YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 06.12.2016 tarihli ve 34-467 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:49:45

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


-21

ÖZET: Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim

süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere

aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine

aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi

gereken uyuşmazlık, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin olup, bu

bağlamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne

zaman işlemeye başlayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından,

Sanık hakkında 16.03.2005 tarihinde işlediği iddia olunan kasten yaralama suçundan açılan kamu

davasında yapılan yargılama sonucu, 765 sayılı TCK’nın 456/2, 463, 51/1, 59/2 ve 647 sayılı Kanun’un 4, 5



ve 6. maddeleri uyarınca 2.700 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve ertelemeye

ilişkin, Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.02.2006 tarihli hükmün, sanık müdafii tarafından

temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesince, hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı

Kanun’un 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına ilişkin değerlendirilme yapılmasında zorunluluk bulunması nedeniyle bozulmasına

karar verildiği,

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 02.11.2009 gün ve 245-742 sayı ile, sanığın 765 sayılı TCK’nın

456/2, 463, 51/1, 59/2 ve 647 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddeleri uyarınca 2.700 Lira adli para cezası ile

cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin

10.11.2009 tarihinde kesinleştiği,

Sanığın denetim süresi içinde 10.01.2010 tarihinde işlediği kasten yaralama suçundan Yalova 2. Sulh

Ceza Mahkemesince 18.03.2010 gün ve ... sayı ile, 5237 sayılı TCK’nın 86/2, 86/3-a-son, 62, 52/2 ve 52/4.

maddeleri uyarınca 3.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün Yargıtay 3.

Ceza Dairesinin 18.06.2013 tarihli onama kararı ile kesinleştiği,

Sanığın denetim süresi içinde işlediği kasten yaralama suçu nedeniyle verilen mahkûmiyet hükmünün

kesinleşmesinden sonra, yapılan ihbar üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ele alan

Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2013 tarihinde, hükmün açıklanmasına karar verildiği,

290 Yukarıdaki kararlarda CMK’nın 231. maddesine ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına bu

kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

Açıklanan bu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay

3. Ceza Dairesince, 07.10.2015 gün, 19596-27573 sayı ile, suç tarihi ile inceleme tarihi arasında 765 sayılı

TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle, sanık

hakkında açılan kamu davasının CMUK’un 322 ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşürülmesine

karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili temel bazı bilgilerin verilmesi, daha sonra dava

zamanaşımının durması ve kesilmesi üzerinde durulması, son olarak da hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı sorununun

ele alınması gerekmektedir.

291

...

b) Dava zamanaşımının durması ve kesilmesi:

Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya

açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti

gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava

zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar

bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır.

Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.

Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan

suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda

son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler

tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının

açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan

itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel

olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu,

evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava

zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)

Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak

kanunda öngörülen soyut cezası ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son günün hitamı

ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.

Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin

işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının

durması ve kesilmesi halleridir.

Dava zamanaşımının kesilmesi kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar

işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan

işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe

suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı

olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu

çıkarılmıştır. (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92)

Durma sebepleri gibi kesme sebeplerinin de kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. 765 sayılı TCK’da dava

zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar

olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş,

birinci gruba giren suçlarda her türlü usulü muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken

ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK’da ise bu

şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir.

765 sayılı TCK’nın 104. maddesinde dava zamanaşımının, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb

veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son

tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile

kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK’nın 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve

291

Yukarıdaki kararlarda sıkça yer verilen CMK’nın 231. maddesine ilişkin hukuki açıklamalar tekrardan kaçınmak adına

karardan çıkarılmıştır.

sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde

ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya

sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan

biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da

olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.

Dava zamanaşımının durması ise, kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu

davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede

zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde,

zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek,

bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı

süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek

suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir. Dava zamanaşımının durmasının kabul edilmesinin nedeni,

suçun soruşturma veya kovuşturma makamlarınca takip ediliyor olmasına rağmen kanunda sayılan

bazı engel nedenlerden dolayı soruşturma veya kovuşturmanın yürütülmesinin mümkün olmamasına

dayanmaktadır. (Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ümanist Doktrin Açısından Ceza

Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1997, s. 1013). Durma kabul edilmezse ortaya çıkan

engel hal nedeniyle işin uzaması sonucu davanın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilecektir.

Ancak davanın devam etmesini önleyebilecek her türlü engel dava zamanaşımının durmasını haklı

göstermeyeceğinden, kanun açıkça bu sonuç ve etkiyi doğurabilecek halleri sınırlı bir şekilde saymıştır.

Bu kapsamda 765 sayılı TCK’nın 107. maddesinde, 'Hukuku âmme dâvasının ikamesi mezuniyet veya karar

alınmasına yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde

mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruruzaman durur', 5237 sayılı TCK’nın

66/1. maddesinde ise, 'Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir

mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde, izin veya kararın alınmasına

veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç

faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.' hükümlerine yer verilmiştir. Her iki

düzenleme arasındaki fark 765 sayılı TCK’daki 'hukuku âmme dâvasının ikamesi' ibaresi yerine 5237 sayılı

TCK’da 'soruşturma ve kovuşturma yapılması' ibaresinin tercih edilmesi ve yeni bir durma nedeni ihdas

edilerek kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu

karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı duracağının kabul edilmesidir. Dava zamanaşımını durduran

sebepler anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp ceza muhakemesi kanunun’da ve özel ceza

kanunları ile ceza içeren kanunlarda bu konuda hükümler mevcuttur. Nitekim uyuşmazlık konusu olan

CMK’nın 231/8. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde denetim

süresi içinde dava zamanaşımı duracağı kabul edilmiştir.

Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş

olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu

nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.

c) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dava zamanaşımının ne zaman durup ne

zaman işlemeye başlayacağı:

5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

verilmesi halinde sanığın beş yıl süreyle denetime tâbi tutulacağı, bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak

üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilebileceği,

denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı, 10. fıkrasında, sanığın denetim süresi içinde kasten

yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması

halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesi kararı verileceği, 11.

fıkrasında ise denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin

yükümlülüklere aykırı davranması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı öngörülmüş, denetim

süresinin hangi tarihleri kapsadığı, dava zamanaşımının ne zaman durup ne zaman işlemeye başlayacağı

hususlarında açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.

İtiraz durumunda merci tarafından itirazın kabul edilerek kararın kaldırılması her zaman mümkündür.

Bu nedenle denetim süresinin başlayabilmesi ve denetimlik serbestlik tedbiri olarak öngörülen

yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istenebilmesi için kararın kesinleşmiş olması gerekir. İtiraz

sürecinde dava zamanaşımının durması gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmadığından, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, kararın itiraz edilmeksizin

yahut itirazın reddine karar verilerek kesinleştiği yani uygulanma kabiliyeti kazanıp denetim süresinin

başladığı tarihten itibaren durmaya başlayacağı kabul edilmelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile kovuşturma geçici olarak

durmakta olup ancak denetim süresinin sonunda yahut denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi

veya denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararı ortadan kaldırılarak hüküm kurulabilmektedir. Durma nedeni

ortadan kalktığında zamanaşımı süresinin tekrar işlemeye başlayacağı gözetildiğinde, denetim süresi

içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbiri olarak öngörülen yükümlülüklere

uygun davranıldığı takdirde denetim süresi sonunda, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi

veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise yeni suçun

işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zamanaşımı

süresi yeniden işlemeye başlayacaktır.

Ancak, Anayasa’nın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş

bulunan 'masumiyet karinesi' gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi nedeniyle

hükmün açıklanabilmesi için ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması

ayrıca gözetilmelidir.

Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 gün ve 599-99 sayılı kararında açıklandığı üzere, denetim süresi

içinde işlenen suçun kesinleşmesine kadar dava zamanlaşımının duracağına ilişkin açık bir kanun hükmü

bulunmamaktadır. İhbar olunan suçun kesinleşmesi şartının yorum yoluyla dava zamanaşımını durduran

izin, karar yahut bekletici sorun olarak mütalaa edilmesi de mümkün değildir. Kanun koyucu hükmün

açıklanmasının geri bırakılması halinde özel bir durma nedeni ihdas etmiş ve dava zamanlaşımının

sadece denetim süresi içinde duracağını kabul etmiştir. Bu nedenle denetim süresi içinde işlenen suçun

kesinleşmesine kadar geçen sürede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu suçun dava

zamanaşımının işlemeye devam ettiği kabul edilmelidir. Bu yorum kanun koyucunun amacına daha

uygun olacağı gibi yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle oluşacak 'hukuki güvenlik' ilkesini zedeleyici

sonuçların bertaraf edilmesi bakımından da en uygun çözüm yolu olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim

süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere

aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı

davranıldığı tarihte dava zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacaktır. Anayasanın 38/4 ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan 'masumiyet karinesi' gereğince

suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı cihetle, hükmün açıklanabilmesi için

denetim süresi içinde işlendiği ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması

gözetilmelidir.

Buna göre, sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçu için, 765 sayılı TCK’nın 456/2. maddesinde iki

seneden beş seneye kadar hapis cezası öngörülmüş olup, 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesi uyarınca bu

suçun asli dava zamanaşımı süresi 5 yıl, 104/2. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava

zamanaşımı süresi ise 7 yıl 6 aydır. Daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 16.03.2005

tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen

7 yıl 6 aylık kesintili dava zamanaşımının, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği

10.11.2009 tarihi itibarıyla durduğu, denetim süresi içinde kasıtlı yeni suçun işlendiği 10.01.2010

tarihinde yeniden işlemeye başladığı ve önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine

eklenmek suretiyle hesaplandığında Yargıtay 3. Ceza Dairesince kamu davasının düşürülmesi kararının

verildiği 07.10.2015 tarihinden önce 16.11.2012 tarihinde gerçekleşmiş bulunduğu anlaşıldığından, Özel

Dairece kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesinde bir

isabetsizlik bulunmamaktadır.

Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar

verilmelidir.

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 06.12.2016 tarihli ve 34-467 sayılı

Benzer Konular (10)