YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 20.03.2018 tarihli ve 571-107 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:47:25

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


253

Yukarıdaki CGK kararlarında CMK’nın 225. maddesine ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak

adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

254

Yukarıdaki CGK kararlarında CMK’nın 225. maddesine ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak

adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

Suçun niteliğinin değişmesi

MADDE 226. - (1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını

yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği

kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek

hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için

süre verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan

onun gibi yararlanır.

KARARLAR

-1

ÖZET: Mağdurun çantasını düğün salonu içerisinden çaldığı iddiasıyla hakkında TCK’nın 141/1.

maddesi uyarınca kamu davası açılıp atılı suç ve sevk maddeleri uyarınca savunma yapan sanığa

ek savunma hakkı tanınmaksızın uygulanması talep edilmeyen TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca

aleyhine olacak şekilde ceza verilmesi savunma hakkının sınırlanması niteliğindedir.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi

gereken uyuşmazlık, sanığa ek savunma hakkı verilmeden iddianamede talep edilmeyen TCK’nın

142/1-b maddesinin uygulanmasının, CMK’nın 226. maddesine aykırılık oluşturup oluşturmayacağının

belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden,

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2011 gün ve ... sayılı iddianamesinde, '…müştekinin olay günü

M. Merkez, T. Mahallesi, T. Depoları karşısındaki Ü. Düğün Salonuna gittiği, gelin odasına el çantasını bıraktığı,

daha sonra çalışmak için çıktığı, belli bir süre sonra çantasını kontrol etmeye geldiğinde çantasının yerinde

olmadığı, müştekinin polis merkezine el çantasının çalındığını bildirmek üzere gittiği, bu sırada başka bir hırsızlık

olayından polis merkezine gelen şüphelinin üst aramasında müştekiye ait bir adet cep telefonu ve 4 GB Kingston

marka flash belleğin çıktığı, müştekinin cep telefonu ve flash belleğin kendisinin olduğunu teşhis ettiği ve teslim

aldığı, böylece şüphelinin üzerine atılı hırsızlık suçunu işlediği...' şeklinde eylem anlatılarak, sanığın hırsızlık

suçundan 5237 sayılı TCK’nın 141/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği,

Yargılama aşamasında, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesinin uygulanması bakımından sanığa

5271 sayılı CMK’nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmediği,

Anlaşılmaktadır.

5271 sayılı CMK’nın 'Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi' başlıklı 225.

maddesinde,

'(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.

(2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir',

Aynı Kanun’un 'Suçun niteliğinin değişmesi' başlıklı 226. maddesinde ise,

'1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir

hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden

başkasıyla mahkûm edilemez.

2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk

defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre

verilir.

4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun

gibi yararlanır' düzenlemelerine yer verilmiştir.

Savunma hakkı, 1982 Anayasasının 36. maddesinde 'Temel Haklar ve Ödevler' başlıklı ikinci

kısmın ikinci bölümünde 'Kişinin Hakları ve Ödevleri' başlığı altında, 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir' şeklinde düzenlenmiş olup, bu hakkın 'temel hak' niteliğine uygun olarak, sanığa

savunma hakkının verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması hâlinde hüküm daima hukuka

aykırı olacaktır.

Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi de, yargılamanın her

aşamasında göz önünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle

güvence altına alınmış olan bu hakkın, herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Nitekim

1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması

gereken 308/8. maddesine göre de savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.

Öte yandan, savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, savunmanın hükmü etkileyecek

nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı CMK’nın 226. maddesi,

yargılaması yapılan ve iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinden

başkasıyla mahkûmiyet durumunda veya cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbiri

uygulanmasını gerektiren nedenlerin ilk defa duruşma sırasında ortaya çıkması hâllerinde savunma

hakkının sınırlanamayacağı ilkesi uyarınca, sanığın ek savunmasını yapabilmesi için bir takım usullere

uyulması yükümlülüğünü getiren özel bir düzenlemedir. Belirtilen bu hâller ortaya çıktığında

mahkemelerin, bu konuda kanun’un öngördüğü biçimde savunmasını yapamayan kişiler hakkında

mahkûmiyet hükmü kurmaları mümkün değildir.

5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesinde yer alan 'Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir

malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç

yıla kadar hapis cezası verilir.' şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun temel şekli tanımlanmış, Aynı

Kanun’un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır.

5237 sayılı TCK’nın 'Nitelikli hırsızlık' başlıklı 142. maddesinin 1. fıkrasının uyuşmazlık konusuyla ilgili

hükmü suç ve karar tarihi itibarıyla,

'(1) Hırsızlık suçunun,

...

b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri

içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,

...

İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur...» şeklinde iken, 28.06.2014

tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına

Dair Kanun’un 62. maddesiyle 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yürürlükten

kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin 2. fıkrasına (h) bendi olarak

eklenmiş ve ikinci fıkradaki 'üç yıldan yedi yıla kadar hapis' şeklindeki yaptırım ise 'beş yıldan on yıla kadar

hapis' olarak değiştirilmiştir.

Görüldüğü gibi, 5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesinde hırsızlık suçunun temel şekli düzenlenmiş

olup, anılan maddede bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Hırsızlık suçunun, herkesin



girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza

altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi hâlinde ise fail, Aynı Kanun’un suç tarihi itibarıyla yürürlükte

bulunan 142/1-b maddesi uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

M. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede, mağdurun çantasının düğün salonu

içerisinden çalındığı belirtilmek suretiyle sanığın TCK’nın 141/1. maddesi uyarınca cezalandırılması talep

edilmiş, atılı suç ve sevk maddeleri uyarınca savunma yapan sanık hakkında yargılama sonucunda TCK’nın

142/1-b maddesine göre ceza tayin edilmiştir.

Sanık hakkında düzenlenen iddianamede sevk maddesinin 5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesi olarak

gösterilmesi karşısında, sanık hakkında uygulanması talep edilmeyen TCK’nın 142/1-b maddesinin sanık

aleyhine olacak şekilde uygulanması hâli söz konusu olup, sanığa CMK’nın 226. maddesi uyarınca ek

savunma hakkı verilmesi gerekmektedir. Aksi uygulama savunma hakkının sınırlanması niteliğindedir.

Öte yandan, Özel Dairenin onama kararında belirtildiği üzere, etkin pişmanlık nedeniyle sanığın

cezasından indirim yapılırken uygulama maddesinin, TCK’nın 168. maddesinin birinci fıkrası yerine

aynı maddenin ikinci fıkrası olarak gösterilmesi de usul ve kanuna aykırı olup ayrıca, hükümden sonra

24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin

08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi

karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, mahkemece yeniden

değerlendirme yapılmasında da zorunluluk bulunmaktadır.

Sonuç olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının

kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığa ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede

talep edilmeyen TCK’nın 142/1-b maddesinin uygulanması suretiyle CMK’nın 226. maddesine aykırı

davranılması, etkin pişmanlık nedeniyle sanığın cezasından indirim yapılırken uygulama maddesinin,

TCK’nın 168. maddesinin birinci fıkrası yerine aynı maddenin ikinci fıkrası olarak gösterilmesi ve 24.11.2015

gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün

ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında,

sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında

zorunluluk bulunması nedenlerinden bozulmasına karar verilmelidir.

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 20.03.2018 tarihli ve 571-107 sayılı

Benzer Konular (10)