilmeksizin kesinleşen ve akdi faize dönüşen yıllık %8 oranından düşük olduğu görülmektedir.
Bu tespitler doğrultusunda, alacaklı tarafından takipte istenen işleyecek faiz oranının itirazsız kesinleşmesi nedeniyle akdi faize dönüştüğü ve bu oranın da 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince, Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranından yüksek olduğu anlaşıldığından bilirkişi raporunun 2 nolu seçeneğindeki hesaplama yöntemi buna uygun ise de; şikayet konusu edilen 19.12.2017 tarihli dosya hesabında, icra dosyasında bulunan tasarrufun iptali ilamındaki yargılama gideri ve vekalet ücretine yer verilmediği halde bu alacak kalemleri de dikkate alınarak dosya hesabı yapıldığından rapor bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli değildir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince; yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda bilirkişiden ek rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması cihetine gidilmiştir.
SONUÇ : Tarafların temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 371. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
#22
Hukuki Haberler / Ynt: Yediemin Ücreti Hesaplama...
Son İleti Gönderen hssargin - 31 Mayıs 2026, 18:32:41Alıntı yapılan: IŞIKDEMİR - 18 Ocak 2018, 11:14:35Haklısınız sevgili aly.
Affınıza sığınarak o maddeyi atlamışım.
Kusura bakmayın.
Hesaplama aracınızın 2018 yılı tarifesinin %80 olarak düzenlenmiş hâli bu mesajım ekindedir.
İyi çalışmalar.
kolay gelsin ekte programda da % 80 hiç hesaplanmamış yanılıyor muyum
#23
Soru & Cevap Bölümü / Ynt: Sözde Eve Zarar Verme
Son İleti Gönderen Brk6580 - 31 Mayıs 2026, 02:46:59Alıntı yapılan: Arb. Özgür Koca - 24 Mayıs 2026, 10:24:16Ev Sahibinin "Eve Zarar Verdiniz" Diyerek Yüksek Miktarlı Dava Açması Halinde Ne Yapılmalı?
Öncelikle bilinmelidir ki, ev sahibinin yüksek miktarda tazminat talep etmiş olması tek başına kiracının borçlu olduğu anlamına gelmez. Türk hukukunda iddia edilen zararın somut delillerle ispat edilmesi gerekir.
Kiracı, evi normal kullanım dışında gerçekten zarar vererek teslim etmişse sorumlu olabilir. Ancak zamanla oluşan boya eskimesi, kullanım kaynaklı yıpranmalar, küçük deformasyonlar genellikle "normal kullanım" kapsamında değerlendirilir.
Türk Borçlar Kanunu Ne Diyor?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 334. maddesine göre:Alıntı Yap"Kiracı, kiralananı ne durumda teslim aldıysa, kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak kiracı, sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir."
Bu nedenle ev sahibi;
- Gerçekten zarar oluştuğunu,
- Zararın kiracıdan kaynaklandığını,
- Talep edilen miktarın gerçek olduğunu
mahkemede ispatlamak zorundadır.
İspat Yükü Kimdedir?
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesine göre:Alıntı Yap"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."
Yani "eve zarar verildi" diyen ev sahibi bunu somut delillerle ispat etmelidir.
Kiracı Olarak Neler Yapabilirsiniz?
- Tahliye sırasında çekilmiş fotoğraf ve videoları saklayın.
- WhatsApp konuşmaları ve anahtar teslim mesajlarını muhafaza edin.
- Depozito ile ilgili yazışmaları silmeyin.
- Komşu veya apartman görevlisi gibi tanıkları belirleyin.
- Mahkemeden bilirkişi incelemesi talep edin.
Bilirkişi İncelemesi Neden Önemli?
Uygulamada bazı ev sahipleri eski tadilat masraflarını veya yılların yıpranmasını kiracıya yüklemeye çalışabilmektedir. Bu nedenle mahkemenin uzman bilirkişi incelemesi yaptırması oldukça önemlidir.
Avukat Tutacak Maddi Gücünüz Yoksa
Bulunduğunuz ilin barosunun "Adli Yardım Bürosu"na başvurarak ücretsiz avukat talep edebilirsiniz. Gelir durumunuzun yetersiz olması halinde tarafınıza ücretsiz avukat atanabilir.
Önemli Hatırlatma
Dava açılmış olması tek başına borcun kesinleştiği anlamına gelmez. Mahkeme kararı olmadan yalnızca yüksek miktar yazılmış olması sizi otomatik olarak borçlu yapmaz.
Sonuç
Ev sahibinin talep ettiği zarar miktarı;
- Somut delillerle,
- Fatura ve belgelerle,
- Bilirkişi raporuyla
ispat edilmek zorundadır. Normal kullanım sonucu oluşan eskimelerden kiracı sorumlu tutulamaz.
NOT: Buradaki yazılar sadece bilgilendirme amaçlı olup hukuki yardım niteliğinde değildir. Bu nedenle ileride hak kaybına uğramamak adına avukat yardımı almanız faydalı olabilir.
Teşekkür ederim
#24
Makale Kütüphanesi / Hacizde 10 Günlük İnfaz Süresi...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 29 Mayıs 2026, 09:08:46İhtiyati Hacizde 10 Günlük İnfaz Süresi: Anayasa Mahkemesi Kararı İncelemesi
İcra hukuku pratiğinde taraflar arasında sıkça tartışılan ve uygulamada kritik sonuçlar doğuran ihtiyati haciz kararlarının infaz süreci, Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) yakın tarihli bir kararıyla yeniden gündeme gelmiştir. Bu yazımızda, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 261 uyarınca ihtiyati haciz kararının infazı için öngörülen 10 günlük sürenin başlangıç anına ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla verdiği kararın değerlendirmesini detaylandıracağız.
1. Uyuşmazlığın Temeli: İtiraz Konusu Kural Nedir?
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 261. maddesinin birinci fıkrasında, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesine başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağı düzenlenmektedir.
İptal başvurusunda bulunan mahkeme, kuralda yer alan "...verildiği tarihten itibaren..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. İtirazın temel gerekçeleri şunlardır:
- Talepte bulunan alacaklıya haciz kararının bildirilmemesi nedeniyle söz konusu kararın öğrenilmesi her zaman mümkün olmayabilir.
- Kararın yazılması veya imza sürecinin uzaması gibi nedenlerle karar, on günlük sürenin sonunda erişilebilir hale gelebilmektedir.
- Karara ulaşma imkânı bulunmayan alacaklının infaz süresinin başlaması ve süresi içinde infaz talebinde bulunamaması, ihtiyati haczin kendiliğinden kalkmasına yol açar.
- Bu durum, alacaklı açısından telafisi imkansız zararların meydana gelmesine ve mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmesine sebep olmaktadır.
2. Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmesi ve Gerekçesi
Anayasa Mahkemesi, kuralı Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri kapsamında incelemiş ve iptal talebini reddetmiştir. Yüksek mahkemenin gerekçesinde şu temel argümanlar öne çıkmaktadır:
A. Mülkiyet Hakkı ve Pozitif Yükümlülükler
- Devletin, kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır.
- Devlet, cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının mülkiyet hakkını korumak gerekse borçlunun haklarına yapılan müdahalelerin keyfi olmasını engellemek zorundadır.
- Düzenlemelerin, menfaatler dengesini taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olacak şekilde bozmaması gerekir.
B. İhtiyati Haczin Niteliği ve Sürecin İşleyişi
- İhtiyati haciz; vadesi gelmiş borçların vadesinde ödenmesini sağlamak, vadesi gelmemiş borçların ise vadesi geldiğinde ödenmesini teminat altına almak için geçici koruma sağlayan ve ivedi karar alınmasını gerektiren hukuksal bir yoldur.
- İtiraz konusu kuralla, sürecin hızlı bir şekilde işletilmesi amacıyla alacaklıya kısa sürede alacağını takip etmesi yükümlülüğü getirilmiştir.
- Kararın infaz edilmesinin belli bir süreye bağlanması, bu sürecin belirli ve öngörülebilir olmasına katkıda bulunmaktadır. Öngörülen on günlük süre, belirliliğin sağlanması bakımından makul ve yeterlidir.
C. Alacaklının Takip Yükümlülüğü
- İhtiyati haciz kararının alacaklıya tebliğ edilmesi gerekmemekte olup, kararın verilmesiyle on günlük infaz edilme süresi başlamaktadır.
- Mahkemelerin taleple ilgili olarak aynı veya farklı bir gün dosya üzerinden karar vermesi mümkündür. Mahkemenin talebi kabul ettiği an alacaklının karardan haberdar olmaması söz konusu olabilse de, alacaklının başvurusunu takip etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
- Söz konusu karar niteliği gereği çok uzun olmayan bir zaman diliminde verilebilmektedir. Alacaklının bu kurumun niteliği gereği başvurusunun sonucunu öğrenmek için çaba sarf etmesi olağandır ve bu beklenti alacaklı açısından ağır bir külfete neden olmaz.
- Kaldı ki, infaz edilmeme nedeniyle haciz kendiliğinden hükümsüz kalsa dahi şartların oluşması hâlinde alacaklının yeniden ihtiyati haciz talebinde bulunmasına engel bir durum yoktur.
3. Karşı Oy (Muhalefet Şerhi) Gerekçeleri
Karara katılmayan Üye Kenan YAŞAR, kuralın Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu belirterek muhalefet şerhi düşmüştür. Karşı oy gerekçesinde öne çıkan noktalar şunlardır:
- Mahkemeye Erişim Hakkı: Kararın alacaklıya bildirilmediği durumda, bireyin karardan haberdar olmadan hak düşürücü bir sürenin işlemeye başlaması, mahkemeye erişim hakkının kullanılamaz hale gelmesine neden olmaktadır.
- HMK m.20 Emsali: AYM, daha önce HMK m. 20'de yer alan benzer bir ibareyi iptal etmiş ve tarafların henüz varlığından haberdar olmadığı bir kararın verildiği tarihten itibaren süre işletilmesinin hak arama özgürlüğünü sınırlandırdığını belirtmiştir.
- Hukuki Belirlilik: İhtiyati haciz kararı tebliğ edilmediği ve çoğu zaman tarafların yokluğunda verildiği için alacaklının sürenin ne zaman başladığını bilmesi mümkün değildir. Bu durum, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal etmektedir.
- Ölçülülük İlkesi: Sürenin kararı öğrenme veya tebliğ tarihinden başlatılması hâlinde ihtiyati haczin etkinliği zedelenmeyecekken, daha ağır bir aracın tercih edilmesi ölçülülük ilkesine aykırıdır.
4. İhtiyati Haciz İnfaz Süreci Üzerine Soru-Cevap (Q&A)
Soru 1: Mahkemeden alınan ihtiyati haciz kararı ne kadar sürede icraya konulmalıdır?
Cevap: Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesine başvurarak kararın infazını talep etmek zorundadır.
Soru 2: On günlük infaz süresi kararın bana tebliğ edildiği gün mü başlar?
Cevap: Hayır. Kanuna ve Anayasa Mahkemesi'nin değerlendirmesine göre ihtiyati haciz kararının alacaklıya tebliğ edilmesi gerekmemektedir. On günlük yasal süre, mahkemenin ihtiyati haciz kararını "verdiği" tarihten itibaren derhal işlemeye başlar.
Soru 3: Kararın verildiğinden haberim olmazsa ve on günlük süreyi kaçırırsam ihtiyati haciz hakkımı tamamen kaybeder miyim?
Cevap: Alacaklının kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde ihtiyati haciz, borçlu tarafından herhangi bir işlem yapılmaksızın hukuken kendiliğinden son bulur. Ancak, söz konusu haciz kendiliğinden hükümsüz kalsa dahi, yasal şartların devam etmesi hâlinde mahkemeden yeniden ihtiyati haciz talebinde bulunmanıza engel yasal bir durum bulunmamaktadır.
Soru 4: Anayasa Mahkemesi bu uygulamayı neden hukuka uygun bulmuştur?
Cevap: AYM, ihtiyati haczin ivedi karar alınmasını gerektiren geçici bir hukuki yol olduğunu, alacaklının başvurusunu takip etme ve sonucunu öğrenme yükümlülüğünün bu kurumun doğasında bulunduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre bu süreç, borçlunun malları üzerindeki haczin haksız yere uzamasını engelleyerek menfaatler dengesini kurmaktadır.
Anahtar Kelimeler: İhtiyati haciz, ihtiyati haciz kararı, ihtiyati haczin infazı, 10 günlük süre, İİK 261, Anayasa Mahkemesi kararı, ihtiyati haciz süresi, alacaklının hakları, icra hukuku, mahkemeye erişim hakkı.
9 Mart 2026 PAZARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 33191
Resmî Gazete
Sayı : 33191
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
- Esas Sayısı: 2025/142
- Karar Sayısı: 2025/254
- Karar Tarihi: 11/12/2025
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun'un 101. maddesiyle değiştirilen 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...verildiği tarihten itibaren..." ibaresinin Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Alacak talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 261. maddesi şöyledir:
Alıntı Yapİhtiyati haciz kararının icrası:
Madde 261- (Değişik: 18/2/1965-538/101 md.)
Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.
İhtiyati haciz kararları, 79 dan 99 uncuya kadar olan maddelerdeki haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir.
(Ek son fıkra: 17/7/2003-4949/61 md.) İhtiyati haczin infazı ile ilgili şikayetler infazı yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yapılır.
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 10/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 2004 sayılı Kanun'un 257 ila 268. maddelerinde ihtiyati haciz kurumu düzenlenmiştir. İhtiyati hacizle alacaklının bir para alacağının zamanında ödenmesini güvence altına almak amacıyla mahkeme kararına dayanılarak borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulması sağlanmaktadır.
4. Anılan Kanun'un 257. maddesinin birinci fıkrasında rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının borçluda veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği belirtilmiştir.
5. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında ise borçlunun belirli bir yerleşim yerinin olmadığı veya taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlandığı veyahut kaçtığı ya da bu amaçla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunduğu hâllerde vadesi gelmemiş borçtan dolayı da ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir.
6. Kanun'un 259. maddesinde ihtiyati haciz isteyen alacaklının hacizde haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacağı bütün zararlardan sorumlu olduğu ve bu nedenle teminat yatırma zorunluluğunun bulunduğu öngörülmüştür.
7. 258. maddede ihtiyati haciz talebinin reddine dair karar ile yüze karşı verilen aleyhe ihtiyati haciz kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabileceği; bölge adliye mahkemesinin bu başvuruları öncelikle inceleyeceği ve bu konuda verdiği kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
8. 262. maddenin ikinci fıkrasında ise icra dairesinin ihtiyati haciz tutanağının birer suretini üç gün içinde haciz sırasında hazır bulunmayan alacaklı ve borçluya ve gerektiğinde üçüncü şahsa tebliğ edeceği belirtilmiş; 265. maddenin birinci fıkrasında da borçlunun kendisi dinlenmeksizin verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı huzurunda yapılan hacizlerde haczin uygulandığı, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde mahkemeye itiraz edebileceği öngörülmüştür.
9. 261. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde alacaklının ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecbur olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan cümlede yer alan "...verildiği tarihten itibaren..." ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde de belirtilen sürede ihtiyati haciz kararının infazının istenmemesi hâlinde anılan kararın kendiliğinden kalkacağı hüküm altına alınmıştır.
10. Söz konusu maddenin üçüncü fıkrasında ise ihtiyati haczin infazıyla ilgili şikâyetlerin infazı yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yapılacağı belirtilmiştir.
11. 264. maddede ihtiyati haczi tamamlayan usul düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan önce ihtiyati haciz yaptırmış olan alacaklının haczin icrasından, haciz gıyabında yapılmışsa haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ya takip talebinde (haciz veya iflas) bulunmaya veya dava açmaya zorunlu olduğu öngörülmüştür.
12. Maddenin ikinci fıkrasında icra takibinde, borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde bu itirazın hemen alacaklıya tebliğ edileceği, alacaklının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemeye veya mahkemede dava açmaya zorunlu olduğu, icra mahkemesinin itirazın kaldırılması talebini reddetmesi hâlinde alacaklının bu kararın tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açması gerektiği belirtilmiştir.
13. Maddenin üçüncü fıkrasında ise ihtiyati haczin, alacak davası sırasında konulması veya ihtiyati hacizden sonra süresinde alacaklı tarafından mahkemede dava açılmış olması hâlinde esas hakkında verilecek hükmün mahkemece tebliğinden itibaren bir ay içinde alacaklının takip talebinde bulunmaya zorunlu olduğu hüküm altına alınmıştır.
14. Dördüncü fıkrada alacaklının söz konusu süreleri geçirmesi veya davasından yahut takip talebinden vazgeçmesi ya da takip talebinin kanuni sürelerin geçmesiyle düşmesi veya dava dosyasının işlemden kaldırılıp da bir ay içinde davanın yenilenmemesi ya da alacaklının dava sonunda haksız çıkması durumunda ihtiyati haczin hükümsüz kalacağı düzenlenmiştir.
B. İtirazın Gerekçesi
15. Başvuru kararında özetle; 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ve itiraz konusu kuralla benzer nitelikte olan "...bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten..." ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesine başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağının düzenlendiği, ancak talepte bulunan alacaklıya haciz kararının bildirilmemesi nedeniyle söz konusu kararın öğrenilmesinin mümkün olmayabileceği, zira çoğunlukla kararın yazılması veya imza sürecinin uzaması nedeniyle kararın on günlük sürenin sonunda erişilebilir hale geldiği, dolayısıyla karara ulaşma imkânı bulunmayan alacaklının bu süreçte kararın infazını isteme süresinin başlaması nedeniyle süresi içinde infaz talebinde bulunamadığı, bu durumda ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması nedeniyle alacaklı açısından telafisi imkansız zararların meydana geldiği, bu durumun mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
16. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri yönünden incelenmiştir.
17. Anayasa'nın 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." denilmektedir. Mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı veren temel bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).
18. Anayasa'nın 5. maddesinde insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri almak zorundadır.
19. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- yargı kararlarının uygulanması ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir icra sistemi kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların icrasına ilişkin süreç bakımından da durum böyledir (AYM, E.2019/11, Κ.2019/86, 14/11/2019, §§ 13, 14; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 71; Eyyüp Boynukara [1. B.], B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).
20. Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakkı çatışmaktadır. Devlet, cebrî icra sistemi kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, öte yandan icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfi veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz etme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, Κ.2019/86, 14/11/2019, § 16; Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti., § 72; Nihal Soydan [2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).
21. Bununla birlikte kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine ölçüsüzlüğe neden olması mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir külfet doğuracak şekilde sonuçlandırılmaması gerekir. Menfaat dengesinin adil bir şekilde kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde ise taraflara tanınan tüm imkânların gözönünde bulundurulması zorunludur (AYM, E.2019/11, Κ.2019/86, 14/11/2019, § 16).
22. 2004 sayılı Kanun'un 264. maddesinde belirtilen usulün tamamlanmasıyla mahkemece verilen ihtiyati haciz kararı kesin hacze dönüşmekte, aksi durumda ise söz konusu karar ortadan kalkmaktadır. Başka bir deyişle icra takibinden veya dava açılmadan önce verilen ihtiyati haciz kararı üzerine haczin uygulanmasından veya haciz tutanağının tebliğinden itibaren yedi gün içinde alacaklının icra takibini başlatmaması veya dava açmaması hâlinde söz konusu karar ortadan kalkacak, dava açılmasından sonra mahkemece esas hakkında karar verilip bu kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde takip talebinde bulunulması veya dava açılmaksızın doğrudan takip yapılması üzerine takibin kesinleşmesiyle birlikte ihtiyati haciz kesin hacze dönüşecektir.
23. İtiraz konusu kuralla ihtiyati haciz kararı verilmesinden sonra borçlu ile alacaklı arasındaki hukuki sürecin hızlı bir şekilde işletilmesi amacıyla alacaklıya kısa sürede alacağını takip etmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Alacaklının kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde ihtiyati haciz, borçlu tarafından herhangi bir işlem yapılmaksızın hukuken son bulacaktır.
24. Kural, alacaklı ile borçlu arasında geçici nitelikte olan ihtiyati haciz sürecinin hızlandırılması amacıyla alacaklıya bir an önce ihtiyati haciz kararını infaz ettirme yükümlülüğü öngörmektedir. Söz konusu kararın infaz edilmesinin belli bir süreye bağlanması mahkeme kararıyla başlatılan bu sürecin belirli ve öngörülebilir olmasına katkıda bulunduğu açıktır. İhtiyati haciz kararının infazı için öngörülen on günlük sürenin ise belirliliğin sağlanması bakımından makul ve yeterli olmadığı söylenemez.
25. Bununla birlikte alacaklı için öngörülen yükümlülüğün yerine getirebilmesi için alacaklının karardan haberdar olması gerektiği açıktır. İhtiyati haciz kararı, alacak davasının görüldüğü mahkemece ya da dava açılmadan veya icra takibi başlatılmadan önce duruşma yapılmaksızın da verilebilir. Anılan Kanun'un 258. maddesinin ikinci fıkrasına göre ihtiyati haciz talebi üzerine mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbesttir. Kurala göre ihtiyati haciz talep eden alacaklının kararın verilmesiyle birlikte infaz ettirme yükümlülüğü başlamaktadır.
26. Bu kapsamda ihtiyati haciz kararının alacaklıya tebliğ edilmesi gerekmemekte olup kararın verilmesiyle on günlük infaz edilme süresi başlamaktadır. Talep üzerine ihtiyati haciz kararının verilmesi bakımından mahkemeler yönünden Kanun'da kısıtlayıcı veya düzenleyici herhangi bir süre öngörülmemiştir. Mahkemenin taleple ilgili olarak aynı veya farklı bir gün dosya üzerinden karar vermesi mümkündür. Yargılaması devam eden alacak davasında ihtiyati haciz kararının duruşma sırasında veya dosya üzerinden herhangi bir zamanda verilmesi de söz konusu olabilir. Dolayısıyla mahkemelerin alacaklının ihtiyati haciz talebini kabul ettiği an alacaklının karardan haberdar olmaması mümkündür. Kurala göre bu durumda dahi on günlük infaz ettirme süresi başlamaktadır.
27. Diğer yandan alacaklının başvurusunu takip etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu itibarla ihtiyati haciz kararının herhangi zaman diliminde verilebileceği ve söz konusu kararın alacaklıya ayrıca bildirilmediği dikkate alındığında alacaklıya kuralla tanınan on günlük sürenin alacaklının kararı öğrenmesi ve infaz ettirmesi açısından yeterli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede ihtiyati haciz kurumunun niteliğinin de dikkate alınması gerekir. Zira ihtiyati haciz, vadesi gelmiş borçların vadesinde ödenmesini sağlamak, vadesi gelmemiş borçların ise vadesi geldiğinde ödenmesini teminat altına almak için geçici koruma sağlayan ve ivedi karar alınmasını gerektiren hukuksal bir yoldur. Dolayısıyla ihtiyati haciz kurumuyla ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda alacaklının, başvurusuyla ilgili süreci takip etmesi aynı zamanda bu kurumun niteliğinin bir gereğidir.
28. Dolayısıyla ihtiyati haczin oldukça sınırlı ve belli sürelere bağlanmış bir hukuksal başvuru yolu olması nedeniyle bu yol işletilirken alacaklıya süreci takip etmesi konusunda olağan şartların dışında yükümlülüklerin öngörülmesinin makul olmadığı söylenemez. Aksi durum, hızlı ve ivedi bir şekilde sonuçlandırılması gereken süreçten beklenen faydanın elde edilme imkânının ortadan kalkmasına neden olabilir.
29. İhtiyati haciz talep eden alacaklının, söz konusu talepte bulunurken kararın verilebileceği tarihi öngörmesi bazı durumlarda mümkün olmamakla birlikte takip yükümlülüğü kapsamında başvurusunun sonucunu öğrenmek için çaba sarf etmesi gerektiği açıktır. Ayrıca söz konusu karar, niteliği gereği talepten itibaren çok uzun olmayan bir zaman diliminde verilebilmektedir. Dolayısıyla ihtiyati hacizden beklenen faydayla doğrudan ilgili olan alacaklının kararın verildiği tarihten itibaren on günlük süre içinde kararı infaz ettirme yükümlülüğü altında olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği de gözetildiğinde bu süreye uyacak şekilde başvurusunun sonucunu öğrenmesinin beklenilmesi alacaklı açısından ağır bir külfete neden olmayacaktır. Öte yandan ihtiyati haciz kararının infaz edilmemesi nedeniyle söz konusu haciz kendiliğinden hükümsüz kalsa dahi şartların oluşması hâlinde yeniden ihtiyati haciz talebinde bulunulmasına engel bir durum da bulunmamaktadır.
30. Bu bağlamda ihtiyati hacizle ilgili olarak bir yandan alacaklı yönünden ihtiyati haciz sürecinin işlevsiz kalmamasını ve ivedi bir şekilde sonuçlanmasını sağlamak amacıyla gerekli yükümlülükler öngörülürken borçlu açısından da alacaklının süreci takip etmesi sağlanarak borçlunun malları üzerindeki ihtiyati haczin uzaması engellenmeye çalışılmıştır. Ayrıca borçlunun mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın keyfi veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebileceği itiraz, şikâyet ve istinaf gibi denetim yollarının oluşturulduğu görülmektedir.
31. Bu itibarla kural kapsamında mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının infaz edilmesi için öngörülen on günlük sürenin karar tarihinden itibaren başlamasının mülkiyet hakkı bağlamında tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengeyi ortadan kaldırdığı söylenemez. Dolayısıyla kuralda devletin, mülkiyet hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
32. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa'nın 36. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa'nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
IV. HÜKÜM
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun'un 101. maddesiyle değiştirilen 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...verildiği tarihten itibaren..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 11/12/2025 tarihinde karar verildi.
Başkan Kadir ÖZKAYA | Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN | Başkanvekili Basri BAĞCI |
Üye Engin YILDIRIM | Üye Rıdvan GÜLEÇ | Üye Recai AKYEL |
Üye Yıldız SEFERİNOĞLU | Üye Selahaddin MENTEŞ | Üye İrfan FİDAN |
Üye Kenan YAŞAR | Üye Muhterem İNCE | Üye Yılmaz AKÇİL |
Üye Ömer ÇINAR | Üye Metin KIRATLI |
Esas Sayısı: 2025/142
Karar Sayısı: 2025/254
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu, İcra ve İflas Kanunu'nun 261. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...verildiği tarihten itibaren..." ibaresinin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Aşağıda açıklanan sebeplerle çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
2. Kural uyarınca, alacaklı ihtiyati haciz kararının infazını, kararın "verildiği tarihten itibaren" on gün içinde talep etmek zorundadır. Bu düzenleme, sürenin başlangıcını kararın tebliği veya tefhimiyle değil, doğrudan kararın verildiği an ile ilişkilendirmektedir.
3. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı, bireyin hukuki konumunu etkileyen işlemlere karşı açık, pratik ve fiilen kullanılabilir bir başvuru imkânına sahip olmasını gerektirir. Kararın alacaklıya bildirilmediği durumda, bireyin karardan haberdar olmadan hak düşürücü bir sürenin işlemeye başlaması, bu hakkın yalnızca sınırlanması değil, kullanılamaz hale gelmesi sonucunu doğurmaktadır.
4. Anayasa Mahkemesi, daha önce vermiş olduğu bir kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 20. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten..." ibaresini, sürenin başlangıcını tarafların kararı öğrenmesine bağlayan genel kuraldan ayrılarak tebliğ veya tefhim olmaksızın, doğrudan kararın verildiği andan itibaren işlemeye başlamasını öngördüğü gerekçesiyle iptal etmiştir (AYM, E.2015/96, Κ.2016/9, 10.02.2016).
5. Mahkeme, görevsizlik ve yetkisizlik kararlarının uygulamada çoğunlukla tarafların yokluğunda ve dosya üzerinden verildiğini, bu nedenle tarafların kararın verildiği anı bilmesinin veya bu tarihte işlemeye başlayan süreyi takip etmesinin fiilen mümkün olmadığını tespit etmiştir. Bu durumun, tarafların kararı öğrenme imkânı bulunmaksızın hak düşürücü nitelikte bir sürenin işlemeye başlamasına yol açtığı; süre başlangıcının öngörülemez hâle gelmesi nedeniyle hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği ifade edilmiştir.
6. Mahkeme ayrıca, kararı bilmeyen tarafın iki haftalık süreyi kaçırması hâlinde davanın açılmamış sayılması gibi ağır sonuçların doğduğunu; bunun ise mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz biçimde sınırlandırdığını belirterek, söz konusu ibareyi Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.
7. Anayasa Mahkemesi, HMK m.20 kararında bu durumu açık biçimde ortaya koymuştur: "Tarafların henüz varlığından haberdar olmadığı bir kararın verildiği tarihten itibaren süre işletilmesi, hak arama özgürlüğünü amacını aşacak şekilde sınırlandırmaktadır." (§25). Aynı anayasal sakınca, ihtiyati haciz bakımından da birebir geçerlidir.
8. Hukuk devleti ilkesi, bireylerin hak ve yükümlülüklerini makul ölçüde öngörebilmelerini ve davranışlarını buna göre düzenleyebilmelerini zorunlu kılar. İhtiyati haciz kararı, tebliğ edilmediği ve çoğu zaman tarafların yokluğunda verildiği için, alacaklının sürenin hangi tarihte başladığını bilmesi mümkün değildir. Süre başlangıcının alacaklı açısından tamamen belirsiz olduğu bir durumda, bireyin hukuki statüsü keyfiliğe açık hâle gelmektedir.
9. Çoğunluğun kabul ettiği üzere alacaklının kendi talebine ilişkin süreci takip etmesi gerekebilir; ancak bunun hukuki düzeyde her an gerçekleşmesi muhtemel bir kararı öğrenebilmek için sürekli ve kesintisiz kontrol yükümlülüğüne dönüşmesi, ölçülülük ilkesinin sınırlarını aşmaktadır. Taraflardan kararı takip etmek adı altında sürekli bir araştırma içinde olmalarını beklemek, hak arama özgürlüğü ile bağdaşmaz. İhtiyati haciz gibi, kararın verilme zamanının tarafça öngörülemediği bir alanda bu beklenti daha da ağırlaştırıcıdır.
10. İhtiyati haczin sürüncemede kalmasının engellenmesi meşru bir amaçtır. Ne var ki, ölçülülük ilkesinin gereklilik unsuruna göre, bir sınırlama amaca ulaşmanın tek aracı değilse, daha az hak sınırlayıcı yollar tercih edilmelidir.
11. Sürenin kararı öğrenme veya tebliğ tarihinden başlatılması hâlinde, ihtiyati haczin etkinliği zedelenmeyecek, ancak alacaklının mahkemeye erişim hakkı korunacaktır. AYM'nin HMK m.20 kararındaki değerlendirme bu noktayı teyit eder niteliktedir. Daha hafif araçlarla aynı amaca ulaşmak mümkünken daha ağırına başvurulamaz. Dolayısıyla kural, ölçülülük ilkesinin gereklilik ve orantılılık aşamalarından geçememektedir.
12. Kararı bilmeden sürenin dolması hâlinde ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması, alacaklı açısından telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuç, yalnızca şekli bir süre kuralının uygulanması değil, alacağın güvence altına alınmasına yönelik temel bir korunan çıkarın ortadan kalkması anlamına gelir.
13. Bu derece ağır bir sonuç doğuran bir işlemde bireyin kararı öğrenme imkânına sahip olmaması, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmamaktadır.
14. Özetle, itiraz konusu ibare, ihtiyati haciz kararının infazına yönelik sürenin alacaklı kararı öğrenme imkânına kavuşmadan işlemeye başlamasına neden olarak mahkemeye erişim hakkını zedelemekte; sürenin başlangıcına ilişkin belirsizlik nedeniyle hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal etmektedir. Ayrıca düzenleme, alacaklıya fiilen yerine getirilmesi güç ve ölçüsüz bir takip yükümlülüğü yüklemekte; oysa aynı amaca daha hafif araçlarla ulaşılması mümkünken en ağır müdahalenin tercih edilmesi ölçülülük ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
15. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kuralın alacaklı açısından ihtiyati haczin kendiliğinden kalkması gibi ağır sonuçlara yol açması da gözetildiğinde, söz konusu ibare Anayasa'nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.
Üye
Kenan YAŞAR
#25
Makale Kütüphanesi / Hukukta İsticvap Nedir? İsticv...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 27 Mayıs 2026, 10:09:26Hukukta İsticvap Nedir? İsticvap Davayı Nasıl Etkiler?
İsticvap, hukuk yargılamasında tarafların mahkeme huzurunda doğrudan sorgulanması işlemidir. Uygulamada özellikle alacak davaları, işçilik alacakları, tapu iptal davaları, kira uyuşmazlıkları ve icra hukukuna ilişkin davalarda büyük önem taşır.
Birçok kişi mahkemeden gelen "isticvap davetiyesi" ile karşılaştığında bunun ne anlama geldiğini, duruşmaya gitmenin zorunlu olup olmadığını ve cevap vermemenin sonuçlarını merak etmektedir.
Bu makalede;
İsticvap Nedir?
İsticvap, mahkemenin davanın taraflarını bizzat duruşmaya çağırarak olaylar hakkında doğrudan soru sormasıdır.
Kelime anlamı itibarıyla "cevap isteme" veya "sorgulama" anlamına gelir.
Mahkeme, dosyadaki uyuşmazlığı daha iyi anlayabilmek için taraflara:
İsticvap işlemi, çoğu zaman davanın kaderini etkileyebilecek kadar önemli sonuçlar doğurur.
İsticvap Hangi Kanunda Düzenlenmiştir?
İsticvap kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiştir.
Mahkeme, davanın aydınlatılması için gerekli görürse taraflardan birinin veya her iki tarafın isticvabına karar verebilir.
Mahkeme Neden İsticvap Yapılır?
Mahkemeler özellikle aşağıdaki durumlarda isticvap yoluna başvurur:
İsticvap ile Tanık Arasındaki Fark Nedir?
İsticvap Davetiyesi Gelirse Gitmek Zorunlu mudur?
Evet. Mahkeme tarafından usulüne uygun şekilde isticvap davetiyesi gönderilmişse, tarafın duruşmaya katılması büyük önem taşır.
Özellikle "asaleten isticvap" ibaresi bulunuyorsa, tarafın bizzat mahkemede hazır bulunması gerekir.
Sadece avukatın katılması bazı durumlarda yeterli kabul edilmeyebilir.
İsticvaba Gitmezsem Ne Olur?
Geçerli mazeret olmadan isticvap duruşmasına katılmayan taraf açısından olumsuz sonuçlar doğabilir.
Mahkeme:
İsticvapta Yemin Var mı?
İsticvap, tanıklıktaki klasik yemin prosedüründen farklıdır.
Ancak tarafın verdiği cevaplar son derece önemlidir. Özellikle açık şekilde yapılan kabul beyanları mahkeme tarafından güçlü delil olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle isticvap sırasında verilen ifadeler dikkatli şekilde açıklanmalıdır.
İsticvap Davayı Nasıl Etkiler?
Uygulamada birçok dava, tarafların isticvap sırasında verdiği cevaplar nedeniyle farklı sonuçlanabilmektedir.
Özellikle:
Bazı durumlarda tek bir isticvap beyanı bile davanın sonucunu değiştirebilir.
Uygulamada Sık Sorulan Sorular
1. İsticvapta avukat yeterli olur mu?
Her zaman değil. Mahkeme tarafın bizzat dinlenmesini istemişse kişinin kendisinin duruşmaya katılması gerekir.
2. İsticvap zorunlu mudur?
Mahkemenin çağrısı usulüne uygunsa önemlidir ve katılmamanın olumsuz sonuçları olabilir.
3. İsticvapta susma hakkı var mı?
Taraf cevap vermekten kaçınabilir; ancak mahkeme bunu aleyhe değerlendirebilir.
4. İsticvapta söylenenler delil olur mu?
Evet. Özellikle ikrar niteliğindeki açıklamalar güçlü delil sayılabilir.
Sonuç
İsticvap, hukuk yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla kullanılan önemli bir usul işlemidir. Mahkeme, tarafları doğrudan dinleyerek uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacak açıklamalar elde etmeye çalışır.
Bu nedenle isticvap davetiyesi alan kişilerin süreci dikkatle takip etmesi, mümkünse profesyonel hukuki destek alması ve duruşmada verecekleri beyanların davanın sonucunu etkileyebileceğini unutmaması gerekir.
Anahtar Kelimeler:
isticvap nedir, hukukta isticvap, isticvap davetiyesi, isticvap zorunlu mu, isticvaba gitmezsem ne olur, isticvap HMK, isticvap ile tanık arasındaki fark, mahkemede isticvap ne demek, asaleten isticvap, isticvap sonucu ne olur
İsticvap, hukuk yargılamasında tarafların mahkeme huzurunda doğrudan sorgulanması işlemidir. Uygulamada özellikle alacak davaları, işçilik alacakları, tapu iptal davaları, kira uyuşmazlıkları ve icra hukukuna ilişkin davalarda büyük önem taşır.
Birçok kişi mahkemeden gelen "isticvap davetiyesi" ile karşılaştığında bunun ne anlama geldiğini, duruşmaya gitmenin zorunlu olup olmadığını ve cevap vermemenin sonuçlarını merak etmektedir.
Bu makalede;
- İsticvap nedir,
- İsticvap hangi durumlarda yapılır,
- Mahkemeye gitmezsem ne olur,
- İsticvap ile tanık arasındaki fark nedir,
- İsticvapta avukat yeterli midir
İsticvap Nedir?
İsticvap, mahkemenin davanın taraflarını bizzat duruşmaya çağırarak olaylar hakkında doğrudan soru sormasıdır.
Kelime anlamı itibarıyla "cevap isteme" veya "sorgulama" anlamına gelir.
Mahkeme, dosyadaki uyuşmazlığı daha iyi anlayabilmek için taraflara:
- Belirli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini,
- Bir belgenin kendilerine ait olup olmadığını,
- İmzanın inkâr edilip edilmediğini,
- Borcu kabul edip etmediklerini,
- Önceki beyanlarla çelişen hususları
İsticvap işlemi, çoğu zaman davanın kaderini etkileyebilecek kadar önemli sonuçlar doğurur.
İsticvap Hangi Kanunda Düzenlenmiştir?
İsticvap kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri içerisinde düzenlenmiştir.
Mahkeme, davanın aydınlatılması için gerekli görürse taraflardan birinin veya her iki tarafın isticvabına karar verebilir.
Mahkeme Neden İsticvap Yapılır?
Mahkemeler özellikle aşağıdaki durumlarda isticvap yoluna başvurur:
- Dosyada çelişkili beyanlar varsa,
- Tarafın açıklama yapması gerekiyorsa,
- Belgenin doğruluğu tartışılıyorsa,
- İkrar ihtimali bulunuyorsa,
- Uyuşmazlığın çözümü için tarafın bizzat dinlenmesi gerekiyorsa,
- Deliller arasında çelişki mevcutsa.
- Borcun kabul edilip edilmediği,
- Tahliye taahhüdünün gerçekten verilip verilmediği,
- İşçinin ücret miktarı,
- Tapu devrinin gerçek iradeye dayanıp dayanmadığı
İsticvap ile Tanık Arasındaki Fark Nedir?
| İsticvap | Tanık |
| Davanın tarafı dinlenir | Üçüncü kişi dinlenir |
| Amaç açıklama ve ikrar elde etmektir | Amaç olayın ispatıdır |
| Taraf doğrudan sorgulanır | Tanık yemin ederek ifade verir |
| Tarafın cevapları davayı doğrudan etkileyebilir | Tanık beyanı delil niteliğindedir |
İsticvap Davetiyesi Gelirse Gitmek Zorunlu mudur?
Evet. Mahkeme tarafından usulüne uygun şekilde isticvap davetiyesi gönderilmişse, tarafın duruşmaya katılması büyük önem taşır.
Özellikle "asaleten isticvap" ibaresi bulunuyorsa, tarafın bizzat mahkemede hazır bulunması gerekir.
Sadece avukatın katılması bazı durumlarda yeterli kabul edilmeyebilir.
İsticvaba Gitmezsem Ne Olur?
Geçerli mazeret olmadan isticvap duruşmasına katılmayan taraf açısından olumsuz sonuçlar doğabilir.
Mahkeme:
- Sorulan vakıaların doğru olduğu kanaatine varabilir,
- Kaçınmayı aleyhe değerlendirebilir,
- Dosyadaki diğer delillerle birlikte olumsuz sonuç çıkarabilir,
- İkrar benzeri değerlendirme yapabilir.
İsticvapta Yemin Var mı?
İsticvap, tanıklıktaki klasik yemin prosedüründen farklıdır.
Ancak tarafın verdiği cevaplar son derece önemlidir. Özellikle açık şekilde yapılan kabul beyanları mahkeme tarafından güçlü delil olarak değerlendirilebilir.
Bu nedenle isticvap sırasında verilen ifadeler dikkatli şekilde açıklanmalıdır.
İsticvap Davayı Nasıl Etkiler?
Uygulamada birçok dava, tarafların isticvap sırasında verdiği cevaplar nedeniyle farklı sonuçlanabilmektedir.
Özellikle:
- Çelişkili beyanların ortaya çıkması,
- Borç ikrarı yapılması,
- Belgenin kabul edilmesi,
- Gerçek iradenin anlaşılması,
- Kötü niyetin ortaya çıkması
Bazı durumlarda tek bir isticvap beyanı bile davanın sonucunu değiştirebilir.
Uygulamada Sık Sorulan Sorular
1. İsticvapta avukat yeterli olur mu?
Her zaman değil. Mahkeme tarafın bizzat dinlenmesini istemişse kişinin kendisinin duruşmaya katılması gerekir.
2. İsticvap zorunlu mudur?
Mahkemenin çağrısı usulüne uygunsa önemlidir ve katılmamanın olumsuz sonuçları olabilir.
3. İsticvapta susma hakkı var mı?
Taraf cevap vermekten kaçınabilir; ancak mahkeme bunu aleyhe değerlendirebilir.
4. İsticvapta söylenenler delil olur mu?
Evet. Özellikle ikrar niteliğindeki açıklamalar güçlü delil sayılabilir.
Sonuç
İsticvap, hukuk yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla kullanılan önemli bir usul işlemidir. Mahkeme, tarafları doğrudan dinleyerek uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacak açıklamalar elde etmeye çalışır.
Bu nedenle isticvap davetiyesi alan kişilerin süreci dikkatle takip etmesi, mümkünse profesyonel hukuki destek alması ve duruşmada verecekleri beyanların davanın sonucunu etkileyebileceğini unutmaması gerekir.
Anahtar Kelimeler:
isticvap nedir, hukukta isticvap, isticvap davetiyesi, isticvap zorunlu mu, isticvaba gitmezsem ne olur, isticvap HMK, isticvap ile tanık arasındaki fark, mahkemede isticvap ne demek, asaleten isticvap, isticvap sonucu ne olur
#26
Satış (ihale) & Paraların Paylaştırılması / Ortaklığın Giderilmesi Satışla...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 26 Mayıs 2026, 23:24:08ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞLARINDA VASİYE YAPILAN TEBLİGAT VE MENFAAT ÇATIŞMASI
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARAR İNCELEMESİ
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARAR İNCELEMESİ
1. GİRİŞ VE İNCELEMENİN AMACI
İcra ve İflas Hukuku ile Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu) satış süreçlerinde en sık karşılaşılan fesih nedenlerinden biri, tebligat usulsüzlükleridir. Özellikle taraf teşkilinin sağlanması ve kısıtlı (vesayet altındaki) kişilerin haklarının korunması aşamasında, satış ilanının kime ve nasıl tebliğ edileceği büyük önem taşır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2023 tarihli, 2023/1448 E. ve 2023/1482 K. sayılı kararı, uygulamada sıklıkla tereddüt yaratan bir konuya son noktayı koymaktadır: Aynı taşınmazda hem hissedar hem de kısıtlının vasisi olan kişiye yapılan satış ilanı tebligatı, kısıtlı ile vasi arasında "menfaat çatışması" yarattığı gerekçesiyle usulsüz sayılabilir mi? Bu durum ihalenin feshini gerektirir mi?
Aşağıda, bu önemli kararın hukuki temellerini, derece mahkemelerinin yanılgılarını ve Yargıtay'ın meseleye yaklaşımını detaylı bir biçimde ele alacağız.
2. HUKUKİ İHTİLAFIN TEMELİ: İHALENİN FESHİ VE TEBLİGAT KANUNU MADDE 39
Satış İlanının Tebliği Zorunluluğu (İİK m. 127)
İcra ve İflas Kanunu'nun 127. maddesi son derece açıktır: Taşınmaz satışlarında satış ilanının bir örneği borçluya, alacaklıya ve tapu kaydındaki ilgililere tebliğ edilmelidir. Kısıtlı bir hissedar söz konusu olduğunda, bu tebligatın kanuni temsilci sıfatıyla vasiye yapılması kamu düzenindendir. Tebligatın hiç yapılmaması veya usulsüz yapılması, başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
Hasma Tebligat Yasağı (Tebligat Kanunu m. 39)
İhtilafın kilit noktası Tebligat Kanunu'nun 39. maddesinde yatmaktadır. İlgili madde, "Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz." hükmünü amirdir.
Doktrinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da vurgulandığı üzere, bu maddenin ihdas edilme amacı son derece insanidir: Eğer tebliğ evrakını teslim alacak kişi ile asıl muhatap arasında bir husumet (hasımlık) varsa, evrakı teslim alan kişinin bu belgeyi asıl muhataba iletmeyeceği veya onun aleyhine hareket edeceği karinesi kabul edilir. Savunma hakkının kutsallığı gereği, böyle bir riskin bulunduğu hallerde yapılan tebligat yok hükmündedir ve usulsüzdür.
3. OLAYIN GELİŞİMİ VE DERECE MAHKEMELERİNİN YAKLAŞIMI
İncelemeye konu olayda süreç şu şekilde gelişmiştir:
- İhalenin Feshi Talebi: Kısıtlı hissedarın vasisi, ihale yapıldıktan sonra Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ihalenin feshini talep etmiştir. İleri sürdüğü en önemli argüman şudur: "Ben kısıtlının vasisiyim ama aynı zamanda satışa konu bu taşınmazda ben de hissedarım. Kısıtlı ile benim aramda menfaat çatışması vardır. Bu nedenle bana değil, kısıtlıyı temsil etmek üzere bir kayyım atanıp satış ilanının o kayyıma tebliğ edilmesi gerekirdi."
- İlk Derece Mahkemesi: Bu talebi reddetmiş ve şikayetçi aleyhine %10 para cezasına hükmetmiştir.
- Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf): İlk bozma kararından sonra BAM, şikayetçinin bu argümanını haklı bulmuştur. BAM kararında; vasinin hissedar olduğu, bu nedenle TK m.39 uyarınca menfaat çatışması doğduğu, kısıtlıya kayyım atanarak işlemlerin kayyım üzerinden yürümesi gerektiği belirtilerek, vasiye yapılan tebligat usulsüz sayılmış ve ihalenin feshine hükmedilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin bu kararı, ilk bakışta "kısıtlının haklarının en üst düzeyde korunması" prensibine uygun gibi görünse de, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi icra ve satış hukukunun doğasına dikkat çekerek bu kararı bozmuştur.
4. YARGITAY'IN DEĞERLENDİRMESİ: SATIŞ DOSYASI BİR "DAVA" DEĞİLDİR
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesinin ihalenin feshi yönündeki kararını bozarken uygulamacılara yön gösterecek çok temel iki hukuki saptama yapmıştır:
A. Çekişmeli Yargı (Dava) ile Satış Dosyası Arasındaki Fark
Yargıtay açıkça şu tespiti yapmaktadır: "Satış dosyasında ortada bir dava olmayıp satış işlemi vardır ve satış işlemlerinde, vasi ve kısıtlı hasım değil, aynı taraftadır."
Bir davanın tarafı olmak ile bir satış dosyasının ilgilisi olmak farklıdır. Ortaklığın giderilmesi yoluyla satış işlemlerinde amaç, taşınmazın mümkün olan en yüksek bedelle satılarak paydaşlara dağıtılmasıdır. Bu noktada hissedar olan vasi ile hissedar olan kısıtlının menfaatleri zıt (hasmane) değildir; aksine her ikisi de taşınmazın yüksek bedelle satılmasından ortak menfaat elde edecektir.
B. Soyut Menfaat Çatışması İddiası Yeterli Değildir
Kararda vurgulanan bir diğer kritik husus, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesinin vasi atama kararında "menfaat çatışmasının bulunmadığının" açıkça belirtilmiş olmasıdır. Sırf vasinin o taşınmazda paydaş olması, "muhakkak menfaat çatışması olacağı" anlamına gelmez. Menfaat çatışması somut delillere dayanmalıdır. Uygulamada sırf ihaleyi uzatmak veya feshettirmek amacıyla sonradan soyut bir "menfaat çatışması" iddiası ileri sürülmesi, hukuki dinlenilme hakkının kötüye kullanılmasıdır ve korunamaz.
5. UYGULAMACILAR İÇİN ÇIKARIMLAR VE SONUÇ
Bu emsal karardan ihale hazırlık süreçlerini yürüten icra daireleri, satış memurlukları ve bu alanlarda çalışan hukukçular için çıkarılacak temel özet şudur:
1. Bir satış dosyasında, kısıtlının vasisi aynı zamanda dosyada taraf veya taşınmazda hissedar ise, salt bu durum Tebligat Kanunu m.39 anlamında bir "husumet" veya "menfaat çatışması" doğurmaz.
2. Satış dosyalarında vasi ile kısıtlı aynı tarafta yer alır. Taşınmazın satılması eyleminde çıkarları ortaktır.
3. Vesayet makamınca daha önce açıkça menfaat çatışması tespiti yapılıp kayyım atanmasına hükmedilmemişse, satış memurluğunun resen "burada menfaat çatışması var, kayyım atanması için bekleyeyim" diyerek satış sürecini durdurmasına veya vasiye yapılan tebligatı geçersiz saymasına gerek yoktur.
4. Satış ilanı vasiye usulüne uygun tebliğ edilmişse, taraf teşkili sağlanmış demektir. Sonradan yargılama aşamasında salt temsil sorunu yaşanmaması adına dava için kayyım atanmış olması, geçmişte vasiye yapılan satış ilanı tebligatını geriye dönük olarak usulsüz hale getirmez.
Sonuç olarak; Yargıtay, satış prosedürünün kendine has idari/icrai yapısını dikkate almış, soyut itirazlarla ihalelerin feshinin önünü keserek usul ekonomisine ve ihalenin kesinliği ilkesine hizmet eden son derece isabetli bir karar vermiştir.
Aşağıda Yargıtay Kararının Tam Metni Bilgilerinize Sunulmuştur:
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/1448 E. 2023/1482 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı ihale alıcısı ... tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi hissedar vasisi tarafından, sair fesih nedenleri ile birlikte satış ilanının vasiye tebliğ edildiği ancak vasi de satışa konu taşınmazda hissedar olduğundan kısıtlı ile vasi arasında menfaat çatışması bulunduğu, kayyım atanmadan ihale yapılamayacağı ileri sürülerek ortaklığın giderilmesi suretiyle satışa ilişkin ihalenin feshi istemiyle sulh hukuk mahkemesine başvurulduğu, İlk Derece Mahkemesince; ihalenin feshi isteminin reddine ve şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %10'u oranında para cezasına hükmedildiği, şikayetçi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun süresinde olmadığından bahisle istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verildiği, şikayetçinin temyiz yoluna başvurması üzerine Dairemizce; istinaf başvurusunun süresinde yapıldığı, şikayetçinin dilekçesinde ileri sürdüğü istinaf nedenleri ve kamu düzeni yönünden yapılacak olan inceleme neticesinde oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, istinaf dilekçesinin süreden reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulduğu, bozma sonrası Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonrası; vasinin hissedar olduğu, tebliğ işleminin TK'nın 39. maddesi hükmüne aykırı ve usulsüz olduğu, kısıtlıya kayyım atanarak işlemlere devam edilmesi ve satış ilanının kayyıma tebliğ edilmesi gerekirken vasiye satış ilanı tebliğinin usulsüz olduğu gerekçesi ile şikayetçinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmıştır.
İİK'nın 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya, alacaklıya ve tapu kaydındaki ilgililere (vasiye) tebliğ edilmelidir. Satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir. Anılan madde uyarınca satış ilanının vasiye tebliği zorunlu olup bu husus, kamu düzenine ilişkindir.
Tebligatın yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tebligat savunma hakkı ile sıkı sıkıya bağlıdır (Hukuk Genel Kurulu'nun 17.12.2014 tarihli ve 2013/12-1372 E., 2014/1065 K. sayılı kararı).
Tebligat Kanunu'nun tebellüğ edecek şahsın hasım olması başlıklı 39. maddesi "Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz" şeklinde düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu muhatap adına kendisine tebliğ yapılabilecek kimseleri saymıştır. Ancak bu kimselerle, tebliğ muhatabı arasında husumet varsa bunlara tebligat yapılamaz. Bu maddenin konuluş nedeni, tebliğ muhatabı ile tebliği onun adına kabule yetkili olan kimsenin arasında husumet varsa, bu kimselerin aldığı tebliğ evrakını tebligat muhatabına vermeyecekleri endişesidir. Bu nedenle bu maddeye aykırı olarak yapılan tebligat usulsüzdür (Yılmaz, E./ Çağlar, T.: Tebligat Hukuku, ... 2013, s. 679).
Somut olayda, Dikili Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.11.2020 tarih 2020/396 E. - 2020/708 K. sayılı kararı ile, şikayetçi hissedar R. B'ın kısıtlanmasına, kendisine kardeşi ...'ın vasi olarak atanmasına karar verildiği, kararda, vasi ile kısıtlı arasında menfaat çatışmasının bulunmadığının açıkça belirtildiği, ihalenin feshi talebinde de bu aşamaya kadar şikayetçi tarafın menfaat çatışması oluştuğuna ilişkin somut hiçbir vakıaya dayanmadığı anlaşılmıştır. Satış dosyasında ortada bir dava olmayıp satış işlemi vardır ve satış işlemlerinde, vasi ve kısıtlı hasım değil, aynı taraftadır. İlk derece mahkemesince yargılama faaliyeti yapıldığından vasinin aynı zamanda davalı olarak yer alması nedeniyle temsil yönünden sıkıntı yaşanmaması için sonradan kayyım tayin edilmesi, satış dosyasından satış ilanının davacı vasisine tebliğ edilmeyeceği sonucunu doğurmaz. Sırf vasi-kısıtlı ilişkisinin bulunması, muhakkak menfaat çatışması olacağı anlamına gelmez.
Bu durumda, satış ilanının şikateyçi kısıtlı vasisine 16.04.2021 tarihinde tebliğ edildiği de anlaşılmakla, ihalenin feshini gerektirir başkaca bir fesih nedeni de olmadığından ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesince ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi yerinde olmakla birlikte değişik gerekçe ile hüküm kurulduğundan, yukarıda açıklanan nedenlerle ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı ihale alıcısı Rant Gıda Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketinin temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 23.12.2022 tarih ve 2022/3282 E. - 2022/3020 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#27
Arabuluculuk & Uzlaştırma / Fesih Tarihi ile Aynı Gün Düz...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 26 Mayıs 2026, 17:20:01İş Hukukunda İhtiyari Arabuluculuk Tutanaklarının Sakatlanması: Aynı Gün Yapılan İşlemler ve Çelişkili Beyanların İptal Nedeni Sayılması
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6583 E. ve 2025/8133 K. Sayılı Güncel Kararı Işığında Bir İnceleme
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6583 E. ve 2025/8133 K. Sayılı Güncel Kararı Işığında Bir İnceleme
Giriş: Arabuluculuk Kurumunun Amacı ve Uygulamadaki Kötüye Kullanım Riskleri
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ve ardından iş uyuşmazlıklarında dava şartı haline gelmesi, Türk yargı sisteminde köklü bir dönüşüm yaratmıştır. Kurumun temel amacı; tarafların özgür iradeleriyle, mahkeme üzerindeki iş yükünü azaltarak, barışçıl ve hızlı bir çözüm elde etmelerini sağlamaktır. Ancak iş hukukunun "işçinin korunması" ve "işçinin işverene karşı bağımlı olma durumu" ilkeleri, arabuluculuk kurumunun işverenler tarafından bir "ibra mekanizması" veya "dava açılmasını engelleme kalkanı" olarak kullanılması riskini de beraberinde getirmektedir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan "ihtiyari arabuluculuk" adı altında, iş sözleşmesinin feshedildiği gün aceleyle düzenlenen tutanaklar, yüksek mahkemenin merceği altındadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin inceleyeceğimiz 2025/6583 E. , 2025/8133 K. sayılı kararı, iş hukukunda irade fesadı, hayatın olağan akışı ve arabuluculuk sürecinin kronolojik tutarlılığı açısından tarihi nitelikte kriterler sunmaktadır.
1. Somut Olayın Anatomisi: Ortaklık Vaadi, İstifa Oyunu ve WhatsApp Mesajları
Dava konusu olayda, 2009 yılından beri davalı işyerinde "döner ustası" olarak aralıksız çalışan bir işçi söz konusudur. Yaklaşık 12 yıllık kıdemi olan bu işçi, 27.12.2021 tarihinde bir arabuluculuk tutanağı imzalamıştır. İşçinin iddiasına göre:
- Kendisine bu görüşmenin bir arabuluculuk süreci olduğu söylenmemiş, aydınlatma yapılmamıştır.
- İşyerine "ortak yapılacağı" vaat edilerek iradesi fesada uğratılmış, "Artık usta olarak değil, şirket ortağı olarak yer alacaksın" denilerek belgeler imzalatılmıştır.
- Tutanak sonrasında işçi, şubenin kapandığı Nisan 2022 tarihine kadar döner ustası olarak çalışmaya devam etmiştir.
- İşverenin banka üzerinden gönderdiği 10.000,00 TL'nin açıklama kısmına "arabuluculuk dosya numarası" yazılmış, ancak taraflar arasındaki WhatsApp konuşmalarında bu paranın "lokanta masrafları ve market ödemeleri" için gönderildiği açıkça ikrar edilmiştir.
Davalı işveren ise işçinin kendi rızasıyla ortaklık kurmak amacıyla istifa ettiğini, markanın lisans bedeline mahsuben kıdem tazminatından vazgeçtiğini ve kalan 10.000,00 TL nakit ödeme ile tarafların el sıkıştığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
2. Hukuki Değerlendirme ve Mahkemelerin Yaklaşımı
A. İlk Derece Mahkemesinin Gerekçesi: Mantıksal ve Hukuki Çelişki
İlk Derece Mahkemesi, iptali istenen arabuluculuk tutanağının metnindeki fahiş çelişkiye odaklanmıştır. Tutanakta işçinin "istifa ettiği" yazılmasına rağmen, aynı tutanağın devamında işçiye 7.000,00 TL kıdem tazminatı ve 3.000,00 TL ücret alacağı ödenmesi kararlaştırılmıştır. İş Hukuku nosyonuna sahip herkesin bileceği üzere, istifa eden işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Hem feshin "istifa" olduğunu iddia etmek hem de aynı metinde "kıdem tazminatı" kalemi altında ödeme taahhüt etmek, tutanağın kendi içinde taşıdığı maluliyeti ve muvazaayı gözler önüne sermektedir. Mahkeme bu net çelişki nedeniyle tutanağın iptaline karar vermiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Kararı: Kronolojik İmkânsızlık ve Amaç Dışılık
İstinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, kararın gerekçesini daha da derinleştirerek arabuluculuk pratiğine yön verecek şu tahlilleri yapmıştır:
"...İş sözleşmesinin feshedildiği, tarafların ihtiyari arabuluculuğa başvurduğu, arabulucunun görevlendirildiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği ve müzakerelerin yapılarak anlaşmanın sağlandığı tüm bu aşamaların AYNI GÜN İÇERİSİNDE gerçekleştiğini kabul etmek hayatın olağan akışına aykırıdır."
BAM, burada çok önemli bir doktriner tespitte bulunmuştur: Arabuluculuk, fesih işlemlerinin ve buna bağlı ödemelerin perdelenmesi amacıyla kullanılan bir araç (bir nevi modern ibraname) olamaz. Ortada henüz olgunlaşmış, tarafların üzerinde ihtilafa düştüğü gerçek bir uyuşmazlık bulunmadan, salt işçinin ileride dava açma hakkını elinden almak amacıyla arabuluculuk masası kurulamaz. Hakiki bir müzakere ortamı sağlanmadan "jet hızıyla" aynı gün bitirilen süreçler, sakatlanmaya mahkumdur.
C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin Onama Kararı
Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu geniş ve işçinin korunması ilkesine uygun gerekçelerini hukuka uygun bularak kararı OY BİRLİĞİ ile onamıştır. Bu onama ile birlikte, ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının mutlak bir dokunulmazlığa sahip olmadığı, Borçlar Kanunu anlamında irade fesadı (hata, hile, ikrah) ve hakkın kötüye kullanılması durumlarında iptal davasına konu edilebileceği perçinlenmiştir.
3. Bu Karardan Çıkarılması Gereken Pratik Sonuçlar (Hukukçular ve Arabulucular İçin Kılavuz)
Bu yüksek mahkeme kararı, özellikle arabuluculuk faaliyeti yürüten meslektaşlarımız ve iş hukukçuları için kritik dersler barındırmaktadır:
1. Aynı Gün Mucizelerine Son Verilmelidir: İş sözleşmesinin fesih tarihi ile arabuluculuk başvuru, müzakere ve imza tarihinin aynı gün olması, mahkemeler nezdinde doğrudan bir "şüphe ve muvazaa" karinesi olarak değerlendirilmektedir. Sürecin makul bir zamana yayılması, tarafların iradelerini netleştirmesi için süre tanınması şarttır.
2. Tutanak Metinlerindeki Terminolojik Çelişkiler İptal Gerekçesidir: Hem "istifa" kodunun kuruma bildirilmesini kararlaştırıp hem de "kıdem tazminatı" ödemek, hukuki bir tutarsızlıktır. Arabulucular, tarafların mutabık kaldığı metnin hukuki mantığına dikkat etmeli, kendi içinde çelişen ibarelere yer vermemelidir.
3. Hayatın Olağan Akışı Kriteri: 12 yıl gibi ciddi bir kıdemi olan kıdemli bir personelin (örneğin bir döner ustasının), hiçbir haklı gerekçe yokken istifa etmesi ve toplamda sadece 10.000 TL gibi sembolik bir rakama tüm haklarından vazgeçmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Mahkemeler somut mizanı ve ekonomik dengesizliği göz önünde bulunduracaktır.
4. Dijital Delillerin Gücü: Banka dekontuna yazılan "arabuluculuk dosya numarası", işvereni kurtarmaya yetmemiştir. Arka plandaki WhatsApp yazışmalarıyla paranın gerçek gönderilme amacının başka olduğu kanıtlanabilmektedir. Yan deliller irade fesadının ispatında büyük önem taşımaktadır.
Sonuç
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu kararıyla, arabuluculuk kurumunun içinin boşaltılmasına ve işçilik alacaklarını bertaraf etme aracı olarak kullanılmasına geçit vermeyeceğini net bir biçimde ilan etmiştir. Gerçek bir uyuşmazlığın olmadığı, formaliteden ibaret, baskı veya yanıltma ile aynı gün içinde imzalatılan arabuluculuk anlaşma belgeleri, 6325 sayılı Kanun'un 18/5 maddesindeki koruma zırhından yararlanamayacaktır. Kurumun saygınlığı, ancak bu tür hakkaniyete ve hukuka uygun denetimlerle korunabilir.
Bu tür "jet arabuluculuk" tutanakları hakkında yaşadığınız pratik deneyimleri bizimle paylaşabilirsiniz.
Anahtar Kelimeler: #Arabuluculuk #İşHukuku #İptalDavası #YargıtayKararı #KıdemTazminatı #İstifa #İradeFesadı #HayatınOlağanAkışı
YARGITAY KARAR METNİ
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/6583 E. , 2025/8133 K.
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2023/1715 E., 2025/1512 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 5. İş Mahkemesi
SAYISI: 2022/158 E., 2023/250 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 2009 yılından bu yana döner ustası olarak çalıştığını, 27.12.2021 tarihinde arabulucuya götürüldüğünü, evrakı imzalaması hâlinde kendisinin artık usta olarak değil, şirket ortağı olarak yer alacağı vaadi ile kandırılarak tutanağın imzalattırıldığını, bu görüşmenin arabuluculuk toplantısı olduğunun müvekkiline söylenmediğini, arabuluculuk faaliyeti hakkında bilgi verilmediğini, tutanağı okumasına imkân verilmediğini, yalnızca, "Bu kağıdı imzalayarak işyerinde artık usta olarak çalışmayacaksın." dendiğini, tutanakta çelişkili ifadeler bulunduğunu, 12 yılı aşkın bir süredir işyerinde çalıştığı davalıca da kabul edilen bir işçinin, sebep göstermeksizin istifa etmesinin, üstelik çalışması karşılığında yalnızca 7.000,00 TL kıdem tazminatını kabul etmesinin yerleşik yüksek mahkeme kararlarına göre de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin iradesinin istifa olmadığını zira bu tarihten sonra şubenin kapanış tarihi olan 2022 yılı Nisan ayına kadar çalışmaya devam ettiğini, müvekkilinin tutanakta kararlaştırılan 7.000,00 TL kıdem tazminatı ve 3.000,00 TL ücret alacağının işçilik alacaklarına dair ödendiğini de bilmediğini, davalı Şiriket yetkilisinin "tutanağı imzaldıktan sonra ortak olacaksın, sana 10.000 TL para göndereceğim, bununla lokantanın masraflarını halledersin." dediğini, tutanakta kararlaştırılan günde 10.000,00 TL'yi müvekkiline gönderdiğini ve" ... yanına gelecek 8680 TL, geri kalan 1320 marketçiye öde, sana 10 yolluyom ... ibanını ver." dediğini, buna dair ekte whatsapp konuşma çıktısının sunulduğunu ancak Şirket yetkilisinin ise bu dekontun açıklamasına arabuluculuk dosya numarasını yazdığını ileri sürerek hukuka aykırı olarak düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının 01.01.2009-27.11.2021 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde döner ustası olarak çalıştığını, müvekkiline ortaklık teklif ettiğini, davacının ortaklık tekliflerini değerlendirebilmek ve markanın Türkiye çapında bilinir bir marka olduğu da göz önüne alınarak markaya biçilen bir lisans bedelinin de varlığı dikkate alınarak davacı ile bir anlaşma yapıldığını, normal şartlarda müvekkilinin bir lisans sözleşmesi ile marka hakkını kullandırmasının bedelinin 150.000,00 TL olduğunu, davalı Şirketin de bu bedeli bildiğinden davacı ile bu bedeli karşılayabilecek ama aynı zamanda yıllardır bu işletmeye emeği geçen davacıyı ihya edebilmek maksadıyla bir pazarlık zemini oluşturulduğunu, davacının marka lisans bedelinin tamamını karşılayamayacağını ancak kıdem tazminatıyla alakalı bir mahsup söz konusu olursa bu işi yapabileceğini dile getirdiğini ve 2021 yılının Kasım ayında davacı tarafa, lisans bedelinin kıdem tazminatına mahsubu hususunda olumlu görüş bildirilerek şifahen bir ortaklık tesis edildiğini, davacının elinde bir miktar nakit kalması adına da 10.000,00 TL nakit para istediğini, müvekkili ve diğer davalının, davacının iş sözleşmesinin sonlanması durumu söz konusu olduğundan bu ilişkiyi de resmî bir şekilde sonlandırmak istediğinden arabuluculuk yoluna başvurmayı teklif ettiğini ve davacının kabul ettiğini, davacının arabuluculuk görüşmesi yapıldığından haberdar olduğunu, arabuluculuk tutanaklarının iptalinin talep edilmesinin hukuki dayanaktan yoksun ve kötüniyetli bir yaklaşım olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında yapılan ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinde taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunun "İşverenlerden ... işletmesinde 01.01.2009-31.12.2018, ...'nde 01.01.2019 - 27.12.2021 tarihlerinde mutfak işçisi olarak çalışmaya başlayan ve çalışmaya devam ederken 27.12.2021 tarihinde istifa eden işçinin iş akdini feshetmesi ve işçinin çıkış kodunun SGK'ya ... numarası olarak bildirilmesi hususunda anlaşmaları üzerine işçinin, işverenler nezdindeki çalışmaları nedeniyle tüm sözleşmesel ve yasal haklarının nasıl ve ne şekilde ödeneceği ile miktarları konusundaki işçilik hak ve alacaklarından kaynaklı uyuşmazlık" olarak gösterildiği ve görüşmeler neticesinde tarafların davacıya 7.000,00 TL kıdem tazminatı ile 3.000,00 TL ücret alacağı olmak üzere toplam net 10.000,00 TL ödeme yapılması konusunda anlaştığı, iptali talep olunan arabuluculuk anlaşma tutanağında davacının çıkış kodunun istifa olarak bildirilmesinin taraflar arasında kararlaştırıldığı hâlde çelişkili şekilde davacı işçiye kıdem tazminatı ödemesi yapılacağının aynı arabuluculuk anlaşma tutanağında kararlaştırılmış olmasının hatalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 27.12.2021 tarihli ve 2021/350324 sayılı ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada mevcut arabuluculuk anlaşma tutanağından, davacının aynı gün içinde hem iş sözleşmesinin feshedildiği, hem tarafların ihtiyari arabuluculuğa başvurdukları, arabulucunun görevlendirildiği ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, hem de tarafların anlaşma belgesinde sayılan tüm alacaklar üzerinde müzakere ettikten sonra anlaşma sağladıklarının belirtildiği, tüm bu işlemlerin aynı gün içerisinde gerçekleşmiş olduğunu kabul etmenin güç olduğu, arabulucuya başvurmadan önce taraflar arasında hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığının ortaya konulmuş olmadığı, kaldı ki ilgili belgede davacının iş sözleşmesini feshettiği belirtilmesine ve kuruma bu şekilde bildirimde bulunulmasına rağmen bununla çelişkili olarak davacıya kıdem tazminatı ödenmesinin de hüküm altına alındığı diğer yandan, arabuluculuk yöntemin, fesih işlemlerinin ve buna bağlı ödemelerin yapılması amacıyla bir araç olarak kullanılamayacağı ayrıca arabuluculukta temel amacın, mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun, bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, fesih işlemi arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğinden; somut olayda, taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın çözümünden ziyade, usulüne uygun bir müzakere ortamı da sağlanmadan, salt dava açma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla hareket edildiği sonucuna ulaşıldığı ve bu itibarla 27.12.2021 tarihli anlaşma belgesinin geçerli bir arabuluculuk anlaşma belgesi niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;
Davacının kendi hür iradesiyle gönüllü olarak ihtiyari arabuluculuk sürecine katıldığını, süreci devam ettirdiğini ve anlaşma şeklinde sonlandırma iradesi gösterdiğini,
Tarafların kesin hükümsüzlük, aşırı yararlanma, yanılma, aldatma, korkutma, sahtelik iddiası gibi hâllerde anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri sürmesinin mümkün olduğunu ancak dava konusu olayda bu iddiaların ileri sürülmediği gibi bu yönde bir ispat da söz konusu olmadığını,
Davacının kötüniyetinin korunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü kapsamında geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığına ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#28
Arabuluculuk & Uzlaştırma / İş Hukukunda İhtiyari Arabuluc...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 26 Mayıs 2026, 16:55:04İş Hukukunda İhtiyari Arabuluculuk: İrade Fesadı, Gabin ve Tutanağın İptali (Yargıtay Emsal Karar İncelemesi)
Son yıllarda iş hukuku pratiğinde en sık karşılaştığımız sorunlardan biri, işçinin işten ayrılış sürecinde önüne konulan "ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgeleridir." İşverenler, dava yolunu kapatmak ve kıdem tazminatı başta olmak üzere işçilik alacaklarını çok cüzi miktarlarla kapatabilmek amacıyla, işçilere işten çıkış anında arabuluculuk evrakları imzalatmaktadır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin yakın tarihli (2025/8447 E., 2025/9098 K.) kararı, bu tür "göstermelik" arabuluculuk süreçlerinin yargıdan nasıl döndüğüne dair mükemmel bir emsal teşkil etmektedir. Bu makalede, söz konusu kararın satır aralarını, hukuki gerekçelerini ve iş hukuku pratiğimize etkilerini inceleyeceğiz.
1. Uyuşmazlığın Arka Planı: 34 Yıllık Emeğe Karşılık 7.000 TL
Dava dosyasına yansıyan olay örgüsü, maalesef ülkemizdeki tipik işçi-işveren uyuşmazlıklarının bir özetidir.
- Olay: 1987-2021 yılları arasında aralıklı olarak tır şoförü olarak çalışan işçi, haklı nedenle iş sözleşmesini feshediyor.
- İşverenin Hamlesi: İşçiye, işten ayrıldığı gün (05.01.2021) bir ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatılıyor. Tutanakta işçinin 7.000 TL karşılığında tüm haklarından vazgeçtiği ve başkaca alacağı kalmadığı belirtiliyor. (İşveren görüşmenin WhatsApp üzerinden yapıldığını iddia ediyor).
- Dava Süreci: İşçi, alacaklarının 200.000 TL'nin üzerinde olduğunu belirterek, irade fesadı (baskı ve kandırılma) gerekçesiyle hem arabuluculuk tutanağının iptali davası hem de işçilik alacakları davası açıyor.
Bilirkişi incelemesinde ortaya çıkan tablo çarpıcıdır: İşçinin, yapılan eski ödemeler mahsup edildikten sonra bile sadece net kıdem tazminatı alacağının 84.936,91 TL olduğu, ayrıca ödenmemiş diğer işçilik alacaklarının da bulunduğu tespit edilmiştir.
2. Yargıtay ve Derece Mahkemelerinin Hukuki Değerlendirmesi
Yargıtay'ın onadığı bu kararda, arabuluculuk müessesesinin kötüye kullanımını engelleyen üç temel hukuki dayanak göze çarpmaktadır:
A. İrade Fesadı ve Hayatın Olağan Akışına Aykırılık
Mahkeme, işçinin hizmet süresi (19... gün), emsal ücret araştırmaları ve bilirkişi raporuyla tespit edilen bakiye 84.936,91 TL'lik salt kıdem tazminatı alacağını göz önüne almıştır. Yüz binlerce liralık gerçek bir alacak dururken, işçinin serbest iradesiyle sadece 7.000 TL karşılığında tüm haklarından feragat ettiğini kabul etmek hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durum, arabuluculuk görüşmelerinde "irade fesadı" (hata, hile, ikrah) ve açık oransızlık (gabin) olduğunu kanıtlar niteliktedir.
B. Aynı Gün Düzenlenen Evrakların Şaibesi
İşçinin fesih tarihi ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının tarihinin aynı gün (05.01.2021) olması, sürecin gerçek bir müzakereden ziyade işten çıkış işlemlerinin bir formalitesi olarak kurgulandığını göstermektedir. İşveren vekili, pandemi nedeniyle görüşmenin WhatsApp üzerinden yapıldığını savunmuş olsa da, bu durum işçinin hukuki bilgisizliğinden ve zor durumundan faydalanıldığı gerçeğini değiştirmemiştir.
C. Usuli Bir Hatırlatma: Davaların Ayrılması (Tefrik) ve Bekletici Mesele
Kararda usul hukuku açısından çok önemli bir detay mevcuttur. İlk derece mahkemesi başlangıçta "Arabuluculuk Tutanağının İptali" davası ile "İşçilik Alacakları" davasını birleştirerek görmüştür. Ancak Yargıtay bozma ilamında;
Alıntı YapHMK md. 167 uyarınca bu iki davanın birlikte görülmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, "İptal Davası"nın ayrı bir esasa kaydedilerek (tefrik edilerek), "Alacak Davası" yönünden bekletici mesele yapılması gerektiğinivurgulamıştır. Bu usul kuralı, benzer davalar açacak meslektaşlarımız için kritik bir yol haritasıdır.
3. Kararın İş Hukuku Pratiğine Etkileri ve Sonuç
Arabuluculuk kurumu, tarafların uyuşmazlıklarını barışçıl yollarla çözmesi için tasarlanmıştır; işverenin borçtan kurtulma aracı değildir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bu kararı neticesinde şu sonuçları çıkarabiliriz:
- Arabuluculuk anlaşma belgeleri dokunulmaz değildir. Eğer işçinin gerçek alacağı ile arabuluculuk tutanağında anlaşılan miktar arasında "uçurum" varsa, bu belge irade fesadı ve gabin iddialarıyla iptal edilebilir.
- İptal davası açarken, işçilik alacakları davasının da eşzamanlı olarak yürütülmesi ve iptal davasının bekletici mesele yapılması usulen en doğru yöntemdir.
- İşverenlerin, işçinin zayıf durumundan (işsiz kalma korkusu, maddi sıkıntı vb.) faydalanarak imzalattıkları standart arabuluculuk matbu evrakları, mahkemeler ve Yargıtay nezdinde itibar görmemektedir.
Bu karar, arabuluculuk masasında hakkı yenen ve "Artık imza attım, yapacak bir şey yok" diye düşünen işçiler için güçlü bir umut ışığı, sözde arabuluculuk anlaşmaları ile yargı denetiminden kaçmaya çalışan kötü niyetli uygulamalar için ise ciddi bir settir.
YARGITAY KARARININ TAM METNİ
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/8447 E. 2025/9098 K.
MAHKEMESİ:İş Mahkemesi
SAYISI: 2025/278 E., 2025/476 K.
MAHKEMESİ : ... 13. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/73 E., 2024/114 K.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin 1987-2021 yılları arasında aralıklı şekilde davalı işveren nezdinde tır şoförü olarak çalıştığını, ücretlerinin ödenmemesi, primlerin düşük ücretten yatırılması ve psikolojik taciz (mobbing) uygulanması nedeniyle davacının iş sözleşmesini 05.01.2021 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, işten ayrılışı sırasında baskıyla ve bir kısım alacaklarının ödeneceği taahhüt edilerek içerikleri okutulmadan bir kısım evraklar imzalatıldığını, işten ayrılmasının ardından dava açmadan önce arabulucuya başvurulduğunda, davalı tarafından aralarında, daha önce ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin belirtildiğini, ihtiyari arabuluculuk tutanağı düzenlenip düzenlenmediğinin taraflarınca bilinemediğini, zira davacının bilerek ve isteyerek böyle bir faaliyet içerisinde bulunmadığını, imzalanmışsa eğer, tutanağın imzalanması sırasında davacının irade fesadına uğratıldığını, davacının hizmet süresi itibarıyla 200.000,00 TL'nin üzerinde alacağı bulunduğunu, cüzi bir alacağı olmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, prim alacağı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini; birleşen dava dilekçesinde ise davalı ile davacı arasında düzenlenmiş olan 05.01.2021 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk sonrasında anlaşılan konularda dava açılamayacağını, davanın esasına girilmeksizin reddi gerektiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, ödenmeyen bir alacağı bulunmadığını, kaldı ki alacakların da zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2024 tarihli kararı ile; dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belge tarihinin 05.01.2021 olduğu, davanın 26.11.2021 tarihinde açıldığı, konuya ilişkin mevzuat hükümleri, davacı ile aynı işi yapan ve istinaf denetiminden geçerek kesinleşen dosyalardaki işçilere ait emsal ücretler, davacının hizmet süresi, bilirkişi raporunda davacıya yapılan kıdem tazminatı ödemelerinin mahsubu sonucu 84.936,91 TL daha net kıdem tazminatı alacağı ile ödenmemiş diğer işçilik alacaklarının bulunması ve diğer tüm deliller birlikte ele alındığında davacının ihtiyari arabuluculuk belgesinde yazılı bulunan 7.000,00 TL tutar dışında hiçbir hak ve alacağı kalmadığına dair ibarenin davacının serbest iradesi ile anlaşmaya varılması sonucu yazıldığı kabulünün dosya kapsamına uygun düşmediği gerekçesiyle 05.01.2021 tarihli ve 2021/3220 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında ihtiyari arabuluculuk son oturum tutanağı ve eki anlaşma belgesinin iptaline ilişkin birleşen davanın kabulüne, davacının işçilik alacaklarına ilişkin açılan asıl davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2024 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 08.01.2025 tarihli kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.01.2025 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, somut uyuşmazlıkta davacı tarafından alacak davası ve arabuluculuk tutanağının iptali davaları ayrı ayrı açılmış olup alacak davasında, arabuluculuk tutanağının iptali davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerekirken davaların birleştirilerek görülmesinin isabetsiz olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 167. maddesi uyarınca yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için aralarında bağlantı bulunsa bile davaların ayrılmasına davanın her safhasında karar verilebileceği, hâl böyle olunca Mahkemece, birleştirilen ... 13. İş Mahkemesinin 05.03.2024 tarihli ve 2024/73 Esas, 2024/114 Karar sayılı arabuluculuk tutanağının iptali davasının asıl davadan tefrik edilerek yeni bir esasa kaydedilmesi, asıl dava yönünden; arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davasının bekletici mesele yapılması gerektiği, davaların birlikte görülmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmadan sonra yapılan yargılamada, usul ve kanuna uygun olan bozma ilâmına uyularak ... 13. İş Mahkemesinin 2024/73 Esas, 2024/114 Karar sayılı dosyasından görülen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali istemli davanın, işçilik alacaklarına ilişkin davadan tefrik edildiği ve bu dosyanın sonucunun işçilik alacaklarına ilişkin davada bekletici mesele yapıldığı, somut uyuşmazlık yönünden; dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 05.01.2021 tarihinde düzenlendiği, davanın ise 26.11.2021 tarihinde açıldığı, konuya ilişkin mevzuat hükümleri, davacı ile aynı işi yapan ve istinaf denetiminden geçerek kesinleşen dosyalardaki işçilere ait emsal ücretler, davacının hizmet süresinin 19... gün olarak belirlendiği ve yapılan kıdem tazminatı ödemelerinin mahsubu sonucu 84.936,91 TL daha net kıdem tazminatı alacağı ile ödenmemiş diğer işçilik alacaklarının bulunduğunun belirlendiği bilirkişi raporu ve diğer tüm deliller birlikte ele alındığında; davacının ihtiyari arabuluculuk belgesinde yazılı bulunan 7.000,00 TL tutar dışında hiçbir hak ve alacağı kalmadığına dair belirtimin davacının serbest iradesi ile anlaşmaya varılması sonucu yazıldığı kabulünün dosya kapsamına uygun düşmediği gerekçesiyle 05.01.2021 tarih ve 2021/3220 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında ihtiyari arabuluculuk son oturum tutanağı ve eki anlaşma belgesinin iptaline ilişkin davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
Anlaşma belgesinin iptali davası açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini,
Taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmelerinin kanuna uygun olduğunu, tarafların anlaştığını, arabuluculuk görüşmesinin WhatsApp uygulaması üzerinden yapıldığını, WhatsApp üzerinden görüşme yapıldığı için HTS kayıtlarında görüşme kaydı çıkmadığını, davacının imzasını kabul ettiğini, tutanakta yazılan parayı aldığını, buna rağmen görüşme yapmadığı şeklindeki beyanına itibar edilemeyeceğini,
İrade fesadına dayalı davaların 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini,
Arabuluculuk görüşmesinin telekonferans sistemiyle WhatsApp üzerinden ve pandemide yapıldığını, telekonferans sistemi ile yapılan görüşmede davacıya gerekli izahatın yapıldığını, tarafların fiziken biraraya gelemediği durumlarda görüşmenin telekonferans sistemi ile yapılabileceğini,
Davacıya emeklilik nedeniyle daha öncede tazminatlarının bir kısmı ödendiğinden, davacının arabuluculuk anlaşma belgesini imzaladığını, gabin durumunun söz konusu olmadığını, ihtiyari arabuluculuk belgelerinin aynı gün içinde düzenlenmesinde hukuka aykırılık olmadığını,
Davacının işinden istifa etmesine rağmen eski çalışan olması nedeniyle iyiniyetle arabuluculuk aşamasında tazminat ödemesi yapıldığını, davacının mağdur edilmediğini,
Arabuluculuk için başvuran tarafın davacı olduğunu, davacının imzasını inkar etmemesi, tutanakta belirtilen parayı aldığını kabul etmesi, davacının okur yazar olması karşısında davanın kabulünün dosya içeriği ile bağdaşmadığını,
Arabuluculuk görüşmesinin işveren adresinde yapılmasının salt bu nedenle arabuluculuk tutanağının iptalini gerektirir bir durum olmadığını,
Davacının soyut iddia dışında maddi delil sunamadığını, davalı tanığı Y.K'nın bu konuda ayrıntılı beyanda bulunduğunu, hiçbir maddi delile dayanmayan, yasal süresinde açılmayan davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü uyarınca geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığına ve iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#29
Ceza Hukuku / Taahhütnamede "Baro Pulu" Hata...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 26 Mayıs 2026, 15:12:44Yargıtay'dan Hayat Kurtaran Emsal Karar: Taahhütnamede "Baro Pulu" Hatası Tazyik Hapsini İptal Ettirdi!
İcra takiplerinde alacaklıların tahsilatı hızlandırmak için en çok başvurduğu yöntemlerden biri olan "ödeme taahhüdü", borçlular için hapis cezası riski taşıyan son derece hassas bir hukuki işlemdir. Ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.12.2025 tarihli bu çarpıcı emsal kararı, taahhütnamelerin geçerlilik şartlarını bir kez daha hatırlatmış ve icra dosyasında fiilen bulunmayan bir masrafın (baro pulu) taahhüde eklenmesinin borçluyu tazyik hapsinden kurtaracağını hüküm altına almıştır.
Hukukçular, icra memurları ve vatandaşlar tarafından sıkça aranan "taahhüdü ihlal beraat kararları", "taahhütnamede baro pulu geçersizliği" ve "İİK 340 beraat sebepleri" gibi konulara ışık tutan bu emsal kararın detaylı analizini aşağıda bulabilirsiniz.
🔍 Karar Künyesi ve Yargılama Süreci
💡 İİK Madde 340 Kapsamında Taahhüdün Geçerlilik Şartları Nelerdir?
Bir borçlunun ödeme taahhüdünü ihlal etmesi (halk arasındaki tabiriyle taahhüdü bozması) nedeniyle 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilmesi için, alınan taahhütnamenin hukuken kusursuz olması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre geçerli bir taahhüdün olmazsa olmaz şartı "Belirlilik (Muayyenlik)" ilkesidir.
Buna göre taahhüt tutanağında;
⚖️ Yargıtay'ın İptal Gerekçesi: Hayali "Baro Pulu" Masrafı Taahhüdü Çökertti!
Somut olayda, Tokat İcra Ceza Mahkemesi borçlu sanık hakkında 3 aya kadar tazyik hapsi vermiş, Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesi de borçlunun bu karara yaptığı itirazı reddetmiştir. Ancak Adalet Bakanlığı, dosyada çok kritik bir hukuki hata tespit ederek "Kanun Yararına Bozma" yoluna gitmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi dosyayı incelediğinde şu vahim tabloyu ortaya koymuştur:
Bu durum, borçlunun taahhüdüne esas olan toplam borç miktarının yanlış ve usulsüz hesaplandığını gösterir. İcra dosyasında yasal olarak belgelenmemiş veya tahakkuk etmemiş bir masrafın (baro pulunun) borçluya yükletilmesi, taahhüdün hukuki geçerliliğini tamamen ortadan kaldırmıştır.
🎯 Kararın Sonuçları ve Hukukçulara Altın Tavsiyeler
Bu kanun yararına bozma kararı neticesinde;
📜 YARGITAY KARARININ TAM METNİ
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/8691 E. 2025/8270 K.
"İçtihat Metni"
Borçlunun ödeme şartının ihlali suçundan sanık ...'un, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 340/1. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Tokat İcra Ceza Mahkemesinin 30.04.2024 tarihli ve 2024/1 Esas, 2024/49 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/73 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 31.10.2025 gün ve 94660652-105-60-17790-2024-KYB sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2025 gün ve KYB-2025/126446 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 2004 sayılı Kanun'un 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerekmesi karşısında, 10.09.2020 tarihinde alınan taahhütnamede, icra gideri olmadığı halde baro pulu ücretinin gider olarak gösterildiği, bu nedenle borçlu tarafından verilen taahhüdün geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden,Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/73 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4-d. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında borçlunun ödeme şartını ihlâli eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında verilen tazyik hapsi infaz edilmekte ise derhal salıverilmesine,
5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bozma nedeninin cezanın kaldırılmasını gerektirdiği belirlendiğinden,
"Sanık ...'un, üzerine atılı borçlunun ödeme şartını ihlâl suçunun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE,"
"Karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak hesaplanan 3.600,00 TL dilekçe yazım ücretinin kendisini vekil ile temsil ettiren sanık lehine şikayetçiden tahsiliyle sanığa verilmesine,"
"Yargılama giderinin müşteki üzerinde bırakılmasına,"
Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İcra takiplerinde alacaklıların tahsilatı hızlandırmak için en çok başvurduğu yöntemlerden biri olan "ödeme taahhüdü", borçlular için hapis cezası riski taşıyan son derece hassas bir hukuki işlemdir. Ancak Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.12.2025 tarihli bu çarpıcı emsal kararı, taahhütnamelerin geçerlilik şartlarını bir kez daha hatırlatmış ve icra dosyasında fiilen bulunmayan bir masrafın (baro pulu) taahhüde eklenmesinin borçluyu tazyik hapsinden kurtaracağını hüküm altına almıştır.
Hukukçular, icra memurları ve vatandaşlar tarafından sıkça aranan "taahhüdü ihlal beraat kararları", "taahhütnamede baro pulu geçersizliği" ve "İİK 340 beraat sebepleri" gibi konulara ışık tutan bu emsal kararın detaylı analizini aşağıda bulabilirsiniz.
🔍 Karar Künyesi ve Yargılama Süreci
- Yargı Mercii: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi
- Esas / Karar No: 2025/8691 E. , 2025/8270 K.
- Karar Tarihi: 16.12.2025 (Oy Birliğiyle)
- İlgili Suç: Borçlunun Ödeme Şartını İhlali (Taahhüdü İhlal)
- İlgili Kanun: 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) Madde 340
- Kanun Yararına Bozma İsteyen: Adalet Bakanlığı
💡 İİK Madde 340 Kapsamında Taahhüdün Geçerlilik Şartları Nelerdir?
Bir borçlunun ödeme taahhüdünü ihlal etmesi (halk arasındaki tabiriyle taahhüdü bozması) nedeniyle 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilmesi için, alınan taahhütnamenin hukuken kusursuz olması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre geçerli bir taahhüdün olmazsa olmaz şartı "Belirlilik (Muayyenlik)" ilkesidir.
Buna göre taahhüt tutanağında;
- Asıl alacak miktarı,
- İşlemiş ve (taahhüt tarihine kadar) işleyecek faiz miktarı,
- İcra vekalet ücreti,
- İcra harç ve giderleri (masrafları)
⚖️ Yargıtay'ın İptal Gerekçesi: Hayali "Baro Pulu" Masrafı Taahhüdü Çökertti!
Somut olayda, Tokat İcra Ceza Mahkemesi borçlu sanık hakkında 3 aya kadar tazyik hapsi vermiş, Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesi de borçlunun bu karara yaptığı itirazı reddetmiştir. Ancak Adalet Bakanlığı, dosyada çok kritik bir hukuki hata tespit ederek "Kanun Yararına Bozma" yoluna gitmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi dosyayı incelediğinde şu vahim tabloyu ortaya koymuştur:
Alıntı Yapİcra dosyasında gerçekte bir "icra gideri" olmadığı halde, 10.09.2020 tarihinde alınan taahhütnamede "baro pulu ücreti" icra gideri olarak borca eklenmiştir.
Bu durum, borçlunun taahhüdüne esas olan toplam borç miktarının yanlış ve usulsüz hesaplandığını gösterir. İcra dosyasında yasal olarak belgelenmemiş veya tahakkuk etmemiş bir masrafın (baro pulunun) borçluya yükletilmesi, taahhüdün hukuki geçerliliğini tamamen ortadan kaldırmıştır.
🎯 Kararın Sonuçları ve Hukukçulara Altın Tavsiyeler
Bu kanun yararına bozma kararı neticesinde;
- Hapis Cezası Kaldırıldı: Taahhüdü ihlal suçunun yasal unsurları oluşmadığı için borçlu sanığın BERAATİNE karar verilmiş, infaz edilmekte olan tazyik hapsi varsa derhal salıverilmesine hükmedilmiştir.
- Vekalet Ücreti Alacaklıya Yüklendi: Kendisini avukatla temsil ettiren borçlu sanık lehine hesaplanan 3.600,00 TL dilekçe yazım ücretinin (vekalet ücretinin) şikayetçi alacaklıdan tahsiline karar verilmiştir.
📜 YARGITAY KARARININ TAM METNİ
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/8691 E. 2025/8270 K.
"İçtihat Metni"
Borçlunun ödeme şartının ihlali suçundan sanık ...'un, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 340/1. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Tokat İcra Ceza Mahkemesinin 30.04.2024 tarihli ve 2024/1 Esas, 2024/49 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/73 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 31.10.2025 gün ve 94660652-105-60-17790-2024-KYB sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2025 gün ve KYB-2025/126446 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 2004 sayılı Kanun'un 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerekmesi karşısında, 10.09.2020 tarihinde alınan taahhütnamede, icra gideri olmadığı halde baro pulu ücretinin gider olarak gösterildiği, bu nedenle borçlu tarafından verilen taahhüdün geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden,Tokat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/73 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4-d. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanık hakkında borçlunun ödeme şartını ihlâli eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında verilen tazyik hapsi infaz edilmekte ise derhal salıverilmesine,
5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bozma nedeninin cezanın kaldırılmasını gerektirdiği belirlendiğinden,
"Sanık ...'un, üzerine atılı borçlunun ödeme şartını ihlâl suçunun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE,"
"Karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak hesaplanan 3.600,00 TL dilekçe yazım ücretinin kendisini vekil ile temsil ettiren sanık lehine şikayetçiden tahsiliyle sanığa verilmesine,"
"Yargılama giderinin müşteki üzerinde bırakılmasına,"
Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
#30
Makale Kütüphanesi / Maaş Haczi Nedir, İşçi ve Memu...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 26 Mayıs 2026, 14:46:07İİK 355, 356, 357 ve İş Kanunu 35 Kapsamında Kapsamlı Maaş Haczi Rehberi: İşçi ve Memur Farkları, Kesinti Oranları ve Cezai Sorumluluklar
İcra ve iflas hukuku ile iş hukuku uygulamalarında, borç tahsilatının en yaygın ve en kesin yollarından biri maaş haczi işlemidir. Ancak bu süreç; borçlu, alacaklı ve işveren (kamu kurumu veya özel şirket) üçgeninde çok sıkı yasal kurallara bağlanmıştır. Özellikle güncel mevzuat hükümleri olan 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 355, 356 ve 357. maddeleri ile 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi, sürecin nasıl yürüyeceğini, sınırlarını ve kurallara uyulmaması halindeki ağır yaptırımları net bir şekilde çizmektedir.
Bu makalede; maaş haczi prosedürünün yasal dayanaklarını, kesinti oranlarının nasıl hesaplanacağını, kamu çalışanları (memurlar) ile özel sektör işçileri arasındaki benzerlik ve farklılıkları ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya amirleri bekleyen hukuki/cezai sorumlulukları inceleyeceğiz.
📌 1. İİK Madde 355: Maaş Haczi Bildirimi ve Kurumların/İşverenlerin Sorumluluğu
İİK Madde 355, devlet memurları ile özel sektör çalışanlarının maaşlarından kesinti yapılması için icra dairelerinden gönderilen tebligatların yasal muhataplarına (işveren, muhasebe müdürü, daire amiri, malmüdürü) çok net ödevler yükler.
Bu madde kapsamında yasal muhatapların yerine getirmesi gereken zorunluluklar şunlardır:
📊 2. Kamu Çalışanları (Memurlar) ve Özel Sektör İşçileri Bakımından Maaş Haczi Karşılaştırması
Hem devlet memurları hem de özel sektör işçileri maaş haczine konu olabilse de, tabi oldukları temel kanunlar ve muhataplık yapıları bakımından ince farklar bulunmaktadır. Memurlar genel kamu hukuku ve 657 Sayılı Kanun normlarından da etkilenirken, işçiler için 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi emredici hükümler içerir. Ancak haczin infazı her ikisi için de İİK hükümlerine tabidir.
Aşağıdaki tabloda bu iki çalışan grubu arasındaki farkları ve benzerlikleri detaylıca inceleyebilirsiniz:
💰 3. 4857 Sayılı İş Kanunu Madde 35: Ücretin Saklı Kısmı ve Kesinti Oranları
İşçilerin maaşından yapılacak kesinti, keyfi bir oranda yapılamaz. İş Kanunu'nun 35. maddesi bu konuyu işçi lehine kesin bir güvenceye bağlamıştır:
Bu Maddenin Kritik İstisnaları ve Uygulama Detayları:
🚨 4. İİK 356 ve 357: İşveren ve Amirleri Bekleyen Ağır Yaptırımlar (Hukuki ve Cezai Sorumluluk)
İcra dairesinden gelen maaş haczi yazısını göz ardı etmek, süresinde cevap vermemek veya çalışanın maaşından kesinti yapıp dosyaya yatırmamak, işverenler ve kamu görevlileri için telafisi güç sonuçlar doğurur.
A) Hukuki ve Mali Sorumluluk (İİK Madde 356)
İİK 356. madde uyarınca; maaş haczi yazılarına riayet etmeyen, kesinti yapmayan veya kestiği parayı icra dairesine zamanında (ilk vasıta ile) göndermeyen kanuni muhataplar (işverenler, şirket yetkilileri, muhasebe müdürleri, kamu amirleri) bu borçtan şahsen sorumlu olurlar.
Mesele sadece mali boyutta kalmaz, aynı zamanda adli bir suç teşkil eder. İİK 357. madde devlet otoritesinin sarsılmasını engellemek için ihdas edilmiştir.
💡 Sonuç ve Tavsiyeler
Gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, gerekse 4857 sayılı İş Kanunu, maaş haczinde hassas bir denge kurmuştur: Bir yanda alacaklının alacağına kavuşma hakkı güvence altına alınırken (İİK 355, 356, 357 yaptırımları), diğer yanda işçinin ve ailesinin yaşamını sürdürebilmesi için asgari bir sınır (1/4 kuralı) getirilmiştir.
Özel sektördeki İnsan Kaynakları (İK) ile Muhasebe departmanları ve kamudaki mutemetlik birimleri, kuruma gelen icra tebligatlarına kesinlikle 1 hafta içinde cevap vermeli, kesintileri net maaş üzerinden %25 oranında doğru hesaplamalı ve çalışanın işten ayrılması durumunda bu durumu derhal ilgili İcra Müdürlüğüne bildirmelidir. Aksi takdirde, borçlunun borcu yüzünden şirket yetkililerinin şahsi malvarlıklarına haciz gelmesi olasıdır.
EMSAL YARGITAY KARARI
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/30668 E. 2015/5474 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının talebi üzerine, icra müdürlüğünce, borçlunun işyerinden almakta olduğu maaş ve ücretin 1/4'üne, ikramiye, sosyal alacakları ile ilave tediye ve tazminatlarının tamamı üzerine haciz konulmuş olup, borçlu icra mahkemesine başvurusunda, maaş, toplu sözleşme farkı ve ikramiyenin 1/4'ü dışındaki haciz ile ilave tediyelerin tamamı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
4857 Sayılı Kanun'un 35. maddesine göre; işçinin almakta olduğu ücretin 1/4'ünden fazlası haczedilemez. İkramiye, toplu sözleşme farkı ve nema da ücretten sayılacağından onların da aynı koşullarda haczini engelleyen bir yasa hükmü yoktur. 6772 Sayılı Kanun'un 4. maddesinde ise; "Fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete munzam tediyelerin haczedilemeyeceği" belirtilmiştir.
O halde mahkemece, maaş haczi ile ilgili şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken maaş haczi ile ilgili 06.08.2013 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline, ikramiye, nema, toplu sözleşme alacaklarında haczin 1/4 oranında devamına şeklinde karar vermek sureti ile borçlunun maaşına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İcra ve iflas hukuku ile iş hukuku uygulamalarında, borç tahsilatının en yaygın ve en kesin yollarından biri maaş haczi işlemidir. Ancak bu süreç; borçlu, alacaklı ve işveren (kamu kurumu veya özel şirket) üçgeninde çok sıkı yasal kurallara bağlanmıştır. Özellikle güncel mevzuat hükümleri olan 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 355, 356 ve 357. maddeleri ile 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi, sürecin nasıl yürüyeceğini, sınırlarını ve kurallara uyulmaması halindeki ağır yaptırımları net bir şekilde çizmektedir.
Bu makalede; maaş haczi prosedürünün yasal dayanaklarını, kesinti oranlarının nasıl hesaplanacağını, kamu çalışanları (memurlar) ile özel sektör işçileri arasındaki benzerlik ve farklılıkları ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya amirleri bekleyen hukuki/cezai sorumlulukları inceleyeceğiz.
📌 1. İİK Madde 355: Maaş Haczi Bildirimi ve Kurumların/İşverenlerin Sorumluluğu
İİK Madde 355, devlet memurları ile özel sektör çalışanlarının maaşlarından kesinti yapılması için icra dairelerinden gönderilen tebligatların yasal muhataplarına (işveren, muhasebe müdürü, daire amiri, malmüdürü) çok net ödevler yükler.
Bu madde kapsamında yasal muhatapların yerine getirmesi gereken zorunluluklar şunlardır:
- 1 Haftalık Kesin Süre Kuralı: İcra dairesinden gelen tebligatı alan işveren veya kurum amiri, haczin icra edildiğini ve borçlunun maaş/ücret miktarını en geç 1 hafta içinde (nihayet bir hafta içinde) icra dairesine bildirmek zorundadır.
- Sürekli Kesinti Yükümlülüğü: Borç bitinceye kadar, her ay maaştan yasal oranda kesinti yapılarak kesilen tutar bekletilmeksizin icra dairesinin dosyasına gönderilmelidir.
- Değişiklikleri Bildirme Yükümlülüğü: Borçlu personelin maaşında veya görevinde bir değişiklik olursa, personel başka bir şubeye tayin edilirse veya işten ayrılırsa/çıkarılırsa (hizmetine nihayet verilirse) bu durum derhal icra dairesine bildirilmelidir. Ayrıca başka şubeye geçiş varsa, yeni şube amiri de haciz durumundan haberdar edilmelidir.
📊 2. Kamu Çalışanları (Memurlar) ve Özel Sektör İşçileri Bakımından Maaş Haczi Karşılaştırması
Hem devlet memurları hem de özel sektör işçileri maaş haczine konu olabilse de, tabi oldukları temel kanunlar ve muhataplık yapıları bakımından ince farklar bulunmaktadır. Memurlar genel kamu hukuku ve 657 Sayılı Kanun normlarından da etkilenirken, işçiler için 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi emredici hükümler içerir. Ancak haczin infazı her ikisi için de İİK hükümlerine tabidir.
Aşağıdaki tabloda bu iki çalışan grubu arasındaki farkları ve benzerlikleri detaylıca inceleyebilirsiniz:
| Karşılaştırma Kriteri | Özel Sektör Çalışanı (İşçi) | Kamu Çalışanı (Memur/Sözleşmeli) |
| Temel Koruyucu Kanun | 4857 Sayılı İş Kanunu (Madde 35) | Genel olarak İİK Madde 83 ve Kamu Personeli Mevzuatı |
| Yasal Muhatap (İİK 355) | Hususi Müesseselerin Kanuni Muhatapları | Malmemuru veya Daire Amiri (Mutemet, Harcama Yetkilisi) |
| Kesinti Üst Sınırı | Aylık ücretin en fazla 1/4'ü (İş K. Md. 35 emredici hükmü) | Aylık maaşın en az 1/4'ü (İİK Md. 83 gereği) |
| 1 Haftalık Bildirim Süresi | Geçerlidir. 1 hafta içinde icraya cevap verilmelidir. | Geçerlidir. 1 hafta içinde icraya cevap verilmelidir. |
| Yer Değiştirme / İhraç Durumu | İşten çıkış derhal icraya bildirilir, kıdem/ihbar varsa haczedilir. | Tayin (başka şube/kurum) veya ihraç derhal icraya ve yeni amire bildirilir. |
| Ödememe Halinde Yaptırım | Şirket yetkilisinin malvarlığından tahsilat yapılır (İİK 356). | İlgili malmemuru/daire amirinin maaşından kesilir (İİK 356) ve savcılığa verilir (İİK 357). |
💰 3. 4857 Sayılı İş Kanunu Madde 35: Ücretin Saklı Kısmı ve Kesinti Oranları
İşçilerin maaşından yapılacak kesinti, keyfi bir oranda yapılamaz. İş Kanunu'nun 35. maddesi bu konuyu işçi lehine kesin bir güvenceye bağlamıştır:
Alıntı Yap"İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden (1/4) fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz."
Bu Maddenin Kritik İstisnaları ve Uygulama Detayları:
- 1/4 (Dörtte Bir) Kuralı:4857 Sayılı Kanun'un 35. maddesine göre; işçinin almakta olduğu ücretin 1/4'ünden fazlası haczedilemez. İkramiye, toplu sözleşme farkı ve nema da ücretten sayılacağından onların da aynı koşullarda haczini engelleyen bir yasa hükmü yoktur. 6772 Sayılı Kanun'un 4. maddesinde ise; "Fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete munzam tediyelerin haczedilemeyeceği" belirtilmiştir. Ancak borçlunun rızası dahilinde İcra ve İflas Kanunu'nun 355. Maddesi gereğince İcra Müdürlüğünce yazılan müzekkerelere istinaden işçinin almakta olduğu ücretin 1/4'ü üzerinde kesinti yapılabilmektedir.
- Hakim Takdiri (Aile Üyeleri): Kanun, "işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir" diyerek, işçinin asgari geçim standardının altına düşürülmesini engellemeyi amaçlar.
- Nafaka Alacaklarının Üstünlüğü: Madde metninde açıkça "Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır" denilmektedir. Bu demektir ki; aylık cari nafaka borcu 1/4 sınırına tabi değildir. Maaştan öncelikle aylık nafakanın tamamı kesilir. Kalan miktar üzerinden varsa diğer hacizler için 1/4 kesintisine devam edilebilir.
🚨 4. İİK 356 ve 357: İşveren ve Amirleri Bekleyen Ağır Yaptırımlar (Hukuki ve Cezai Sorumluluk)
İcra dairesinden gelen maaş haczi yazısını göz ardı etmek, süresinde cevap vermemek veya çalışanın maaşından kesinti yapıp dosyaya yatırmamak, işverenler ve kamu görevlileri için telafisi güç sonuçlar doğurur.
A) Hukuki ve Mali Sorumluluk (İİK Madde 356)
İİK 356. madde uyarınca; maaş haczi yazılarına riayet etmeyen, kesinti yapmayan veya kestiği parayı icra dairesine zamanında (ilk vasıta ile) göndermeyen kanuni muhataplar (işverenler, şirket yetkilileri, muhasebe müdürleri, kamu amirleri) bu borçtan şahsen sorumlu olurlar.
- Mahkeme Kararına Gerek Yoktur: Kanun açıkça "ayrıca mahkemeden hüküm alınmasına hacet kalmaksızın" der. Yani alacaklının size dava açmasına gerek yoktur. İcra müdürü, kesilmeyen bu tutarları doğrudan doğruya işverenin veya ilgili amirin kendi maaşından ya da şahsi malvarlığından (banka hesapları, araç, tapu vb.) tahsil eder.
- Rücu Hakkı: Kendi cebinden ödeme yapmak zorunda kalan amir veya işverenin, bu bedeli daha sonra asıl borçlu olan çalışandan talep etme (rücu) hakkı kanunen saklıdır. Ancak bu, o anki icra baskısını ortadan kaldırmaz.
Mesele sadece mali boyutta kalmaz, aynı zamanda adli bir suç teşkil eder. İİK 357. madde devlet otoritesinin sarsılmasını engellemek için ihdas edilmiştir.
- Doğrudan Cumhuriyet Savcılığına Bildirim: Makbul (kabul edilebilir/haklı) bir sebep olmaksızın icra dairesinin emirlerini yerine getirmeyen amirler veya yetkililer hakkında, "tahkikatı evveliyeye hacet kalmaksızın" (ön soruşturma veya izin sürecine gerek duyulmadan) doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcılığınca ceza takibatı (soruşturma) başlatılır. Bu durum özellikle kamu amirleri için ciddi disiplin ve ceza davalarına yol açar.
💡 Sonuç ve Tavsiyeler
Gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, gerekse 4857 sayılı İş Kanunu, maaş haczinde hassas bir denge kurmuştur: Bir yanda alacaklının alacağına kavuşma hakkı güvence altına alınırken (İİK 355, 356, 357 yaptırımları), diğer yanda işçinin ve ailesinin yaşamını sürdürebilmesi için asgari bir sınır (1/4 kuralı) getirilmiştir.
Özel sektördeki İnsan Kaynakları (İK) ile Muhasebe departmanları ve kamudaki mutemetlik birimleri, kuruma gelen icra tebligatlarına kesinlikle 1 hafta içinde cevap vermeli, kesintileri net maaş üzerinden %25 oranında doğru hesaplamalı ve çalışanın işten ayrılması durumunda bu durumu derhal ilgili İcra Müdürlüğüne bildirmelidir. Aksi takdirde, borçlunun borcu yüzünden şirket yetkililerinin şahsi malvarlıklarına haciz gelmesi olasıdır.
EMSAL YARGITAY KARARI
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/30668 E. 2015/5474 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız icra takibinde, alacaklının talebi üzerine, icra müdürlüğünce, borçlunun işyerinden almakta olduğu maaş ve ücretin 1/4'üne, ikramiye, sosyal alacakları ile ilave tediye ve tazminatlarının tamamı üzerine haciz konulmuş olup, borçlu icra mahkemesine başvurusunda, maaş, toplu sözleşme farkı ve ikramiyenin 1/4'ü dışındaki haciz ile ilave tediyelerin tamamı üzerine konulan haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
4857 Sayılı Kanun'un 35. maddesine göre; işçinin almakta olduğu ücretin 1/4'ünden fazlası haczedilemez. İkramiye, toplu sözleşme farkı ve nema da ücretten sayılacağından onların da aynı koşullarda haczini engelleyen bir yasa hükmü yoktur. 6772 Sayılı Kanun'un 4. maddesinde ise; "Fazla mesai, evlilik, çocuk zamları veya primleri, ayni yardımlar, hafta ve genel tatil ücretleri gibi esas ücrete munzam tediyelerin haczedilemeyeceği" belirtilmiştir.
O halde mahkemece, maaş haczi ile ilgili şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken maaş haczi ile ilgili 06.08.2013 tarihli icra müdürlüğü kararının iptaline, ikramiye, nema, toplu sözleşme alacaklarında haczin 1/4 oranında devamına şeklinde karar vermek sureti ile borçlunun maaşına konulan haczin kaldırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.