YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 15.03.2016 tarihli ve 69-127 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:45:00

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


Şüpheli veya sanığın birden fazla olması hâlinde savunma

MADDE 152. - (1) Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı

müdafie verilebilir.



KARARLAR

-1

ÖZET : Aşamalarda birbirlerini suçlayacak nitelikte çelişkili beyanları bulunan ve bir diğerinin

savunmasını olayı izah eden ayrıntılar yönüyle zayıflatan, aynı suçlar nedeniyle yargılanıp tüm

suçlardan haklarında mahkûmiyet hükmü kurulan sanıklar S.A. ile sanıklar S.A.G. ve İ.G. arasında

menfaat çatışması bulunması ve ortak müdafinin hukuki yardımından yararlanmalarının sanıkların

savunmalarında zafiyet oluşturması nedeniyle savunmalarının başka müdafiler tarafından

üstlenilmesinin sağlanması gerektiği nazara alınmadan, Yerel Mahkemece duruşmaya devam

edilerek hüküm kurulması, hem yukarıda açıklanan kanun ve meslek kurallarının hem de AİHS’nin 6.

maddesinde asgari şartları belirtilen adil yargılama ilkesinin ihlali niteliğindedir.

Sanıkların hırsızlık, mala zarar verme ve işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından mahkûmiyetlerine

karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel

Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanıklara yüklenen suçların sübutuna ilişkin ise de,

sanıklar İ.G. ve S.A. G. ile S.A. arasında menfaat çatışması bulunup bulunmadığının, buna bağlı olarak da

aynı müdafinin hukuki yardımından yararlanmalarının, savunma hakkının sınırlanması niteliğinde olup

olmadığının öncelikle belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından,

Mobilyacılık yapan şikayetçi O.Ö., İ. ilçesi sanayi sitesinde bulunan işyerine arka kapı kilidi telle

açılarak geceleyin girilip, içerideki çelik para kasası oksijen kaynağı ile patlatılarak açılmak suretiyle

kasada bulunan onbeş adet Cumhuriyet altınının çalındığı yönündeki müracaatı üzerine soruşturmaya

başlanıldığı,

Soruşturma devam ederken B. İlinde polis tarafından başka bir suç nedeniyle 03.06.2001 günü

yakalanan sanık S.A.İ. İlçesinde cezaevinden tanıdığı İ.G. ve soyadını bilemediği S.A. olarak bilinen

şahıslarla birlikte İ. bir iş yerinden çelik kasa hırsızlığı yaptıklarını ifade etmesi ve polise hırsızlık yaptıkları

iş yerini göstermesi üzerine şikâyetçiye ait iş yerinde yapılan inceleme sonucunda 03.06.2001 tarihli yer

gösterme tutanağının düzenlendiği,

Sanık S. yer gösterme tutanağı ve kollukta alınan 03.06.2001 tarihli beyanında, İ.E. çamaşır

tezgâhının olduğunu, olaydan dört veya beş gün önce arkadaşı K.Z. ziyaret etmek için İ. geldiğini ancak

bulamadığını, otele verecek parası olmadığı için yatmak amacıyla gittiği garajda dolaşırken İ. tanıdığı

sanık İ.G. cep telefonu ile kendisini aradığını ve nerede olduğunu sorduğunu, İ. de olduğunu söyleyince

'Biz de A. ile birlikte İ. geliyoruz, bize yer ver' dediğini, garajın yanındaki C. Çay Bahçesinin arkasındaki

boşluğu tarif ettiğini, saat 01.30 sularında koyu renkli spor bir arabayla geldiklerini, hap aldığı ve

kafası kıyak olduğundan aracın plakasını ve rengini tam olarak hatırlayamadığını, kendisini de arabaya

aldıklarını, İ.’de biraz dolaştıklarını, K. Caddesinde bulunan Ö. Ticaretin önüne geldiklerinde, sanıkların

'burası çok güzel, buradan alınır' dediklerini, 'ne alınır' diye sorduğunda, 'kasayı alırız' dediklerini, silahı

olduğu için kendisini yaklaşık 50 metre ileriye gözcü olarak diktiklerini, sanıkların da ellerinde oksijen

tüpü ile kasayı açmak için içeriye girdiklerini, yaklaşık bir saat sonra, yani saat 05.00 sıralarında dükkandan

çıkarak yanına geldiklerini, kasadan ne çıktığını sorduğunda 'çıtır bir altın çıktı, başka bir şey çıkmadı,

sen arabaya binme, üç kişi dikkat çekeriz, C. Çay Bahçesinde bizi bekle' dediklerini, çay bahçesine gidip

beklediğini ancak gelen olmadığını, bunun üzerine minibüse binip B... ‘ya gittiğini, bir daha da onlarla

görüşemediğini, hırsızlık olayını isimlerini verdiği sanıkların yaptığını, kendisinin ise gözcülük yaptığını,

B.’de yakalandığında polislerin tabancasını aldıklarını belirttiği,

Cumhuriyet savcılığında, kolluk ifadesinin hayali olduğunu, hırsızlık olayını gazetede okuduğunu,

emniyette sorgu esnasında sıkıştırılınca olayı gazetede okuduğu gibi anlattığını, sanıklar İ. ve A.’yı de

hayali suç ortağı yaptığını, İ. ve A.’nın açık kimlik ve adreslerini bilmediğini, kendileriyle 2000 yılının 8

veya 9. aylarında B. E Tipi Cezaevinde, E-10 nolu koğuşta beraber kaldıklarını, bu şahısların isimleri

aklına gelince, o anda hayali olarak verdiğini, kendisinin ve diğer şahısların kasa hırsızlığı ile herhangi bir

bağlantılarının olmadığını beyan ettiği,

Kovuşturmada, suçu kabul etmediğini, B.’de yapılan aramada üzerinde silah yakalanınca, işlediği

suçları kabul ettiğini, kendisine polisin baskı yaptığını, baskıdan kurtulmak için gazetede okuduğu hırsızlık

olayını kabul ettiğini, daha önceden cezaevinde birlikte yattığı İ.G. ve S.A.G.’nin de olduğunu söylediğini,

bu şekilde senaryo uydurduğunu, B. ve İ. polislerinin kendisini hırsızlığın olduğu yere götürdüklerini,

yer gösterme tutanağı tuttuklarını, kendisine de imzalattıklarını, bu senaryoyu gazetede okuduğu için

uydurduğunu, bu hırsızlığı yapmadığı için savcılıkta inkâr ettiğini, yaptığı bütün hırsızlıkları açıkça ikrar

ettiğini, bu hırsızlığa kesinlikle karışmadığını, kendisini B.’den getiren polisler yanında olduğu için kollukta

uydurduğu senaryoya göre suçu kabullendiğini, İ.G. ve S.A.G. ‘nin de bu suça karışmadıklarını söylediği,

Sanık İ.G. kovuşturma aşamasında talimatla alınan 10.11.2003, sanık S.A.G.’ de 05.05.2008 günlü

savunmalarında, atılı suçu işlemediklerini ve suçla ilgilerinin olmadığını beyan ettikleri,

Müştekinin kovuşturmada, iş yerine arka kapıdan tel sokmak sureti ile kilit mandalı çekilerek

girildiğini, çelik kasanın oksijen kaynağı ile delindiğini ve içerisindeki onbeş Cumhuriyet altınının

alındığını, hırsızların girdikleri yerden çıktıklarını, şikâyetçi olmadığını ifade ettiği,

Tutanak tanıkları, sanık S.’nin ifadesinin baskı altında alınmadığını, yer gösterme tutanağının sanığın

beyanı ve yer göstermesi üzerine tutulduğunu söyledikleri,

B.H. Gazetesinin 1 Haziran 2001 tarihli sayısında 'İ.’de güvenlik alarmı' başlıklı yazıda, hırsızlık olayının

nerede ve nasıl gerçekleştirildiğine dair ayrıntılı bir habere yer verildiği,

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında hakları hatırlatılmasına rağmen sanıkların müdafii talebinde

bulunmadıkları, ancak 5271 sayılı CMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra mahkemece ortak olarak

savunma görevini yapmak üzere barodan müdafii talebinde bulunulduğu ve baro tarafından tayin olunan

Av. F.Ç.’nin 13.12.2005 tarihli oturumda tüm sanıklar müdafii olarak duruşmalara kabulüne karar verildiği,

Müdafii atanmasından sonra sanıkların hiçbir duruşmada hazır bulunmadıkları, bu arada sanık

S.A.G.’nin 05.05.2008 tarihinde talimatla ifadesinin alındığı, sanıklar müdafiinin katıldığı oturumlarda

hiçbir beyanda bulunmadığı,

Sanıklar hakkında nitelikli hırsızlık suçundan açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda

tüm sanıkların lehe kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın uyarınca, nitelikli hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının

ihlali ve mala zarar verme suçlarından ayrı ayrı mahkûmiyetlerine karar verildiği,

Sanıkların ve müdafiin yokluğunda verilen hükmün, sanıklara ve sanıklar müdafiine tebliğ edildiği,

sanıklar müdafiinin hükmü, 'Mahkemenizin zorunlu müdafisi olduğum sanıklar aleyhine vermiş bulunduğu

mahkumiyet kararları kanaatimizce, haksız ve usul ve yasaya aykırıdır.

Verilen cezalar ağırdır. Sanıklar lehine olan hükümler tam olarak uygulanmamıştır. Uzlaşma kapsamında

olan suçlarla ilgili gerekli ayrım ve uygulama yapılmamıştır. Takdiri indirim sebepleri göz önüne alınmamıştır.

Sanıkların beraatına, olmadığı taktirde daha hafif cezadan hüküm kurulmasına ve uzlaşma kapsamında

olan suçlarla ilgili gerekli uygulamanın yapılmasına ve cezaların ertelenmesine karar verilmesi…' istemiyle

temyiz ettiği,

Anlaşılmaktadır.

TC. Anayasasının 'Temel Hak ve Ödevler'başlıklı İkinci Kısmının 'Kişinin Hak ve Ödevleri'başlıklı İkinci

bölümünde yer alan 'Hak Arama Hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan

yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip

olduğu belirtilerek savunma hakkı da güvence altına alınmıştır. Sanık bu hakkını bizzat kullanabileceği

gibi müdafii aracılığı ile de kullanabilecektir.

Anayasamızın 90. maddesi uyarınca iç hukuk kuralı haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin

6. maddesinde ise, '1- Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek

hakkına sahiptir...

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı

olarak haberdar edilmek,

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,

c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer

savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece

görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek...' şeklinde adil yargılanma

hakkının asgari şartları gösterilmiş olup, buna göre, savunma hakkı 'meşru bir yol', müdafi de savunma

hakkının kullanılması bakımından 'meşru bir araçtır'.

5271 sayılı CMK’nın, 'Şüpheli veya sanığın birden fazla olması halinde savunma' başlıklı 152. maddesi

ise, 'Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı müdafie verilebilir'

hükmünü içermektedir.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 38. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile de avukata, aynı işte

menfaati zıt olan bir tarafa vekalet etmesi halinde, gelen işi reddetmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Yine Türkiye Barolar Birliğince kabul edilen Avukatlık Meslek Kurallarının 35. maddesinde, 'Avukat

aynı davada birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden

vekaletini kabul edemez' kuralına yer verilmiştir.

Bütün bu hükümlere göre önemli olan, savunmanın hiçbir şekilde zafiyete uğramaması olduğundan,

menfaat zıtlığı dar anlamda yorumlanmamalıdır.

Nitekim öğretide de aynı görüş benimsenmiş, şüpheli veya sanıklardan birisinin savunulması ancak

diğer sanığın suçlanmasıyla sağlanabiliyorsa, çıkarların çatıştığı ve müdafilerinin değişik kişiler olması

gerektiği belirtilmiştir. (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul,

2013, 10.bası, s. 172)

Ceza Genel Kurulunun 19.11.2013 gün ve 114 - 463, 08.06.2010 gün ve 35 - 140 ile 20.10.2009 gün ve

85-242 sayılı kararlarında da, birlikte suç işlediği iddia edilen sanıkların müdafiliğinin tek avukat tarafından

üstlenilmesi ve birisinin savunmasının diğerinin savunmasına zarar verebilecek mahiyette olması halinde,

bu durumun sanıklar arasındaki menfaat çatışması nedeniyle, bazı sanıkların savunmaları bakımından

zafiyet oluşturacağı ve savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğuracağı kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

Aşamalarda birbirlerini suçlayacak nitelikte çelişkili beyanları bulunan ve bir diğerinin savunmasını

olayı izah eden ayrıntılar yönüyle zayıflatan, aynı suçlar nedeniyle yargılanıp tüm suçlardan haklarında

mahkûmiyet hükmü kurulan sanıklar S.A. ile sanıklar S.A.G. ve İ.G. arasında menfaat çatışması bulunması

ve ortak müdafiin hukuki yardımından yararlanmalarının sanıkların savunmalarında zafiyet oluşturması

nedeniyle savunmalarının başka müdafiler tarafından üstlenilmesinin sağlanması gerektiği nazara

alınmadan, Yerel Mahkemece duruşmaya devam edilerek hüküm kurulması, hem yukarıda açıklanan

kanun ve meslek kurallarının, hem de AİHS’nin 6. maddesinde asgari şartları belirtilen adil yargılama

ilkesinin ihlali niteliğindedir. Yerel Mahkeme hükmünün bu nedenle bozulması gerekmektedir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire

onama kararının sanıklar S.A. ile sanıklar S.A.G. ve İ.G. arasında menfaat çatışması bulunması ve ortak

müdafiin hukuki yardımından yararlanmalarının sanıkların savunmalarında zafiyet oluşturması nedeniyle

kaldırılmasına karar verilmelidir.

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 15.03.2016 tarihli ve 69-127 sayılı

Benzer Konular (10)