YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 11.04.2019 tarihli ve 44-312 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:47:10

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


-2

ÖZET: Kaçmaya imkân sağlama, görevi yaptırmamak için direnme ve kasten yaralama suçlarından

açılan kamu davasında, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık

hakkında TCK’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren kaçmaya imkan sağlama suçundan

aynı Kanun’un 294. maddesinin ikinci, üçüncü ve altıncı fıkraları gereğince hüküm kurulması

gerekirken, tek olan fiilinin nitelik yönünden üçe bölünerek kasten yaralama ve görevi yaptırmamak

için direnme suçlarından beraat, kaçmaya imkân sağlama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması

suretiyle hükmün karıştırılması CMK’nın 225. maddesine aykırıdır.

Sanık H.Ö. hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kaçmaya imkan sağlama suçları ile sanık H.Ö.

hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan beraat hükümleri temyiz edilmediğinden

kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık İ.Ö. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak

yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi

gereken uyuşmazlık, sanığın eyleminin kaçmaya imkân sağlama suçunu mu yoksa görevi yaptırmamak

için direnme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27.

maddesi uyarınca öncelikle, sanığın fiilinin nitelik yönünden üçe bölünerek görevi yaptırmamak için

direnme ve kasten yaralama suçlarından beraat, kaçmaya imkân sağlama suçundan mahkûmiyet hükmü

kurulması suretiyle hükmün karıştırılıp karıştırılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

Ön sorunun çözümünde isabetli bir hukuki sonuca varılabilmesi için öncelikle, sanığa atılı görevi

yaptırmamak için direnme, kaçmaya imkân sağlama ve kasten yaralama suçları üzerinde durulmasında

fayda bulunmaktadır.

5237 sayılı TCK’nın 'Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler' başlıklı dördüncü kısmının, 'Kamu

İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar' başlıklı birinci bölümünde, 'Görevini Yaptırmamak İçin

Direnme' başlığı ile düzenlenen 265. maddesi,

'(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı

aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından

birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten

yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin

gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır' şeklindedir. Seçimlik

hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için, kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini

yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir.

Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup bu suçta, kamu

faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla

da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765

sayılı TCK’nın yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 tarihli ve 279-406 sayılı kararında, 'Bu

suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan

yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır' denilmek suretiyle bu

husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı

cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden

bütünlüğü de korunmaktadır. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - A. Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2.

Bası, 5. Cilt, Ankara, 2014, s. 7645, Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu,

2. Bası, 6. Cilt, Ankara, 2014, s. 7956-7957).

TCK’nın 265. maddesinin beşinci fıkrasında, görevi yaptırmamak için direnme suçunun cebir

kullanarak işlenmesi durumunda içtima kuralının ne şekilde uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu hükme

göre, suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin

gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu nedenle

burada kullanılacak cebrin derecesi önem kazanmakta olup kullanılan cebir TCK’nın 86. maddesinde

düzenlenen kasten yaralama suçunun derecesini aşmaz ise, fail sadece kamu görevlisine görevini

yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılacak, buna karşın kullanılan cebir sonucu TCK’nın 87.

maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, fail

hem görevi yaptırmamak için direnme, hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sorumlu

olacaktır (Veli Özer Özbek - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler,

11. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 1129, Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, s.

8000-8001).

Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın 'Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler' başlıklı dördüncü

kısmının, 'Adliyeye Karşı Suçlar' başlıklı ikinci bölümünde, 'Kaçmaya İmkân Sağlama' başlığı ile

düzenlenen 294. maddesi,

'(1) Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçmasını sağlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Hükümlünün kaçmasını sağlayan kişi, çekilecek olan hapis cezasının süresine göre iki yıldan beş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, hükümlünün cezası,

a) Müebbet hapis cezası ise, beş yıldan sekiz yıla,

b) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, sekiz yıldan oniki yıla,

Kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçların, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.

(4) Kaçması sağlanan kişi sayısının birden fazla olması halinde, bu sayı göz önünde bulundurularak,

verilecek ceza üçte birden bir katına kadar artırılır.

(5) Bu suçların gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişiler

tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza, üçte biri oranında artırılır.

(6) Bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında

indirilir.

(7) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin veya

kasten öldürme suçunun gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin

hükümlere göre cezaya hükmolunur.

(8) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün, muhafaza veya nakli ile görevli kişinin dikkat ve özen

yükümlülüğüne aykırı davranmasından yararlanarak kaçması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.'şeklindedir.

Gözaltına alınanın ve tutuklunun kaçmasını sağlama fiilleri, yargılamanın selametine ilişkin adli

yararları, hükümlünün kaçmasını sağlama fiili ise, işlediği suç nedeniyle cezası infaz edilecek olan kişinin

cezasını çekmesinde ve böylelikle suçun önlenmesiyle ilgili toplum yararlarını korumayı amaçlamaktadır

(Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, s. 8564).

Bu hükümle failin, usulüne uygun olarak, gözaltına alınan, tutuklanan ya da hakkında mahkûmiyet

kararı verilip kesinleşen kimsenin kaçmasını sağlaması, yani kaçırması suç olarak düzenlenmiştir (Zeki

Hafızoğulları - Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı,

Ankara 2016, s. 261). Hapis cezası kesinleşen ve infaz edilmek amacıyla yakalanan kişi, yakalama anından

itibaren bu suç açısından hükümlü sıfatını kazanmaktadır. Bu nedenle, cezasının infazı amacıyla yakalanan

kişinin yakalandığı yerde veya karakolda iken ya da ceza infaz kurumuna nakledilmesi sırasında kaçmasını

sağlama eylemleri de bu suçu oluşturmaktadır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, s.

8566).

Konumuza ilişkin olarak, gözaltına alınan, tutuklanan ya da hükümlünün kaçmasının, kişiler üzerinde

fiziksel güç kullanılarak ya da kişiler tehdit edilerek sağlanması hâlinde TCK’nın 294. maddesinin

üçüncü fıkrası uyarınca temel cezanın artırılması yoluna gidilecektir. Cebir veya tehdit bu fıkrada cezayı

ağırlaştıran bir neden olarak sayılmış ve ilgili fıkrada bileşik suça yer verilmiştir. Ancak bu suçların işlenmesi

sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin veya kasten öldürme suçunun

gerçekleşmesi ya da eşyaya zarar verilmesi durumunda, aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca ayrıca bu

suçlara ilişkin hükümler uyarınca da cezaya hükmolunması öngörülmektedir.

Aynı maddenin altıncı fıkrasında ise, bu suçların üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenmesi

hâlinde bu kişiler hakkında verilecek cezanın üçte biri oranında indirileceği hükme bağlanmıştır.

Uyuşmazlıkla ilgili olarak ele alınması gereken diğer suç olan kasten yaralama ise TCK’nın 86.

maddesinde,

'(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına

neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde

hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına

hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun,

a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,

b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır' şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılarak kasten yaralamanın temel şekli

düzenlenmiş, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.

Kasten yaralama fiilinin, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olması

hâli ise ikinci fıkrada düzenlenmiş olup bu durumda birinci fıkradaki hapis cezasından daha az süreli bir

hapis cezası ya da seçimlik olarak adli para cezası suçun yaptırımı olarak öngörülmüştür.

Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür.

Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket

sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında

tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun

işlenmesi mümkündür.

Maddenin 3. fıkrasının (c) bendinde kasten yaralama suçunun kamu görevlisine karşı, görevini yerine

getirmesi nedeniyle işlenmesi durumu nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli hâlin öngörülmesinin

sebebi kamu görevlilerinin görevlerini kendileri için değil toplum için yerine getirdiklerinden bu

görevlerin emniyet içinde ifa edilmesinin sağlanmasıdır.

Burada önemli olan, suçun kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesidir. Suçun kamu

görevi yaptığı sırada işlenmesi şart değildir. Mesai bitimi, kamu görevlisinin izinde olması, hatta kamu

görevinden istifa, emeklilik vs nedenlerle ayrılmış olduğu durumlarda dahi işlense, kamu görevlisinin

görevi sebebiyle yaralandığı durumlarda bu nitelikli hâl uygulanacaktır. Bir kimsenin görevi sebebi

dışında, kişisel nedenlerle, görevi sırasında yaralanması hâlinde bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır.

(Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 3. cilt, Ankara, 2014, s. 2963.)

Diğer bir nitelikli hâl maddenin 3. fıkrasının (e) bendinde kasten yaralama suçunun silahla işlenmesi

olarak düzenlenmiştir. Suçun silahla işlenmiş olmasının nitelikli hâl sayılmasının altında yatan düşünce, söz

konusu aracın mağdurun yaşamı, vücut bütünlüğü ve özgürlüğü bakımından ortaya çıkardığı potansiyel

tehlikedir. Suçun silahla işlenmesinin nitelikli hâl sayılması, silahın suçun işlenmesini kolaylaştırdığı ve

mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırdığı düşüncesine dayanmaktadır. (Durmuş Tezcan, Mustafa

Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, Ankara 2017,

s. 232.)

'Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama' başlıklı 87. maddesi ise,

'(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun,

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,



c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza,

birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz.

(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun,

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci

fıkraya giren hâllerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde sekiz yıldan az olamaz.

(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki

maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren

hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis

cezasına hükmolunur' biçiminde düzenlenmiştir.

Bu maddede neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiilleri yaptırıma bağlanmış olup birinci fıkrada bir

kat, ikinci fıkrada iki kat artırımı gerektiren hâller gösterilmiş, üçüncü fıkrada yaralanmanın vücutta kemik

kırılmasına ya da çıkığına neden olması hâlinde yapılacak artırım, dördüncü fıkrada ise kasten yaralama

sonucu ölüm meydana gelmesi halinde uygulanacak yaptırım hükme bağlanmıştır. Ancak kanun koyucu

birinci ve ikinci fıkralarda, 86. maddeye göre hükmolunan cezanın bir ve iki kat artırılması esasını kabul

etmesine karşın bununla yetinmemiş, her iki fıkranın son cümlelerinde, artırım sonucu hükmolunabilecek

cezaların belirli bir miktardan aşağı olamayacağı esasını da kabul etmiştir.

Gelinen noktada, uyuşmazlığın çözümü açısından fikri içtima üzerinde durulmalıdır.

5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' ilkesi

esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda

bu husus, 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza

vardır.’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar

dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza,

bağımsızlığını koruyacaktır.' şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı TCK’nın 'suçların

içtimaı' bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.

765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve kanun’un

79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri

içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise

kanun’un 44. maddesinde düzenlenmiştir.

Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde, 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı

suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.'

şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun

oluşması gerekmektedir.

Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır

ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde 'non bis in idem' kuralı gereğince bir fiilden dolayı

kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, 'erime sistemini' benimsemek

suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.

Bu bağlamda, 'tek fiil' veya 'bir fiil'den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.

Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda

hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi,

bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket

olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin

tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok

olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul

edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini

etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin

tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi

sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni

tanımında yer alan hukuksal anlamdaki 'tek bir fiili' oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte

görüşler ileri sürülmüştür (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin

Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık,

3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku

Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, Ankara, 2013, s. 653 vb).

5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması

halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hallerde

bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim TCK’nın 212. maddesinde, sahte resmi veya

özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili

suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması

engellenmiştir.

Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek

olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima

hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir.

Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun

işlenmesi halinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir.

Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesinde,

'(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

(2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.' düzenlemesi yer almaktadır.

Maddeden de anlaşılacağı üzere hükmün konusu iddianamede gösterilen fiildir. Mahkeme, fiilin

hukuki niteliğini takdirde iddia ve savunmalarla bağlı değildir. Kanun’un açık ve kesin olan bu hükmü

karşısında, mahkemece sanığın yargılama sonucunda sabit kabul edilen fiilinin hukuksal niteliğine

göre hüküm kurulmakla yetinilmesi gerekirken, fiil nitelik yönünden bölünerek aynı fiilden dolayı hem

mahkûmiyet hem de beraat kararı verilmesi Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırılık oluşturacaktır.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede,

Kaçmaya imkân sağlama, görevi yaptırmamak için direnme ve kasten yaralama suçlarından açılan

kamu davasında, sanık İ.֒nün iddianamede ‘’…Olay günü H. ve İ. hakkındaki yakalama kararını infaz etmek

için olay yerine giden müşteki polis memurlarının H. ve İ.’ye olayı açıklayıp polis otosuna bindirmek istedikleri

sırada her üç şüphelinin de polise mukavemet gösterdiği, şüpheli İ.’nin eline geçirdiği 60 cm boyundaki profil

demir parçası ile polis memuru Z.Ü.’ye vurarak BTM ile giderilebilecek derecede yaraladığı, bu mücadele

esnasında hakkında yakalama kararı olan H.’nin kargaşadan istifade ederek firar ettiği, her üç şüphelinin

birlikte hareket ederek görevli polis memurlarına görevi yaptırmamak için direndikleri, şüpheliler İ. ve H.’nin

babaları H.’nin kaçmasına imkan sağlamak için polise saldırıp mukavemet ettikleri ve bu şekilde kaçmaya

imkan sağladıkları...’’ şeklinde gösterilen ve mahkemece de bu şekilde kabul edilen fiilinin hukuksal

niteliği de gözetildiğinde, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık

hakkında 5237 sayılı TCK’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren kaçmaya imkan sağlama

suçundan aynı Kanun’un 294. maddesinin ikinci, üçüncü ve altıncı fıkraları gereğince hüküm kurulması

gerekirken, tek olan fiilinin nitelik yönünden üçe bölünerek kasten yaralama ve görevi yaptırmamak için

direnme suçlarından beraat, kaçmaya imkân sağlama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle

hükmün karıştırılması CMK’nın 225. maddesine aykırıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar

verilmelidir.

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 11.04.2019 tarihli ve 44-312 sayılı

Benzer Konular (10)