YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 16.05.2019 tarihli ve 60-431 sayılı

Başlatan İçtihat, 04 Şubat 2021, 20:56:05

« önceki - sonraki »
avatar_İçtihat


-5

ÖZET: Bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece, sahteliği iddia edilen

belgelere dair alınan raporlarda yapılan tespitlerin, tarafların ve tanıkların beyanlarında ileri

sürülen hususlarla birlikte değerlendirilmesi suretiyle, sanıkların suça konu belgelerin gerçek

olduğunu bildikleri hâlde katılanlara iftira attıklarına, bu bağlamda eylemlerinin anayasal şikâyet

hakkı kapsamında olmadığına dair varılan kanaate kararda yer verildiği, böylelikle, bozma

ilamı doğrultusunda açıklama ve değerlendirme yapılarak hüküm kurulduğu anlaşıldığından,

bozma kararından sonra kurulan hükmün bozmayı etkisiz kılma niteliğinde olmadığının kabulü

gerekmektedir.

...

Sanıkların ne şekilde suç yükleme özel kastı ile hareket ettiklerinin açıklanmadığına ve

eylemlerinin anayasal şikâyet hakkı kapsamında kalıp kalmadığı hususunun gerekçeli kararda tartışılıp

değerlendirilmediğine ilişkin bozma nedenine uyan Yerel Mahkemenin belirtilen hususları kararında

tartışıp değerlendirmesinden sonra önceki hükümler gibi yeniden sanıkların mahkûmiyetine karar

vermesinin bozmayı etkisiz kılma niteliğinde olup olmadığı,

İncelenen dosya kapsamından,

İftira suçundan sanıklar D.B. ve Ö.Ş.B.’nin mahkûmiyetine ilişkin verilen hükümlerin sanıklar müdafisi

tarafından temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece, 'Taraflar arasındaki ... İ. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde

görülen bir davada, katılan tarafça mahkemeye sunulan 03.04.2003 ve 10.12.2002 tarihli iki adet protokolün

katılan tarafından sahte olarak düzenlendiği ileri sürülerek ... şikayet konusu yapıldığı ve yapılan soruşturma

neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı üzerine, sanıklar hakkında iftira suçunu işlediklerinden

dolayı dava açıldığı ve dosyada mevcut raporlara göre, belgelerdeki imzaların sanık Ş.Ö.B.’nin eli ürünü olduğu

belirtilmiş ise de, sanıkların bazı acil yazışmalar için anılan sanık tarafından imzalanan boş kağıt bırakıldığı,

önceden imzalanan bu kağıtların üzerinin doldurularak kullanılmış olabileceğini baştan itibaren davaya

konu şikayet dilekçesinde ileri sürmeleri, bu savunmalarının tanıklarca doğrulanması ve 04.05.2010 tarihli

Adli Tıp raporu içeriği karşısında, sanıkların ne şekilde suçsuz olduğunu bildikleri kişilere suç yükleme özel

kastı ile hareket ettikleri açıklanmadan ve eylemlerinin Anayasal şikayet hakkı kapsamında kalıp kalmadığı

da değerlendirilmeden, yetersiz gerekçe ile hükümlülük kararı verilmesi' isabetsizliğinden bozulmasına karar

verildiği,

Yerel Mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sonucunda, '... Sanık

Ö.Ş.B.’nin belgeleri imzaladığı, belgelerdeki imzanın Ö.’ye ait olduğunun gerek ATK raporu, gerekse sanığın

ikrarı ile sabit olduğu, daha sonra C. Başsavcılığına babası olan diğer sanık D. ile birlikte şikayette bulunduğu,

belgelerdeki imzanın kendisine ait olduğunu bilmesine rağmen katılanlar hakkında sahtecilik suçundan

işlem yapılması için şikayette bulunarak, soruşturma başlamasına sebep olduğu, D.B. yönüyle de her ne

kadar belgelerde imzası yok ise de, diğer sanık ile birlikte hareket ettiği, belgelerin sahteliğini bildiği halde,

şikayette bulunduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Sanıklar C. Savcılığına sunmuş oldukları dilekçelerinde

ve müşteki sıfatıyla vermiş oldukları beyanlarında olayı ayrıntısı ile anlatmışlar, C.Başsavcılığınca yapılan

soruşturma neticesi kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Şikayet dilekçelerinde katılanlara imzalı

veya boş hiç bir kağıt verilmediği, belgelerin Ö.Ş.B.’nin odasından katılanlar tarafından hukuka aykırı olarak ele

geçirildiğinin belirtildiği, daha sonraki savunmalarda ise belgenin imzalandığı ve boş olarak verildiğinin ileri

sürüldüğü, muhtemelen katılanlar hakkında soruşturma başladıktan sonra bu yönde savunma geliştirdikleri,

bu nedenle belgenin Ö. tarafından imzalandığını bildikleri, buna rağmen sahtecilik suçundan katılanlar

hakkında şikayetçi olarak soruşturma açtırdıkları, bu eylemin fiilin Anayasal şikayet hakkı kapsamında

kabul edilemeyeceği, sanıklarda hak arama ve yasal şikayet hakkı kastının bulunmadığı, bilerek katılanlar

hakkında şikayetçi oldukları, suç yükleme kastı ile hareket ettikleri' gerekçesiyle, sanıkların önceki hüküm

gibi cezalandırılmalarına karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için Yargıtayca verilen bozma kararları üzerine

Yerel Mahkemelerce yapılacak işlemlerin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması

gereken 'Davaya yeniden bakacak mahkemenin hak ve mecburiyetleri' başlıklı 326. maddesinde,

'Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı

diyeceklerini sorar.

Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen

duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam

edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha

ağır ise herhâlde dinlenilmesi gerekir.

Yargıtaydan verilen bozma kararına mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel

Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir.

Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen

kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan

daha ağır olamaz' hükmü yer almaktadır.

Buna göre, Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemelerince

yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı

diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Yerel

Mahkemenin, göreve ilişkin olanlar dışındaki bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini

verebilmesi mümkün olup öğretide buna 'bozmadan sonraki serbestlik kuralı' adı verilmiştir. Maddenin

üçüncü fıkrasında mahkemenin bozma kararına ısrar hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, ısrar üzerine

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı

maddenin son fıkrasında ise, sınırlı biçimde uygulanabilecek olan «cezayı aleyhe değiştirememe» veya

«aleyhte düzeltme yasağı» kabul edilerek yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası

açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle

belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

'Bozmadan sonra serbestlik kuralı' uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini

verme konusunda serbest olan ilk derece mahkemelerinin Özel Dairelerinin bozma kararlarına uymayı

tercih etmeleri durumunda, bu kez 'uymadan sonraki serbestlik kuralı' devreye girecektir. Serbestlik

kuralı, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının

zorunlu bir sonucu olup mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın

hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki

hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, Yerel Mahkemece önceki karardan farklı

olarak, suçun sübutu ve niteliği de dahil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda,

CMK’nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir.

Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu

yapılmayan hususlar, lüzumu halinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu

yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir.

Bu konuda öğretide, 'Uymadan sonraki duruşmanın bozmadan önceki duruşmanın devamı niteliğinde

olması, mahkemenin uymadan sonraki serbestliğini de açıklar. Gerçekten mahkeme bozmaya uymadan

sonra ikinci son kararında kaide olarak serbesttir. Gerek Yargıtay’ın görüşü ile gerek eski kararı ile bağlı değildir.

...Serbestlik kaidesi ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii

ve mantıki sonucudur. Gerçekten, temyiz yolu davası açılmakla son kararın yargılaşmasının önüne geçilmiştir.

Yargıtay son kararı bozduğu, mahkeme de buna uyduğu için son karar ortadan kalkmıştır. Ortada, değil

yargı, son karar dahi olmadığından, yargının otoriteleri de bahis konusu olmamak gerekir. O halde mahkeme

hakikate en uygun ve en isabetli kararı vermek imkanına malik bulunmalıdır... Nitekim Yargıtay da ilk bozma

kararı ile bağlı değildir.' (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta

Yayınevi, İstanbul 1989, 9. Bası, s. 1112-1114), 'Mahkeme uyma üzerine yaptığı yargılama sonucunda yine

eski kararına ulaşabilecektir. Bunu engelleyen bir durum söz konusu değildir. Uyma mahkemenin kararındaki

aykırılıkları kabul ederek yargılamaya girişmesidir. Fakat yeni yargılama sonunda eski sonucun ortaya çıkması

da mümkündür... Serbestlik kuralının istisnaları iki tanedir. Bozmanın belirli bir eksiklik nedeniyle olması ve yalnız

sanık lehine temyiz davasının açılmış olmasıdır.' (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Yayıncılık,

2005, s. 500-501), 'Uymadan sonra serbestlik kuralının muhatabı Yerel Mahkeme veya bölge adliye mahkemesi

olup, uyma kararı veren mahkemenin kural olarak uyma kararı sonrasında vereceği hükümdeki serbestliği ifade

eder. Yeniden yapılacak kovuşturmada Yerel Mahkeme veya bölge adliye mahkemesi önceki kararın aynısını

verebileceği gibi, ondan daha ağır ya da daha hafif bir sonuca da ulaşabilir. Hatta sanıklar hakkındaki kararlar

öncekiyle aynı veya farklı olabileceği gibi aynı olmakla birlikte sadece hukuksal tavsif bakımından farklı bir

hüküm verilebilecektir... Uymadan sonraki serbestlik kuralının iki istisnası vardır. İlkin Yargıtay’ın belli bir eksiklik



nedeniyle kararı bozduğu hallerde, uyma kararıyla birlikte bu eksikliğin giderilmesi gerekir. İkinci olarak, sadece

sanık lehine temyiz halinde, önceki cezadan daha ağır bir cezaya hükmetmemek gerekir.' (Bahri Öztürk Veli

Özer Özbek-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 6. Bası,

s. 459-461), 'Mahkemenin Yargıtay’ın hukuka aykırılığa ilişkin tespitlerine katılmama hakkı vardır. Bu durum

hâkimlerin bağımsızlığının doğal bir sonucudur... Bozmaya uyularak duruşma açan mahkeme, duruşmada

yapacağı işlemler ve vereceği karar konusunda serbesttir. Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır. 1- Bozmaya

uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir. 2- Hüküm sadece sanık lehine

temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez.' (Nur Centel - Hamide Zafer,

Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014, 11. Bası, s. 790-791), 'Bozmaya uymadan sonraki

duruşma, önceki duruşmanın devamı niteliğinde olduğundan, mahkeme serbestçe yeni karar verecektir. Yani

ne eski kararı ile ne de Yargıtay’ın kararı ile bağlıdır. Buna bozmadan sonraki serbestlik ilkesi denilmektedir.'

(Ali Rıza Çınar, Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu, Turhan Yayınevi, Ankara, 2006, s. 165), 'Mahkeme yeniden

hüküm verirken, kural olarak ne önceden vermiş olduğu kendi kararıyla ne de istinaf veya temyiz mahkemesinin

kararı ile bağlı olacaktır. Buna bozmadan sonra serbestlik kuralı denilmektedir.' (Nurullah Kunter - Feridun

Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul,

2010, 18. Bası, s. 1782) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.

Diğer yandan, Ceza Genel Kurulunun 27.05.2014 tarihli ve 54-280, 24.04.2012 tarihli ve 391-173

ile 17.04.2007 tarihli ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere pek çok kararında, uyma kararının

dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu,

bozmaya uymakla, Yerel Mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme

ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri

dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan

kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan Yerel Mahkemenin dönülemez nitelikteki bu karardan

sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu açıklanmıştır. Böylece, öğretide,

'Özel Dairelerce bir eksiklik nedeniyle yapılan bozma kararlarına uyma kararı verilmesi halinde bozma

doğrultusunda hareket etme zorunluluğu' olarak ifade edilen istisna, uyma kararı verildikten sonra

bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde uyma doğrultusunda işlem yapma zorunluluğu biçiminde kabul

edilegelmiş ve istikrarlı olarak uygulanmıştır.

Buna göre, hükmün temyiz incelemesini yapan Özel Dairece açıkça onanmaması hâlinde kararın

kesinleştiği ileri sürülemeyecek, bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağı için, bozmaya uyma

kararı verilmesi durumunda, sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilerek yeni bir karar

verilecektir.

Bununla birlikte uymadan sonraki serbestlik ilkesinin,

1- Özel Dairelerin bozma ilamlarına Yerel Mahkemece uyma kararı verilmesi halinde, bozma kararında

belirtilen hukuka aykırılıkla yani bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde bozma doğrultusunda hareket

etme zorunluluğu,

2- 1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması

gereken 326/son maddesinde düzenlenen 'cezayı aleyhe değiştirememe' veya 'aleyhte düzeltme yasağı'

şeklinde iki istisnası bulunmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde,

Sanıklar D.B. ve Ö.Ş.B.’in, katılanlar T.C. ve M.K.T.’ın, sanık D.B. aleyhine açtıkları hukuk davasında delil

olarak sundukları iki adet özel belgenin gerçek olduğunu bildikleri hâlde, katılanların bu belgeleri sahte

olarak düzenleyip mahkemeye sunduklarını iddia ederek, katılanlar hakkında soruşturma başlatılmasını

sağlamak suretiyle iftira suçunu işledikleri iddiasıyla haklarında açılan kamu davasında yapılan yargılama

sonucunda, sanıkların iftira suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin verilen hükümlerin Özel Dairece, sanıkların

iftira kastıyla hareket ettiklerine dair gerekçeye kararda yer verilmemesi ve eylemlerinin anayasal

şikâyet hakkı kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar

verilmesi üzerine, Yerel Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda sanıkların önceki

hüküm gibi cezalandırılmalarına karar verildiği olayda, bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda

Yerel Mahkemece, sahteliği iddia edilen belgelere dair alınan raporlarda yapılan tespitlerin, tarafların

ve tanıkların beyanlarında ileri sürülen hususlarla birlikte değerlendirilmesi suretiyle, sanıkların suça

konu belgelerin gerçek olduğunu bildikleri hâlde katılanlara iftira attıklarına, bu bağlamda eylemlerinin

anayasal şikâyet hakkı kapsamında olmadığına dair varılan kanaate kararda yer verildiği, böylelikle, bozma

ilamı doğrultusunda açıklama ve değerlendirme yapılarak hüküm kurulduğu anlaşıldığından, bozma

kararından sonra kurulan hükmün bozmayı etkisiz kılma niteliğinde olmadığının kabulü gerekmektedir.

Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar

verilmelidir.

13

...

   YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 16.05.2019 tarihli ve 60-431 sayılı

Benzer Konular (10)