Gönderen Konu: İflas Eden Şirkette Vergi Hukuku Bakımından Genel Müdürün Sorumluluğu  (Okunma sayısı 3115 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Özgür KOCA

  • Forum Sorumlusu
  • Çevrimdışı
  • İleti: 2061
  • Tşk.Sayısı: 134
  • Cinsiyet: Bay
  • Gebze
Facebook Facebook'da Paylaş Twitter Twitter'da Paylaş

İFLAS EDEN ŞİRKETTE GENEL MÜDÜRÜN SORUMLULUĞU


SORU: Genel müdür olarak görev almış bulunduğum şirket iflas etmiş olup, iflas işlemleri iflas idaresi tarafından sürdürülmektedir. Ancak söz konusu şirketin iflas masasında işlemleri sürdürülürken benim evime de ödeme emri gönderilmiş bu konuda iflas idaresine yapmış bulunduğum başvuruya rağmen hakkımda haciz işlemi uygulanmıştır. Bu işlem yasal mıdır?

YANIT: Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa'nın 55'inci maddesi uyarınca amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereği bir ödeme emri ile tebliğ olunmaktadır.
Ödeme emrine borcun asıl ve ferilerinin mahiyeti ve miktarları, nereye ödeneceği, müddetinde ödenmediği veya mal bildiriminde bulunulmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile cezalandırılacağı kayıtlı bulunur.

Aynı yasanın 58'inci maddesi hükmü gereği olarak kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs;

* Böyle bir borcu olmadığını,
* Veya borcu kısmen ödediğini,
* Borcun zamanaşımına uğradığını,

Ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde yetkili vergi mahkemesinde dava açmak suretiyle itiraz edebilir.
Diğer yandan Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa'nın mükerrer 35'inci maddesi uyarınca "Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları yasal temsilcilerin ve tüzelkişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilir.

Yasa maddesinde tanımı yapılan "Tahsil edilemeyen amme alacağı" amme borçlusunun yasa hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığı bulunmaması, haczedilen malvarlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi tahsil edilemeyen amme alacaklarını ifade eder.

"Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi" ise amme borçlusunun haczedilen malvarlığına biçilen değerlerin amme alacağını karşılamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip mameleklerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edileceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade eder.

Diğer yandan A Seri (1) numaralı Tahsilat Genel Tebliği'nin "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlıklı bölümünün 7'nci maddesinde "Amme borçlusu nezdinde sürdürülen takip işlemleri sonucunda tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunun 3'üncü maddesinde yer alan tanımlamalardaki hususlar dikkate alınmak suretiyle yapılacak işlemlere dayanılarak tespit edilecek ve maddede belirtilen tespitlerden herhangi birinin varlığı halinde kanuni temsilciler hakkında takip yapılabilmesi için yeterli şartların oluştuğu kabul edilerek, takip işlemlerine kanuni temsilciler adına Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasa'nın 55'inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emri tebliğ suretiyle başlanacaktır" denilmektedir.

Dolayısıyla söz konusu yasal düzenlemeler çerçevesinde iflas masasından tahsil edilemeyeceği konusunda bilgi alınması halinde alacağın bu defa kanuni temsilcilerden aranması mümkün olabilmektedir. Bir başka anlatımla "İflas halindeki şirketin vergi borcunun iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci hakkında takibat" yapılabilmektedir. (V. Seviğ)


YARGI KARARLARINDA VERGİ SUÇLARINDA İŞTİRAK


1. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun E.1995/280, K.1997/151 sayı ve 6.3.1997 tarihli kararında
"(...) davaya konu kaçakçılığa iştirak cezasının, nezdinde inceleme yapılan kişi ve kuruluşların Katma Değer Vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairelerince ve ziyaa uğratılan vergiye ait beyannamelerin ilgili bulunduğu dönemler göz önüne alınarak kesilmesi gerekirken davalı idare tarafından 13 ayrı mükellef adına kesilen kaçakçılık cezaları toplamının bir kalemde ve bir ihbarname ile davacıdan aranmasının kanuna uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren ve Danıştay 9. Dairesi'nin bozma kararına direnen yerel mahkeme kararının, aynı gerekçe ile onanmasına (...)".

2. Danıştay 4. Dairesi'nin E.2002/2900, K.2004/219 sayı ve 12.2.2004 tarihli kararı
"VUK'nın olay tarihinde yürürlükte olan 338. maddesinde ayrı ayrı maddi menfaat gözetmek şartıyla birden fazla kişi kaçakçılık yaptıkları veya kaçakçılığa teşebbüs sayılan fiilleri irtikap ettikleri veya doğrudan doğruya beraber işlemiş oldukları takdirde her biri hakkında, iştirak ettikleri suçlar için bu kanunda yazılı cezaların uygulanacağı, 3. maddede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, 134. maddede ise vergi incelemesinden maksadın ödenmesi gereken verginin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu belirtilmiştir. (...) Buna göre kaçakçılık suçuna iştirakten söz edilebilmesi için iştirak edilen vergi suçunun kaçakçılık suçu veya kaçakçılığa teşebbüs sayılan eylemlerden olması, kaçakçılığı birden fazla kişinin yapması veya kaçakçılığa teşebbüs sayılan eylemlerin birden fazla kişi tarafından irtikap edilmesi ya da doğrudan doğruya birlikte işlenmesi, birlikte kaçakçılık yapanların veya kaçakçılığa teşebbüs sayılan fiilleri işleyenlerin her birinin ayrı ayrı menfaat gözetmiş olası, bu üç koşulun gerçekleşmesi ve bütün bu hususların kesin olarak ortaya konularak saptanması gerekmektedir. (...) Yukarıda anılan yasa hükümlerinde öngörülen menfaat elde edildiği yolunda hiçbir somut tespit içermeyen eksik ve varsayıma dayalı olarak sadece mali poliste alınan ifadeler esas alınarak düzenlenen vergi inceleme raporuna dayalı olarak kesilen kaçakçılığa iştirak cezasının kaldırılması gerekirken davayı reddeden yerel mahkeme kararında isabet görülmemiştir."

3. Danıştay 4. Dairesi'nin E.2005/1231, K.2005/1729 sayı ve 11.10.2005 tarihli kararı
"VUK'nın 360/1. maddesinde, birden fazla kişinin 359. maddede sayılan fiillerin icrasına iştirak ettikleri takdirde fiili irtikap edenlerden veya doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlardan her birinin bundan ayrı ayrı menfaat gözetmek şartıyla o fiile mahsus ceza ile cezalandırılacağı, söz konusu filleri işlemeye azmettirenlere de aynı cezaların hükmolunacağının belirtildiği, bu düzenleme uyarınca ceza kesilebilmesi için öncelikle bir kaçakçılık suçu işlenmesi ve kişilerin bu kaçakçılık suçunun işlenmesine fiilleri ile katkıda bulunarak kaçakçılık suçunun gerçekleşmesine yol açmaları ve bunun sonucu maddi menfaat temin etmiş olmaları gerekmektedir. Olayda işlenildiği belirtilen kaçakçılık suçunun .. Ltd. Şti.'nin ortağı .. tarafından gerçekleştirildiği yolunda inceleme raporu düzenlendiği ve raporda, davacının kaçakçılık suçunun işlenmesine fiili ile katkıda bulunduğuna dair somut bir tespite yer verilmediği gibi davacının bir dönem söz konusu firmanın muhasebecisi olmasının ya da kaçakçılık fiilini işledikleri ileri sürülen kişilerin yanında işçi olarak çalışıyor olmasının tek başına davacının da kaçakçılık suçuna iştirak ettiğini göstermeyeceği açıktır. Ayrıca, davacının söz konusu olayda menfaat temin ettiğine dair bir kanıta da yer verilmemiştir. Bu gerekçelerle davanın kabulüne karar veren yerel mahkeme kararı aynı gerekçelerle onanmıştır."


4. Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun E.2001/64, K.2001/295 sayı ve 28.9.2001 tarihli kararı
"(...) kaçakçılığa iştirak cezasının kesilebilmesi esas fail hakkındaki kaçakçılık cezalı tarhiyatın kesinleşmiş olması, fatura düzenleyicisinin de suça doğrudan katıldığının ve yanıltıcı belge düzenlemekten pay aldığının sabit olması gerekmektedir."

ÖZELGELERDE DEĞERLEME

1. Adana Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 6.7.2009 tarih ve 2017 sayılı özelgesi
"VUK'nın 267. ve 72. maddeleri hükümleri gereğince, kaza sonucu değeri düşen malların takdir komisyonunca takdir edilecek emsal bedelleri ile malların maliyet bedelleri arasındaki tutarın stok maliyetlerinden indirilerek dönem hesabına gider yazılması mümkündür. Bununla beraber, hasar gören araç için sigorta şirketi tarafından tazminat ödenmesi veya bu aracın satılması halinde elde edilen hasılata göre kâr veya zarar hesabına kaydedilir."

2. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 19.6.2007 tarih ve 280 sayılı özelgesi
"Şirketin yaptığı alışveriş merkezinin asansör siteminin yapılması için bir başka şirketle yapılan sözleşmeye istinaden, 2006 yılı 7 ila 12. aylar arasında döviz üzerinden düzenlenen 6 adet senet karşılığında yapılan avans ödemeleri esnasında, dövizin değer kaybetmesi nedeniyle şirket lehine oluşan kur farklarının, söz konusu sabit kıymetlerin aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönem sonuna kadar oluşan kısmının sabit kıymetlerin maliyeti ile ilişkilendirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme ilişkin olanların ise kur geliri olarak değerlendirilmesi veya maliyetten düşülmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerekir. Avans ödemelerinin, alıcı için satıcı firmadan alacağı mal karşılığında bir alacağı teşkil ettiğinden, şirketin makine alımı için satıcı firmaya döviz cinsinden ödediği avans, hesap dönemi sonlarında borsa rayici ile yabancı paranın borsada rayici yoksa Maliye Bakanlığı'nca tespit edilen kur esas alınmak suretiyle değerlenmesi ve ortaya çıkan kur farkının dönem kazancıyla ilişkilendirilmesi gerekir. Bu arada, ticari kazancın tespitinde tahakkuk esası cari olduğundan 2007 yılı vadeli ve 2007 yılında ödenecek olan dolar senetlerinin 31.12.2006 tarihinde değerlemeye tabi tutulması söz konusu değildir.

3. Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 16.4.2009 tarih ve 12681 sayılı özelgesi
"Son kullanma tarihi geçtiğinden veya nakliye sırasında ezilerek ambalajı bozulmuş olduğundan dolayı ticari değeri düşen malların takdir komisyonunca takdir edilecek emsal bedeli ile malların maliyet bedeli arasındaki tutarın stok maliyetlerinden indirilerek dönem hesabına gider olarak yazılması gerekir. Bununla beraber, ticari değeri olmayan söz konusu malın satılması halinde elde edilen hasılata göre kâr veya zarar hesabına gerekli kayıt yapılır."

4. Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 6.7.2009 tarih ve 23048 sayılı özelgesi
"Taraflar arasında imzalanan ‘Lastik Kiralama Sözleşmesi'nin yükümlülüklere ilişkin hükümleri değerlendirildiğinde ve ayrıca araç lastiklerinin faydalı ömrünün 2 yıl olarak belirlenmiş iken sözleşme süresinin 3 yıl olarak belirlenmiş olması karşısında, sözleşme kapsamında lojistik ve taşıma şirketlerine kiralanan araç lastiklerinin VUK'nın finansal kiralamaya ilişkin mükerrer 290. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu kabulle, kiralama süresi boyunca kiracı tarafından yapılacak kira ödemelerinin toplam tutarı (anapara, faiz) alacak olarak aktife alınır. Diğer yandan, aktifleştirilen alacak tutarı ile kira ödemelerinin bugünkü değeri arasındaki fark ise gelecek dönemlere ait faiz gelir olarak pasifleştirilmek suretiyle değerlenerek kayıtlara intikal ettirilir.

Kira geliri sahibi de eğitim giderini vergiden indirebilir

Mükellefler beyan ettikleri gelirin yüzde 10'unu aşmamak kaydıyla kendisi, eşi ve çocuklarına ilişkin yaptıkları eğitim ve sağlık harcamalarını Gelir Vergisi'nde indirim konusu yapabilirler.

SORU: Bağ-Kur emeklisiyim. Gayrimenkul sermaye iradım nedeniyle vergi mükellefiyim. Yıllık Gelir Vergisi beyanım üzerinden üniversite öğrencisi olan biri 21, diğeri 23 yaşındaki iki çocuğum için özel bir kurstan almakta oldukları yabancı dil dersi için ödemekte olduğum kurs parasını indirim konusu yapabilir miyim?

YANIT: Gelir Vergisi Yasası'nın "Diğer indirimler" başlıklı 89'uncu maddesi uyarınca "Gelir Vergisi matrahının tespitinde Gelir Vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir" denilmiş, söz konusu maddenin ikinci fıkrası gereği olarak da beyan edilen gelirin yüzde 10'unu aşmamak koşuluyla Türkiye'de yapılması ve Gelir veya Kurumlar Vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzelkişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olmak üzere yapılan eğitim ve sağlık harcamalarının beyanname üzerinde indirim konusu yapılabileceği hususu hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Yasa maddesinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere küçük çocuklar için yapılacak olan eğitim harcamaları yıllık Gelir Vergisi beyannamesi üzerinde indirim konusu yapılabilecektir.

Küçük çocuklar kavramı ise Türk Medeni Kanunu'nun 11'inci maddesinde belirlendiği üzere on sekiz yaşını doldurmamış olan kişileri ifade etmektedir. Bir başka anlatımla on sekiz yaşını dolduran çocuklar "küçük çocuk" tanımlaması dışında kalmaktadır.

Gelir Vergisi Yasası'nın 89'uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme gereği olarak mükelleflerin 18 yaşından küçük çocukları için yapmış oldukları eğitim harcamaları, yıllık beyan edilen gelir toplamının yüzde 10'unu aşmamak üzere beyanname üzerinden indirim konusu yapılabilecektir.
Bu hüküm uyarınca 18 yaşını doldurmuş bulunan çocuklarınız için ödemekte bulunduğunuz yabancı dil kurs ücretleri, çocuklarınız "küçük çocuk" olmamaları nedeniyle beyanname üzerinden indirim konusu yapılamayacaktır.

Konuya ilişkin olarak benzer bir olayda İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü'nün özelgesi mevcuttur. (Özelge için bakınız Legal Mali Hukuk Dergisi Sayı: 56 Sf: 1650 51, Özelge No: B.07.4.DEF.034.11/GVK89/2.13.03.2009 5787 GVK89/26076)

Veysi Seviğ - Bumin Doğrusöz
25.11.2009
ÖzGüR'lüğü anladıkça ona daha az sahip olursun...

 

Site Haritası 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33