Son İletiler
#91
Makale Kütüphanesi / Deniz Cebri İcra Hukuku Kapsam...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 28 Kasım 2025, 12:34:06Deniz Alacakları İcra Dairesinin Kurulmasının Gerekliliği: Cebrî İcra Kanunu Taslağı Çerçevesinde Bir İnceleme
Giriş
Deniz ticareti, uluslararası ekonomik düzen içinde dinamik, risk yoğun ve yüksek hacimli işlemlerin gerçekleştiği bir alan olup, deniz alacaklarının tahsili diğer alacak türlerine kıyasla daha karmaşık bir hukuki ve teknik süreci gerektirir. Bu alanın kendine özgü yapısı, ulusal hukuk düzenlerinde deniz cebrî icraya ilişkin özel mekanizmaların oluşturulmasını zorunlu kılmıştır. Türk hukukunda deniz cebrî icra hükümleri uzun yıllar boyunca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) arasında dağılmış şekilde uygulanmış; bu da hem uygulamada yeknesaklığı hem de hukuki öngörülebilirliği olumsuz etkilemiştir.
Cebrî İcra Kanun Taslağı'nın ("Taslak") hazırlanması sürecinde, deniz cebrî icranın "dağınık" niteliği açıkça tespit edilmiş ve özel hükümler ayrı bir kitap altında toplanmıştır. Bu yaklaşım, deniz cebrî icranın kendi iç bütünlüğü içinde yeniden yapılandırılması yönünde önemli bir adımdır. Ancak taslağın ortaya koyduğu sistematiğe rağmen, deniz alacaklarına özgü bir ihtisas icra dairesinin bulunmaması, uygulamadaki sorunları tümüyle giderememektedir.
Bu makalede, Taslak'ta yer alan açıklamaları dikkate alarak, Türkiye'de Deniz Alacakları İcra Dairesinin kurulmasının hukuki, teknik ve sistematik gerekliliği ortaya konulacaktır.
________________________________________
I. Deniz Cebrî İcra Hukukunun Mevcut Yapısının Sorunları
1. Dağınık mevzuat ve uygulama güçlüğü
Taslak gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, deniz cebrî icra hükümleri uzun süre iki temel kanuna dağılmıştı:
• 6102 sayılı TTK'nın 1350–1400. maddeleri
• 2004 sayılı İİK hükümleri (TTK m. 1351'den doğan atıflarla)
Bu çift başlı yapı, uygulamada şu sorunlara yol açmaktaydı:
• Hangi hükmün öncelikli uygulanacağı konusunda belirsizlik
• Uygulayıcıların (hakim, icra müdürü, avukat, kıyı emniyeti gibi paydaşlar) uzmanlık eksikliği
• Yabancı bayraklı gemilere yönelik işlemlerde uluslararası uyum sorunları
Cebrî İcra Kanun Taslağı bu dağınıklığı gidermeyi hedeflemiş, deniz cebrî icra hükümlerini tek bir "Deniz Cebrî İcra" kitabında toplamıştır. Ancak bu reform bile, uygulamanın icra daireleri düzeyindeki uzmanlık eksikliği nedeniyle tam etki üretemeyecektir.
2. Gemilerin hareketliliğinden doğan aciliyet
Taslak, gemilerin doğası gereği:
"bulundukları yerlerden kısa sürede ayrılması ve sürekli seyir hâlinde olması yüzünden"
deniz alacaklarının tahsilinde ihtiyati haczin birincil araç olduğunu vurgulamaktadır.
Bu, icra dairelerinin hızlı karar alma, teknik sorunu önceden öngörebilme ve uluslararası işbirliği yapma kapasitesini zorunlu kılar. Ancak mevcut icra dairelerine bakıldığında:
• Gemi sicili okuma
• Gemi değerlemesi
• Liman operasyonlarını yönetme
• Uluslararası haciz taleplerini işleme
• P&I kulüpleri ve klas kuruluşlarıyla koordinasyon
gibi özel uzmanlıklar bulunmamaktadır.
Bu eksiklik, ihtiyati haciz ve satış süreçlerinin gecikmesine, hatta zaman zaman fiilen uygulanamamasına yol açmaktadır.
________________________________________
II. Cebri İcra Kanun Taslağının Yeni Yapısının Analizi
Taslak, deniz cebrî icra hükümlerini şu bölümler altında sistematikleştirmiştir:
1. Genel Hükümler
2. İlamlı İcra
3. Rehinli Alacaklar
4. Gemilerin Haczi ve Satışı
5. Satış Bedelinin Paylaştırılması
6. Gemilerin İhtiyati Haczi
Bu sistematik, uluslararası sözleşmelerle (1999 Gemilerin İhtiyati Haczine İlişkin Sözleşme ve 1993 Gemi Alacaklısı Haklarına İlişkin Sözleşme) uyumlu bir yapı oluşturmuştur.
Taslak'ın getirdiği açık tespit:
Taslak hazırlıkları sırasında, deniz cebrî icranın:
• uygulama açısından güç olduğu,
• bazı hükümlerinin belirsiz veya yetersiz olduğu,
• ve konunun ağırlıklı olarak bir icra ve iflas hukuku konusu olduğu
tespit edilmiştir.
Bu tespit, doğrudan bir deniz icra ihtisas dairesi kurulması gereğini de ima etmektedir.
Çünkü:
• Eğer deniz alacakları zaten genel icra dairelerinin yapabileceği nitelikte olsaydı, Taslak böyle bir ayrım yapmaya gerek görmezdi.
• Dolayısıyla Taslak'ın kitabı "Deniz Cebrî İcra" olarak ayırması, icra hukuku içinde özel bir alan yaratıldığını kabul etmektedir.
Bu özel alan, teknik olarak ihtisas dairesi gerektirir.
________________________________________
III. Deniz Alacakları İcra Dairesi İhtiyacının Hukuki Dayanakları
1. Uzmanlık gerektiren ihtiyati haciz prosedürü
Gemilerin ihtiyati haczi Taslak'ta detaylı düzenlenmiştir. Bunun temel nedeni:
• geminin yanlış haczi → uluslararası tazminat riski
• doğru haczin kaçırılması → alacağın tamamen imkânsızlaşması
Mevcut icra daireleri, hem nitelik hem de teknik donanım açısından bu sorumluluğu taşıyamamaktadır.
2. Uluslararası sözleşmelere uyumun gerektirdiği kurumsal yapılanma
Türkiye, 1999 Sözleşmesi'ne taraftır. Bu sözleşme, ihtiyati haciz bakımından:
• geminin milliyetine,
• alacak türlerine,
• gemiye ilişkin statülere
dair özel koşullar öngörür.
Sözleşmeye taraf ülkelerin büyük çoğunluğunda (İngiltere, Hollanda, Singapur gibi) deniz icra işlemleri ihtisas birimlerince yürütülmektedir.
Türkiye'nin bu alanda rekabetçi olabilmesi için benzer bir kurumsal yapılanmaya ihtiyacı vardır.
3. Deniz ticaretinin ekonomik boyutu
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak:
• kıyı tesisleri,
• tersaneler,
• liman işletmeleri,
• kabotaj taşımacılığı,
• transit yük taşımacılığı
alanlarında uluslararası ticaret içinde büyüyen bir paya sahiptir.
Bu büyüme, deniz alacaklarının hacmini de artırmaktadır. Artan ihtilaflar, artan icra talepleri anlamına gelir. Mevcut icra sistemi bu yükü karşılamaktan uzaktır.
_______________________________________
IV. Neden Deniz Alacakları İcra Dairesi Kurulmalıdır?
1. Uygulamada uzmanlaşma ihtiyacı
Gemilerin haczi, satışı ve bedelin paylaştırılması son derece teknik süreçlerdir:
• gemi değerleme uzmanlarının atanması
• liman başkanlıklarıyla koordinasyon
• balast durumu ve klas sertifikalarının incelenmesi
• gemiyi terk eden personelin durumu
• P&I kulüplerinin talepleri
• çevre ve güvenlik riskleri
Bu nedenle, genel icra dairelerinin bu alanda hızlı ve doğru karar alması beklenemez.
2. Usul ekonomisi ve hız
Gemilerin sürekli seyir hâlinde olması nedeniyle zaman baskısı vardır.
İhtisas dairesi:
• 7/24 esasına uygun nöbet sistemi,
• liman bilgi sistemlerine erişim,
• deniz hukuku konusunda eğitimli personel
ile işlemleri gecikmeden yürütebilir.
3. Uluslararası güven
Yabancı armatörler, yatırımcılar ve P&I kulüpleri için öngörülebilirlik önemlidir.
Deniz alacaklarının tahsil mekanizmasının:
• hızlı,
• uzman,
• uluslararası kurallarla uyumlu
olması Türkiye'nin deniz ticaretindeki rekabet gücünü artırır.
4. Taslak'ın getirdiği bütünleşik yapının tamamlayıcı unsuru
Taslak deniz icrayı bir kitapta toplamıştır. Ancak bu bütünleşik yapı:
uygulama düzeyinde karşılığını bulmazsa amaçladığı etkiyi yaratamaz.
Bu nedenle kanuni düzenleme → kurumsal düzenleme ile tamamlanmalıdır.
________________________________________
V. Deniz Alacakları İcra Dairesinin Yapısal Özellikleri (Öneri)
1. Coğrafi konumlandırma
En büyük limanların bulunduğu yerlerde kurulması önerilebilir:
• İstanbul
• İzmir
• Mersin
• Samsun
Bu limanlar, Türkiye'deki gemi haciz taleplerinin büyük kısmının gerçekleştiği bölgelerdir. Bu yerlerde kurulacak dairelere iflas müdürlüklerine tanınan yetki genişlikleri tanınabilir.
2. Personel profili
• Deniz ticaret hukuku eğitimi almış (aynı zamanda orta veya ileri seviye yabancı dil bilen) icra müdürleri
• Liman operasyonları konusunda bilgi sahibi memurlar
• Gemi değerleme uzmanlarıyla sürekli protokol
• Deniz sigortası (P&I) konusunda eğitimli personel
• Teknik danışman havuzu
3. Teknolojik altyapı
• UYAP ile liman bilgi sistemlerinin entegrasyonu
• Anlık AIS (Automatic Identification System) takibi
• Gemi sicili veri tabanlarına doğrudan erişim
________________________________________
Sonuç
Cebrî İcra Kanun Taslağı, deniz cebrî icra hukukunu tek bir sistem altında toplamakla önemli bir reform gerçekleştirmiştir. Ancak bu reformun uygulamada karşılık bulması için Deniz Alacakları İcra Dairesi kurulması artık kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
Bu daire:
• Deniz ticaretinin kendine özgü yapısına uyum sağlayacak,
• İhtiyati haciz ve satış gibi zaman baskısı olan işlemleri hızlandıracak,
• Uluslararası sözleşmelere uyumu kolaylaştıracak,
• Uygulama birliğini sağlayacak,
• Türkiye'nin deniz ticareti güvenilirliğini artıracak
bir yapının temel unsuru olacaktır.
Dolayısıyla, Taslak'ın sistematiğinin somut kurumsal karşılığı olarak deniz alacaklarına özgü ihtisas icra dairelerinin kurulmasını, hem hukuki gereklilik hem ekonomik zorunluluk hem de uluslararası uyumluluk bakımından en isabetli çözüm olarak görmekteyiz. 28.11.2025
Arb. Özgür KOCA
© 2025, Özgür KOCA, Tüm Hakları Saklıdır.
Bu makale ve içeriğinde yer alan tüm materyallerin telif hakkı Özgür Koca'ya aittir. Makale içeriği üzerindeki tüm haklar saklıdır. Bu makalenin herhangi bir bölümü Özgür Koca'nın yazılı izni olmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya herhangi bir şekilde elektronik veya mekanik yöntemlerle işlenemez. Bu yasağın ihlali, yasal takip ve cezai yaptırımlarla sonuçlanabilir. Makalenin bölümleri sadece yazarın izni ile ve uygun atıf yapılarak kullanılabilir.
Giriş
Deniz ticareti, uluslararası ekonomik düzen içinde dinamik, risk yoğun ve yüksek hacimli işlemlerin gerçekleştiği bir alan olup, deniz alacaklarının tahsili diğer alacak türlerine kıyasla daha karmaşık bir hukuki ve teknik süreci gerektirir. Bu alanın kendine özgü yapısı, ulusal hukuk düzenlerinde deniz cebrî icraya ilişkin özel mekanizmaların oluşturulmasını zorunlu kılmıştır. Türk hukukunda deniz cebrî icra hükümleri uzun yıllar boyunca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) arasında dağılmış şekilde uygulanmış; bu da hem uygulamada yeknesaklığı hem de hukuki öngörülebilirliği olumsuz etkilemiştir.
Cebrî İcra Kanun Taslağı'nın ("Taslak") hazırlanması sürecinde, deniz cebrî icranın "dağınık" niteliği açıkça tespit edilmiş ve özel hükümler ayrı bir kitap altında toplanmıştır. Bu yaklaşım, deniz cebrî icranın kendi iç bütünlüğü içinde yeniden yapılandırılması yönünde önemli bir adımdır. Ancak taslağın ortaya koyduğu sistematiğe rağmen, deniz alacaklarına özgü bir ihtisas icra dairesinin bulunmaması, uygulamadaki sorunları tümüyle giderememektedir.
Bu makalede, Taslak'ta yer alan açıklamaları dikkate alarak, Türkiye'de Deniz Alacakları İcra Dairesinin kurulmasının hukuki, teknik ve sistematik gerekliliği ortaya konulacaktır.
________________________________________
I. Deniz Cebrî İcra Hukukunun Mevcut Yapısının Sorunları
1. Dağınık mevzuat ve uygulama güçlüğü
Taslak gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, deniz cebrî icra hükümleri uzun süre iki temel kanuna dağılmıştı:
• 6102 sayılı TTK'nın 1350–1400. maddeleri
• 2004 sayılı İİK hükümleri (TTK m. 1351'den doğan atıflarla)
Bu çift başlı yapı, uygulamada şu sorunlara yol açmaktaydı:
• Hangi hükmün öncelikli uygulanacağı konusunda belirsizlik
• Uygulayıcıların (hakim, icra müdürü, avukat, kıyı emniyeti gibi paydaşlar) uzmanlık eksikliği
• Yabancı bayraklı gemilere yönelik işlemlerde uluslararası uyum sorunları
Cebrî İcra Kanun Taslağı bu dağınıklığı gidermeyi hedeflemiş, deniz cebrî icra hükümlerini tek bir "Deniz Cebrî İcra" kitabında toplamıştır. Ancak bu reform bile, uygulamanın icra daireleri düzeyindeki uzmanlık eksikliği nedeniyle tam etki üretemeyecektir.
2. Gemilerin hareketliliğinden doğan aciliyet
Taslak, gemilerin doğası gereği:
"bulundukları yerlerden kısa sürede ayrılması ve sürekli seyir hâlinde olması yüzünden"
deniz alacaklarının tahsilinde ihtiyati haczin birincil araç olduğunu vurgulamaktadır.
Bu, icra dairelerinin hızlı karar alma, teknik sorunu önceden öngörebilme ve uluslararası işbirliği yapma kapasitesini zorunlu kılar. Ancak mevcut icra dairelerine bakıldığında:
• Gemi sicili okuma
• Gemi değerlemesi
• Liman operasyonlarını yönetme
• Uluslararası haciz taleplerini işleme
• P&I kulüpleri ve klas kuruluşlarıyla koordinasyon
gibi özel uzmanlıklar bulunmamaktadır.
Bu eksiklik, ihtiyati haciz ve satış süreçlerinin gecikmesine, hatta zaman zaman fiilen uygulanamamasına yol açmaktadır.
________________________________________
II. Cebri İcra Kanun Taslağının Yeni Yapısının Analizi
Taslak, deniz cebrî icra hükümlerini şu bölümler altında sistematikleştirmiştir:
1. Genel Hükümler
2. İlamlı İcra
3. Rehinli Alacaklar
4. Gemilerin Haczi ve Satışı
5. Satış Bedelinin Paylaştırılması
6. Gemilerin İhtiyati Haczi
Bu sistematik, uluslararası sözleşmelerle (1999 Gemilerin İhtiyati Haczine İlişkin Sözleşme ve 1993 Gemi Alacaklısı Haklarına İlişkin Sözleşme) uyumlu bir yapı oluşturmuştur.
Taslak'ın getirdiği açık tespit:
Taslak hazırlıkları sırasında, deniz cebrî icranın:
• uygulama açısından güç olduğu,
• bazı hükümlerinin belirsiz veya yetersiz olduğu,
• ve konunun ağırlıklı olarak bir icra ve iflas hukuku konusu olduğu
tespit edilmiştir.
Bu tespit, doğrudan bir deniz icra ihtisas dairesi kurulması gereğini de ima etmektedir.
Çünkü:
• Eğer deniz alacakları zaten genel icra dairelerinin yapabileceği nitelikte olsaydı, Taslak böyle bir ayrım yapmaya gerek görmezdi.
• Dolayısıyla Taslak'ın kitabı "Deniz Cebrî İcra" olarak ayırması, icra hukuku içinde özel bir alan yaratıldığını kabul etmektedir.
Bu özel alan, teknik olarak ihtisas dairesi gerektirir.
________________________________________
III. Deniz Alacakları İcra Dairesi İhtiyacının Hukuki Dayanakları
1. Uzmanlık gerektiren ihtiyati haciz prosedürü
Gemilerin ihtiyati haczi Taslak'ta detaylı düzenlenmiştir. Bunun temel nedeni:
• geminin yanlış haczi → uluslararası tazminat riski
• doğru haczin kaçırılması → alacağın tamamen imkânsızlaşması
Mevcut icra daireleri, hem nitelik hem de teknik donanım açısından bu sorumluluğu taşıyamamaktadır.
2. Uluslararası sözleşmelere uyumun gerektirdiği kurumsal yapılanma
Türkiye, 1999 Sözleşmesi'ne taraftır. Bu sözleşme, ihtiyati haciz bakımından:
• geminin milliyetine,
• alacak türlerine,
• gemiye ilişkin statülere
dair özel koşullar öngörür.
Sözleşmeye taraf ülkelerin büyük çoğunluğunda (İngiltere, Hollanda, Singapur gibi) deniz icra işlemleri ihtisas birimlerince yürütülmektedir.
Türkiye'nin bu alanda rekabetçi olabilmesi için benzer bir kurumsal yapılanmaya ihtiyacı vardır.
3. Deniz ticaretinin ekonomik boyutu
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak:
• kıyı tesisleri,
• tersaneler,
• liman işletmeleri,
• kabotaj taşımacılığı,
• transit yük taşımacılığı
alanlarında uluslararası ticaret içinde büyüyen bir paya sahiptir.
Bu büyüme, deniz alacaklarının hacmini de artırmaktadır. Artan ihtilaflar, artan icra talepleri anlamına gelir. Mevcut icra sistemi bu yükü karşılamaktan uzaktır.
_______________________________________
IV. Neden Deniz Alacakları İcra Dairesi Kurulmalıdır?
1. Uygulamada uzmanlaşma ihtiyacı
Gemilerin haczi, satışı ve bedelin paylaştırılması son derece teknik süreçlerdir:
• gemi değerleme uzmanlarının atanması
• liman başkanlıklarıyla koordinasyon
• balast durumu ve klas sertifikalarının incelenmesi
• gemiyi terk eden personelin durumu
• P&I kulüplerinin talepleri
• çevre ve güvenlik riskleri
Bu nedenle, genel icra dairelerinin bu alanda hızlı ve doğru karar alması beklenemez.
2. Usul ekonomisi ve hız
Gemilerin sürekli seyir hâlinde olması nedeniyle zaman baskısı vardır.
İhtisas dairesi:
• 7/24 esasına uygun nöbet sistemi,
• liman bilgi sistemlerine erişim,
• deniz hukuku konusunda eğitimli personel
ile işlemleri gecikmeden yürütebilir.
3. Uluslararası güven
Yabancı armatörler, yatırımcılar ve P&I kulüpleri için öngörülebilirlik önemlidir.
Deniz alacaklarının tahsil mekanizmasının:
• hızlı,
• uzman,
• uluslararası kurallarla uyumlu
olması Türkiye'nin deniz ticaretindeki rekabet gücünü artırır.
4. Taslak'ın getirdiği bütünleşik yapının tamamlayıcı unsuru
Taslak deniz icrayı bir kitapta toplamıştır. Ancak bu bütünleşik yapı:
uygulama düzeyinde karşılığını bulmazsa amaçladığı etkiyi yaratamaz.
Bu nedenle kanuni düzenleme → kurumsal düzenleme ile tamamlanmalıdır.
________________________________________
V. Deniz Alacakları İcra Dairesinin Yapısal Özellikleri (Öneri)
1. Coğrafi konumlandırma
En büyük limanların bulunduğu yerlerde kurulması önerilebilir:
• İstanbul
• İzmir
• Mersin
• Samsun
Bu limanlar, Türkiye'deki gemi haciz taleplerinin büyük kısmının gerçekleştiği bölgelerdir. Bu yerlerde kurulacak dairelere iflas müdürlüklerine tanınan yetki genişlikleri tanınabilir.
2. Personel profili
• Deniz ticaret hukuku eğitimi almış (aynı zamanda orta veya ileri seviye yabancı dil bilen) icra müdürleri
• Liman operasyonları konusunda bilgi sahibi memurlar
• Gemi değerleme uzmanlarıyla sürekli protokol
• Deniz sigortası (P&I) konusunda eğitimli personel
• Teknik danışman havuzu
3. Teknolojik altyapı
• UYAP ile liman bilgi sistemlerinin entegrasyonu
• Anlık AIS (Automatic Identification System) takibi
• Gemi sicili veri tabanlarına doğrudan erişim
________________________________________
Sonuç
Cebrî İcra Kanun Taslağı, deniz cebrî icra hukukunu tek bir sistem altında toplamakla önemli bir reform gerçekleştirmiştir. Ancak bu reformun uygulamada karşılık bulması için Deniz Alacakları İcra Dairesi kurulması artık kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.
Bu daire:
• Deniz ticaretinin kendine özgü yapısına uyum sağlayacak,
• İhtiyati haciz ve satış gibi zaman baskısı olan işlemleri hızlandıracak,
• Uluslararası sözleşmelere uyumu kolaylaştıracak,
• Uygulama birliğini sağlayacak,
• Türkiye'nin deniz ticareti güvenilirliğini artıracak
bir yapının temel unsuru olacaktır.
Dolayısıyla, Taslak'ın sistematiğinin somut kurumsal karşılığı olarak deniz alacaklarına özgü ihtisas icra dairelerinin kurulmasını, hem hukuki gereklilik hem ekonomik zorunluluk hem de uluslararası uyumluluk bakımından en isabetli çözüm olarak görmekteyiz. 28.11.2025
Arb. Özgür KOCA
© 2025, Özgür KOCA, Tüm Hakları Saklıdır.
Bu makale ve içeriğinde yer alan tüm materyallerin telif hakkı Özgür Koca'ya aittir. Makale içeriği üzerindeki tüm haklar saklıdır. Bu makalenin herhangi bir bölümü Özgür Koca'nın yazılı izni olmadan çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya herhangi bir şekilde elektronik veya mekanik yöntemlerle işlenemez. Bu yasağın ihlali, yasal takip ve cezai yaptırımlarla sonuçlanabilir. Makalenin bölümleri sadece yazarın izni ile ve uygun atıf yapılarak kullanılabilir.
#92
Haciz ve Kıymet Takdiri & Hapis Hakkı İşlemleri / Müstakbel Alacakların Haczi İİ...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 27 Kasım 2025, 13:39:57Haciz ihbarnamesi ile borçlunun borçlusu konumundaki üçüncü kişinin elinde o anda bulunan mal, alacak ve diğer hakların haczedilmesi mümkün olduğu gibi, borcun tamamen ödenmesine kadar geçecek sürede üçüncü kişi nezdinde oluşacak alacakların da haczine olanak tanınmıştır, ancak üçüncü kişilerdeki hak ve alacakların haczedilmesine ilişkin İİK'nın 89. maddesinde düzenlenen yola başvurulmadan İİK'nın 78. maddesi kapsamına haciz müzekkeresiyle konulan haciz aynı Kanun'un 88. maddesi kapsamında menkul haczi olarak nitelendirilebilir ve ancak mevcut bir hak ve alacak üzerine konulabilir. Haciz müzekkeresinin tebliğinden sonraki bir tarihte alacağın üçüncü kişide bulunmasının önemi bulunmamaktadır. Bu nedenle üçüncü kişi nezdindeki müstakbel (beklenen ya da doğacak) alacakların İİK'nın 78. maddesi kapsamında haciz müzekkeresi yazılması suretiyle haczi mümkün değildir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; borçlunun üçüncü kişideki doğması muhtemel alacağı olan KDV iadesi alacağına, şikâyet olunan ve bedelin tamamının sıra cetvelinde isabet ettiği anlaşılan H. K.'nun alacaklı olduğu icra dosyalarında İİK'nın 89. maddesine göre haciz müzekkeresi gönderilmediği, "...doğmuş, doğacak tüm istihkak bedellerine, tüm hak ediş bedellerine, alacağı tüm KDV iadesi bedellerine..." ibaresinin yazılmasının yeterli olmadığı, gönderilen yazının İİK'nın 78. maddesi kapsamında haciz müzekkeresi olduğu, söz konusu haciz müzekkeresi de İİK'nın 88. maddesi uyarınca menkul haczi olarak nitelendirildiğinde ancak mevcut bir alacak geçerli olacağı, üçüncü kişi nezdinde doğacak müstakbel alacak için sonuç doğurmayacağı, borçlunun KDV iadesi alacağının, şikâyet olunanın alacaklı olduğu icra dosyalarından İİK'nın 78. maddesine göre yazılan haciz müzekkeresinden sonra doğduğu, bu durumda şikâyet olunan tarafından İİK'nın 89. maddesi uyarınca usulüne uygun haciz konulduğundan söz edilemeyeceğinden sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekirken talebin reddedilmesi yerinde değildir. (Yargıtay HGK T:01.10.2025, E:2024/6-437, K:2025/590)
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; borçlunun üçüncü kişideki doğması muhtemel alacağı olan KDV iadesi alacağına, şikâyet olunan ve bedelin tamamının sıra cetvelinde isabet ettiği anlaşılan H. K.'nun alacaklı olduğu icra dosyalarında İİK'nın 89. maddesine göre haciz müzekkeresi gönderilmediği, "...doğmuş, doğacak tüm istihkak bedellerine, tüm hak ediş bedellerine, alacağı tüm KDV iadesi bedellerine..." ibaresinin yazılmasının yeterli olmadığı, gönderilen yazının İİK'nın 78. maddesi kapsamında haciz müzekkeresi olduğu, söz konusu haciz müzekkeresi de İİK'nın 88. maddesi uyarınca menkul haczi olarak nitelendirildiğinde ancak mevcut bir alacak geçerli olacağı, üçüncü kişi nezdinde doğacak müstakbel alacak için sonuç doğurmayacağı, borçlunun KDV iadesi alacağının, şikâyet olunanın alacaklı olduğu icra dosyalarından İİK'nın 78. maddesine göre yazılan haciz müzekkeresinden sonra doğduğu, bu durumda şikâyet olunan tarafından İİK'nın 89. maddesi uyarınca usulüne uygun haciz konulduğundan söz edilemeyeceğinden sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekirken talebin reddedilmesi yerinde değildir. (Yargıtay HGK T:01.10.2025, E:2024/6-437, K:2025/590)
#93
Harç & KDV & Vergi Oranları & Tarifeler & Tebliğler & Özelgeler / İkinci El Motorlu Kara Taşıtı ...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 25 Kasım 2025, 16:05:01GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İstanbul Defterdarlığı
Gelir Kanunları Kdv - Ötv Grup Müdürlüğü
İstanbul Defterdarlığı
Gelir Kanunları Kdv - Ötv Grup Müdürlüğü
24.11.2025
Sayı : E-39044742-130[İcra-Özelge] - 1537241 Konu : İcrada araç tesliminde uygulanacak KDV oranı
"87.03 pozisyonunda yer alan binek otomobili niteliğine haiz olması durumunda 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli I sayılı listenin "B) Diğer Mal ve Hizmetler" bölümünün 9'uncu sırasına istinaden söz konusu aracın satışında %1 oranında KDV uygulanması gerekmektedir. Ancak, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal eden mükelleflerin, %18 (10/07/2023 tarihinde itibaren %20) vergi oranı uygulanarak satın aldıkları araçların teslimlerde %20 KDV oranı uygulanacaktır.
Ancak, 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (BKK) eki (I) sayılı listenin B/9 uncu sırasında KDV Kanununun 30/b maddesine göre binek otomobillerinin alımında yüklenilen KDV'yi indirim hakkı bulunan mükelleflerin (araç kiralama, taksi işletmesi gibi), bu araçları tesliminde %20 oranında KDV uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla, motorlu kara taşıtlarının kiralanması faaliyetiyle iştigal eden Şirketler tarafından satın alınmış olan binek otomobillerinin, kiralama faaliyetinde kullanıldıktan sonra satılması halinde bunlara % 20 oranında KDV uygulanması gerekmektedir.
Öte yandan, söz konusu aracın 87.03 pozisyonunda yer almaması durumunda ise %20 oranında KDV uygulanacaktır."
#94
Satış (ihale) & Paraların Paylaştırılması / Kesinleşen Sıra Cetveli İptal ...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 25 Kasım 2025, 15:53:11T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/28385
KARAR NO: 2010/9532
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
.İcra Müdürlüğü'nün 2005/2049 Esas sayılı takip dosyası kapsamından, kesinleşen sıra cetveline göre ilk sıradaki vergi dairesi müdürlüğünün alacağının 7.150 TL olarak ödendiği ve ikinci sıradaki alacaklı şikayetçi H.A.'a da 11.250 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı icra müdürlüğünce İİK'nun 361.maddesine göre düzenlenen ve şikayetçiye gönderilen 22.07.2009 tarihli iade muhtırasında, K. Esnaf Kefalet Kooperatifi'nin ipotek alacağının (rüçhanlı alacak olarak) haciz alacaklılarından önce ödenmesi gerekirken, söz konusu ipotek bedeli mahsup edilmeden dosya alacaklısına 11.250 TL ödeme yapılmasının hatalı olduğu belirtilerek, fazla ödenen 6.000 TL ipotek bedelinin İİK'nun 361.maddesine göre geri ödenmesi istenmiştir.
Şikayetçi alacaklı, icra müdürlüğünün bu işleminin şikayet yolu ile iptalini istemiştir.
Kesinleşen sıra cetveli mahkeme kararıyla iptal edilmeden, bu sıra cetveline göre alacaklıya ödenen bedelin, İİK'nun 361.maddesine göre icra müdürlüğünce, geri istenmesi yerinde değildir. Mahkemece bu nedenle şikayetin kabulüne ve icra müdürlüğünce çıkarılan iade muhtırasının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde şikayetin reddi isabetsiz olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/28385
KARAR NO: 2010/9532
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
.İcra Müdürlüğü'nün 2005/2049 Esas sayılı takip dosyası kapsamından, kesinleşen sıra cetveline göre ilk sıradaki vergi dairesi müdürlüğünün alacağının 7.150 TL olarak ödendiği ve ikinci sıradaki alacaklı şikayetçi H.A.'a da 11.250 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı icra müdürlüğünce İİK'nun 361.maddesine göre düzenlenen ve şikayetçiye gönderilen 22.07.2009 tarihli iade muhtırasında, K. Esnaf Kefalet Kooperatifi'nin ipotek alacağının (rüçhanlı alacak olarak) haciz alacaklılarından önce ödenmesi gerekirken, söz konusu ipotek bedeli mahsup edilmeden dosya alacaklısına 11.250 TL ödeme yapılmasının hatalı olduğu belirtilerek, fazla ödenen 6.000 TL ipotek bedelinin İİK'nun 361.maddesine göre geri ödenmesi istenmiştir.
Şikayetçi alacaklı, icra müdürlüğünün bu işleminin şikayet yolu ile iptalini istemiştir.
Kesinleşen sıra cetveli mahkeme kararıyla iptal edilmeden, bu sıra cetveline göre alacaklıya ödenen bedelin, İİK'nun 361.maddesine göre icra müdürlüğünce, geri istenmesi yerinde değildir. Mahkemece bu nedenle şikayetin kabulüne ve icra müdürlüğünce çıkarılan iade muhtırasının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde şikayetin reddi isabetsiz olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
#95
Tebligat Hukuku / Bilinen Son Adrese Tebliğ Yapı...
Son İleti Gönderen Admin - 14 Kasım 2025, 15:37:38T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/10-455
Karar No : 2025/123
Tarih : 12.03.2025
"1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilân yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz ,Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).
3. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştime Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).
4. Bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilmesi için aranan iki unsurun (yazılı bildirim ve belgelendirme) veya bu unsurlardan birinin mevcut olmaması hâlinde tebligatın yokluğu söz konusu olurken bu iki unsur mevcut olmakla birlikte 7201 sayılı Kanun'a uygun değilse bu durumda usulsüz (kanuna aykırı) tebliğ var demektir. 7201 sayılı Kanun hükümleri şekle ilişkin olduğundan en ufak ayrıntısına kadar uyulmalıdır. Aksi hâlde, tebliğ kanunda öngörülen şekilde yapılmamış (usulsüz) olur. Bu şekilde yapılan tebliğ yok veya usulüne uygun değil ise kanunun tebliğe bağladığı hukuki sonuçlar doğmaz (Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Ankara, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Yedinci Baskı, 2018, s.85-86).
5. Bu aşamada 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile bir tebligat yöntemi olarak ilk kez 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde düzenleme altına alınan elektronik tebligat kavramına değinmek gerekmektedir. İlgili madde daha sonrasında teknolojik gelişmeler ile birlikte 15.03.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişikliğe uğramıştır.
6. Elektronik tebligat, tebliğ işleminin elektronik vasıtalarla veya elektronik ortamda yapılmasını, Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminden (UETS) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligat mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 49).
7. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde yer alan ilk düzenleme;
" Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklinde olup elektronik tebligat yapma zorunluluğu sadece anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından mevcut iken daha sonra 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle elektronik tebligata tâbi olacakların kapsamı genişletilerek bazı gerçek ve tüzel kişiler yönünden elektronik tebligat yapılması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu değişiklik sonrası 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi;
"Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
....
7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.
.......
Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklinde değişikliğe uğrayarak tüm özel hukuk tüzel kişileri yönünden elektronik tebligat yapılma zorunluluğu getirilmiştir.
8. Anılan maddeye dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
9. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 3. maddesinde tanımlara yer verilmiş ve;
"Elektronik tebligat: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmeliğe uygun olarak elektronik ortamda yapılan tebligat,
Elektronik tebligat adresi: PTT tarafından, gerçek kişiler için kimlik bilgileri, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgileri esas alınmak suretiyle tek ve benzersiz şekilde oluşturulan ve UETS'ye kaydedilen tebligat adresi,
Elektronik tebligat mesajı: Tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merci tarafından güvenli elektronik imza veya elektronik sertifikayla imzalanmış, tebliğ edilecek içerik, ekli dokümanlar ve tebliğ için gerekli muhatap bilgilerinden oluşan elektronik iletiyi,
İşlem kaydı: PTT tarafından elektronik tebligat hizmetinin verilmesi esnasında meydana gelen ve mevzuat gereği kaydının tutulması zorunlu olan tüm bilişim sistemi işlem kayıtlarını,
Muhatap: Elektronik tebligat alıcısı gerçek veya tüzel kişiyi,
PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketini,
Tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merci: Tebligat Kanunu uyarınca tebligat çıkarmaya yetkili merci, idare, kurum, kuruluş ve kişileri,
UETS: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmelik uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemlerini yürütmek amacıyla PTT tarafından kurulan, işletilen ve güvenliği sağlanan sistemi" şeklinde tanımlanmıştır.
10. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 5/f maddesinde tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri" gösterilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinde elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tâbi olanlar için yapılacak başvurunun, zorunluluğun başladığı tarihten itibaren bir ay içinde ilgili kurum, kuruluş veya birlik tarafından PTT'ye yapılacağı; 8. maddesinin 1. fıkrasında PTT'nin başvurunun yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde elektronik tebligat adresini, gerçek kişiler için kimlik bilgilerini, tüzel kişiler için ise tâbi oldukları sistem bilgilerini esas almak suretiyle tek ve benzersiz olacak şekilde oluşturacağı ve UETS'ye kaydedeceği; 2. fıkrasında PTT'nin elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tâbi olanlar için oluşturduğu elektronik tebligat adresini, adres sahibine teslim edilmek üzere ilgili kurum, kuruluş veya birliğe göndereceği, teslim işleminin gerçekleştiği bilgisi kendisine iletildikten sonra bu adresi tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercilerin kullanımına derhâl sunacağı, elektronik tebligatın hazırlanması ve muhataba ulaştırılmasını düzenleyen 9. maddesinde ise tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercinin, elektronik tebligat mesajını hazırlayarak UETS'ye teslim edeceği, UETS'nin elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştıracağı, elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.
11. Yine Yönetmeliğin 16. maddesinde Kanun'un 7/a maddesindeki düzenlemeyle paralel şekilde elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde Tebligat Kanunu'nda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı düzenlenmiştir.
12. Görüldüğü üzere muhataba elektronik yolla tebligat yapılabilmesi için onun kayıtlı elektronik tebligat adresinin olması gerekir. Elektronik tebligat adresi bulunan muhataplara elektronik tebligat adresi aldıktan sonra klasik yolla tebligat yapılamayacak doğrudan elektronik yolla tebligat yapılması gerekecektir. Bu durumun istisnası elektronik tebligatın zorunlu sebeple yapılamaması hâlidir. Muhatabın, elektronik adresi bulunmuyorsa ya da zorunlu bir sebepten ötürü elektronik yolla tebligat yapılamıyorsa tebligat kural olarak 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre PTT aracılığıyla fiziki ortamda yapılır. Bununla birlikte elektronik tebligatın yapılamamasının neden olan "zorunlu sebeplerin" neler olduğunu kanun koyucu açıklamamıştır (Nesibe Kurt Konca, Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukuku Açısından Elektronik Tebligat, Ankara, Genişletilmiş ve Güncellenmiş İkinci Baskı, 2024,s.88).
13. Tebligatın çıkarılacağı tarihte altyapının zarar görmesi sebebiyle UETS'nin çalışmaması veya muhatabın başvurusu üzerine elektronik tebligat adresinin kapatılmış olması gibi sebeplerin varlığı hâlinde elektronik tebligatın yapılmasını imkânsız kılan bir durumun varlığı kabul edilebilir. Bu gibi hâllerde, muhataba ait olan herhangi bir elektronik adrese elektronik tebligat mesajı gönderilmemelidir. Buna rağmen tebligat evrakı elektronik yolla (mesela UYAP üzerinden) gönderilirse, tebligat işleminin yokluğu söz konusu olur. Zira başka bir sistem veya UETS'ye kayıtlı olmayan bir elektronik adres Tebligat Kanunu anlamında belgelendirme işlevini haiz değildir. Bu yüzden, Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 3. fıkrasında ve yine Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 16. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere elektronik tebligat yapılamıyorsa Tebligat Kanunu hükümlerinde öngörülmüş diğer klasik usullere göre tebligat yapılmalıdır (Taner Emre Yardımcı, "Yeni Elektronik Tebligat Yönetmeliği Çerçevesinde Elektronik Tebligat", Ankara Barosu Dergisi, 2019/3, s.12).
14. Tüm bu açıklamalar karşısında ticaret şirketleri 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesine göre kendisine elektronik tebligat yapılması zorunlu olan özel hukuk tüzel kişilerinden ise de tebligatın yapılacağı tarihte elektronik tebligat adresinin bulunmaması veya kendisi için oluşturulan adresin aktivasyon işlemi yapılarak kullanıma açılmamış olması durumunda elektronik tebligat yapılması mümkün olmadığından yargılama sürecinin işletilebilmesi için 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası ve yine Yönetmeliğin 16. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere bu "zorunlu sebep"ten dolayı 7201 sayılı Kanun'da öngörülen diğer klasik usullere göre tebligat yapılması gereği açıktır. Bu durum zorunlu sebep sayılmadığı takdirde yargılama süreci elektronik tebligat adresi kullanımı zorunlu olduğu hâlde elektronik tebligat adresini kullanıma açmayan gerçek veya tüzel kişinin keyfine bırakılmış olacaktır ki böyle bir durumun kabul edilmesi mümkün değildir.
15. Bu durumda limited şirketlere karşı elektronik tebligat yapılamadığı durumlarda ancak klasik usul olan posta yoluyla tebligat yapılabilir.
16. Tebligat Kanunu klasik usulle tebliğde kural olarak adreste tebligat esasını kabul etmiştir. 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Bilinen adrese tebligat" başlığı ile;
"Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.
(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir." şeklinde düzenlemeye yer vermek suretiyle muhataba tebligatın nerede yapılacağı konusundaki kuralı ve istisnasını ortaya koymuştur.
17. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16. maddesinde de; "Bilinen adreste tebligat" başlığı ile,
"Madde 16- (1 ) Tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır.
(2 ) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir." düzenlemesi ile madde uygulamasının nasıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
18. İlgili maddeden hareketle kural tebligatın tüzel kişinin bilinen son adresine yapılması gerektiğidir. Zira bilinen en son adres hem gerçek kişiler hem tüzel kişiler için geçerlidir. Bilinen son adres kavramı, yerleşim yerinden farklıdır; daha geniş bir içeriğe sahiptir. Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 19/1. maddesi). Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir (4721 sayılı Kanun'un 51. maddesi). Bilinen son adresin süreklilik arz etmesi, kişinin orda oturması gerekmez. Muhatabın son adresi, ya kendi başvurusu veya ilgililerin bildirmesi yahut mevcut belgeler esas alınarak ya da soruşturma ile veya diğer herhangi bir şekilde belirlenmiş olabilir. En son adresi, tebliğ muhatabı (kendisine tebligat yapılacak kişi) bildirmiş olabileceği gibi diğer ilgili kimseler de (meselâ davacı veya takibe girişen alacaklı) bildirebilir (Muşul, s.182,483; Nesibe Kurt Konca, "Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2014, Sayı 14, s. 245-246). En son adresin bilinmemesi durumunda ise resmî kayıtlar esas alınır (Albayrak, s. 119).
19. Bilinen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya bu adreste tebligat yapılamaması veyahut tüzel kişinin bildirilen adreste sürekli olarak bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde tüzel kişilerin adreslerinin bir sicil veya resmî kayıtla belirli olması sebebiyle meçhul olması düşünülemeyeceğinden 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 4. fıkrası tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmiştir. İlgili maddede; "(Ek: 6/6/1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır." hükmüne ve buna paralel olarak Yönetmelik'te 57. maddesinin 4. fıkrasında "Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
20. Ayrıca tüzel kişilerin ticaret sicilindeki adreslerinin tek tebligat adresi olmadığı açıktır. Muhatabın Kurum, Emniyet Müdürlüğü ve başkaca resmî kurumlarda bulunan adreslerine de tebligat çıkartılabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tebligata konu dosya içeriği ile uyumlu resmî makamların tercih edilmesi gerekliliğidir. Örneğin, dosya bir araç ile ilgili ise muhatabın adına tescilli olan bu aracın tescil dosyasındaki adresi uyumlu bir adres iken, muhatabın yıllar önce açtırmış olduğu ve kapanmış işyeri sicil dosyasındaki adresi uyumsuz bir adres olacaktır (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medeni Usul Hukuku, Cilt I, İstanbul, Onbeşinci Baskı, 2017, s. 532; Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2001 tarihli ve 2001/11-295 Esas, 2001/313 Karar sayılı kararı).
21. Tüzel kişiler için resmî kayıtlardan elde edilen adrese önce normal tebligat çıkartılmalı, bu adrese gönderilen tebligatın iade edilmesi durumunda ancak o zaman 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat çıkartılmalıdır. Yani tüzel kişinin resmî kurumdan elde edilen adresine doğrudan Kanun'un 35. maddesine göre tebligat çıkartılması söz konusu değildir.
22. Sonuç itibarıyla, tebligat adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Bu şekilde geliştirilen yöntemlerle adil yargılanma hakkının bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı kapsamında, hak sahiplerinin hukuki prosedürde (dava, icra takibi veya çekişmesiz yargı işi vb) tarafların prosedür hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır. Bu bağlamda tebligat, hukuki dinlenilme hakkının gerçekleştirilmesini temin eder. Hak arama süreci tebligat ile başlar ve tebligat ile sona erer (Nesibe Kurt Konca, "Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri", s. 241).
23. Somut olayda, davacı Kurum tarafından rücuan tazminat istemiyle 07.02.2018 tarihinde açılan davada dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Kısmet Yapı İnş. Taah. San. ve Ltd. Şti. nin adresinin "K. Karabekir Mah. 1015 Sok. No.16 Esenler/İstanbul" olarak bildirildiği, bu adrese çıkarılan tebligatın şirketin tanınmadığından bahisle iade edildiği, bunun üzerine Mahkemece İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden şirket bilgilerinin istendiği ve 30.03.2018 tarihli cevabı yazıda bildirilen "Kazımkarabekir Mah. Kazımkarabekir Cad. No:16 Esenler/İstanbul" adresine önce klasik usulle tebligat çıkartıldığı ancak tebligatın şirketin adreste tanınmadığı belirtilerek iadesi üzerine bu kez Ticaret Sicil Müdürlüğünden bildirilen adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılmak suretiyle yargılamanın davalı şirketin yokluğunda devam ettirildiği görülmüştür.
24. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi gereğince özel hukuk tüzel kişisi olan davalı şirkete tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olup dosya içeriğine göre davalı şirketin elektronik tebligat adresi bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın ticaret sicilinden bildirilen adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılmıştır. Bu durumda şirketin tebligat yapılan tarihlerde elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmekte olup elektronik tebligat adresi bulunmayan davalı şirkete 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası gereğince tebliğ işlemi klasik usulle yapılmalıdır.
25. Klasik usulle yapılacak tebligatta ise asıl olan kural, bilinen son adrese tebligat olmakla, dava dilekçesi ekinde sunulan kayıt ve belgelerin incelenmesinden; Kurumun iş kazası tespitine ilişkin yaptığı tahkikat aşamasında davalı şirketin "K. Mh. K. Cd. No:20/B Esenler/İST." adresine çıkartılan yazının tebliğ edilmemesi üzerine 20.07.2016 tarihli yazı ile tebligatın teslim edilmeme nedeninin sorulduğu, Avrupa Yakası PTT Başmüdürlüğünün cevabı yazısında tebligat çıkartılan adreste başka bir firmanın olduğu, fakat adresteki firma sahibinin beyanından hareketle adresin yan tarafında olan 20/D adresinden davalı şirketin sorulduğu, adreste bulunan Kısmet Kuyumcusunun adresi K. Yapı İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile birlikte kullandıklarını beyan ettiği, hem şirket yetkilisinin hem de tebligat adresindeki firma yetkilisinin imzalı beyanlarının da ekte sunulduğu belirtilmekle bu bilgi ve belgeler ışığında davalı şirketin adresinin "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" olduğu bildirilmiştir. Ayrıca dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin bir çoğunda da yine Kurum ile yapılan yazışmalarda şirket adresi "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" yazılı olduğu görülmüştür. Sonuç itibarıyla davacı Kurum tarafından sunulan bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere şirketin bilinen son adresinin "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" olduğu açıktır. Bu durumda önce sözü edilen adrese klasik usulle tebligat yapılmaksızın doğrudan Ticaret Sicil Müdürlüğünden bildirilen adrese önce klasik usulle tebliğ çıkartılması, tebliğ edilmemesi üzerine de 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılması mevzuat hükümlerine aykırıdır. O hâlde Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirket vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği itirazları da göz önünde tutularak istinaf talebin incelenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır."
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2023/10-455
Karar No : 2025/123
Tarih : 12.03.2025
"1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilân yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz ,Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).
3. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştime Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).
4. Bir hukuki işlemin tebligat olarak nitelendirilmesi için aranan iki unsurun (yazılı bildirim ve belgelendirme) veya bu unsurlardan birinin mevcut olmaması hâlinde tebligatın yokluğu söz konusu olurken bu iki unsur mevcut olmakla birlikte 7201 sayılı Kanun'a uygun değilse bu durumda usulsüz (kanuna aykırı) tebliğ var demektir. 7201 sayılı Kanun hükümleri şekle ilişkin olduğundan en ufak ayrıntısına kadar uyulmalıdır. Aksi hâlde, tebliğ kanunda öngörülen şekilde yapılmamış (usulsüz) olur. Bu şekilde yapılan tebliğ yok veya usulüne uygun değil ise kanunun tebliğe bağladığı hukuki sonuçlar doğmaz (Timuçin Muşul, Tebligat Hukuku, Ankara, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Yedinci Baskı, 2018, s.85-86).
5. Bu aşamada 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile bir tebligat yöntemi olarak ilk kez 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde düzenleme altına alınan elektronik tebligat kavramına değinmek gerekmektedir. İlgili madde daha sonrasında teknolojik gelişmeler ile birlikte 15.03.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişikliğe uğramıştır.
6. Elektronik tebligat, tebliğ işleminin elektronik vasıtalarla veya elektronik ortamda yapılmasını, Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sisteminden (UETS) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligat mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 49).
7. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde yer alan ilk düzenleme;
" Tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir.
Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklinde olup elektronik tebligat yapma zorunluluğu sadece anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından mevcut iken daha sonra 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle elektronik tebligata tâbi olacakların kapsamı genişletilerek bazı gerçek ve tüzel kişiler yönünden elektronik tebligat yapılması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu değişiklik sonrası 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi;
"Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
....
7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.
.......
Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.
Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir." şeklinde değişikliğe uğrayarak tüm özel hukuk tüzel kişileri yönünden elektronik tebligat yapılma zorunluluğu getirilmiştir.
8. Anılan maddeye dayanılarak hazırlanan ve 06.12.2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, elektronik ortamda yapılacak tebligata ilişkin usul ve esasları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
9. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 3. maddesinde tanımlara yer verilmiş ve;
"Elektronik tebligat: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmeliğe uygun olarak elektronik ortamda yapılan tebligat,
Elektronik tebligat adresi: PTT tarafından, gerçek kişiler için kimlik bilgileri, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgileri esas alınmak suretiyle tek ve benzersiz şekilde oluşturulan ve UETS'ye kaydedilen tebligat adresi,
Elektronik tebligat mesajı: Tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merci tarafından güvenli elektronik imza veya elektronik sertifikayla imzalanmış, tebliğ edilecek içerik, ekli dokümanlar ve tebliğ için gerekli muhatap bilgilerinden oluşan elektronik iletiyi,
İşlem kaydı: PTT tarafından elektronik tebligat hizmetinin verilmesi esnasında meydana gelen ve mevzuat gereği kaydının tutulması zorunlu olan tüm bilişim sistemi işlem kayıtlarını,
Muhatap: Elektronik tebligat alıcısı gerçek veya tüzel kişiyi,
PTT: Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketini,
Tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merci: Tebligat Kanunu uyarınca tebligat çıkarmaya yetkili merci, idare, kurum, kuruluş ve kişileri,
UETS: Tebligat Kanunu ve bu Yönetmelik uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemlerini yürütmek amacıyla PTT tarafından kurulan, işletilen ve güvenliği sağlanan sistemi" şeklinde tanımlanmıştır.
10. Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 5/f maddesinde tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olanlar arasında "Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri" gösterilmiştir. Yönetmeliğin 6. maddesinde elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tâbi olanlar için yapılacak başvurunun, zorunluluğun başladığı tarihten itibaren bir ay içinde ilgili kurum, kuruluş veya birlik tarafından PTT'ye yapılacağı; 8. maddesinin 1. fıkrasında PTT'nin başvurunun yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde elektronik tebligat adresini, gerçek kişiler için kimlik bilgilerini, tüzel kişiler için ise tâbi oldukları sistem bilgilerini esas almak suretiyle tek ve benzersiz olacak şekilde oluşturacağı ve UETS'ye kaydedeceği; 2. fıkrasında PTT'nin elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tâbi olanlar için oluşturduğu elektronik tebligat adresini, adres sahibine teslim edilmek üzere ilgili kurum, kuruluş veya birliğe göndereceği, teslim işleminin gerçekleştiği bilgisi kendisine iletildikten sonra bu adresi tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercilerin kullanımına derhâl sunacağı, elektronik tebligatın hazırlanması ve muhataba ulaştırılmasını düzenleyen 9. maddesinde ise tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercinin, elektronik tebligat mesajını hazırlayarak UETS'ye teslim edeceği, UETS'nin elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştıracağı, elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.
11. Yine Yönetmeliğin 16. maddesinde Kanun'un 7/a maddesindeki düzenlemeyle paralel şekilde elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde Tebligat Kanunu'nda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı düzenlenmiştir.
12. Görüldüğü üzere muhataba elektronik yolla tebligat yapılabilmesi için onun kayıtlı elektronik tebligat adresinin olması gerekir. Elektronik tebligat adresi bulunan muhataplara elektronik tebligat adresi aldıktan sonra klasik yolla tebligat yapılamayacak doğrudan elektronik yolla tebligat yapılması gerekecektir. Bu durumun istisnası elektronik tebligatın zorunlu sebeple yapılamaması hâlidir. Muhatabın, elektronik adresi bulunmuyorsa ya da zorunlu bir sebepten ötürü elektronik yolla tebligat yapılamıyorsa tebligat kural olarak 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre PTT aracılığıyla fiziki ortamda yapılır. Bununla birlikte elektronik tebligatın yapılamamasının neden olan "zorunlu sebeplerin" neler olduğunu kanun koyucu açıklamamıştır (Nesibe Kurt Konca, Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukuku Açısından Elektronik Tebligat, Ankara, Genişletilmiş ve Güncellenmiş İkinci Baskı, 2024,s.88).
13. Tebligatın çıkarılacağı tarihte altyapının zarar görmesi sebebiyle UETS'nin çalışmaması veya muhatabın başvurusu üzerine elektronik tebligat adresinin kapatılmış olması gibi sebeplerin varlığı hâlinde elektronik tebligatın yapılmasını imkânsız kılan bir durumun varlığı kabul edilebilir. Bu gibi hâllerde, muhataba ait olan herhangi bir elektronik adrese elektronik tebligat mesajı gönderilmemelidir. Buna rağmen tebligat evrakı elektronik yolla (mesela UYAP üzerinden) gönderilirse, tebligat işleminin yokluğu söz konusu olur. Zira başka bir sistem veya UETS'ye kayıtlı olmayan bir elektronik adres Tebligat Kanunu anlamında belgelendirme işlevini haiz değildir. Bu yüzden, Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinin 3. fıkrasında ve yine Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 16. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere elektronik tebligat yapılamıyorsa Tebligat Kanunu hükümlerinde öngörülmüş diğer klasik usullere göre tebligat yapılmalıdır (Taner Emre Yardımcı, "Yeni Elektronik Tebligat Yönetmeliği Çerçevesinde Elektronik Tebligat", Ankara Barosu Dergisi, 2019/3, s.12).
14. Tüm bu açıklamalar karşısında ticaret şirketleri 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesine göre kendisine elektronik tebligat yapılması zorunlu olan özel hukuk tüzel kişilerinden ise de tebligatın yapılacağı tarihte elektronik tebligat adresinin bulunmaması veya kendisi için oluşturulan adresin aktivasyon işlemi yapılarak kullanıma açılmamış olması durumunda elektronik tebligat yapılması mümkün olmadığından yargılama sürecinin işletilebilmesi için 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası ve yine Yönetmeliğin 16. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere bu "zorunlu sebep"ten dolayı 7201 sayılı Kanun'da öngörülen diğer klasik usullere göre tebligat yapılması gereği açıktır. Bu durum zorunlu sebep sayılmadığı takdirde yargılama süreci elektronik tebligat adresi kullanımı zorunlu olduğu hâlde elektronik tebligat adresini kullanıma açmayan gerçek veya tüzel kişinin keyfine bırakılmış olacaktır ki böyle bir durumun kabul edilmesi mümkün değildir.
15. Bu durumda limited şirketlere karşı elektronik tebligat yapılamadığı durumlarda ancak klasik usul olan posta yoluyla tebligat yapılabilir.
16. Tebligat Kanunu klasik usulle tebliğde kural olarak adreste tebligat esasını kabul etmiştir. 7201 sayılı Kanun'un 10. maddesi "Bilinen adrese tebligat" başlığı ile;
"Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır.
(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir." şeklinde düzenlemeye yer vermek suretiyle muhataba tebligatın nerede yapılacağı konusundaki kuralı ve istisnasını ortaya koymuştur.
17. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16. maddesinde de; "Bilinen adreste tebligat" başlığı ile,
"Madde 16- (1 ) Tebligat, öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgeler esas alınır.
(2 ) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir." düzenlemesi ile madde uygulamasının nasıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
18. İlgili maddeden hareketle kural tebligatın tüzel kişinin bilinen son adresine yapılması gerektiğidir. Zira bilinen en son adres hem gerçek kişiler hem tüzel kişiler için geçerlidir. Bilinen son adres kavramı, yerleşim yerinden farklıdır; daha geniş bir içeriğe sahiptir. Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 19/1. maddesi). Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir (4721 sayılı Kanun'un 51. maddesi). Bilinen son adresin süreklilik arz etmesi, kişinin orda oturması gerekmez. Muhatabın son adresi, ya kendi başvurusu veya ilgililerin bildirmesi yahut mevcut belgeler esas alınarak ya da soruşturma ile veya diğer herhangi bir şekilde belirlenmiş olabilir. En son adresi, tebliğ muhatabı (kendisine tebligat yapılacak kişi) bildirmiş olabileceği gibi diğer ilgili kimseler de (meselâ davacı veya takibe girişen alacaklı) bildirebilir (Muşul, s.182,483; Nesibe Kurt Konca, "Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2014, Sayı 14, s. 245-246). En son adresin bilinmemesi durumunda ise resmî kayıtlar esas alınır (Albayrak, s. 119).
19. Bilinen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya bu adreste tebligat yapılamaması veyahut tüzel kişinin bildirilen adreste sürekli olarak bulunmadığının tespit edilmesi hâlinde tüzel kişilerin adreslerinin bir sicil veya resmî kayıtla belirli olması sebebiyle meçhul olması düşünülemeyeceğinden 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 4. fıkrası tüzel kişiler bakımından özel ve açık bir düzenleme getirmiştir. İlgili maddede; "(Ek: 6/6/1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11/1/2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır." hükmüne ve buna paralel olarak Yönetmelik'te 57. maddesinin 4. fıkrasında "Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
20. Ayrıca tüzel kişilerin ticaret sicilindeki adreslerinin tek tebligat adresi olmadığı açıktır. Muhatabın Kurum, Emniyet Müdürlüğü ve başkaca resmî kurumlarda bulunan adreslerine de tebligat çıkartılabilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tebligata konu dosya içeriği ile uyumlu resmî makamların tercih edilmesi gerekliliğidir. Örneğin, dosya bir araç ile ilgili ise muhatabın adına tescilli olan bu aracın tescil dosyasındaki adresi uyumlu bir adres iken, muhatabın yıllar önce açtırmış olduğu ve kapanmış işyeri sicil dosyasındaki adresi uyumsuz bir adres olacaktır (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medeni Usul Hukuku, Cilt I, İstanbul, Onbeşinci Baskı, 2017, s. 532; Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2001 tarihli ve 2001/11-295 Esas, 2001/313 Karar sayılı kararı).
21. Tüzel kişiler için resmî kayıtlardan elde edilen adrese önce normal tebligat çıkartılmalı, bu adrese gönderilen tebligatın iade edilmesi durumunda ancak o zaman 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat çıkartılmalıdır. Yani tüzel kişinin resmî kurumdan elde edilen adresine doğrudan Kanun'un 35. maddesine göre tebligat çıkartılması söz konusu değildir.
22. Sonuç itibarıyla, tebligat adil yargılanma hakkının gerçekleştirilmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Bu şekilde geliştirilen yöntemlerle adil yargılanma hakkının bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı kapsamında, hak sahiplerinin hukuki prosedürde (dava, icra takibi veya çekişmesiz yargı işi vb) tarafların prosedür hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır. Bu bağlamda tebligat, hukuki dinlenilme hakkının gerçekleştirilmesini temin eder. Hak arama süreci tebligat ile başlar ve tebligat ile sona erer (Nesibe Kurt Konca, "Türk Hukukunda Tebligata İlişkin Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri", s. 241).
23. Somut olayda, davacı Kurum tarafından rücuan tazminat istemiyle 07.02.2018 tarihinde açılan davada dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Kısmet Yapı İnş. Taah. San. ve Ltd. Şti. nin adresinin "K. Karabekir Mah. 1015 Sok. No.16 Esenler/İstanbul" olarak bildirildiği, bu adrese çıkarılan tebligatın şirketin tanınmadığından bahisle iade edildiği, bunun üzerine Mahkemece İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden şirket bilgilerinin istendiği ve 30.03.2018 tarihli cevabı yazıda bildirilen "Kazımkarabekir Mah. Kazımkarabekir Cad. No:16 Esenler/İstanbul" adresine önce klasik usulle tebligat çıkartıldığı ancak tebligatın şirketin adreste tanınmadığı belirtilerek iadesi üzerine bu kez Ticaret Sicil Müdürlüğünden bildirilen adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılmak suretiyle yargılamanın davalı şirketin yokluğunda devam ettirildiği görülmüştür.
24. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesi gereğince özel hukuk tüzel kişisi olan davalı şirkete tebligatın elektronik yolla yapılması zorunlu olup dosya içeriğine göre davalı şirketin elektronik tebligat adresi bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın ticaret sicilinden bildirilen adrese 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılmıştır. Bu durumda şirketin tebligat yapılan tarihlerde elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmekte olup elektronik tebligat adresi bulunmayan davalı şirkete 7201 sayılı Kanun'un 7/a maddesinin 3. fıkrası gereğince tebliğ işlemi klasik usulle yapılmalıdır.
25. Klasik usulle yapılacak tebligatta ise asıl olan kural, bilinen son adrese tebligat olmakla, dava dilekçesi ekinde sunulan kayıt ve belgelerin incelenmesinden; Kurumun iş kazası tespitine ilişkin yaptığı tahkikat aşamasında davalı şirketin "K. Mh. K. Cd. No:20/B Esenler/İST." adresine çıkartılan yazının tebliğ edilmemesi üzerine 20.07.2016 tarihli yazı ile tebligatın teslim edilmeme nedeninin sorulduğu, Avrupa Yakası PTT Başmüdürlüğünün cevabı yazısında tebligat çıkartılan adreste başka bir firmanın olduğu, fakat adresteki firma sahibinin beyanından hareketle adresin yan tarafında olan 20/D adresinden davalı şirketin sorulduğu, adreste bulunan Kısmet Kuyumcusunun adresi K. Yapı İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile birlikte kullandıklarını beyan ettiği, hem şirket yetkilisinin hem de tebligat adresindeki firma yetkilisinin imzalı beyanlarının da ekte sunulduğu belirtilmekle bu bilgi ve belgeler ışığında davalı şirketin adresinin "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" olduğu bildirilmiştir. Ayrıca dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin bir çoğunda da yine Kurum ile yapılan yazışmalarda şirket adresi "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" yazılı olduğu görülmüştür. Sonuç itibarıyla davacı Kurum tarafından sunulan bilgi ve belgelerden de anlaşılacağı üzere şirketin bilinen son adresinin "K. Mah. K. Cad. No:20/D Esenler/İstanbul" olduğu açıktır. Bu durumda önce sözü edilen adrese klasik usulle tebligat yapılmaksızın doğrudan Ticaret Sicil Müdürlüğünden bildirilen adrese önce klasik usulle tebliğ çıkartılması, tebliğ edilmemesi üzerine de 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılması mevzuat hükümlerine aykırıdır. O hâlde Bölge Adliye Mahkemesince, davalı şirket vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği itirazları da göz önünde tutularak istinaf talebin incelenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır."
#96
Satış (ihale) & Paraların Paylaştırılması / Haczedilen Taşınmaz Yönünden B...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 13 Kasım 2025, 09:44:55Borçluya haczedilen taşınmazı ile ilgili olarak 103 davetiyesi gönderilmesindeki amaç yokluğunda haciz yapılan borçluya haczin yapıldığını haber vermektir ancak borçlu haczin yapıldığını başka yollarla öğrenmiş ise artık 103 tebliği yapılmamış olması o safhanın geçerliliğini etkilemez. Öte yandan, İcra İflas Yasasında kıymet takdirinin 103 tebliğinden önce ya da sonra yapılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle müdürlüğün kıymet takdiri yapılması için 103 tebliğini zorunlu tutması yerinde değildir. Mahkemenin verdiği karar yerindedir. (İstanbul BAM 22. HD. T:25/12/2024, E:2022/4378, K:2024/2416)
#97
Gayrimenkul & Kira Hukuku / Kira Bedeli Ödenir Ortak Gider...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 09 Kasım 2025, 09:13:54T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS :2024/785
KARAR :2025/426
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/452 E., 2024/513 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30.04.2024 tarihli ve 2024/1119 Esas, 2024/4149 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki temerrüt nedeniyle tahliye isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Alacaklı vekili; taraflar arasında 01.09.2020 tarihinde imzalanan ve 01.01.2021 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile 10.03.2021 tarihinde imzalanan 01.09.2020 başlangıç tarihli ek kira sözleşmesi uyarınca borçlunun mecuru işyeri olarak kullanmak üzere kiraladığını, Şubat/2022 ve Haziran/2022 dönem aralığına ait kiralar ve yan giderlerin ödenmemesi nedeniyle Yalova İcra Müdürlüğünün 2022/7715 Esas sayılı dosyasında tahliye talepli ilâmsız takip başlatıldığını, tahliye talepli ödeme emrinin 06.07.2022 tarihinde borçluya tebliğ edildiğini, borçlunun tebliğden itibaren otuz gün içinde tüm dosya borcunu ödemesi gerekirken, 03.08.2022 tarihinde icra dosyasına "2022/7715 esas ... ..., ... borcuna istinaden" şeklindeki açıklamayla 172.000,00 TL ödeme yaptığını, takip talebi ve ödeme emrinde kira bedelleri dışında yer alan tüm alacak kalemleri için dayanak olan kira sözleşmesinin 9.4 ve 9.5 maddelerinde elektrik-su bağlantıları, ortak gider vs. kullanımdan doğan alacaklar için "kira bedelleri dışında kalan diğer tüm alacakların da ödenmemesi durumları da kira gibi ayrıca tahliye nedeni" olarak sayıldığını ileri sürerek kira sözleşmesinin feshine ve kiracının mecurdan tahliyesine, kiralananın boş olarak teslimine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Borçlu vekili; takibe konu döneme ilişkin kira borçlarının ödendiğini, takipteki diğer alacak kalemleri konusunda taraflar arasında mutabakat sağlanmadığını, bu nedenle tahliye talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek istemin reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2022 tarihli ve 2022/469 Esas, 2022/571 Karar sayılı kararı ile; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 269/1 ve 269/a maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 315/2. maddesi uyarınca yapılan incelemede ödeme emrinin tebliğinden sonra otuz günlük temerrüt süresi içerisinde 03.08.2022 tarihinde 172.000,00 TL'nin borçlu tarafından takip dosyasına yatırıldığı, ödeme emrinde talep edilen alacak kalemleri içerisindeki kira alacağının toplamda 172.000,00 TL olduğu, taraflar arasında akdedilen yazılı kira sözleşmesinin 9.4.6 maddesinde elektrik ve su bedellerinin ödenmemesinin ayrıca fesih ve tahliye nedeni olacağı kararlaştırılmış ise de takipte talep edilen elektrik ve su giderlerinin miktarı konusunda taraflarca anlaşma sağlandığına dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, borçlu vekilinin cevap dilekçesinde kira alacağı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaması nedeniyle takipteki kira alacağının ödendiği ancak elektrik ve su giderlerine ilişkin olarak taraflar arasında mutabakat sağlanamadığı şeklindeki beyanı karşısında sözleşmede hüküm bulunsa dahi taraflar arasında mutabakat sağlanamayan yan giderlerin ödenmemesinden dolayı borçlunun tahliyesine karar verilemeyeceği, borçlu tarafından ihtar süresi içerisinde kira alacağı ödendiğinden temerrüt şartının somut olayda gerçekleşmediği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 20.12.2023 tarihli ve 2023/449 Esas, 2023/2788 Karar sayılı kararı ile; TBK'nın 313. maddesi uyarınca kiracının kira bedelini ödemekle yükümlü olduğu, kiracının kira bedelini veya yan giderleri kira sözleşmesinde belirtilen tarihte ya da tarih aralığında eksiksiz olarak ödemezse temerrüde düşeceği, İİK'nın 269 ile 271. maddeleri arasında adi kira ve hasılat kiralarında ödemede temerrüde düşülmesi hâlinde uygulanacak kuralların düzenlendiği, somut olayda borçlunun yedi günlük sürede itiraz etmediği ve ilâmsız tahliye takibinin kesinleştiği, otuz günlük ödeme süresini takip eden altı ay içinde de alacaklı vekilinin tahliye talep ettiği, otuz günlük ödeme süresi içerisinde 03.08.2022 tarihinde kira borcuna ilişkin 172.000,00 TL ödeme yapıldığı, kanuni düzenlemeler çerçevesinde davalının sair iddialarının ise dar yetkili icra mahkemesinde incelenemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin 269. maddesi gereğince; "Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanunu'nun 260. ve 288. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 315. ve 362.) maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62'nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır..."
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 314. maddesi; "Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür." Aynı kanunun 315. maddesi, "Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar." hükmünü içermektedir.
Somut olayda, taraflar arasında 01.09.2020 tarihli ve 01.01.2021 tarihinden itibaren 31.12.2022 tarihine kadar 2 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 9.4.2 maddesinde "Elektrik ve su kullanımı için Kiracı tarafından ödenecek bedel, kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerine %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacaktır." 9.4.6. maddesinde; "Elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedenidir." düzenlemesi yer almaktadır.
İcra takibinin incelenmesinde; Yalova İcra Müdürlüğünün 2022/7715 E. sayılı dosyası ile toplam 171.336 ,00 TL kira alacağı yanında, 24.882,80 TL ortak gider katılım payı alacağı, 10.469,32 TL elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, 2.258,83 TL su kullanım bedeli alacağı, 106.949,26 TL elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağının tahsilinin talep edildiği, örnek 13 ödeme emrinin borçluya 06.07.2022 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği, 30 günlük ödeme süresi içinde 03.08.2022 tarihinde icra dosyasına 172.000,00 TL ödeme yaptığı, TBK'nın 314 ve TBK'nın 315. maddesi gereğince ödemekle yükümlü olduğu yan giderleri ödemediği için temerrüt olgusunun gerçekleştiği görülmüştür.
O halde, İlk Derece Mahkemesince tahliye isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir ..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında akdedilen ve ihtilaf konusu olmayan 01.09.2020 tarihli yazılı sözleşmenin 9.4.2 maddesinde elektrik ve su kullanımı için kiracı tarafından ödenecek bedelin kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerinden %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacağının, 9.4.3 maddesinde kiracının her ayın son günü yapılacak sayaç okumalarında belirlenecek değerler üzerinden 9.4.2. maddeye göre bulunacak elektrik ve su kullanım bedellerinin kiraya veren tarafından düzenlenecek olan fatura karşılığında kiraya verene ödeyeceğinin, 9.4.6 maddesinde ise elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumunda kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedeni olacağının düzenlendiği, alacaklının takipte kira alacağı dışında ortak gider katılım payı alacağı, su kullanım bedeli, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağını da talep ettiği, TBK'nın 315. maddesinde yan giderlerin sözleşmenin feshi sebebi olacağına dair düzenleme getirilmiş ise de İİK'nın 269/a maddesinde açıkça "kira borcunun" ödenmemesi hâlinde alacaklının tahliye talep edebileceğinin düzenlendiği, kira borcu dışındaki yan giderlerin de tahliyeye konu edilebileceğine dair kanun koyucunun istek ve arzusu olsaydı TBK'nın 315. maddesindeki gibi açık bir düzenleme yapılacağı, yan giderlerin TBK'nın 315. madde kapsamında tahliyeye konu edilip edilemeyeceğinin ancak genel mahkemelerde tartışma konusu olabileceği, sözleşmede hüküm bulunsa dahi taraflar arasında mutabakat sağlanamayan yan giderlerin ödenmemesinden dolayı İİK'nın 269/a madde kapsamında tahliyeye karar verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı vekili; takip talebinde yer alan toplam kira bedelinin 172.000,00 değil 171.336,00 TL olduğunu, borçlu tarafından açıklamasız yapılmış kısmi ödemenin TBK'nın 102. maddesi gereğince sadece kira bedellerinin tahsiline yönelik sayılamayacağını, tahsil harcı kesintisi nedeniyle kira bedelinin eksik tahsil edildiğini, borçlu tarafından ödeme emrine itiraz edilmediğinden borçların tamamının kabul etmiş sayıldığını, arada bir mutabakat olmadığı gerekçesinin yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tahliye talepli ilâmsız icra takibinde kira alacağı, ortak gider katılım payı alacağı, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, su kullanım bedeli alacağı ve elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağının tahsilinin talep edildiği somut olayda kira alacağı dışında yan giderler ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre tahliye isteminin kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. İcra ve İflas Kanunu'nun 269 ve 269/a maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 315. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
2. Türk Borçlar Kanunu'nun 314. maddesinde kiracının aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. TBK'nın 315. maddesinde kiracının sadece kira bedelini ödemede temerrüde düşmesi değil, ayrıca yan giderleri ödemede temerrüde düşmesi de bir fesih sebebi olarak öngörülmüş, adi kira ve konut ve çatılı iş yeri kiralarında kira bedelinin ve yan giderlerin ödenmemesi hâlinde akdin feshinin biçim ve koşulları hüküm altına alınmıştır. Buna göre kiraya verenin kira sözleşmesini feshedebilmesi için öncelikle kiracıya fesih ihtarnamesi göndermesi, muaccel olmuş kira borcunu ve yan gideri ödemesi için TBK'nın 315. maddesinde öngörülen sürelerin verilmesi ve ödeme yapılmadığında sözleşmenin feshedileceğinin ihtar edilmesi gerekir.
3. Kiracı verilen süre içinde kira borcunu ve yan gideri ödemezse kiraya veren sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açabilir. Kiracının sözleşme kapsamında ödemekle yükümlü olduğu kira bedelini ve yan giderleri tam ve zamanında ödememesi durumunda ödenmeyen veya eksik ödenen kira bedelinin ve yan giderlerin tahsili ile kiralanandan tahliyesi için kiraya veren tarafından kiracı borçluya karşı ilâmsız icra takibi de yapabilir.
4. İcra ve İflas Kanunu'nun 269-269/d maddeleri arasında kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle ilâmsız tahliye takibi düzenlenmiştir. İİK'nın 269/1. maddesine göre kiraya veren ödenmemiş kiranın tahsili için yaptığı ilâmsız takip talebinde, kiracıya ödeme emriyle TBK'nın 315. maddesinde yazılı ihtarın da yapılmasını isteyebilir. Böylece kiracının kira borcunu ödemede geciktiği hâlde kiraya veren aynı takipte hem ödenmeyen kira bedellerini hem de borçlunun temerrüt nedeniyle tahliyesini talep edebilir.
5. İcra ve İflas Kanunu'nun 269/1. maddesine göre kiraya veren alacaklı ödeme emriyle TBK'nın 315. maddesinde yazılı ihtarın yapılmasını isteyebileceğinden, kiraya veren alacaklı takip talebinde kira bedelinin ve yan giderlerin (ödemiş ise) tahsilini talep edebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.822; L. Şanal Görgün, Levent Börü, Mehmet Kodakoğlu, İcra ve İflâs Hukuku, Üçüncü Bası, Ankara, 2022, s.363; İbrahim Aşık, Yakup Oruç, Ozan Tok, Ömer Faruk Saçar, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 2022, s.378).
6. Alacaklının (kiraya verenin) ilâmsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 Nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren TBK'nın 315. maddesinde belirtilen ödeme süresi içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK md. 62 ) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (kirayı) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının) kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK md. 78 vd.) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir.
7. Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilâmsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilâmsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde borcunu (kirayı) ödeyebilir. Borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde kira borcunu öderse ilâmsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez (Kuru, s.828-829).
8. İcra ve İflas Kanunu'nun 269/a maddesine göre, borçlu itiraz etmez ve kira borcunu da ödemezse alacaklı ödeme süresinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebilir. Alacaklının tahliye talebi üzerine icra mahkemesi ilk önce alacaklının ilâmsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Takip talebi kanuna uygun değilse, özellikle alacaklı takip talebinde tahliye istememişse, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. Bundan sonra icra mahkemesi borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Ödeme emri kanuna uygun değilse, özellikle ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yanlış (noksan) gösterilmişse, ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yazılı değilse veya ödeme emrinde tahliye ihtarı yok (tebliğ edilen ödeme emri 13 örnek Nolu ödeme emri değil) ise, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. İcra mahkemesi, takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğunu tespit ederse, bunun üzerine borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırır. Buna göre, icra mahkemesi borçlunun süresinde ödeme emrine itiraz etmediğini (veya itiraz etmemiş sayıldığını) tespit ederse, borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini inceler (Kuru, s.831, 833).
9. Süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlu, ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu tamamen ödememiş ise ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklı kiraya verenin talebi üzerine icra mahkemesi, borçlu kiracının tahliyesine karar verir (İİK md. 269/a).
10. Somut olayda alacaklı kiraya veren tarafından borçlu kiracı aleyhine tahliye talepli ilâmsız icra takibi başlatılmıştır. Takip talebinde kira alacağı, ortak gider katılım payı alacağı, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, su kullanım bedeli alacağı ve elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağı olmak üzere toplam 314.437,46 TL'nin tahsili talep edilmiştir. (Örnek 13 Nolu) ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş ve borçlu yasal süresinde takibe itiraz etmemiştir. Borçlu otuz günlük temerrüt süresi içinde icra dosyasına kira borcuna karşılık olarak 172.000,00 TL ödeme yapmıştır.
11. Takibe dayanak 01.09.2020 tarihli kira sözleşmesinin 9.4.2 maddesi "Elektrik ve su kullanımı için Kiracı tarafından ödenecek bedel, kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerine %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacaktır.", 9.4.3. maddesi "Kiracı, her ayın son günü yapılacak sayaç okumalarında belirlenecek değerler üzerinden 9.4.2. maddeye göre bulunacak elektik ve su kullanım bedellerini, kiraya Veren tarafından düzenlenecek fatura karşılığında Kiraya Veren'e ödeyecektir.", 9.4.6. maddesi; "Elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedenidir.", 9.5.1. maddesi "Ünite'nin bulunduğu mahallin genel güvenliği, aydınlatılması, temizliği ve çöp toplama hizmeti gibi ortak giderlere katılım payı, Ünite'nin açık ve kapalı alanlarının toplamı üzerinden m2 başına aylık 5,5 TL+KDV ile hesaplanır ve Kiraya Veren tarafından Kiracıca, Ünite'nin Kiracıya tesliminden itibaren aylık olarak fatura edilir. Belirtilen bu bedellerin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi aynca fesih ve tahliye nedenidir.", 9.5.2. maddesi "Kiracı, Kiraya Veren'in ortak giderlere katılım faturasını en geç 5 (beş) gün içinde Kiraya Veren'e 5.4 maddede belirtilen banka hesabına havale ile defaten ödeyecektir." şeklindedir.
12. Kiralanan çatılı iş yeri olup, takibe dayanak kira sözleşmesinde elektrik ve su kullanım bedellerinin, ortak gider katılım payı alacağının kiracı tarafından kiraya verene ödeneceği düzenlenmiştir. Borçlu yasal süresinde ödeme emrine itiraz etmediğinden yan gider borcu ve miktarı kesinleşmiştir. TBK'nın 315. maddesi gereğince kiracı tarafından kira bedelini veya yan giderleri ifada temerrüde düşülmesi hâlinde karşılaşılacak olan hukuki sonuç aynıdır. Bu durumda İİK'nın 269 ve TBK'nın 315. maddeleri gereğince otuz günlük temerrüt süresi içinde yan gider borcu ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleştiğinin kabulü zorunludur. O hâlde borçlunun tahliyesine karar verilmesi gerekir.
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, İİK ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin kira alacağı ve kira borcu kavramlarından bahsettiği, lafzi yorum yapıldığında kira borcu kapsamına yan giderlerin (su, elektrik v.b.) dahil olduğu sonucuna varılamayacağı, icra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt nedeniyle tahliye istemlerinin yasal dayanağının İİK'nın 269/a maddesi olup yasa koyucunun bilinçli olarak "kira borcunu...." ifadesini tercihle yetindiği, TBK'nın 315/1. maddesindeki "... veya yan gideri..." tabirini özellikle kullanmadığı, kira sözleşmesinde belirli bir edimin (giderin) kiracıya ait olduğunun belirtilmiş olmasının o edimin (borcun) kira borcundan sayılmasını gerektirmediği, kira alacağı dışında kalan alacakların ve kira alacağının fer'îlerinin ödenmemesi temerrüde esas teşkil etmeyeceğinden icra mahkemesince tahliyeye karar verilemeyeceği bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
İİK'nın 10. babı; KİRALAR HAKKINDA HUSUSİ HÜKÜMLER VE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ hükümlerini düzenlemektedir.
İİK'nın 269. maddesi Adi Kira ve Hasılat Kiraları için ÖDEME EMRİ ve İTİRAZ MÜDDETİ başlığını taşımaktadır.
İİK'nın 269/1. maddesi; "Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ÖDEME EMRİ, Türk Borçlar Kanunu'nun 315 ve 362 nci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır." şeklindedir.
Bu madde, maddenin başlığında da açıkça belirtildiği üzere; icrada kiralara özgü ÖDEME EMRİNİN düzenlenme şeklini belirleyen hükümdür.
İİK'nın 269/a maddesinde itiraz etmemenin sonuçları (icra mahkemesinden temerrüt nedeniyle tahliye isteminin koşulu) "Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde KİRA BORCUNU da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine İCRA MAHKEMESİNCE tahliyeye karar verilir." şeklindedir.
Anılan maddenin gerekçesi ise; "Maddede, kiralanan taşınmazlarda borçlunun ihtarlı ödeme emrine itiraz etmemesi ve ihtar müddeti içinde de KİRA BORCUNU ödememesi halinde tahliye isteminde bulunmak imkânı 6 aylık süreye bağlanarak, uygulamadaki tereddütler giderilmiştir."
İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 35. maddesinin e bendinde ise; adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin ÖDEME EMRİNİN "...Kesinleşen kira alacağı için alacaklının haciz talep edebileceği ve icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılmasını isteyebileceği..." kaydını ihtiva edeceği hususu düzenlenmiştir.
Buna göre; alacaklının (kiraya verenin) ilâmsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 Nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte, borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren BK'nın 260 veya 288. (TBK md. 315 veya 362) maddelerinde belirtilen (on, otuz veya altmış gün) belli bir süre içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK md. 62'ye göre) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (KİRA BORCUNU) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının), kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK md. 78 vd.) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir.
Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilâmsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilâmsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde (on, otuz veya altmış gün) borcunu (KİRA BORCUNU) ödeyebilir. Borçlu ödeme emrinin tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde KİRA BORCUNU öderse; ilâmsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez (Kuru, s. 828-829).
Görüldüğü gibi yukarıda yer verilen mevzuat (icra ve iflas kanunu ile yönetmeliği) hükümleri kira alacağı ve kira borcu kavramlarından bahsetmiştir. Lafzi yorum yapıldığında; KİRA BORCU kapsamına yan giderlerin (su, elektrik vb.) dahil olduğu sonucuna varılamayacaktır. İcra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt tahliye istemlerinin yasal dayanağı İİK'nın 269/a maddesidir. Yasa koyucu bilinçli olarak; "KİRA BORCUNU...." ifadesini tercihle yetinmiş, Türk Borçlar Kanunu'nun 315/1. maddesindeki "... veya yan gideri..." tabirini özellikle kullanmamıştır. Yine, kira sözleşmesinde belirli bir edimin (giderin) kiracıya ait olduğunun belirtilmiş olması o edimin (borcun) kira borcundan sayılmasını gerektirmez. Kiracı, kira sözleşmesinde yakıt gideri, bekçi parası, kapıcı parası, temizlik parası, su parası, elektrik parası, çöp parası, yönetim gideri, telefon ücreti vs. gibi yan giderleri ödemeyi üstlenmiş olsa dahi, söz konusu edimler asıl kira borcu olmayıp asıl kira borcunun eklentisi niteliğinde olduğundan anılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi icra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt nedeniyle tahliye sebebi olmaz.
Borçlu/kiracı icra mahkemesinde kesinleşen kira borcunu ödediğini ispatlayabilir. Temerrüt süresi içinde KİRA BORCUNU ödediğini ispatlarsa; tahliyesine karar verilemez.
KİRA ALACAĞI dışında kalan alacakların ve kira alacağının fer'îlerinin ödenmemesi temerrüde esas teşkil etmeyeceğinden, KİRA BORCUNUN temerrüt süresi içinde ödenmesine rağmen diğer alacakların (yan giderler, icra masrafları, vekâlet ücreti vs.) ödenmemesi halinde icra mahkemesince tahliyeye karar verilemez.
Somut olayda; asıl kira borcu ile birlikte (su kullanım bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli vs.) yan giderlere yönelik Örnek 13 Nolu ödeme emrinin 06.07.2022 tarihinde kiracı/borçluya tebliğ edildiği ve bu ödeme emri ile borçlu kiracıya 30 günlük ödeme süresi verildiği, tarafların da kabul ettiği üzere, asıl kira borcunun tamamının (172.000,00 TL'nin) 30 günlük temerrüt süresi içerisinde (03.08.2022 tarihinde) kiracı/borçlu tarafından icra dosyasına ödendiği anlaşılmıştır.
O hâlde; İİK'nın 269/a maddesine göre asıl KİRA BORCUNUN tamamının 30 günlük temerrüt süresi içinde ödendiği göz önüne alındığında; eklentisi niteliğindeki su kullanım bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli vs. yan giderlerin ödenmemesi temerrüt nedeniyle tahliye sebebi olmaz.
Yukarıda anlatılan nedenlerle; İİK'nın 269/a maddesi açık hükmü, Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin kararında yazılı gerekçelerle usul ve kanuna uygun olan direnmenin ONANMASI gerekirken, salt yan giderlerin ödenmemesi hukuksal nedenine dayalı tahliye isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle direnmenin bozulması yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 02.07.2025
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS :2024/785
KARAR :2025/426
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/452 E., 2024/513 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 30.04.2024 tarihli ve 2024/1119 Esas, 2024/4149 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki temerrüt nedeniyle tahliye isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Alacaklı vekili; taraflar arasında 01.09.2020 tarihinde imzalanan ve 01.01.2021 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile 10.03.2021 tarihinde imzalanan 01.09.2020 başlangıç tarihli ek kira sözleşmesi uyarınca borçlunun mecuru işyeri olarak kullanmak üzere kiraladığını, Şubat/2022 ve Haziran/2022 dönem aralığına ait kiralar ve yan giderlerin ödenmemesi nedeniyle Yalova İcra Müdürlüğünün 2022/7715 Esas sayılı dosyasında tahliye talepli ilâmsız takip başlatıldığını, tahliye talepli ödeme emrinin 06.07.2022 tarihinde borçluya tebliğ edildiğini, borçlunun tebliğden itibaren otuz gün içinde tüm dosya borcunu ödemesi gerekirken, 03.08.2022 tarihinde icra dosyasına "2022/7715 esas ... ..., ... borcuna istinaden" şeklindeki açıklamayla 172.000,00 TL ödeme yaptığını, takip talebi ve ödeme emrinde kira bedelleri dışında yer alan tüm alacak kalemleri için dayanak olan kira sözleşmesinin 9.4 ve 9.5 maddelerinde elektrik-su bağlantıları, ortak gider vs. kullanımdan doğan alacaklar için "kira bedelleri dışında kalan diğer tüm alacakların da ödenmemesi durumları da kira gibi ayrıca tahliye nedeni" olarak sayıldığını ileri sürerek kira sözleşmesinin feshine ve kiracının mecurdan tahliyesine, kiralananın boş olarak teslimine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Borçlu vekili; takibe konu döneme ilişkin kira borçlarının ödendiğini, takipteki diğer alacak kalemleri konusunda taraflar arasında mutabakat sağlanmadığını, bu nedenle tahliye talebinin kabul edilemeyeceğini belirterek istemin reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2022 tarihli ve 2022/469 Esas, 2022/571 Karar sayılı kararı ile; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 269/1 ve 269/a maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 315/2. maddesi uyarınca yapılan incelemede ödeme emrinin tebliğinden sonra otuz günlük temerrüt süresi içerisinde 03.08.2022 tarihinde 172.000,00 TL'nin borçlu tarafından takip dosyasına yatırıldığı, ödeme emrinde talep edilen alacak kalemleri içerisindeki kira alacağının toplamda 172.000,00 TL olduğu, taraflar arasında akdedilen yazılı kira sözleşmesinin 9.4.6 maddesinde elektrik ve su bedellerinin ödenmemesinin ayrıca fesih ve tahliye nedeni olacağı kararlaştırılmış ise de takipte talep edilen elektrik ve su giderlerinin miktarı konusunda taraflarca anlaşma sağlandığına dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, borçlu vekilinin cevap dilekçesinde kira alacağı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaması nedeniyle takipteki kira alacağının ödendiği ancak elektrik ve su giderlerine ilişkin olarak taraflar arasında mutabakat sağlanamadığı şeklindeki beyanı karşısında sözleşmede hüküm bulunsa dahi taraflar arasında mutabakat sağlanamayan yan giderlerin ödenmemesinden dolayı borçlunun tahliyesine karar verilemeyeceği, borçlu tarafından ihtar süresi içerisinde kira alacağı ödendiğinden temerrüt şartının somut olayda gerçekleşmediği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 20.12.2023 tarihli ve 2023/449 Esas, 2023/2788 Karar sayılı kararı ile; TBK'nın 313. maddesi uyarınca kiracının kira bedelini ödemekle yükümlü olduğu, kiracının kira bedelini veya yan giderleri kira sözleşmesinde belirtilen tarihte ya da tarih aralığında eksiksiz olarak ödemezse temerrüde düşeceği, İİK'nın 269 ile 271. maddeleri arasında adi kira ve hasılat kiralarında ödemede temerrüde düşülmesi hâlinde uygulanacak kuralların düzenlendiği, somut olayda borçlunun yedi günlük sürede itiraz etmediği ve ilâmsız tahliye takibinin kesinleştiği, otuz günlük ödeme süresini takip eden altı ay içinde de alacaklı vekilinin tahliye talep ettiği, otuz günlük ödeme süresi içerisinde 03.08.2022 tarihinde kira borcuna ilişkin 172.000,00 TL ödeme yapıldığı, kanuni düzenlemeler çerçevesinde davalının sair iddialarının ise dar yetkili icra mahkemesinde incelenemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin 269. maddesi gereğince; "Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ödeme emri, Borçlar Kanunu'nun 260. ve 288. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 315. ve 362.) maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62'nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır..."
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 314. maddesi; "Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür." Aynı kanunun 315. maddesi, "Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar." hükmünü içermektedir.
Somut olayda, taraflar arasında 01.09.2020 tarihli ve 01.01.2021 tarihinden itibaren 31.12.2022 tarihine kadar 2 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 9.4.2 maddesinde "Elektrik ve su kullanımı için Kiracı tarafından ödenecek bedel, kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerine %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacaktır." 9.4.6. maddesinde; "Elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedenidir." düzenlemesi yer almaktadır.
İcra takibinin incelenmesinde; Yalova İcra Müdürlüğünün 2022/7715 E. sayılı dosyası ile toplam 171.336 ,00 TL kira alacağı yanında, 24.882,80 TL ortak gider katılım payı alacağı, 10.469,32 TL elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, 2.258,83 TL su kullanım bedeli alacağı, 106.949,26 TL elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağının tahsilinin talep edildiği, örnek 13 ödeme emrinin borçluya 06.07.2022 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediği, 30 günlük ödeme süresi içinde 03.08.2022 tarihinde icra dosyasına 172.000,00 TL ödeme yaptığı, TBK'nın 314 ve TBK'nın 315. maddesi gereğince ödemekle yükümlü olduğu yan giderleri ödemediği için temerrüt olgusunun gerçekleştiği görülmüştür.
O halde, İlk Derece Mahkemesince tahliye isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir ..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında akdedilen ve ihtilaf konusu olmayan 01.09.2020 tarihli yazılı sözleşmenin 9.4.2 maddesinde elektrik ve su kullanımı için kiracı tarafından ödenecek bedelin kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerinden %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacağının, 9.4.3 maddesinde kiracının her ayın son günü yapılacak sayaç okumalarında belirlenecek değerler üzerinden 9.4.2. maddeye göre bulunacak elektrik ve su kullanım bedellerinin kiraya veren tarafından düzenlenecek olan fatura karşılığında kiraya verene ödeyeceğinin, 9.4.6 maddesinde ise elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumunda kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedeni olacağının düzenlendiği, alacaklının takipte kira alacağı dışında ortak gider katılım payı alacağı, su kullanım bedeli, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağını da talep ettiği, TBK'nın 315. maddesinde yan giderlerin sözleşmenin feshi sebebi olacağına dair düzenleme getirilmiş ise de İİK'nın 269/a maddesinde açıkça "kira borcunun" ödenmemesi hâlinde alacaklının tahliye talep edebileceğinin düzenlendiği, kira borcu dışındaki yan giderlerin de tahliyeye konu edilebileceğine dair kanun koyucunun istek ve arzusu olsaydı TBK'nın 315. maddesindeki gibi açık bir düzenleme yapılacağı, yan giderlerin TBK'nın 315. madde kapsamında tahliyeye konu edilip edilemeyeceğinin ancak genel mahkemelerde tartışma konusu olabileceği, sözleşmede hüküm bulunsa dahi taraflar arasında mutabakat sağlanamayan yan giderlerin ödenmemesinden dolayı İİK'nın 269/a madde kapsamında tahliyeye karar verilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı vekili; takip talebinde yer alan toplam kira bedelinin 172.000,00 değil 171.336,00 TL olduğunu, borçlu tarafından açıklamasız yapılmış kısmi ödemenin TBK'nın 102. maddesi gereğince sadece kira bedellerinin tahsiline yönelik sayılamayacağını, tahsil harcı kesintisi nedeniyle kira bedelinin eksik tahsil edildiğini, borçlu tarafından ödeme emrine itiraz edilmediğinden borçların tamamının kabul etmiş sayıldığını, arada bir mutabakat olmadığı gerekçesinin yerinde olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tahliye talepli ilâmsız icra takibinde kira alacağı, ortak gider katılım payı alacağı, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, su kullanım bedeli alacağı ve elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağının tahsilinin talep edildiği somut olayda kira alacağı dışında yan giderler ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, buradan varılacak sonuca göre tahliye isteminin kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. İcra ve İflas Kanunu'nun 269 ve 269/a maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 315. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
2. Türk Borçlar Kanunu'nun 314. maddesinde kiracının aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. TBK'nın 315. maddesinde kiracının sadece kira bedelini ödemede temerrüde düşmesi değil, ayrıca yan giderleri ödemede temerrüde düşmesi de bir fesih sebebi olarak öngörülmüş, adi kira ve konut ve çatılı iş yeri kiralarında kira bedelinin ve yan giderlerin ödenmemesi hâlinde akdin feshinin biçim ve koşulları hüküm altına alınmıştır. Buna göre kiraya verenin kira sözleşmesini feshedebilmesi için öncelikle kiracıya fesih ihtarnamesi göndermesi, muaccel olmuş kira borcunu ve yan gideri ödemesi için TBK'nın 315. maddesinde öngörülen sürelerin verilmesi ve ödeme yapılmadığında sözleşmenin feshedileceğinin ihtar edilmesi gerekir.
3. Kiracı verilen süre içinde kira borcunu ve yan gideri ödemezse kiraya veren sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açabilir. Kiracının sözleşme kapsamında ödemekle yükümlü olduğu kira bedelini ve yan giderleri tam ve zamanında ödememesi durumunda ödenmeyen veya eksik ödenen kira bedelinin ve yan giderlerin tahsili ile kiralanandan tahliyesi için kiraya veren tarafından kiracı borçluya karşı ilâmsız icra takibi de yapabilir.
4. İcra ve İflas Kanunu'nun 269-269/d maddeleri arasında kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle ilâmsız tahliye takibi düzenlenmiştir. İİK'nın 269/1. maddesine göre kiraya veren ödenmemiş kiranın tahsili için yaptığı ilâmsız takip talebinde, kiracıya ödeme emriyle TBK'nın 315. maddesinde yazılı ihtarın da yapılmasını isteyebilir. Böylece kiracının kira borcunu ödemede geciktiği hâlde kiraya veren aynı takipte hem ödenmeyen kira bedellerini hem de borçlunun temerrüt nedeniyle tahliyesini talep edebilir.
5. İcra ve İflas Kanunu'nun 269/1. maddesine göre kiraya veren alacaklı ödeme emriyle TBK'nın 315. maddesinde yazılı ihtarın yapılmasını isteyebileceğinden, kiraya veren alacaklı takip talebinde kira bedelinin ve yan giderlerin (ödemiş ise) tahsilini talep edebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s.822; L. Şanal Görgün, Levent Börü, Mehmet Kodakoğlu, İcra ve İflâs Hukuku, Üçüncü Bası, Ankara, 2022, s.363; İbrahim Aşık, Yakup Oruç, Ozan Tok, Ömer Faruk Saçar, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 2022, s.378).
6. Alacaklının (kiraya verenin) ilâmsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 Nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren TBK'nın 315. maddesinde belirtilen ödeme süresi içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK md. 62 ) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (kirayı) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının) kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK md. 78 vd.) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir.
7. Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilâmsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilâmsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde borcunu (kirayı) ödeyebilir. Borçlu ödeme emri tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde kira borcunu öderse ilâmsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez (Kuru, s.828-829).
8. İcra ve İflas Kanunu'nun 269/a maddesine göre, borçlu itiraz etmez ve kira borcunu da ödemezse alacaklı ödeme süresinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde icra mahkemesinden tahliye isteyebilir. Alacaklının tahliye talebi üzerine icra mahkemesi ilk önce alacaklının ilâmsız tahliye takip talebinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Takip talebi kanuna uygun değilse, özellikle alacaklı takip talebinde tahliye istememişse, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. Bundan sonra icra mahkemesi borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinin kanuna uygun olup olmadığını inceler. Ödeme emri kanuna uygun değilse, özellikle ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yanlış (noksan) gösterilmişse, ödeme emrinde ödeme (ihtar) süresi yazılı değilse veya ödeme emrinde tahliye ihtarı yok (tebliğ edilen ödeme emri 13 örnek Nolu ödeme emri değil) ise, icra mahkemesi tahliye talebinin reddine karar verir. İcra mahkemesi, takip talebinin ve ödeme emrinin kanuna uygun olduğunu tespit ederse, bunun üzerine borçlu kiracının süresi içinde ödeme emrine itiraz edip etmediğini araştırır. Buna göre, icra mahkemesi borçlunun süresinde ödeme emrine itiraz etmediğini (veya itiraz etmemiş sayıldığını) tespit ederse, borçlunun ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu ödeyip ödemediğini inceler (Kuru, s.831, 833).
9. Süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlu, ödeme (ihtar) süresi içinde kira borcunu tamamen ödememiş ise ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklı kiraya verenin talebi üzerine icra mahkemesi, borçlu kiracının tahliyesine karar verir (İİK md. 269/a).
10. Somut olayda alacaklı kiraya veren tarafından borçlu kiracı aleyhine tahliye talepli ilâmsız icra takibi başlatılmıştır. Takip talebinde kira alacağı, ortak gider katılım payı alacağı, elektrik alt yapı servis ve hizmet bedeli alacağı, su kullanım bedeli alacağı ve elektrik tüketim yansıtma bedeli alacağı olmak üzere toplam 314.437,46 TL'nin tahsili talep edilmiştir. (Örnek 13 Nolu) ödeme emri borçluya tebliğ edilmiş ve borçlu yasal süresinde takibe itiraz etmemiştir. Borçlu otuz günlük temerrüt süresi içinde icra dosyasına kira borcuna karşılık olarak 172.000,00 TL ödeme yapmıştır.
11. Takibe dayanak 01.09.2020 tarihli kira sözleşmesinin 9.4.2 maddesi "Elektrik ve su kullanımı için Kiracı tarafından ödenecek bedel, kullanım ayına ilişkin elektriğin ve suyun geçerli ticari tarifeden bedeli üzerine %10 altyapı tesis maliyet payı ilavesi esas alınarak hesaplanacaktır.", 9.4.3. maddesi "Kiracı, her ayın son günü yapılacak sayaç okumalarında belirlenecek değerler üzerinden 9.4.2. maddeye göre bulunacak elektik ve su kullanım bedellerini, kiraya Veren tarafından düzenlenecek fatura karşılığında Kiraya Veren'e ödeyecektir.", 9.4.6. maddesi; "Elektrik ve su bedellerinin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi ayrıca fesih ve tahliye nedenidir.", 9.5.1. maddesi "Ünite'nin bulunduğu mahallin genel güvenliği, aydınlatılması, temizliği ve çöp toplama hizmeti gibi ortak giderlere katılım payı, Ünite'nin açık ve kapalı alanlarının toplamı üzerinden m2 başına aylık 5,5 TL+KDV ile hesaplanır ve Kiraya Veren tarafından Kiracıca, Ünite'nin Kiracıya tesliminden itibaren aylık olarak fatura edilir. Belirtilen bu bedellerin ödenmemesi durumu, kira bedellerinin ödenmemesindeki gibi aynca fesih ve tahliye nedenidir.", 9.5.2. maddesi "Kiracı, Kiraya Veren'in ortak giderlere katılım faturasını en geç 5 (beş) gün içinde Kiraya Veren'e 5.4 maddede belirtilen banka hesabına havale ile defaten ödeyecektir." şeklindedir.
12. Kiralanan çatılı iş yeri olup, takibe dayanak kira sözleşmesinde elektrik ve su kullanım bedellerinin, ortak gider katılım payı alacağının kiracı tarafından kiraya verene ödeneceği düzenlenmiştir. Borçlu yasal süresinde ödeme emrine itiraz etmediğinden yan gider borcu ve miktarı kesinleşmiştir. TBK'nın 315. maddesi gereğince kiracı tarafından kira bedelini veya yan giderleri ifada temerrüde düşülmesi hâlinde karşılaşılacak olan hukuki sonuç aynıdır. Bu durumda İİK'nın 269 ve TBK'nın 315. maddeleri gereğince otuz günlük temerrüt süresi içinde yan gider borcu ödenmediği için temerrüt olgusunun gerçekleştiğinin kabulü zorunludur. O hâlde borçlunun tahliyesine karar verilmesi gerekir.
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, İİK ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin kira alacağı ve kira borcu kavramlarından bahsettiği, lafzi yorum yapıldığında kira borcu kapsamına yan giderlerin (su, elektrik v.b.) dahil olduğu sonucuna varılamayacağı, icra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt nedeniyle tahliye istemlerinin yasal dayanağının İİK'nın 269/a maddesi olup yasa koyucunun bilinçli olarak "kira borcunu...." ifadesini tercihle yetindiği, TBK'nın 315/1. maddesindeki "... veya yan gideri..." tabirini özellikle kullanmadığı, kira sözleşmesinde belirli bir edimin (giderin) kiracıya ait olduğunun belirtilmiş olmasının o edimin (borcun) kira borcundan sayılmasını gerektirmediği, kira alacağı dışında kalan alacakların ve kira alacağının fer'îlerinin ödenmemesi temerrüde esas teşkil etmeyeceğinden icra mahkemesince tahliyeye karar verilemeyeceği bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
İİK'nın 10. babı; KİRALAR HAKKINDA HUSUSİ HÜKÜMLER VE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ hükümlerini düzenlemektedir.
İİK'nın 269. maddesi Adi Kira ve Hasılat Kiraları için ÖDEME EMRİ ve İTİRAZ MÜDDETİ başlığını taşımaktadır.
İİK'nın 269/1. maddesi; "Takip adi kiralara veya hasılat kiralarına mütedair olur ve alacaklı da talep ederse ÖDEME EMRİ, Türk Borçlar Kanunu'nun 315 ve 362 nci maddelerinde yazılı ihtarı ve kanuni müddet geçtikten sonra icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılması istenebileceği tebliğini ihtiva eder.
Bu tebliğ üzerine borçlu, yedi gün içinde, itiraz sebeplerini 62 nci madde hükümleri dahilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında, kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse, akdi kabul etmiş sayılır." şeklindedir.
Bu madde, maddenin başlığında da açıkça belirtildiği üzere; icrada kiralara özgü ÖDEME EMRİNİN düzenlenme şeklini belirleyen hükümdür.
İİK'nın 269/a maddesinde itiraz etmemenin sonuçları (icra mahkemesinden temerrüt nedeniyle tahliye isteminin koşulu) "Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde KİRA BORCUNU da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine İCRA MAHKEMESİNCE tahliyeye karar verilir." şeklindedir.
Anılan maddenin gerekçesi ise; "Maddede, kiralanan taşınmazlarda borçlunun ihtarlı ödeme emrine itiraz etmemesi ve ihtar müddeti içinde de KİRA BORCUNU ödememesi halinde tahliye isteminde bulunmak imkânı 6 aylık süreye bağlanarak, uygulamadaki tereddütler giderilmiştir."
İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği'nin 35. maddesinin e bendinde ise; adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin ÖDEME EMRİNİN "...Kesinleşen kira alacağı için alacaklının haciz talep edebileceği ve icra mahkemesinden borçlunun kiralanan şeyden çıkarılmasını isteyebileceği..." kaydını ihtiva edeceği hususu düzenlenmiştir.
Buna göre; alacaklının (kiraya verenin) ilâmsız tahliye takip talebini alan icra dairesi, borçluya ihtarlı (örnek 13 Nolu) ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrinde diğer kayıtlarla birlikte, borçlunun (kiracının) kural olarak yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebileceği, itiraz süresi içinde kira sözleşmesini ve varsa yazılı kira sözleşmesindeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse (inkâr etmezse) kira sözleşmesini kabul etmiş sayılacağı, kira borcunu ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren BK'nın 260 veya 288. (TBK md. 315 veya 362) maddelerinde belirtilen (on, otuz veya altmış gün) belli bir süre içinde ödemesi, itiraz süresi içinde (İİK md. 62'ye göre) ödeme emrine itiraz etmez ve ödeme süresi içinde borcu (KİRA BORCUNU) ödemez ise kiraya verenin (alacaklının), kesinleşen kira alacağı için haciz isteyebileceği (İİK md. 78 vd.) ve icra mahkemesinden (kiracının) kiralanan taşınmazdan tahliyesini isteyebileceği ihtar edilir.
Borçlu itiraz süresi içinde ödeme emrine itiraz etmez ise ilâmsız tahliye takibi kesinleşir. Borçlu (kiracının) süresinde ödeme emrine itiraz etmemesi ile ilâmsız tahliye takibi kesinleşirse de, alacaklı (kiraya veren) bunun üzerine hemen haciz ve tahliye isteyemez. Borçlu ödeme süresi içinde (on, otuz veya altmış gün) borcunu (KİRA BORCUNU) ödeyebilir. Borçlu ödeme emrinin tebliğinden itibaren ödeme süresi içinde KİRA BORCUNU öderse; ilâmsız tahliye takibi son bulur, alacaklı haciz ve tahliye isteyemez (Kuru, s. 828-829).
Görüldüğü gibi yukarıda yer verilen mevzuat (icra ve iflas kanunu ile yönetmeliği) hükümleri kira alacağı ve kira borcu kavramlarından bahsetmiştir. Lafzi yorum yapıldığında; KİRA BORCU kapsamına yan giderlerin (su, elektrik vb.) dahil olduğu sonucuna varılamayacaktır. İcra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt tahliye istemlerinin yasal dayanağı İİK'nın 269/a maddesidir. Yasa koyucu bilinçli olarak; "KİRA BORCUNU...." ifadesini tercihle yetinmiş, Türk Borçlar Kanunu'nun 315/1. maddesindeki "... veya yan gideri..." tabirini özellikle kullanmamıştır. Yine, kira sözleşmesinde belirli bir edimin (giderin) kiracıya ait olduğunun belirtilmiş olması o edimin (borcun) kira borcundan sayılmasını gerektirmez. Kiracı, kira sözleşmesinde yakıt gideri, bekçi parası, kapıcı parası, temizlik parası, su parası, elektrik parası, çöp parası, yönetim gideri, telefon ücreti vs. gibi yan giderleri ödemeyi üstlenmiş olsa dahi, söz konusu edimler asıl kira borcu olmayıp asıl kira borcunun eklentisi niteliğinde olduğundan anılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi icra mahkemesinin görev alanına giren temerrüt nedeniyle tahliye sebebi olmaz.
Borçlu/kiracı icra mahkemesinde kesinleşen kira borcunu ödediğini ispatlayabilir. Temerrüt süresi içinde KİRA BORCUNU ödediğini ispatlarsa; tahliyesine karar verilemez.
KİRA ALACAĞI dışında kalan alacakların ve kira alacağının fer'îlerinin ödenmemesi temerrüde esas teşkil etmeyeceğinden, KİRA BORCUNUN temerrüt süresi içinde ödenmesine rağmen diğer alacakların (yan giderler, icra masrafları, vekâlet ücreti vs.) ödenmemesi halinde icra mahkemesince tahliyeye karar verilemez.
Somut olayda; asıl kira borcu ile birlikte (su kullanım bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli vs.) yan giderlere yönelik Örnek 13 Nolu ödeme emrinin 06.07.2022 tarihinde kiracı/borçluya tebliğ edildiği ve bu ödeme emri ile borçlu kiracıya 30 günlük ödeme süresi verildiği, tarafların da kabul ettiği üzere, asıl kira borcunun tamamının (172.000,00 TL'nin) 30 günlük temerrüt süresi içerisinde (03.08.2022 tarihinde) kiracı/borçlu tarafından icra dosyasına ödendiği anlaşılmıştır.
O hâlde; İİK'nın 269/a maddesine göre asıl KİRA BORCUNUN tamamının 30 günlük temerrüt süresi içinde ödendiği göz önüne alındığında; eklentisi niteliğindeki su kullanım bedeli, elektrik tüketim yansıtma bedeli vs. yan giderlerin ödenmemesi temerrüt nedeniyle tahliye sebebi olmaz.
Yukarıda anlatılan nedenlerle; İİK'nın 269/a maddesi açık hükmü, Yalova İcra Hukuk Mahkemesinin kararında yazılı gerekçelerle usul ve kanuna uygun olan direnmenin ONANMASI gerekirken, salt yan giderlerin ödenmemesi hukuksal nedenine dayalı tahliye isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle direnmenin bozulması yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 02.07.2025
#98
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku / Kullanılmayan Yıllık İzin Ücre...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 06 Kasım 2025, 10:19:02Davacı çalışmakta iken yıllık izin kullanmaksızın sadece yıllık izin ücretini alması anayasal bir hak olan yıllık izin hakkını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, davacı yıllık ücretini almış dahi olsa ücretini aldığı bu yıllık izni "izin" olarak fiilen kullanmamış ise, ödemenin yıllık izin hakkını ortadan kaldırmayacağına, yani fesih sonrası ücreti alınmış dahi olsa kullanılmayan yıllık izinlerin ücretlerinin yine de talep edilebileceğine bilhassa dikkat edilmelidir.
Bu bakımdan, yıllık izin tahakkuku içeren bir kısım bordrolar imzasız olduğundan, banka kayıtlarında bu bordrolar ödenmiş dahi olsa davacı asıldan bu dönemlerde yıllık izin kullanıp kullanmadığı sorularak tespit edilmelidir. Aynı işlem, banka kayıtlarında açıkça "yıllık izin ücreti" adı ile ödeme görülmesi halinde de uygulanacaktır. (Yargıtay 9. HD. T:01.12.2016, E:2015/5956, K:2016/21422)
Bu bakımdan, yıllık izin tahakkuku içeren bir kısım bordrolar imzasız olduğundan, banka kayıtlarında bu bordrolar ödenmiş dahi olsa davacı asıldan bu dönemlerde yıllık izin kullanıp kullanmadığı sorularak tespit edilmelidir. Aynı işlem, banka kayıtlarında açıkça "yıllık izin ücreti" adı ile ödeme görülmesi halinde de uygulanacaktır. (Yargıtay 9. HD. T:01.12.2016, E:2015/5956, K:2016/21422)
#99
Harç & KDV & Vergi Oranları & Tarifeler & Tebliğler & Özelgeler / Avukatlık Asgari Ücret Tarifes...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 05 Kasım 2025, 09:23:024 Kasım 2025 SALI
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmaması veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir.
(3) Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri uyarınca kararlaştırılmış olarak kabul edilir.
Avukatlık ücretinin kapsadığı işler
MADDE 2- (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, dava dışındaki işler için hukuki yardım tamamlanıncaya, davada ise kesin hüküm elde edilinceye kadar olan bütün iş ve işlemler karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez.
(2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir.
(3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.
(4) Temyiz başvurusu üzerine verilen bozma kararı sonrasında istinafta görülen duruşmalı işlerde, duruşma sayısına göre, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18 inci sırasının (b) veya (c) bentlerine göre avukatlık ücretine hükmolunur.
Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti
MADDE 3- (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur.
(2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.
Birden çok avukat ile temsil
MADDE 4- (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez.
Ücretin tümünü hak etme
MADDE 5- (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.
(2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır.
Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret
MADDE 6- (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz.
Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret
MADDE 7- (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar; davanın nakli, davanın açılmamış sayılması yahut görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildikten sonra başka bir mahkemede yargılamaya devam edilmemesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez.
(2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.
(3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez.
Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde, ayrılmasında ve tarafta iradi değişiklik halinde ücret
MADDE 8- (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur.
(2) Tarafta iradi değişiklik halinde, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi vekille temsil edilmişse, lehine maktu avukatlık ücretine hükmolunur.
Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret
MADDE 9- (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.
(2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez.
Manevi tazminat davalarında ücret
MADDE 10- (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.
İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret
MADDE 11- (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 56.250,00 TL'ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
(2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir.
(3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur.
(4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır.
(5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir.
(6) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez.
Tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde ücret
MADDE 12- (1) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre vekâlet ücretine hükmedilir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Ancak, mevcut olduğu halde tüketici hakem heyetine sunulmayan bir bilgi veya belgenin tüketici mahkemesine sunulması nedeniyle kararın iptali halinde tüketici aleyhine vekalet ücretine hükmedilemez.
(4) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır.
Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret
MADDE 13- (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
Ceza davalarında ücret
MADDE 14- (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekil ile temsil edilen katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. Bu hüküm, katılanın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücret mahsup edilerek uygulanır.
(2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda bu Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez.
(3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün dokuzuncu sırasındaki ücretten az, on üçüncü sırasındaki ücretten fazla olamaz.
(4) Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır.
(5) Sulh ceza hâkimliklerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların reddi, kabulü veya hâkimlik kararına yapılan itiraz üzerine, kararın kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir.
Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret
MADDE 15- (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat, kabul, davanın konusuz kalması ya da herhangi bir nedenle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir.
(2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz.
Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret
MADDE 16- (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesi kapsamında uzlaşma sağlanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir.
(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanan ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Şu kadar ki miktarı 50.000,00 TL'ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, bu maddenin (c) bendinde yer alan maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir.
c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, bu Tarifenin birinci kısım birinci bölüm altıncı sırasında belirlenen ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir.
Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret
MADDE 17- (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Sigorta Tahkim Komisyonları, vekalet ücretine hükmederken, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak kaydıyla bu Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir. Konusu para ile ölçülemeyen işlerde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücrete hükmedilir. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin beşte birine hükmedilir. Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekalet ücreti, kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder.
İş takibinde ücret
MADDE 18- (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir.
(2) Bu Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır.
Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret
MADDE 19- (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır.
(2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4'ü uygulanır.
Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret
MADDE 20- (1) Bu Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, bu Tarifedeki benzer işlere göre ücret belirlenir.
Uygulanacak tarife
MADDE 21- (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.
Seri davalarda ücret
MADDE 22- (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda ilk on dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50'si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda ilk elli dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40'ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda ilk yüz dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25'i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.
Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret
MADDE 23- (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur.
Yürürlük
MADDE 24- (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Resmî Gazete
Sayı : 33067
TEBLİĞ
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığından:AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ
GENEL HÜKÜMLER
GENEL HÜKÜMLER
Amaç ve kapsam
MADDE 1- (1) Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmaması veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayılması halinde; mahkemelerce, dava konusu edilen tutar üzerinden bu Tarife gereğince hesaplanacak avukatlık ücretinin altında bir ücrete hükmedilemez. Bu Tarife 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası doğrultusunda gerçekleştirilecek olan akdi avukatlık ücreti belirlenmesinde sadece asgari değerin hesaplanmasında dikkate alınır. Diğer hususlar 1136 sayılı Kanundaki hükümlere tabidir.
(3) Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Bu Tarife hükümleri altında kararlaştırılan akdi avukatlık ücretleri, bu Tarife hükümleri uyarınca kararlaştırılmış olarak kabul edilir.
Avukatlık ücretinin kapsadığı işler
MADDE 2- (1) Bu Tarifede yazılı avukatlık ücreti, dava dışındaki işler için hukuki yardım tamamlanıncaya, davada ise kesin hüküm elde edilinceye kadar olan bütün iş ve işlemler karşılığıdır. Avukat tarafından takip edilen dava veya işle ilgili olarak düzenlenen dilekçe ve yapılan diğer işlemler ayrı ücreti gerektirmez. Hükümlerin tavzihine ilişkin istemlerin ret veya kabulü halinde de avukatlık ücretine hükmedilemez.
(2) Buna karşılık, icra takipleriyle, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştayda temyizen ve bölge idare ve bölge adliye mahkemelerinde istinaf başvurusu üzerine görülen işlerin duruşmaları ayrı ücreti gerektirir.
(3) Hangi sebeple olursa olsun, temyiz veya istinaf başvurusu üzerine verilen bozma veya kaldırma kararı sonrasında hükmolunan yargı kararlarında, hükmün verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.
(4) Temyiz başvurusu üzerine verilen bozma kararı sonrasında istinafta görülen duruşmalı işlerde, duruşma sayısına göre, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18 inci sırasının (b) veya (c) bentlerine göre avukatlık ücretine hükmolunur.
Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti
MADDE 3- (1) Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur.
(2) Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.
Birden çok avukat ile temsil
MADDE 4- (1) Aynı hukuki yardımın birden çok avukat tarafından yapılması durumunda, karşı tarafa bir avukatlık ücretinden fazlası yükletilemez.
Ücretin tümünü hak etme
MADDE 5- (1) Hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, bu Tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır.
(2) Gerek kısmi dava gerekse belirsiz alacak ve tespit davasında mahkemece dava değerinin belirlenmesinden sonra davacı davasını belirlenmiş değere göre takip etmese dahi, yasal avukatlık ücreti, belirlenmiş dava değerine göre hesaplanır.
Davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulhte ücret
MADDE 6- (1) Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul, sulh veya herhangi bir nedenle; ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse, bu Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur. Bu madde yargı mercileri tarafından hesaplanan akdi avukatlık ücreti sözleşmelerinde uygulanmaz.
Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret
MADDE 7- (1) Ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar; davanın nakli, davanın açılmamış sayılması yahut görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildikten sonra başka bir mahkemede yargılamaya devam edilmemesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez.
(2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.
(3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, iş bölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez.
Karşılık davada, davaların birleştirilmesinde, ayrılmasında ve tarafta iradi değişiklik halinde ücret
MADDE 8- (1) Bir davanın takibi sırasında karşılık dava açılması, başka bir davanın bu davayla birleştirilmesi veya davaların ayrılması durumunda, her dava için ayrı ücrete hükmolunur.
(2) Tarafta iradi değişiklik halinde, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi vekille temsil edilmişse, lehine maktu avukatlık ücretine hükmolunur.
Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret
MADDE 9- (1) Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.
(2) Nafaka davalarında reddedilen kısım için avukatlık ücretine hükmedilemez.
Manevi tazminat davalarında ücret
MADDE 10- (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.
İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret
MADDE 11- (1) İcra ve İflas Müdürlüklerindeki hukuki yardımlara ilişkin avukatlık ücreti, takip sonuçlanıncaya kadar yapılan bütün işlemlerin karşılığıdır. Konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Şu kadar ki takip miktarı 56.250,00 TL'ye kadar olan icra takiplerinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde, icra dairelerindeki takipler için öngörülen maktu ücrettir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
(2) Aciz belgesi alınması, takibi sonuçlandıran işlemlerden sayılır. Bu durumda avukata tam ücret ödenir.
(3) İcra mahkemelerinde duruşma yapılırsa bu Tarife gereğince ayrıca avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki bu ücret, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün iki ve üç sıra numaralarında gösterilen iş ve davalarla ilgili hukuki yardımlara ilişkin olup, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek avukatlık ücreti bu sıra numaralarında yazılı miktarları geçemez. Ancak icra mahkemelerinde açılan istihkak davalarında, üçüncü kısım gereğince hesaplanacak avukatlık ücretine hükmolunur.
(4) Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır.
(5) Tahliyeye ilişkin icra takiplerinde bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirtilen maktu ücrete hükmedilir. Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse bu Tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir.
(6) İcra dairelerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların 1136 sayılı Kanunun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen maktu ücrettir. Ancak belirlenen ücret asıl alacağı geçemez.
Tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinde ücret
MADDE 12- (1) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre vekâlet ücretine hükmedilir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Ancak, mevcut olduğu halde tüketici hakem heyetine sunulmayan bir bilgi veya belgenin tüketici mahkemesine sunulması nedeniyle kararın iptali halinde tüketici aleyhine vekalet ücretine hükmedilemez.
(4) Tüketici hakem heyetlerinde avukat aracılığı ile takip edilen işlerde, avukat ile müvekkili arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda bu Tarifenin birinci kısım ikinci bölümünün tüketici hakem heyetlerine ilişkin kuralı uygulanır.
Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret
MADDE 13- (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
Ceza davalarında ücret
MADDE 14- (1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekil ile temsil edilen katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. Bu hüküm, katılanın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücret mahsup edilerek uygulanır.
(2) Ceza hükmü taşıyan özel kanun, tüzük ve kararnamelere göre yalnız para cezasına hükmolunan davalarda bu Tarifeye göre belirlenecek avukatlık ücreti hükmolunan para cezası tutarını geçemez.
(3) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ve devamı maddelerine göre tazminat için Ağır Ceza Mahkemelerine yapılan başvurularda, bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince avukatlık ücretine hükmedilir. Şu kadar ki, hükmedilecek bu ücret bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün dokuzuncu sırasındaki ücretten az, on üçüncü sırasındaki ücretten fazla olamaz.
(4) Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır.
(5) Sulh ceza hâkimliklerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların reddi, kabulü veya hâkimlik kararına yapılan itiraz üzerine, kararın kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir.
Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret
MADDE 15- (1) Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat, kabul, davanın konusuz kalması ya da herhangi bir nedenle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedilir.
(2) Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz.
Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret
MADDE 16- (1) 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesinde uzlaşma sağlama, arabuluculuk, uzlaştırma ve her türlü sulh anlaşmalarından doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarlar, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturur. 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesi kapsamında uzlaşma sağlanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir.
(2) Ancak, arabuluculuğun dava şartı olması halinde, arabuluculuk aşamasında avukat aracılığı ile takip edilen işlerde aşağıdaki hükümler uygulanır:
a) Konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanan ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Şu kadar ki miktarı 50.000,00 TL'ye kadar olan arabuluculuk faaliyetlerinde avukatlık ücreti, bu maddenin (c) bendinde yer alan maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
b) Konusu para olmayan veya para ile değerlendirilemeyen işlerde avukatlık ücreti; arabuluculuk sonucunda arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması halinde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre öngörülen maktu ücretin dörtte bir fazlası olarak belirlenir.
c) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, avukat, bu Tarifenin birinci kısım birinci bölüm altıncı sırasında belirlenen ücrete hak kazanır. Ancak, bu ücret asıl alacağı geçemez.
ç) Arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde, tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücret, (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek, bu Tarifeye göre belirlenir.
Tahkimde ve Sigorta Tahkim Komisyonunda ücret
MADDE 17- (1) Hakem önünde yapılan her türlü hukuki yardımlarda bu Tarife hükümleri uygulanır.
(2) Sigorta Tahkim Komisyonları, vekalet ücretine hükmederken, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücretin altında kalmamak kaydıyla bu Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir. Konusu para ile ölçülemeyen işlerde, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen maktu ücrete hükmedilir. Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin beşte birine hükmedilir. Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekalet ücreti, kabul veya reddedilen miktarı geçemez.
(3) 28/1/2012 tarihli ve 28187 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Yönetmeliğinin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Tahkim Kurulu, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar için öngörülen avukatlık ücretine hükmeder.
İş takibinde ücret
MADDE 18- (1) Bu Tarifeye göre iş takibi; yargı yetkisinin kullanılması ile ilgisi bulunmayan iş ve işlemlerin yapılabilmesi için, iş sahibi veya temsilci tarafından yerine getirilmesi kanunlara göre zorunlu olan iş ve işlemlerdir.
(2) Bu Tarifede yazılı iş takibi ücreti bir veya birden çok resmi daire, kurum veya kuruluşça yapılan çeşitli işlemleri içine alsa bile, o işin sonuçlanmasına kadar yapılan bütün hukuki yardımların karşılığıdır.
Dava vekili ve dava takipçileri eliyle takip olunan işlerde ücret
MADDE 19- (1) Dava vekilleri tarafından takip olunan dava ve işlerde de bu Tarife uygulanır.
(2) Dava takipçileri tarafından takip olunan dava ve işlerde bu Tarifede belirtilen ücretin 1/4'ü uygulanır.
Tarifede yazılı olmayan işlerde ücret
MADDE 20- (1) Bu Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar için, işin niteliği göz önünde tutularak, bu Tarifedeki benzer işlere göre ücret belirlenir.
Uygulanacak tarife
MADDE 21- (1) Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan Tarife esas alınır.
Seri davalarda ücret
MADDE 22- (1) İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda ilk on dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50'si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda ilk elli dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40'ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda ilk yüz dosyadan sonra gelen her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25'i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.
Kötü niyetli veya haksız dava açılmasında ücret
MADDE 23- (1) Kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece 1136 sayılı Kanun ve bu Tarife esas alınarak takdir olunur.
Yürürlük
MADDE 24- (1) Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
#100
Haciz ve Kıymet Takdiri & Hapis Hakkı İşlemleri / Ynt: İhtiyati Haciz Aşamasında...
Son İleti Gönderen Arb. Özgür Koca - 31 Ekim 2025, 09:52:13Yerel Mahkeme Kararı: "Tasarrufun iptali davalarında talebin kabulü halinde dava dosyasından uygulanan ihtiyati haczin kesin hacze dönüşeceği, davacı tarafın ilamı icra takip dosyasına sunarak cebri icra işlemlerini devam ettirebileceği, kesin hacze dönüşmeyen ihtiyati haciz kararına dayanılarak satış ve muhafaza işlemlerinin uygulanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmeden ve dava tarihi olan 06/09/2022 tarihinden önce verilen yakalama ve muhafaza kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir."
Tasarrufun iptali davasının niteliği gereğince bu dava sırasında verilen ihtiyati haciz, tasarrufun iptali kararı ile kesin hacze dönüşeceğinden, ilk derece mahkemesince bu kural göz önünde bulundurularak, somut dosyada karar tarihine kadar ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmemiş olmasından dolayı karar tarihinden önce icra müdürlüğü tarafından yakalama ve muhafaza işlemi yapılamayacağının takdiri ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin esasa yönelen istinaf talebinin reddi gerekmiştir. (Antalya BAM 13. HD. T:26/09/2025, E:2025/579, K:2025/879)
Tasarrufun iptali davasının niteliği gereğince bu dava sırasında verilen ihtiyati haciz, tasarrufun iptali kararı ile kesin hacze dönüşeceğinden, ilk derece mahkemesince bu kural göz önünde bulundurularak, somut dosyada karar tarihine kadar ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmemiş olmasından dolayı karar tarihinden önce icra müdürlüğü tarafından yakalama ve muhafaza işlemi yapılamayacağının takdiri ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin esasa yönelen istinaf talebinin reddi gerekmiştir. (Antalya BAM 13. HD. T:26/09/2025, E:2025/579, K:2025/879)