Tasarrufun iptali davası sırasında konulan ihtiyati haciz dördüncü kişiye karşı ileri sürülemez

Başlatan Arb. Özgür Koca, 21 Nisan 2022, 01:56:22

« önceki - sonraki »
avatar_Arb. Özgür Koca
Hukuk Genel Kurulu        2017/273 E.  ,  2020/1009 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki "şikâyet" isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin reddine ilişkin karar şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.

2. Direnme kararı şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. İNCELEME SÜRECİ

Üçüncü Kişi İstemi:


4. Üçüncü kişi vekili şikâyet dilekçesinde; borçlu ...'ın Ataşehir ilçesi, Yukarı Dudullu Adalı Mah. 1200 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 9/50 hissesini ...'e sattığını, İstanbul Anadolu 18. İcra Dairesinin 2010/12104 E. sayılı dosyasında 25.10.2010 tarihinde taşınmazın (borçlu adına kayıtlı olan) 9/50 hissesine (tasarrufun iptali davasında verilen ara karar gereğince) haciz konulduğunu, 30.06.2011 tarihinde alacaklı vekilinin talebi ile taşınmazın 9/50 hissesi üzerindeki haczin fek edildiğini, haciz fek edildikten sonra müvekkili tarafından 22.07.2011 tarihinde taşınmazın 39/5000 hissesinin satın alındığını, alacaklı vekilinin 30.06.2011 tarihli elden takipli olarak almış olduğu yazıyı tapu müdürlüğüne vermediği için taşınmaz hissesinin müvekkiline hacizli olarak devredilmiş gibi göründüğünü, alacaklı vekilinin 27.06.2013 tarihli (taşınmaza haciz konulması için) tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasına ilişkin talebinde taşınmazın...'a satılan yer hariç ibaresini kullandığını, icra dairesi tarafından da Ataşehir Tapu Müdürlüğüne yazılan yazıda alacaklı vekili tarafından daha önceden fek edilen ve...'a satışı yapılan hisseler haricindeki hisseler üzerine haciz konulması talep edilmişken tapu müdürlüğü tarafından 9/50 yani 900/5000 hisse üzerine haciz konulduğunu ileri sürerek taşınmazdaki hisse üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Alacaklı cevabı:

5. Alacaklı ... vekili cevap dilekçesinde; şikâyet konusu taşınmazdaki hisseye İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin) 2010/330 E. 2013/92 K. sayılı tasarrufun iptali davasında verilen 21.09.2010 tarihli ara karar gereğince teminat karşılığında ihtiyati haciz konulduğunu, şikâyetçinin taşınmazı üzerindeki takyidatlarla beraber devir aldığı tarih olan 22.07.2011 tarihinden bu yana tasarrufun iptali davasından haberdar olduğunu, şikâyetin süresinde olmadığından reddi gerektiğini, şikâyetçiye ve (...'ten) üzerindeki yükümlülüklerle beraber taşınmaz hissesini satın alan diğer hissedarlara tasarrufun iptali davasının ihbar edildiğini, bazı hissedarların tasarrufun iptali davasını asli müdahil olarak takip ettiğini, İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin de şikâyetçi ile aynı anda satın alan diğer maliklerin taleplerini reddederek parselin tamamının (9/50 hissenin) satılarak alacaklarının tahsili yönünde taraflarına yetki verildiğini, (...'in 900/5000 hissesinden, 549/5000 hissesini satın alan) ...'ın dava (takip) konusu alacağın ödeneceğini müvekkillerine taahhüt ettiğinden dolayı sadece...'a ait hisse üzerindeki haczin alacak ödendiği vakit kaldırılacağı yönünde tarafların mutabık olduğunu, bütün talep ve müzekkerelerde sadece... demek suretiyle talebin ne olduğu tereddüte yer vermeyecek şekilde ortaya konulduğunu savunarak şikâyetin reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararı:

6. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 15.09.2014 tarihli ve 2014/445 E., 2014/680 K. sayılı kararı ile; alacaklı tarafından borçlu ... hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığı, İstanbul ili, Ataşehir ilçesi, Yukarı Dudullu Adalı mah., 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazla ilgili ...'ın 9/50 hissesini 06.04.2009 tarihinde ...'e sattığı, ...'in de bu hissesinin 39/500'ünü 22.07.2011 tarihinde şikâyetçi ...'e sattığı, ilgili hisse üzerine Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasında 21.09.2010 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu (kararı verildiği), 22.10.2010 tarihinde ihtiyati haciz kararının gereğinin yapılması için Ümraniye 1. İcra Dairesine gönderildiği ve 25.10.2010 tarihli müzekkere ile taşınmazın ihtiyati haczine karar verildiği (tapu kaydına ihtiyati haczin işlendiği), Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasında davacının alacaklılar, davalının ... ve ... olduğu, davanın konusunun ... tarafından ...'e satılan 900/5000 hisseye yönelik satışın (tasarrufun) iptali olduğu, mahkeme kararından önce davaya konu taşınmaz hissesinin 39/5000'nin ... tarafından şikâyetçiye satıldığı, yapılan yargılama sonucunda da tasarrufun iptaline karar verildiği, tasarrufun iptali kararlarının infazı için kesinleşmesinin gerekmediği, icra dairesi tarafından şikâyetçinin hissesi üzerindeki haczin kaldırılmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikâyetçi üçüncü kişi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 20.10.2015 tarihli ve 2015/25723 E., 2015/25152 K. sayılı kararı ile;

"...Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Şikâyetçi 3. kişi tarafından icra mahkemesine sunulan dilekçe ile taşınmaz hissesi üzerindeki haczin kaldırılmasının istendiği, mahkemece tasarrufun iptali kararından önce 39/5000 hissenin şikâyetçiye satıldığı, tasarrufun iptaline karar verildiği, tasarrufun iptali kararının kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilerek, şikâyetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Takip dosyası incelendiğinde; alacaklı tarafından borçlu ... hakkında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız takipte, borçlunun, Ataşehir Y. Dudullu mahallesi 1200 ada 3 parselde bulunan taşınmazdaki 9/50 payını, 06.04.2009 tarihinde ...'e sattığı, alacaklılar tarafından, borçlu ile ...'in de bulunduğu kişiler hakkında tasarrufun iptali davası açıldığı, yargılama sırasında 21.09.2010 tarihinde tapu kaydı üzerine İİK'nın 281/2. maddesi uyarınca teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına karar verildiği, teminatın yatırılması üzerine gereğinin yapılması için ihtiyati haciz kararının icra müdürlüğüne gönderildiği ve alacaklının talebi ile ihtiyati haciz kararı doğrultusunda taşınmaz üzerine 25.10.2010 tarihinde haciz konulduğu, ...'in hissesinin 39/500'lik kısmını 22.07.2011 tarihinde şikâyetçi ...'e sattığı, şikâyetçinin taraf olmadığı Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 02.05.2013 tarih, 2010/330 E., 2013/92 K. sayılı tasarrufun iptali kararında özetle; 1200 ada 3 parselde kayıtlı taşınmazın 9/50 hisse sahibi ...'e geçişine ilişkin tasarrufun iptaline karar verildiği, 09.04.2013 tarihinde borçlu vekilinin taşınmaz üzerindeki haczin İİK'nın 106-110. maddeleri gereğince düştüğünü ileri sürmesi üzerine icra müdürlüğü tarafından talep gibi işlem yapıldığı, tasarrufun iptali davası devam ederken kaldırılan haczin alacaklının 16.07.2013 tarihli talebi üzerine yeniden konulduğu, haczin yeniden işlenmesi için tapu sicil müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, 16.07.2013 tarihinde haczin işlendiği görülmektedir.

Somut olayda, icra takibinde borçlu sıfatı bulunmayan ...'in haciz tarihinde taşınmazın maliki olduğu, tasarrufun iptali davasında taraf konumunda olmadığı ve anılan davada adı geçen 3. kişi hakkında verilmiş herhangi bir karar bulunmadığı sabittir.

Bu durumda, tasarrufun iptaline ilişkin ilamın, davada taraf olmayan 3. kişi ... yönünden sonuç doğurmayacağı açıktır. Öte yandan 3. kişi taşınmazı ihtiyati hacizli olarak devralmış ise de, 16.07.2013 tarihinde alacaklının talebi ile konulan haciz, yeni bir haciz niteliğinde olup, şikâyetçi üçüncü kişiye ait hisse üzerine haciz konulması usul ve yasaya aykırıdır.

O hâlde mahkemece taşınmaz üzerine konulan 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir..." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. İstanbul Anadolu 3. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/568 E., 2016/737 K. sayılı kararı ile; tasarrufun iptali davasında verilen ve ihtiyati haciz kararı olarak nitelendirilen 22.10.2010 tarihli kararın niteliği itibariyle bir ihtiyati tedbir kararı olduğu, ihtiyati tedbir kararının verildiği andan itibaren mahkemece kaldırılana kadar sonuç doğuracağı ve tapu siciline şerhi ile alenilik ilkesinin sağlanacağı, yani tedbir kararının tapu siciline şerhinden sonra davalının hissesini devralan üçüncü kişilerin mahkemece verilen kararın kendi aleyhlerine sonuç doğuramayacağını ve mahkemece verilen kararda taraf sıfatlarının bulunmaması nedeniyle aleyhlerine hiç bir işlemin yapılamayacağını iddia edemeyeceği, icra takibinden önce yapılan taşınmaz satışı ile ilgili açılan tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verildiği, şikâyetçi ... üzerinde ihtiyati tedbir kararı bulunan taşınmaz hissesini devraldığından artık mahkemece o taşınmaz ile ilgili verilen tasarrufun iptali davası kararının uygulanmamasının söz konusu olamayacağı, icra takip tarihinde taşınmazın 9/50 hissesi borçlu ... adına kayıtlı olmadığından icra müdürlüğünce bu hissenin haczinin mümkün olmadığı, tasarrufun iptaline konu olan taşınmaz hissesinin 39/500'nün ... tarafından 22.07.2011 tarihinde ...'e satıldığı, yine bu hisse ile ilgili icra dairesince yapılmış bir haciz işlemi olmadığı, sadece Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/330 E. sayılı dosyasından verilen tedbir kararının infazının olduğu, dolayısıyla Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği gibi İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 106 ve 110. maddelerine göre iki yıllık süre içerisinde satış istenmediğinden haczin düşmesi gibi bir durumun olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde şikâyetçi üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tasarrufun iptali davasında İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrasına göre verilen 21.09.2010 tarihli ihtiyati haciz kararının tapu kaydına 25.10.2010 tarihinde işlenmesinden ve taşınmazın 39/5000'lik kısmının 22.07.2011 tarihinde ... tarafından şikâyetçi ...'e satılmasından sonra borçlu vekilinin 09.04.2013 tarihli talebi ile icra dairesince İİK'nın 106 ve 110. maddeleri gereğince ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi karşısında, taşınmazın tapu kaydına konulan 16.07.2013 tarihli ihtiyati haczin yeni bir haciz niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre 16.07.2013 tarihli haczin kaldırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tasarrufun iptali davasının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

13. İİK'nın 277. maddesindeki ifade ile tasarrufun iptali davası aynı Kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Güneren, A: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40). Özellikle hacizde, açtığı bir iptal davasını kazanan alacaklı, dava konusu malı (sanki borçlunun malvarlığında imiş gibi) haczettirir, sattırır ve satış bedelinden alacağını alır (m. 283,1); geriye para artarsa, bu para borçluya değil, kendisine karşı iptal davası açılmış olan üçüncü kişiye verilir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.1396,1397).

14. Tasarrufun iptali davasının davalısı borçlu ile iptal konusu tasarruftan faydalanan üçüncü kişidir. İİK'nın 283. maddesi "Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir." hükmünü içermektedir. Bu düzenleme gereğince yapılan araştırma ve inceleme sonucu borçlu ile borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişi arasındaki tasarrufun iptali gerektiği sonucuna varılırsa, davacının alacağı ve eklentileriyle sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline, davacı alacaklıya bu taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi tanınmasına karar verilir. Davanın kabulü kararı ile dava konusu olan mal borçlunun mülkiyetine geri dönmez.

15. Davalı (lehine tasarruf yapılan) üçüncü kişi, iptale tâbi tasarruf ile iktisap ettiği malı veya hakkı, iptal davası açıldıktan sonra başka bir (dördüncü) kişiye devreder (veya davadan önce devretmiş olduğu dava sırasında öğrenilir) ise, dördüncü kişinin kötü niyetli olduğu kanısında olan davacı, davayı ıslah etmesine (HMK m. 176 vd) gerek olmadan, iptal davasını, dördüncü kişiye teşmil edebilir (HMK m. 125/1-a) veya iptal davasına üçüncü kişiye karşı bedel (tazminat) davası (m. 283/2) olarak devam edilmesini isteyebilir (HMK m. l25/l-b) (Kuru, s. 1425). Dolayısıyla dördüncü kişi davaya dahil edilmeden bu kişi aleyhine tasarrufun iptali ve satış kararı verilemez. Davacı alacaklı iptal davasını malı üçüncü kişiden devralan dördüncü kişiye yöneltirse, bu kişinin kötü niyetli olduğunu yasal kanıtlarla ispatlamak zorundadır. Çünkü iptal davası iyiniyetli (TMK m. 3/1) kişilerin haklarını etkilemez (İİK m. 282/son cümle). Tasarrufun iptali davası sırasında davanın tarafı olan üçüncü kişi dava konusu taşınmazı devreder ise iptal davası kendiliğinden bedele dönüşür, iptal davasının konusunu üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değer (bedel) oluşturur (İİK m. 283/2).

16. İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrası gereğince alacaklının talebi üzerine davaya bakan mahkemece tasarrufların konusunu oluşturan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir. İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ihtiyati haciz İİK'nın 264 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati hacizden farklıdır. İİK'nın 264. maddesinde ihtiyati haczin hangi hâllerde hükümsüz kalacağı düzenlenmiştir. Örneğin İİK'nın 257 ve devamı maddeleri uyarınca alınan ihtiyati haciz kararları sonrası açılan alacak davası alacaklı yararına sonuçlanırsa İİK'nın 264. maddesinin 3. fıkrasına göre alacaklı bir ay içinde takip talebinde bulunmalıdır. Oysa İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca uygulanan ihtiyati haciz, tasarrufun iptali davasının kabulü ile kesin hacze dönüşür ve davacı alacaklı verilen ilamı aynı icra dosyasına ibraz ederek cebri icra işlemlerine devam edebilir. Ayrıca başka bir icra takibi yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu hâle göre, mahkemenin ihtiyati haczin geçerliliğini kararın kesinleştiği tarihe bağlaması ve bu tarih ile tahdit etmesi doğru değildir (Kuru, s. 1431). Tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada alacaklının satış isteme hakkı doğmadığından İİK'nın 106 ve 110. maddelerindeki süreler işlemez. Bu nedenle tasarrufun iptali davası sırasında konulan ihtiyati haczin düşmesi söz konusu değildir.

17. Tasarrufun iptali davasında davacı alacaklı, bu ihtiyatî hacizden başka, dava konusu taşınmazın başkasına devrinin önlenmesi için ihtiyatî tedbir kararı verilmesini de talep edebilir (Kuru, s. 1430). İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrasına göre ihtiyati haciz kararının tapu kaydına işlenmesinden sonra, taşınmaz ancak ihtiyati hacizle yükümlü olarak devralınabilir. Belirtilen maddeye göre verilen ihtiyati haciz kararı, taşınmazın dördüncü kişilere devir ve ferağını önleyen ihtiyati tedbir niteliğinde olmayıp, bu şerhe rağmen taşınmazı satın alan dördüncü kişinin taşınmazı satın almakla borçlunun mal kaçırma amacını bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu kabul edilebilir.

18. Uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulması için haciz işleminin de açıklanması gerekmektedir. Haciz, cebri icra organı tarafından yapılan devlete ilişkin bir hakimiyet tasarrufu olup, icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için, bu yolda istemde bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara, icra memuru tarafından hukuken el konulmasıdır. İİK'nın 85. maddesinin 1. fıkrasına göre icra dairesince, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dâhil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı haczedilir.

19. Taşınmazların haczi İİK'nın 79. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen usule göre kaydına işletilmek suretiyle yapılır. Taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olması zorunludur. Başka bir deyişle, haciz tarihinde takipte taraf olmayan üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın, borçlunun borcu için haczedilmesi mümkün değildir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2004 tarihli ve 2004/12-210 E., 2004/208 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.

20. İİK'da haczin yenilenmesi diye bir müessese mevcut olmayıp, aynı takip dosyasından olsa da konulan her haciz yeni bir hacizdir (Kuru, s. 608). Buna göre aynı taşınmaz üzerine birden fazla haciz konulmasını engelleyen bir yasal düzenleme yoktur. Taşınmazın üzerinde haciz varken, alacaklının talebi üzerine yeniden haciz konulması, önceki hacizden vazgeçildiği anlamına gelmediği gibi, daha önce konulmuş haczi ve sonuçlarını da ortadan kaldırmaz. Bu talep daha önceki haciz ve işlemlerden feragat anlamına gelmez. Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 tarihli ve 2008/19-731 E., 2008/735 K. sayılı kararında da hukukumuzda haczin yenilenmesi kavramının mevcut olmadığı, her haczin konulduğu tarih itibariyle yeni bir haciz niteliğinde olduğu açıklanmıştır.

21. Diğer taraftan Hukuk Genel Kurulun 24.09.1997 tarihli ve 1997/15-461 E., 1997/729 K. ile 13.06.2001 tarihli ve 2001/12-461 E., 2001/516 K. sayılı kararlarında benimsendiği üzere haciz tarihinde takip borçlusu olmayan kişi adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerine konulan haczin kaldırılması istemi icra memur işlemine yönelik şikâyet niteliğinde olup, uyuşmazlığın şikâyet koşulları doğrultusunda çözümlenmesi gerekir. İcra müdürünün anılan kurala aykırı işlemi, tapu kaydının niteliği gözetildiğinde İİK'nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince süresiz şikâyete tabidir.

22. Bu açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesinde; İstanbul ili, Ataşehir ilçesi, Yukarı Dudullu Adalı Mah. 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazda borçlu ...'ın adına kayıtlı olan 9/50 hissesini 06.04.2009 tarihinde ...'e satarak devrettiği, Ümraniye 1. (İstanbul Anadolu 18.) İcra Dairesinin 2010/12104 E. sayılı dosyasında alacaklılar ..., .....vekilinin ... hakkında 12.06.2010 tarihinde genel haciz yolu ile ilamsız takip başlattığı, borçlu ...'a 16.06.2010 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, borçlu ...'ın 1200 ada 3 parselde tapuya kayıtlı taşınmazdaki 9/50 hissesini ...'e satarak tapuda devretmesi nedeniyle alacaklılar vekilinin 23.08.2010 tarihinde borçlu ... ile ...'in davalı göstererek haklarında tasarrufun iptali davası açtığı, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin) 2010/330 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında 21.09.2010 tarihinde dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, teminat şartı yerine getirildiğinde kararın infazı için ilgili icra dairesine gönderilmesine karar verildiği, davacı alacaklılar tarafından teminat şartının yerine getirilmesi üzerine gereğinin yapılması için ihtiyati haciz kararının icra dairesine gönderildiği ve alacaklılar vekilin talebi ile 25.10.2010 tarihinde taşınmazın tapu kaydına ihtiyati haciz şerhi işlendiği, 29.06.2011 tarihinde ...'in 900/5000 hissesinin 549/5000'lik kısmını...'a satarak devrettiği, 30.06.2011 tarihinde alacaklılar vekilinin talebi ile...'a devredilen hisse üzerindeki ihtiyati haczin kaldırıldığı, 22.07.2011 tarihinde ...'in kendisinde kalan hissesinin 39/5000'lik kısmını şikâyetçi ...'e (ve 117/5000/lik kısmını ...'ye, 39/5000'lik kısmını ....'a, 78/5000'lik kısmını ....ye, 78/5000'lik kısmını....'ye) satarak devrettiği, ...'in tasarrufun iptali davasına dahil edilmediği, icra takip dosyasında 09.04.2013 tarihinde borçlu vekilinin İİK'nın 106 ve 110. maddeleri uyarınca haczin kaldırılmasını talep ettiği ve icra müdürlüğünce talep gibi işlem yapılmasına karar verildiği, İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.05.2013 tarihli ve 2010/330 E., 2013/92 K. sayılı kararı ile "...Ataşehir ilçesi.... 1200 ada, 3 parselde kayıtlı taşınmazın 9/50 hisse sahibi ...'e geçişine ilişkin ilgili tasarrufların İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca iptaline, Ümraniye 1. İcra Müdürlüğünün 2010/12104 takip sayılı dosyasındaki takibe konu yapılan alacak ve ferilerine yetecek miktarda davacı alacaklılar vekiline cebri icra yoluyla hakkını tahsil etme yetkisi verilmesine..." karar verildiği, icra takip dosyasında 16.07.2013 tarihinde alacaklılar vekilinin tasarrufun iptali davası devam ederken kaldırılan haczin yeniden konulmasını talep ettiği, icra dairesince talep gibi işlem yapıldığı ve taşınmazın tapu kaydında ... adına kayıtlı olan 39/5000'lik hisse üzerine (ve diğer hisselere) 16.07.2013 tarihinde haciz konulduğu, tasarrufun iptaline ilişkin mahkeme kararının 10.06.2015 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

23. Tasarrufun iptali davası devam ederken üçüncü kişi ...'ten taşınmaz hissesini satın alan dördüncü kişi olan ... davaya dahil edilmemiş olup, ... hakkında kurulan bir hüküm de yoktur. Tasarrufun iptali davası sırasında yapılan bu devir dolayısı ile devredilen hisse ile ilgili dava kendiliğinden bedele dönüşmüş olduğu hâlde mahkemece bu husus göz ardı edilerek tasarrufun iptaline konu taşınmaz hissesini devralan üçüncü kişi ... üzerine kayıtlı imiş gibi tasarrufun iptaline dair verilen karar, davada taraf sıfatı bulunmayan ... hakkında sonuç doğurmayan etkisiz hüküm niteliğinde olup, şikâyetçi ... hissesi üzerindeki ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmez ve alacaklılara satış yetkisi vermez.

24. Şikâyetçi ...'in üçüncü kişi ...'ten devraldığı taşınmaz hissesi üzerindeki ihtiyati haciz şerhi tapu kaydından kaldırılmamış olup, ihtiyati haczin ihyasının söz konusu olmadığı gibi, hukukumuzda haczin ihyası müessesesi de bulunmamaktadır.

25. İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrası gereğince iptale tabi tasarruf konusu olan mallar hakkında verilen ihtiyati haciz kararı, ancak mahkemece o tasarrufla ilgili olarak iptal kararı verildiği takdirde kesin hacze dönüşür ve alacaklıya satış isteme yetkisi verir. Bu hâlde 16.07.2013 tarihli alacaklılar vekilinin, icra dairesince kaldırılması kararı verilen haczin yeniden konulması talebi, haczin ihyası niteliğinde olmayıp yeni bir haciz konulması talebi anlamındadır. Bu durumda haciz tarihi itibariyle borçluya değil üçüncü kişiye ait olan taşınmaz hissesinin borçlunun borcu nedeniyle haczedilmesi mümkün değildir. ... tasarrufun iptali davasına dahil edilip hakkında bir hüküm kurulmadığından taşınmaz hissesi üzerine haciz konulması şartları gerçekleşmemiştir.

26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; tasarrufun iptali davasında ihtiyati tedbir niteliğinde olan İİK'nın 281. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ihtiyati haciz kararı konulduğu, ihtiyati haciz kararının verildiği aşamada kesin haciz isteme hakkı doğmadığından İİK'nın 106 ve 110. maddelerinin uygulanma yerinin bulunmadığı, icra müdürünün ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin kararının yok hükmünde olduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tedbir niteliğindeki ihtiyati haczin mahkemece kaldırılmadıkça dava sonuna kadar geçerliliğini koruyacağı, şikâyetçinin taşınmazı ihtiyati hacizle yükümlü olarak satın aldığı gerekçesi ile direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

27. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Şikâyetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK'nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

*************

T. C.

Y A R G I T A Y

H U K U K    G E N E L    K U R U L U

Esas  No    : 2023/4-174

Karar No    : 2023/711


Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince  davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı S.Ö. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun değişik gerekçeyle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı S.Ö. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.



Direnme kararı davalı S.Öz vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten  sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan  gündem ve dosyadaki belgeler  incelenip  gereği düşünüldü:

I. DAVA   

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin alacağına karşılık olarak davalı S.Ö.'dan aldığı 250.000 USD bedelli senedi . İcra Müdürlüğünün 2001/6388 Esas sayılı dosyası üzerinden  . Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/2344 D. İş sayılı dosyasından verilen  ihtiyati haciz kararı doğrultusunda takibe koyduğunu, borçlu S.'in borcu ferileriyle birlikte kabul ettiğini, borçluya ait Kartal ve Kadıköy'deki taşınmazları üzerine haciz konularak kıymet takdirlerinin kesinleştiğini ve satışa karar verildiğini, icra takibinin  usuli bir eksiklik nedeniyle iptal edilmesi üzerine borçlu tarafça satışın düşürülmesi ve taşınmazlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasının talep edildiğini, İcra Müdürlüğünce satışın düşürüldüğünü, hacizlerin kaldırılması talebinin ise  reddedildiğini,  ret kararının da karşı tarafça şikayet konusu yapılması üzerine iptal edildiğini, her iki merci kararı  temyiz edilerek iptal ve hacizlerin kaldırılması kararları kesinleşmemiş olmasına rağmen hacizlerin kaldırılarak ilgili tapu sicil müdürlüklerine yazılar yazıldığını ve bu gelişmelere paralel olarak kıymet takdiri aşamasında, mal kaçırmak amacıyla ... 547 ada 49 parselde bulunan 14 No.lu bağımsız bölümün tamamı ile .... 2609 ada 288 parseldeki 1132/2136 hisseli taşınmazların hacizle yükümlü olarak icra dosyasında aynı zamanda davalı-borçlu S.Ö.'ın avukatı olan diğer davalı Avukat İ.Ö.'a gerçek değerlerinin 1/20'si gibi çok düşük bir bedelle kötüniyetli ve aynı zamanda haksız fiil teşkil edecek şekilde satıldığını ileri sürerek mal kaçırma amacıyla davalılar arasında yapılan her iki satış işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı S.Ö. vekili cevap dilekçesinde; derdestlik ve yetkisizlik itirazında bulunduklarını, dava şartlarının oluşmadığını, müvekkilinin alacağı karşılayacak malvarlığının bulunduğunu, kesinleşmiş gerçek bir alacağın bulunmadığı gibi taşınmazların da hacizli olarak satıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı İbrahim Özpay vekili cevap dilekçesinde; derdestlik itirazında bulunarak davanın reddini savunmuştur.

3. Dahili davalı A.K. cevap dilekçesinde; davaya konu olan ve murisine satış vaadi sözleşmesiyle satışı yapılan .... ve .... de bulunan taşınmazların  satış vaadi sözleşmesi ile muris Ş.K.'a satıldığını, henüz adına yapılmış bir tescil bulunmadığını, taşınmazların hâlen davalı İ.Ö. adına kayıtlı olduğunu,  davaya dahil edilemeyeceğini,  ancak davanın ihbar edilebileceğini, davalı İ. hakkındaki davadan  önce vazgeçildiğini, bu işlemin verildiği anda hüküm doğuracağını belirterek dahil edilme talebinin ve vazgeçme hükümleri doğrultusunda huzurdaki davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ve 2003/921 Esas, 2017/429 Karar sayılı kararıyla; vazgeçmenin karşı tarafın kabulüne bağlı olduğu, davalı İ.Ö.'a tebligat yapılmadan önce davacının vazgeçmeyi geri aldığından dilekçenin işleme konulmasına ihtiyaç kalmadığı, davalı İ.Ö.'ın vazgeçmeyi kabul dilekçesinin sonuca etkili olmayacağı, 288 parsel yönünden mahkemenin tescil kararı mevcut olup, kütüğün beyanlar hanesinde yer aldığı, Şahsine'den  tek mirasçısı Alev'e malın intikalinin yapılmadığı yani kararın infaz edilmediği, davacının bu taşınmazın üçünçü kişi adına tescili için görev verilmesine olanak olmadığından davaya dahil ettirilmekle birlikte Alev yönünden hüküm kurulmasının mümkün görülmediği, davalı borçlunun  aynı zamanda avukatı olan  davalıya .... 288 parseldeki taşınmazın hissesi ile .... 49 parselde kain 14 No.lu bağımsız bölüm için yaptığı satışın davacı alacaklıdan mal kaçırmak amacı ile yapıldığı, takibe esas 230.000 USD'lik bononun 22.08.2001 tanzim tarihli olduğu, devirlerin ise 14-15.12.2002 tarihinde gerçekleştiği, dava şartlarının oluştuğunu ve devirlerin  davacının mevcudunu azaltmak amacı ile yapıldığı gerekçesiyle dahili davalı Alev K. yönünden davanın (taraf sıfatı yokluğundan) husumet nedeni ile reddine diğer davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı S..Ö. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 16.06.2020 tarihli ve 2019/1031 Esas, 2020/760 Karar sayılı kararıyla; davalı vekilinin esasa yönelik istinaf itirazlarının yerinde olmadığı ancak hangi icra dosyaları bakımından tasarrufun iptaline karar verildiğinin kısa kararda açıklanmadan gerekçeli kararda açıklandığı, kısa karar gerekçeli karara aykırı olamayacağından HMK 353/1-b/2 nci maddesi uyarınca istinaf başvurusunun değişik gerekçeyle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dahili davalı Alev K. yönünden davanın husumet nedeni ile reddine, davalılar yönünden davanın kabulü ile; 2007/6400 Esas  (Eski 2001/6388 Esas) sayılı icra dosyasında ... 3192 ada, 49 parselde kat irtifaklı 95/2800 arsa paylı 6 ncı kat 14 No.lu bağımsız bölümün davalı borçlu S.Ö.'dan 15.02.2002 tarihinde İ.Ö.'a satışına ve ... 2609 ada, 288 parselde 1132/2136 hissenin 14.02.2002 tarihinde davalı İ.Ö.'a satışına ilişkin tasarrufun iptaline, davacı alacaklıya her iki taşınmazı mülkiyet değişikliği olmaksızın haczettirip sattırmak hak ve yetkisi tanınmasına karar verilmiştir.

V.  BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı S.Ö. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.  Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

"...Dava İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir.

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici  sebeplere göre davalı S.Ö.  vekilinin aşağıda yazılı bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Bu davalardan amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.

Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK'nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir.

Somut olayda, dosya içeriğinden, dava konularından 288 parselin davalı üçüncü kişi İbrahim tarafından davalı Alev'in murisine gayrimenkul satış vadi sözleşmesi ile satıldığı, ancak tapusunu vermedeği (doğrusu: vermediği) için açılan ferağa icbar davasını kazandığı adına tesciline karar verildiği, bu nedenle de davalı Alev hakkındaki dava yönünden davanın esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu halde belirtilen taşınmaz ile ilgili davada  davanın İİK'nın 283/2 maddesi gereğince bedele dönüştüğü düşünülmeden, infaz kabiliyeti  olmayacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince  Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;  mahkeme kararıyla tapunun takyidatları ile birlikte Alev K. adına tesciline karar verilmesi nedeniyle davacı alacaklının alacağını tasarrufun iptali kararıyla ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi üzerine taşınmazın cebri icra yoluyla satışı ile tahsil edebileceği, davanın bedele dönüştüğünden ve kararın infaz kabiliyetinin bulunmadığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı S.Ö. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı S.Ö. vekili temyiz dilekçesinde; davanın derdestlik nedeniyle reddinin gerektiğini,  usulüne uygun bir vazgeçme beyanı var iken bu hususun göz ardı edildiğini, dava esnasında taşınmaz satıldığı, davacı da taşınmazı satın alana karşı davasına devam etmek istediğini  beyan edip, davaya dahil etmesine rağmen müvekkili hakkında karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, dava konusu taşınmaz dava esnasında satıldığı için bu durumda davaya artık tasarrufun iptali olarak devam edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davaya davanın satış tarihindeki değer üzerinden tazminat olarak devam edilmesi gerektiğini, davacının mazereti ile ilgili usulü işlem yerine getirilip, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken bunun yapılmamış olması nedeniyle de verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 288 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili davanın İcra ve İflas Kanunu'nun 283/2 nci maddesi gereğince bedele dönüşüp dönüşmediği ve bu bakımdan verilen kararının  infaz kabiliyeti bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 vd.,  4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 705, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci  maddeleri

2. Değerlendirme

1. İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun, İİK) 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası; borçlu tarafından alacaklısını zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirilen tasarruftan zarar gören alacaklının, borçlunun mal varlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen kıymetlerin, tekrar borçlunun mal varlığına geçmesini sağlamak ve bu yolla alacağını elde etmek amacıyla açtığı dava olarak tanımlanabilir.

2.  İptal davasının amacı bir alacağı ödememek için, mal varlığını azaltıcı veya artışını önleyici nitelikte, borçlu tarafından yapılan bir taraflı hukuki işlemler ve fiillerle, borçlunun amacını bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı tüm hukuki işlemleri, alacaklının alacağı ile sınırlı olarak hükümsüz sayarak işlem konusu mal veya hakkı hâlen borçluya aitmiş gibi, cebrî icra yolu ile alacaklının alacağını almasına olanak sağlamaktır (Ali, Güneren: İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, Ankara 2012, s. 39, 40).

3.  Tasarrufun iptali davasının davalısı borçlu ile iptal konusu tasarruftan faydalanan üçüncü kişidir.  Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu nedenle iptal davası, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan  nispi nitelikte bir davadır. Özellikle hacizde, açtığı bir iptal davasını kazanan alacaklı, dava konusu malı (sanki borçlunun malvarlığında imiş gibi) haczettirir, sattırır ve satış bedelinden alacağını alır (2004 sayılı Kanun, md 283,1); geriye para artarsa, bu para borçluya değil, kendisine karşı iptal davası açılmış olan üçüncü kişiye verilir (Baki Kuru: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.1396,1397). Davanın kabulü kararı ile dava konusu olan mal borçlunun mülkiyetine geri dönmez. Davayı kazanan alacaklı, ilâmı borçlu hakkında yaptığı takip dosyasına koyarak infazını sağlayabilir.

4.  İcra İflas Kanunu'nun 282 nci maddesinde belirtildiği üzere, tasarrufun iptali davaları,  borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötüniyet sahibi üçüncü şahıslar  (dördüncü kişi) aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyiniyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez.

5.  Davalı (lehine tasarruf yapılan) üçüncü kişi, iptale tâbi tasarruf ile iktisap ettiği malı veya hakkı, iptal davası açıldıktan sonra başka bir (dördüncü) kişiye devreder (veya davadan önce devretmiş olduğu dava sırasında öğrenilir) ise, dördüncü kişinin kötüniyetli olduğu kanısında olan davacı, davayı ıslah etmesine gerek olmadan, iptal davasını, dördüncü kişiye teşmil edebilir [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) md. 125/1-a] veya iptal davasına üçüncü kişiye karşı bedel (tazminat) davası (6100 sayılı Kanun, md 283/2) olarak devam edilmesini isteyebilir (6100 sayılı Kanun, md. l25/l-b) (Kuru, s. 1425). Dolayısıyla dördüncü kişi davaya dahil edilmeden bu kişi aleyhine tasarrufun iptali ve satış kararı verilemez. Davacı alacaklı iptal davasını malı üçüncü kişiden devralan dördüncü kişiye yöneltirse, bu kişinin kötüniyetli olduğunu yasal kanıtlarla ispatlamak zorundadır. Çünkü iptal davası iyiniyetli [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı Kanun, TMK) md. 3/1] kişilerin haklarını etkilemez (2004 sayılı Kanun, md. 282/son cümle). Tasarrufun iptali davası sırasında davanın tarafı olan üçüncü kişi dava konusu taşınmazı devreder ise iptal davası kendiliğinden bedele dönüşür, iptal davasının konusunu üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değer (bedel) oluşturur (2004 sayılı Kanun, md. 283/2).

6.  Bu tür davalarda taşınmaz borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişi konumundaki davalının elinde ise tasarrufun iptaline hükmedilir. Davalı üçüncü kişi taşınmazı elinden çıkarmış ise  2004 sayılı Kanun'un 283/2 nci maddesinin açık hükmü uyarınca dava o mal yerine  geçen değere taalluk eder ve iptal davasını kaybeden davalı bu değer oranında tazminat ödemekle yani nakden tazminle yükümlü olur. Dava tarihinde veya dava tarihinden sonra borçludan satın alan üçüncü kişinin malı elinden çıkarmış olmasına rağmen alacaklının tasarrufun iptalini istemiş olması dava aşamasında davasını nakden tazmine dönüştürmesine engel teşkil etmez. Bu hak kanun koyucu tarafından alacaklı davacıya tanınmış bir hak olduğundan ve ayrıca talep olmaksızın yasa gereği bedele dönüştüğünden açılan davanın artık nakden tazmin davası olarak sürdürülmesi gerekir. Çünkü üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa iptal davasının konusunu, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değer oluşturur.

7. Üçüncü kişi, borçludan aldığı malı veya hakkı kendi özgür iradesiyle veya özgür iradesi dışında elinden çıkarabilir. İptal davasına konu taşınmaz, satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil davası sonucu üçüncü kişinin elinden çıkarsa bu kişi taşınmazın elden çıktığı tarihteki değeriyle sorumlu tutulur (Güneren, s.1119).


8. Eldeki davada yargılama devam ederken 288 parsel taşınmaz için üçüncü kişi ile borçlunun eski kayınvalidesi Şahsine.K arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiş, taşınmazın devrinin gerçekleşmemesi üzerine  dava dışı Şahsine tarafından tapu iptali ve tesciline yönelik dava açılmış ve mahkemece, taşınmazdaki payın iptali ile tüm tedbir ve tahditleri ile  Şahsine K. adına tesciline karar verilmiş, söz konusu karar tarafların temyiz etmemesi üzerine 07.06.2012 tarihinde kesinleşmiştir.  Dava dışı Şahsine K.'ın bu davadan sonra vefat etmesi ile geriye tek miraşçısı olan borçlunun eski eşi Alev K. kalmıştır.

9. Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazın ihtiyati hacizle yükümlü olarak devredildiği, mülkiyeti kazanan davalı  Alev K.ın taşınmazı kendi adına tapuda tescil ettirmediği,  taşınmazın hakkındaki iptal koşullarının oluştuğu hususu kesinleşen davalı üçüncü kişi  İbrahim Ö. adına kayıtlı olduğu, davalı Alev K.'ın malik olduğu taşınmaz üzerindeki ihtiyati haczin davalı İbrahim Ö. hakkındaki davanın kabulü ile kesin hacze dönüştüğü, bu nedenle davanın bedele dönüştüğünden söz edilemeyeceği gibi kararın da infaz kabiliyetine haiz olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

               

10. 288 parsel yönünden borçlu tarafından 14.02.2002 tarihinde avukatı olan üçüncü kişi İbrahim Ö.'a yönelik olarak yapılan satışın iptali yönünden diğer koşulların oluştuğu hususu kesinleşmiş olup, bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, bu taşınmazın yargılama sırasında üçüncü kişi tarafından elden çıkarılmış olduğu hâlde dördüncü kişi adına tescil olmaması nedeni ile sadece ilk satışın iptali ile yetinilmesinin doğru olup olmadığı ve hükmün bu hâliyle infazda tereddüte yol açıp açmadığı noktasında toplanmaktadır.

11. İcra ve İflas Kanunu'nın  281 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince alacaklının talebi üzerine davaya bakan mahkemece tasarrufların konusunu oluşturan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilir. Maddede öngörülen  ihtiyati haciz  2004 sayılı Kanun'un  264 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati hacizden farklıdır. 281 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca uygulanan ihtiyati haciz, tasarrufun iptali davasının kabulü ile kesin hacze dönüşür ve davacı alacaklı verilen ilâmı aynı icra dosyasına ibraz ederek cebri icra işlemlerine devam edebilir. Ayrıca başka bir icra takibi yapılmasına gerek bulunmamaktadır.  İİK'nın 281 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre ihtiyati haciz kararının tapu kaydına işlenmesinden sonra, taşınmaz ancak ihtiyati hacizle yükümlü olarak devralınabilir. Belirtilen maddeye göre verilen ihtiyati haciz kararı, taşınmazın dördüncü kişilere devir ve ferağını önleyen ihtiyati tedbir niteliğinde olmayıp, bu şerhe rağmen taşınmazı satın alan dördüncü kişinin taşınmazı satın almakla borçlunun mal kaçırma amacını bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu kabul edilebilir.

12.  Türk Medeni Kanunu'nun 705 inci maddesindeki açık hüküm karşısında; taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.  Bu durumda dava dışı Şahsine tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının kesinleşmesi ile birlikte mülkiyetin davalı borçludan çıkıp, dava dışı Şahsine'ye geçtiği, tapuda yapılacak tescil işleminin kurucu değil açıklayıcı nitelikte bir işlem olduğu, taşınmaz mülkiyetinin tescil ile kazanılması durumunun istisnalarından birinin somut olayda gerçekleştiği hususu kuşkusuzdur. Anılan madde uyarınca tasarrufun konusu olan  taşınmaza ilişkin pay üçüncü kişinin mülkiyetinden Kanun gereği çıkmıştır. Bu durumda tasarrufun iptali davası, 2004 sayılı Kanun'un 283/ 2 nci maddesi uyarınca otomatik olarak bedele dönüşmüştür. Belirtilen taşınmaz ile ilgili davada  davanın kanun gereğince bedele dönüştüğü düşünülmeden, infaz kabiliyeti  olmayacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, somut olayda 288 parsel ile ilgili olarak dördüncü kişi yönünden davanın reddedilmesine karşın aynı taşınmazın satışına karar verilmesi hükmün çelişkili ve infazında tereddüt oluşturacağı ve bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan, davalı Alev K.'ın temyizi olmadan da bozma nedeni yapılmasında hata bulunmayıp, bölge mahkemesinin direnme kararında Alev K.'ın kararı temyiz etmemiş olmasını gerekçe yapması da yerinde değildir.

13.  Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava konusu taşınmazın ihtiyati hacizle yükümlü olarak devredildiği, taşınmazın tapuda  hâlen hakkındaki iptal koşullarının oluştuğu hususu kesinleşen davalı üçüncü kişi İbrahim Ö. adına kayıtlı olduğu, hakkındaki dava taraf sıfatı yokluğu yönünden  reddedilen ve bu yönde verilen karar kesinleşen Alev K.'ın malik olduğu taşınmaz üzerindeki ihtiyati haczin  davalı İbrahim Ö. hakkındaki davanın kabulü ile kesin hacze dönüştüğü, davacı alacaklının alacağını, tasarrufun iptali kararıyla  ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi üzerine taşınmazın cebri icra yoluyla satışı ile tahsil edebileceğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

14. Hâl böyle olunca  Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan  sebeplerle;

Davalı Selahattin Ö. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine  gönderilmesine,

05.07.2023  tarihinde  oy çokluğuyla  kesin olarak karar verildi.
HukukMatik: Bilirkişi Hesap Asistanı
Ödeme ve masraf girişleri ile TL ve Döviz bazlı kademeli borç hesabı...

Benzer Konular (10)

3329

Yanıtlar: 0
Gösterim: 10789

3448

Yanıtlar: 0
Gösterim: 4826