YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 12.06.2018 tarihli ve 625-275 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:45:20

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


İddianamenin iadesi

MADDE 174. -(Değişik: 25.05.2005–5353/27 md.)225(1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve

soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün

belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle,

225

01.06.2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 25.05.2005 tarihli ve 5353

sayılı Kanun’un 27. maddesi ile değiştirilen madde metni,

'(1) Mahkeme, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren yedi gün içinde soruşturma evresine ilişkin

bütün belgeler incelendikten sonra, iddianamenin 170 inci maddedeki unsurları içermediğini tespit ettiğinde, eksik ve hatalı

noktaları belirterek iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verir.

(2) Önödemeye tâbi işlerde, ön ödeme usulü uygulanmaksızın kamu davası açılamaz. Aksi takdirde iddianame iade edilir.

(3) Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları

düzelttikten sonra yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir.

(4) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.' biçimindedir.

a) 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,

b) (Değişik: 17.10.2019-7188/20 md.)226Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil

toplanmadan düzenlenen,

c) (Değişik: 17.10.2019-7188/20 md.)227Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme

usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri

muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,

d) (Ek: 17.10.2019-7188/20 md.)228Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı

olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,

İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.

(2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.

(3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır.

(4) Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve

hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun

bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda

belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.

(5) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.

İddianamenin kabulü ve duruşma hazırlığı

MADDE 175. - (1) İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar.

(2) Mahkeme, iddianamenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır

bulunması gereken kişileri çağırır.

İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması

MADDE 176. - (1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunur.

(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla

getirileceği yazılır.

(3)Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini

savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir,

müdafii de sanıkla birlikte davet olunur. Bu işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi

veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır.

(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre

bulunması gerekir.

Sanığın savunma delillerinin toplanması istemi

MADDE 177. - (1) Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını

istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma

gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.

(2) Bu dilekçe üzerine verilecek karar, kendisine derhâl bildirilir.

(3) Sanığın kabul edilen istemleri, Cumhuriyet savcısına da bildirilir.

226

24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188

sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değiştirilen bent metni,

'b) Suçun sübûtuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,' şeklindedir.

227

24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188

sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değiştirilen bent metni,

'c) Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü

uygulanmaksızın düzenlenen,' biçimindedir.

228 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188

sayılı Kanun’un 20. maddesi ile eklenmiştir.

Çağrılması reddedilen tanığın ve uzman kişinin doğrudan mahkemeye getirilmesi

MADDE 178. - (1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman

kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir.

Bu kişiler duruşmada dinlenir. (Ek cümle: 03.10.2016-KHK-676/4 md., Aynen kabul: 01.02.20187070/

4 md.)229Ancak, davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir.

Çağrılan tanıkların ad ve adreslerinin sanığa ve Cumhuriyet savcısına bildirilmesi

MADDE 179. - (1) Sanık, doğrudan doğruya davet ettireceği veya duruşma sırasında getireceği

bilirkişi ve tanıkların ad ve adreslerini Cumhuriyet savcısına makul süre içinde bildirir.

(2) Cumhuriyet savcısı da, iddianamede gösterilen veya sanığın istemi üzerine davet edilen tanık ve

bilirkişiler dışında gerek mahkeme başkanı veya hâkim kararıyla, gerek kendiliğinden başka kimseleri

davet ettirecek ise bunların ad ve adreslerini sanığa yine makul süre içinde bildirir.

Tanık ve bilirkişinin naiple veya istinabe yoluyla dinlenmeleri

MADDE 180. - (1) Hastalık veya malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir

tanık veya bilirkişinin uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulunmasının olanaklı

bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebilir.

(2) Bu hüküm, konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından dolayı

getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uygulanır.

(3) Davayı görmekte olan mahkeme, zorunluluk olmadıkça, büyükşehir belediye sınırları içerisinde

bulunan şikâyetçi, katılan, sanık, müdafi veya vekil, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmesine

karar veremez.

(4) İstinabe olunan mahkeme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı

çevresinde bulunmasa da büyükşehir belediye sınırları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe

evrakını geri çevirmeksizin gereğini yapar.

(5) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim

tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak

ifade alınır. Buna olanak verecek teknik donanımın kurulmasına ve kullanılmasına ilişkin esas ve usuller

yönetmelikte gösterilir.

Tanık ve bilirkişinin dinleneceği günün bildirilmesi

MADDE 181. - (1) Tanık veya bilirkişilerin dinlenmesi için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısına,

suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine bildirilir. Düzenlenen tutanağın örneği hazır bulunan

Cumhuriyet savcısına ve müdafie verilir.

(2) Yeniden keşif ve muayeneye ihtiyaç duyulursa, yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

(3) Tutuklu olan sanık, ancak tutuklu bulunduğu yer mahkemesinde yapılacak bu tür işlerde hazır

bulundurulmasını isteyebilir. Ancak, hâkim veya mahkeme tarafından zorunlu sayılan hâllerde tutuklu

bulunan şüpheli veya sanığın da bu tür işlerde hazır bulunmasına karar verilebilir.

Duruşmanın açıklığı

MADDE 182. - (1) Duruşma herkese açıktır.

(2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir

kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.

229

29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren 03.10.2016 tarihli ve 676 sayılı

KHK’nın 4. maddesiyle eklenmiştir. Düzenleme 08.03.2018 tarihli ve 30354 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak

aynı tarihte yürürlüğe giren 01.02.2018 tarihli ve 7070 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.

Ses ve görüntü alıcı aletlerin kullanılması yasağı

MADDE 183. - (1) 180 inci maddenin beşinci fıkrası ile 196 ncı maddenin dördüncü fıkrası hükmü

saklı kalmak üzere, adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda her türlü

sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletler kullanılamaz. Bu hüküm, adliye binası

içerisinde ve dışındaki diğer adlî işlemlerin icrasında da uygulanır.

Açıklığın kaldırılması hakkında karar

MADDE 184. - (1) 182 nci maddede gösterilen hâllerde, açıklığın kaldırılması istemine ilişkin olarak

yapılacak duruşma, istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılır.

Zorunlu kapalılık

MADDE 185. - (1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır, hüküm de kapalı

duruşmada açıklanır.

KARARLAR

-1

ÖZET: Yetişkin sanık ile birlikte mağdura karşı nitelikli yağma suçunu işlediği iddia edilen çocuk

sanık hakkındaki soruşturmanın 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince ayrı yürütüldüğü,

kovuşturma evresinde ise her iki sanık hakkında nitelikli yağma suçundan açılan kamu davalarının

birleştirilmesine karar verildiği olayda, davaların birlikte görülmesinde umulan fayda ile çocuk

sanığın korunması ve yargılamadan etkilenmemesi amacının ortadan kalkmadığı, dolayısıyla her iki

sanık bakımından oturumların kapalı yapılması ve hükümlerin de kapalı oturumda tefhim edilmesi

gerekirken tüm oturumların açık yapılıp hükümlerin de açık oturumda tefhim edilmesi CMK’nın 185.

maddesine açıkça aykırı ise de Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihi itibarıyla sanığın on sekiz yaşını

doldurmuş olması sebebiyle gelinen aşamada bu aykırılığın giderilmesi imkânının bulunmadığı

kabul edilmelidir.

Sanık R. A. hakkında hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek

onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, direnmenin kapsamına göre inceleme sanıklar Z. E. ve H. B. hakkında

nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken

uyuşmazlık, çocuk sanık ile yetişkin sanığın davalarının birleştirilerek birlikte görülmesi durumunda,

duruşmanın kapalı mı yoksa açık mı yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de, Ceza Genel

Kurulu inceleme tarihi itibarıyla 18 yaşını dolduran çocuk sanık hakkında duruşmaların açık yapılmış

olmasının telafisinin mümkün bulunmaması nedeniyle dosyanın esasının incelenmesi için Özel Daireye

gönderilmesinin gerekip gerekmediğinin tespitine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından,

Suç tarihinde on sekiz yaşından küçük olan ve yetişkin sanık H. B. ile birlikte mağdur R.S.’ye karşı

19.04.2015 tarihinde nitelikli yağma suçunu işlediği iddia edilen sanık Z. E. hakkındaki soruşturmanın,

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince diğer sanık H. hakkındaki soruşturmadan ayrı yürütüldüğü,

sanık Z. hakkında atılı suçtan kamu davası açıldıktan sonra, B.Ağır Ceza Mahkemesince 20.07.2015 gün ve

... sayı ile, söz konusu davanın yetişkin sanık H. hakkında aynı mahkemenin ... esasında görülmekte olan

kamu davası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2015/200 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine

karar verildiği, sanık Z. on sekiz yaşından küçük olmasına karşın Yerel Mahkemece tüm oturumların

açık yapılıp hükümlerin de 10.11.2015 tarihli açık oturumda tefhim edildiği, bozmadan sonra yapılan

ve sanıkların da hazır bulunduğu 24.05.2016 tarihli oturumunda açık yapıldığı ve aynı oturumda

mahkûmiyet hükümlerinin açıklandığı,

Sanık Z.’nin, nüfus kayıt örneğine göre 29.05.2000 doğumlu olduğu,

Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nın 'Duruşmanın açıklığı' başlıklı 182. maddesi,

'(1) Duruşma herkese açıktır.

(2) Genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının

veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.

(3) Duruşmanın kapalı yapılması konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.',

Aynı Kanun’un 'Açıklığın kaldırılması hakkında karar' başlıklı 184. maddesi:

'(1) 182 nci maddede gösterilen hâllerde, açıklığın kaldırılması istemine ilişkin olarak yapılacak duruşma,

istem üzerine veya mahkemece uygun görülürse kapalı yapılır.',

'Zorunlu kapalılık' başlıklı 185. maddesi:

'(1) Sanık, onsekiz yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır, hüküm de kapalı duruşmada açıklanır.',

'Kapalılık kararının ve nedenlerinin yazılması ' başlıklı 186. maddesi ise,

'(1) Açıklığın kaldırılması kararı, nedenleriyle birlikte tutanağa geçirilir.', şeklinde düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık konusuyla ilişkili olan 5395 sayılı Çocuk Korumu Kanunu’nun 'İştirak hâlinde işlenen

suçlar' başlıkılı 17. maddesinde de,

'(1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür.

(2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü

takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir.

(3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın

her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen

davalar genel mahkemelerde görülür' şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

Kanuni düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere kural olarak duruşmalar herkese açık



yapılmalıdır. 'Aleniyet' yahut 'duruşmanın açıklığı' bir usul ilkesi olup gizlilikse istisnadır. Aleniyet,

duruşmada zorunlu olarak bulunması gerekenler dışındaki kişilerin de bulunması anlamına gelmekte

olup duruşmanın kamuya açık olmasını ifade etmektedir. (Doğrudan aleniyet) Aleniyet ilkesi yargılama

işlemleri açısından getirilmiş olup insanların gizli olarak yargılanmasının engellenmesi, işlemlerin kanuna

uygun yapılmasının denetlenmesi, adil yargılama ve mahkemelere güvenin sağlanmasına katkıda

bulunması nedeniyle demokratik rejimlerin olmazsa olmazlarındandır.

Aleniyet duruşma salonun elverdiği ölçüde isteyen herkesin duruşmaya katılması, yargısal faaliyeti

izlemesi anlamına geldiği kadar gördüklerini ve duyduklarını başkalarına duyurabilmesi anlamına

da gelmektedir. (Dolaylı aleniyet) Ancak aleniyet duruşmanın alenen yayınlanması demek olmayıp

CMK’nın 183. maddesi uyarınca istisnalar dışında adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra

duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletlerin kullanılması

yasaklanmıştır.

Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan duruşmanın aleni olması ilkesi anayasa ile de güvence

altına alınmış olup Anayasa’nın 141. maddesinde:

'Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı

yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.

Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur' şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.

Ayrıca İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasında da yargılamanın açık yapılıp

hükmün de açık oturumda verilmesi gerektiği ancak genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına,

küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın

açık yapılmasının adaletin selametine zarar verebileceği özel durumlarda mahkeminin zorunlu gördüğü

ölçüde tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak yapılabileceği düzenlenmiştir.

Duruşmaların açıklığı ilkesinin ihlali CMK’nın 289. maddesinde sayılan 'hukuka kesin aykırılık

halleri'nden olup, açık yapılması gereken duruşmanın kapalı yapılması durumunda yapılan hukuka

aykırılığın telafisi için hükmün bozularak kapalı yapılan duruşmaların açık yapılması gerekmektedir.

Mevzuatımıza göre kural olarak açık yapılması gereken duruşma ancak iki halde kapalı yapılabilir,

1- İhtiyari kapalılık, kamu güvenliği ve genel ahlâkın gerekli kıldığı durumlarda duruşmaların bir

kısmı veya tamamının kapalı yapılmasına karar verilebilir. Duruşmanın açık yapılması durumunda genel

ahlâkın ve kamu güvenliğinin kesin biçimde zarar göreceğinin kabul edildiği durumlarda kapalılık kararı

verilmelidir. Bu iki nedenle duruşmanın kapalı yapılmasına mahkemece gerekçeli olarak açık duruşmada

karar verilir. Bununla birlikte kapalılık kararının verilmesini gerektiren nedenlerin açık duruşmada

tartışılmasının dahi kamu güvenliği ve genel ahlâkı tehlikeye düşürme ihtimalinin bulunduğu durumlarda

re’sen veya istem üzerine kapalılık kararının kaldırılmasına ilişkin duruşma kapalı oturumda yapılabilir

ancak karar her halde açık duruşmada tefhim edilmelidir.

2- Zorunlu kapalılık, kanun koyucu çocukların korunması amacıyla genel kurula bir istisna getirmiş

ve çocuklara ilişkin yapılan duruşmanın zorunlu olarak kapalı yapılmasını düzenlemiştir. Bu düzenleme

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasına da uygundur. Zorunlu kapalılık durumunda

duruşmalar mutlaka kapalı oturumda yapılıp, kararın da kapalı oturumda verilmesi gerekmektedir. Kanun

koyucu bu konuda hâkime takdir hakkı tanımamıştır. Ancak yargılama sırasında sanığın on sekiz yaşını

doldurması durumunda ihtiyarı kapalılık gereğince mahkeme tarafından verilmiş bir karar bulunmaması

hâlinde genel kural gereğince duruşmanın açık yapılması gerekmektedir.

Bunun dışında alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis olan suçlarda devlet sırrı niteliğinde bilgilerle

ilgili tanıklıkta CMK’nın 47. maddesinin 2. fıkrası uyarınca sadece tanıklığın yapıldığı kısım bakımından

dinlemenin gizli yapılması zorunludur. Bu hâlde tanık mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt

kâtibi dahi hazır olmaksızın dinlenir.

Çocuklar ile yetişkin sanıkların birlikte suç işlemesi durumunda, soruşturmanın ve kovuşturmanın

kural olarak ayrı yürütülmesi gerekmekte olup davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu olduğu hâllerde

ise genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında birleştirme kararı verilebilir. Birleşen davaların

genel mahkemelerde görülmesi gerekmekte olup bu durumda her ne kadar genel mahkemelerde

duruşma açık yapılmakta ise de davaların birlikte görülmesinden umulan fayda ile çocukların korunması

ihtiyacı ortadan kalkmadığından duruşmanın kapalı yapılmasının gerektiği kabul edilmedir. Bu yorum

ceza yargılamasının genel ilkelerinden olan duruşmanın açık yapılması kuralına çocukların korunması

ve yargılamadan etkilenmemesi amacıyla istisna getirerek çocuklar hakkındaki duruşmaların kapalı

yapılmasını düzenleyen kanun koyucunun amacına da uygun düşmektedir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.10.2002 gün ve 22-342 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Öğretide de bu konuya ilişkin olarak, 'Çocukların korunması gizliliği gerektirir (Any. 141/2). 18 yaşını

henüz bitirmemiş olanlara ait duruşmalar mutlaka kapalı yapılır, hüküm dahi kapalı duruşmada açıklanır'

(Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları,

İstanbul, 2014, s. 891), 'Sanık 18 yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır, hüküm de kapalı oturumda

açıklanır (CMK m.185). Bu halde mahkemenin, kapalılık kararı verip vermeme konusunda takdir hakkı

bulunmamaktadır. Bu durum zorunlu kapalılık olarak da adlandırılmaktadır. Sanığın, duruşma devam

ederken onsekiz yaşını tamamlaması halinde, tekrar aleniyete dönülecektir' (Nur Centel/Hamide Zafer, Ceza

Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2014, s. 665 ), 'Duruşmanın kapalı yapılması esasen mahkemenin

takdirinde olmakla beraber kanunumuzun bunu zorunlu kıldığı hâl de vardır. Buna göre, sanık, on sekiz

yaşını doldurmamış ise duruşma kapalı yapılır ve hatta hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (CMK 185). On

sekiz yaşından küçük sanıklar hakkındaki duruşmaların kapalı yapılması zorunludur' (Yener Ünver/Hakan

Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku II Cilt, 7. Baskı, Ankara, 2013, s. 72), 'Sanık onsekiz yaşını doldurmamış

ise duruşma mutlaka kapalı yapılır ve bunlurla ilgili hüküm de kapalı duruşmada açıklanır (m. 185). Kanun

bu durumdan zorunlu kapalılık olarak söz etmektedir. Çocuğun yetişkinlerle birlikte suç işlemesi halinde,

çocuğa yönelik soruşturma ve kovuşturma yetişkinlerden ayrı yürütülmektedir. (ÇKK m. 17/1). Davaların

birleştirilmesinin zorunlu görüldüğü hallerde, davalar genel mahkemelerde görülecektir (ÇÇK m.17/3). Ancak

bu durumda da duruşmanın gizli yapılması gerekir' (Cumhur Şahin/Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi

Hukuku II, 2. Baskı, Ankara, 2012, s.99) şeklinde görüşler bulunmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde,

19.04.2015 tarihinde yetişkin sanık Halil ile birlikte mağdur Rafet’e karşı nitelikli yağma suçunu

işlediği iddia edilen çocuk sanık Zülfikar hakkındaki soruşturmanın, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu

gereğince ayrı yürütüldüğü, kovuşturma evresinde ise her iki sanık hakkında nitelikli yağma suçundan

açılan kamu davalarının birleştirilmesine karar verildiği olayda, davaların birlikte görülmesinde umulan

fayda ile çocuk sanık Zülfikar’ın korunması ve yargılamadan etkilenmemesi amacının ortadan kalkmadığı,

dolayısıyla her iki sanık bakımından oturumların kapalı yapılması ve hükümlerin de kapalı oturumda

tefhim edilmesi gerekirken tüm oturumların açık yapılıp hükümlerin de açık oturumda tefhim edilmesi

CMK’nın 185. maddesine açıkça aykırı ise de, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2018 olan inceleme tarihi

itibarıyla sanığın on sekiz yaşını doldurmuş olması sebebiyle gelinen aşamada bu aykırılığın giderilmesi

imkânının bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin esasının incelenmesi için

dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 12.06.2018 tarihli ve 625-275 sayılı

Benzer Konular (10)